28 Şubat tarihinde ABD’nin ve Siyonist devletin İran’a yönelik emperyalist saldırıları sonucu Ortadoğu’da savaş yeniden bir gerçeklik haline gelmişti. Aradan geçen altı ay boyunca, ilan edilen çeşitli ateşkesler ve bu ateşkeslerin her seferinde emperyalist cephe tarafından bozulmasıyla şekillenen gerilimli bir sürece tanıklık ettik. Bu bağlamda ağustos ayı boyunca yaşananlara tekrar göz atmak, savaşın geleceğini anlamak için büyük önem taşıyor.
Bilindiği üzere 8 Temmuz’da NATO zirvesi esnasında Trump, süregelen saldırganlık karşısında İran’ın Hürmüz Boğazı’nda üç tankeri hedef almasının ardından Pakistan arabuluculuğunda gerçekleştirilen İslamabad Mutabakatı’nı sonlandırdıklarını açıklamıştı. Bu açıklamanın ardından temmuz ayı boyunca İran’a yönelik bombardımanlar devam ederken bir yandan da savaş Yemen cephesine sıçradı. Yemen’de İran destekli Husiler ile ABD’nin sadık müttefiki Suudi Arabistan arasında gerilimler yükselirken, Husilerin Suudi Arabistan’a karşı deniz ablukası ilan etmesi ve karşılıklı saldırılarla birlikte temmuz ayının sonlarında petrol varili fiyatları 105 doları buldu. ABD-İsrail-Suudi Arabistan ve İran-Husiler cepheleri arası gerilimlerin giderek tırmandığı, savaşın artık Hürmüz Boğazı’nı aşıp Kızıldeniz’e dayandığı bir konjonktürde ağustos ayına girdik.
Ağustos ayının başında ise bir yandan Suudi Arabistan Husilerin saldırılarına misilleme olarak Irak’ta İran yanlısı milis güçlerini hedef alırken, bir yandan ABD’nin İran’da stratejik noktaları hedef alan saldırıları 2 yaşında bir çocuğun katledilmesine sebep oldu. Siyonist devletin İran’daki enerji altyapısının vurulması talebi ve Trump’ın İran “artık dayanamıyoruz diyene” kadar saldırıları devam ettirme tehditleri ise hızla boşa düştü. Başta petrol olmak üzere dünya enerji piyasasında yeni bir krizin baş vermesinden korkan emperyalist cephe, 2 Ağustos’ta “hızlı bir anlaşma” şartıyla planlanan yoğun saldırıları askıya aldığını açıkladı. Sıcak savaşın geçici olarak durulmasını ise ABD’nin Hürmüz’de yeniden deniz ablukası ilan etmesi ve geniş çaplı bir ekonomik yaptırım stratejisi izledi. İran cephesinde her ne kadar savaş durmuş gibi gözükse de Yemen’de iç savaş yeniden alevleniyordu. Yemen hükümeti aylar sonra ilk defa Husilere karşı taarruza geçti ve ağustos ayı boyunca Yemen hükümeti, Suudi Arabistan ve Husiler arasında karşılıklı saldırılar devam ederken 2022’de Birleşmiş Milletler aracılığıyla ilan edilen ateşkesten beri en sert çatışmalar yaşanıyor.
ABD’nin İran’a yönelik ekonomik yaptırım stratejisi ise 17 Ağustos’ta İslamabad Mutabakatı’nda tarif edilen 60 günlük sürenin sona ermesinin ardından yeni bir aşamaya geçti. 19 Ağustos’ta gerek Trump’ın gerek ABD Hazine Bakanı Bessent’in işaret ettiği “eşi benzeri görülmemiş ekonomik yaptırımlar” 24 Ağustos’ta kesinlik kazandı. Bessent’in “ekonomik boğma” olarak adlandırdığı bu yaptırımlarda İran’ın motor gücü olarak tarif edilen beş sektör (dijital varlıklar, teknoloji, altın, havacılık ve gemicilik) ve bu sektörlerde faaliyet gösteren 60 uluslararası şirket-yapılanma hedef alınıyor. ABD, bu yaptırımlarla birlikte İran ile aktif ticarette bulunan (başta en büyük üç ticaret ortağı Çin, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye olmak üzere) ülkelere de gözdağı verirken İran, ABD yaptırımlarına katılan devletlerin “düşman” sayılacağını açıkladı.
Tüm bu gelişmeler, ABD emperyalizminin ve bölge müttefiklerinin askeri alanda aldıkları yenilgiyi ekonomik olarak aşma girişimlerine işaret ediyor. Bu stratejinin ne kadar başarılı olacağı ise muallak: Hürmüz Boğazı henüz açılmış değil ve petrol varil fiyatları hâlâ 90 dolar etrafında seyrediyor. Trump’ın çıkmazı işte tam olarak burada: Ne ABD toplumunun ağırlığının desteklemediği bu savaşı askeri olarak kazanabiliyor ne de ekonomik alanda dünya kapitalizminin krizini derinleştirmeyecek bir çözüm üretebiliyor. Kasım ayındaki ABD ara seçimlerine kadar bu krizin altından kalkamazsa iktidarı büyük bir darbe alabilir. Zaman daralıyor, Trump ise gittikçe köşeye sıkışıyor. Bu köşeye sıkışma halinin nasıl gelişmelere gebe olduğunu ve sıcak savaşın tekrar gündem olup olmayacağını hep birlikte göreceğiz.
