Yeni uyanmışız, güne başlarken yataktan kalkmadan yaptığımız ilk iş nerdeyse hemen telefona bakmak oluyor. Mesajlar, haberler derken, X’te kim ne yazmış diye hızlıca aşağı doğru kaydırıyoruz. Son zamanlarda bunu Türkiye’de yaparken başka bir şeye daha alışmaya başladık: dün takip ettiğimiz bir gazetecinin, ekonomistin, sendikanın ya da haber sitesinin hesabının bugün artık karşımıza çıkmamasına. İlk zamanlarda tek tük yaşandığında yine bir erişim engeli deyip geçiyorduk, fakat artık ortada bundan çok daha büyük bir sorun var. Önce haberler ve internet siteleri engelleniyordu, şimdi ise doğrudan hesabın kendisi, yıllardır biriktirdiği arşiv ve ağındaki yüz binlerce insanla birlikte Türkiye’de görünmez hale getiriliyor. Görünen o ki iktidar, yönetmekte zorlandığı her yeni krizde onu toplum yararına çözmek yerine sansürü, baskılamayı daha az maliyetli buluyor.
Dijital sansür giderek yaygınlaşıyor
İfade Özgürlüğü Derneği’nin (İFÖD) EngelliWeb 2025 raporuna göre Türkiye’de 2025 sonu itibarıyla 1,5 milyondan fazla site ve alan adı erişime engellendi. Fakat asıl dikkat çekici değişim, engelin tek bir içeriğe değil hesabın tamamına yönelmesi. Geçen yıl 19 Mart’ta bunun bir provasını yaşadık. İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından sosyal medya ve mesajlaşma platformları yaklaşık 42 saat yavaşlatıldı, birkaç gün içinde yaklaşık 25,8 milyon takipçiye ulaşan 985 Twitter hesabı görünmez hale getirildi. 2026’da da bu uygulamalara ara verilmedi. Kadın, lgbti+ örgütleri, muhalif haber siteleri yine hedefteydi. İletişim Başkanlığı’nın 27 Temmuz’da açıkladığı “son yedi ayda 6 bin 644 sosyal medya hesabına erişim engeli” rakamı bile bunun artık istisna olmadığının net bir kanıtı.
Ağustosta sansür altyapıya da yayıldı. EngelliWeb’e göre Siber Güvenlik Başkanlığı 7 Ağustos’ta tek günde en az 1.048 alan adını engelledi. Eylülde ise dalga yeniden kitleselleşti. Geçtiğimiz ayın 22’sinde spekülasyon gerekçesiyle 194 X hesabı engellendi, sonraki günlerde ise bu sayı giderek katlandı ve Kısa Dalga, Evrensel ve MLSA engellenenler listesine eklendi. Bu sansürü yıllardır belgeleyen Yaman Akdeniz’in hesabının da engellenmesi gelinen noktanın trajikomikliğini gösteriyor.
Gerekçe değişiyor, yöntem değişmiyor
Bir gün milli güvenlik, başka bir gün kamu düzeni, spekülasyon ya da müstehcenlik. Nedenler değişiyor ama yöntem aynı: iktidarın hoşuna gitmeyen bilginin dolaşımını daraltmak, görünmez kılmak. Platformlar da bunun dışında değil kesinlikle, Saray tarafından verilen emirleri uygulamak için birbirleriyle yarışıyorlar. Yani bunları yalnızca ifade özgürlüğü başlığı altında değerlendirmek yeterli olmaz, çünkü görünmez kılınan sadece 140 harf değil! Bu tür platformlar ile şirketin işçiyi hangi koşullarda çalıştırdığı, iş cinayetinin sorumluları, yeni başlayan mücadeleler, yağmalanan bir orman, madene açılan bir dağ, sermayeye verilen teşvikler, kamu ihaleleri ya da milyonların parasının nereye gittiği herkes tarafından görülüyordu. Ayrıca iktidar kadar sermayenin de işine geliyor bu sessizlik. Doğa talanı görünmesin, işçi ölümü birkaç gün içinde unutulsun, şirketin kârı konuşulsun ama o kârın nasıl yaratıldığı sorulmasın. Sansür bu yüzden yalnızca konuşanı değil, tüm toplumu hedef alıyor.
Ne yapmalı?
Sansürü yalnızca ifade özgürlüğü başlığına sıkıştırmak eksik kalır. Bu kapatılan hesaplar çoğu zaman vatandaşın doğrudan hayatına değen bilgiyi taşıyordu; hangi fonun battığı, nerede direniş olduğu veya bu sefer nerede doğayı talan ettikleri gibi. Asıl sorun, bunun sıradanlaşması ve bilginin, ağların ve arşivin durmadan yok edilmeye çalışılması. Tamamen ticarileşmiş platformlar buna çanak tutarken, olanları ifşa etmeliyiz. Kendi platformlarımızı kurmak, finanse etmek ve bunun yaygınlaşması için mücadele etmeliyiz. Çünkü çarkların döndüğü bu yapı bizi her gün biraz daha sansür baskısı altında sindirmeye ve görünmez kılmaya çalışacak.
