Göçmenler, Türkiye ve Türkiyeli emekçiler açısından AB Göç ve İltica Paktı
Avrupa Birliği (AB), göçmen düşmanı ikiyüzlü politikalarına bir yenisini ekledi: 12 Haziran’da yürürlüğe giren yeni AB Göç ve İltica Paktı. Avrupa Komisyonu, paktın prosedürleri hızlandıracağını, adil sığınmacılık uygulamaları getireceğini, daha güçlü dış sınır koruması sağlayacağını ve dayanışma ile sorumluluk arasında bir denge kuracağını iddia ediyor. Ancak esas hedef, göçmenlerin hayatlarını yine devletler arası bir pazarlık konusu haline getirmek. Pakt ile getirilen yeni kurallar; “prosedürleri hızlandırma” adı altında göçmenlerin mağduriyetine, mülteci ve sığınmacı haklarının gasp edilmesine zemin hazırlıyor. Kısacası, yeni paktla beraber göçmenlerin durumu iyiye gitmeyecek.
Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) 2025 Küresel Göç Raporu’na göre 2014’ten beri en az 82 bin kişi göç yollarında hayatını kaybetmiş. En ölümcül rota, Avrupa’ya uzanan göç yolları. Belli ki karnesi sınırlarında işlediği göçmen cinayetleriyle dolu olan AB, sınırlarını daha da güçlendirerek kendini temize çıkarmak istiyor.
AB Göç ve İltica Paktı, Türkiye için ne anlama geliyor?
Türkiye’nin zaten yıllardır AB için sınır bekçiliği yaptığı hesaba katıldığında, yeni paktla beraber AB’nin tampon bölge ve geri gönderme merkezi olarak kullanacağı “güvenli üçüncü ülke”lerden biri olması beklenebilir. Bununla birlikte, AB kadar Tek Adam rejiminin de ikiyüzlü ve göçmen karşıtı bir politika yürütmekte olduğuna dikkat çekmek gerekir. Türkiye Cumhuriyeti, Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi’ne imzacı olduğu halde sözleşmeye koyduğu coğrafi şerhi koruyor. Bu şerhe dayanarak, Avrupa dışından gelen göçmenlerin mültecilik statüsünü tanımıyor. Bu, Türkiye’deki başta Suriyeliler olmak üzere milyonlarca göçmenin uluslararası olarak tanınmış mültecilik haklarından faydalanamaması demek.
Türkiye’nin, AB ülkeleri dışında da operasyon yürüten Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı Frontex ile anlaşmaları mevcut. Dolayısıyla Frontex kuvvetlerinin ülkede cirit atması da gündeme gelebilir ve Türkiye’ye gelen/gönderilen göçmenlerin hayatlarının daha büyük bir belirsizliğe sıkışması beklenebilir. Halihazırda Türkiye’deki göçmenlerin sefalet koşullarına mahkûm olduğu, en güvencesiz işgücünü sağladığı ve sadece iktidar değil düzen muhalefetinin de çabalarıyla göçmenlerin daima düşmanlaştırıldığı bir ortam çok uzun zamandır söz konusu. Hal böyleyken, yeni pakt ile birlikte Türkiye’deki göçmenlerin durumunun daha da kötüleşeceğini beklemek şaşırtıcı olmayacak.
Bu noktada soruyu bir de şöyle soralım: AB Göç ve İltica Paktı, Türkiyeli emekçiler için ne anlama geliyor? Göçmenlerin sınıf kardeşimiz olduğu ve kimsenin sebepsiz yere göçmediği gerçeği ile başlayabiliriz yanıta. Göçmen haklarını savunmak yalnızca bir insan hakları meselesi değildir. Göçmen haklarını savunmak; başta Avrupa Birliği olmak üzere emperyalist ülkelerle ve işbirlikçileriyle, yani sayısız insanın göç etmek zorunda kalmasının, yerinden edilmesinin ve göç yollarında hayatını kaybetmesinin bizzat müsebbibi olanlarla mücadele etmek anlamına da gelir. Dolayısıyla göçmen ve mülteci haklarının savunusu, emekçilerin daima gündeminde yer almak ve mücadele programının bir parçası olmak zorunda.
Yorumlar kapalıdır.