İsrail seçimleri: Sandık, sömürgeciliği ortadan kaldıramaz

Date:

Share post:

Sömürgeciler 27 Ekim Salı günü sandık başına gitti. Filistin halkının mülksüzleştirilmesini kimin yöneteceğine karar vermek için beş yıl içinde dördüncü kez oy kullandılar. Seçime katılım oranı yüzde 77,7’ye ulaşarak 1999’dan bu yana en yüksek seviyeyi gördü. Yerleşimci seçmen kitlesi, aynı sömürgeci projenin iki farklı yöneticisi arasında tercih yapmak üzere rekor düzeyde sandığa gitti.

Oyların yarısından fazlası sayılmışken Netanyahu’nun bloku, çoğunluk için gereken 61 sandalyenin altında kalarak Knesset’te 55 ila 56 sandalye kazanırken muhalefet 64 ila 65 sandalyeye ulaştı. Sandık çıkış anketleri Likud’un yaklaşık 27 sandalyeyle en büyük parti olduğunu, Gadi Eisenkot’un Yaşar Partisi’nin ise 21 sandalyede kaldığını gösterdi. Nihai sayımın cuma günü tamamlanması, resmi sonuçların ise 4 Kasım’da açıklanması bekleniyor. Oy sayımı biter bitmez koalisyon pazarlıkları başlayacak. Cumhurbaşkanı Herzog’un hükümeti kurmakla görevlendireceği adayın önünde 42 günlük bir süre olacak.

Ancak seçim yarışının kendisinden çok, hangi siyasal zeminde yürütüldüğü önem taşıyor. Eisenkot, Gazze’yi yerle bir eden ordunun eski genelkurmay başkanı. Aynı blokun önemli isimlerinden Naftali Bennett ise siyasi kariyerini yerleşimlerin genişletilmesi üzerine inşa etti. Muhalefetin vaat ettiği “değişim”, yönetici kadroların değişmesinden ibaret. Hangi blok iktidara gelirse gelsin savaş, abluka, yerleşimler ve apartheid hukuk düzeni varlığını sürdürecek.

Netanyahu, seçim kampanyasını 1948 topraklarında yaşayan Filistinlileri hedef alarak tamamladı. Arap seçmenleri “Müslüman Kardeşler destekçileri” olarak nitelendirdi; onları sandık merkezlerini basmak ve seçimleri çalmakla suçladı. Sömürgeci düzen, Filistinlilerin varlığını her zaman bir tehdit olarak gördü. Sandık da bu yaklaşımın dışında değil. Filistinli yurttaşlar ise buna kendi rekor katılımlarıyla karşılık verdi. Haaretz, Arap seçmenlerin katılımının daha önce görülmemiş bir düzeye ulaştığını, Arap partilerinin toplamda 19 sandalye kazanmasının beklendiğini bildirdi.

Bu, halk iradesinin gerçek bir ifadesi olmakla birlikte ciddi bir siyasal sınırla karşı karşıya. Filistinli bir blok, kısa süreli bir istisna hariç, bugüne kadar işgal altındaki toprakları yöneten bir hükümette yer almadı ve sandalye sayısındaki hiçbir değişim bu gerçeği ortadan kaldırmıyor. Yerleşimci-sömürgeci bir rejimin parlamentosu, sömürgecinin siyasal iktidar araçlarından biridir. Filistinliler ise bu alanı kazanımlarını korumak ve haklarını savunmak için kullanıyor.

Gazze’de 10 Ekim 2025’te ilan edilen ateşkes, katliamları durdurmadı. Yüzden fazla insani yardım ve insan hakları örgütü, İsrail güçlerinin her gün Filistinlileri öldürmeye ve yaralamaya devam ettiğini belirterek ateşkesin yalnızca kâğıt üzerinde var olduğunu açıkladı. Gazze Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre ateşkesten bu yana 1.493 kişi öldürüldü; 12 Ekim itibarıyla toplam can kaybı 74.382’ye ulaştı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi ise ateşkesin ilanından Temmuz 2026 sonuna kadar, 268’i çocuk olmak üzere çatışmayla bağlantılı 1.076 ölümü doğruladı.

Sözde “sarı hat”, Gazze Şeridi’ni fiilen parçalara ayırıyor. Islamic Relief’in verilerine göre bu hat, Gazze’nin yaklaşık yüzde 65’ini İsrail’in kontrolüne bırakırken yaklaşık 2,1 milyon insanı geriye kalan yüzde 35’lik alana sıkıştırıyor. Physicians for Human Rights’ın tespitlerine göre Gazze’deki 36 hastanenin hiçbiri tam kapasiteyle çalışamıyor. Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC), temmuz ayında nüfusun yüzde 59’unu oluşturan 1,2 milyondan fazla insanın kriz düzeyinde veya daha ağır gıda güvensizliğiyle karşı karşıya olduğunu bildirdi ve yeni bir kıtlık riskinin devam ettiği uyarısında bulundu.

Birleşmiş Milletler Soruşturma Komisyonu, Eylül 2025 ve Haziran 2026’da yayımladığı iki ayrı değerlendirmede İsrail’in soykırım işlediği sonucuna vardı. Ateşkes kapsamında vaat edilen yeniden inşa süreci başlamadı, yönetimin devrine ilişkin süreç ise çıkmaza girdi. İnsani yardımın giriş miktarı işgalcinin keyfi kararlarına bağlı kalmaya devam ediyor. Ekim ayının ilk haftasında Gazze’ye 829 yardım tırı girdi. Bu sayı bir önceki haftaya göre yüzde 43’lük bir düşüş anlamına geliyor. Refah Sınır Kapısı ise yolcu geçişlerine kapalı kaldı.

Sömürgeci proje, ağırlık merkezini Batı Şeria’ya kaydırmış durumda. Burada ilhak, buldozerler ve silahlar aracılığıyla ilerliyor. Washington Post, hükümet destekli onlarca yerleşim ve ileri karakolun coğrafyayı yeniden şekillendirdiği, son yılların en yoğun yerleşimci şiddeti ve sindirme kampanyalarından birini aktardı. 26 Ekim’de, ordunun geniş çaplı askeri operasyonlarını yoğunlaştırması sonucunda El Halil’de 3 binden fazla Filistinli evlerinden zorla çıkarıldı. El Halil Belediye Başkanı, Netanyahu’yu bu operasyonu yerleşimci oylarını kazanmak amacıyla kullanmakla suçladı. Filistin köy yaşamının hem ekonomik hem de kültürel temelini oluşturan zeytin hasadı artık bir çatışma alanına dönüşmüş durumda. 17 Ekim’de yerleşimciler, Taybeh yakınlarında aralarında Fransız bir belediye başkanının da bulunduğu Avrupalı diplomatlara saldırdı. Fransız belediye başkanı, bu saldırının İsrail hükümetinin yerleşimci şiddetine gösterdiği hoşgörüyü ortaya koyduğunu belirtti. İnsan hakları örgütü B’Tselem’e göre, üst düzey yetkililerin kullandığı dil, çocuklar da dahil olmak üzere Filistinlilere yönelik şiddeti körüklüyor ve onları insan olarak görmeyen anlayışı normalleştiriyor.

Birleşmiş Milletler’in belgeleri, bu saldırıların sistematik niteliğini ortaya koyuyor. BM İnsan Hakları Ofisi’ne göre yerleşimci şiddeti, İsrail güvenlik güçlerinin desteği ve doğrudan katılımıyla C Bölgesi, Ürdün Vadisi ve B Bölgesi’nin bazı kesimlerinde geniş alanların Filistinli nüfustan arındırılmasına yol açıyor. Zorla nüfus transferi bir savaş suçudur ve insanlığa karşı suç da teşkil edebilir.

Yerleşim inşaatları da bu şiddetle aynı doğrultuda ilerliyor. Fransa, Almanya, İtalya ve Birleşik Krallık, Batı Şeria’yı parçalayacak E1 projesinin Ağustos 2025’te onaylanmasının ardından bir yıldan kısa sürede 28 bin konut biriminin onaylandığını ve bunun tarihsel bir rekor olduğunu açıkladı. Aynı hükümetler, Ekim 2025’te 264 yerleşimci saldırısı kaydedildiğini, bunun BM’nin 2006’da kayıt tutmaya başlamasından bu yana en yüksek aylık sayı olduğunu belirtti.

Plan International’ın verilerine göre Ekim 2023 ile Eylül 2026 ortası arasında Batı Şeria’da en az 250’si çocuk olmak üzere 1.136 Filistinli öldürüldü. Uluslararası Adalet Divanı, işgalin sona erdirilmesi ve İsrail’in işgal altındaki bütün Filistin topraklarından çekilmesi gerektiğine hükmetti. Sömürgeci rejimin bu karara yanıtı ise daha fazla yerleşim, daha fazla yıkım ve daha fazla askeri baskın oldu.

Savaş bölgenin genelinde hüküm sürüyor. 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaşı başladı ve 8 Nisan’daki ateşkese kadar 40 gün sürdü. Lübnan’da zeytin üreticileri, insansız hava araçları ve savaş uçaklarının gölgesinde hasat yapıyor. Sürekli savaşa bağımlı bir sömürgeci proje, varlığını sürdürebilmek için sürekli düşmanlara ihtiyaç duyuyor ve bu düşmanları yeniden üretmeye devam ediyor.

Yerleşimci-sömürgeci bir rejim toprağa el koyar, insanları kökenlerine göre hiyerarşik biçimde sınıflandıran bir hukuk düzeni kurar ve bu düzeni dışarıdan sağlanan silahlarla, emperyalist güçlerin siyasal ve askeri himayesi altında korur. ABD bu rejimi silahlandırıyor. Avrupa hükümetleri kınama açıklamaları yayımlarken ticari ilişkiler devam ediyor. Silah tekelleri ise kârlarını büyütüyor. Bütün bunların bedelini bölgenin emekçi halkları evleriyle, zeytin ağaçlarıyla ve yaşamlarıyla ödüyor.

Gerçek değişim, sömürgeci egemenliği sona erdirecek örgütlü siyasal ve toplumsal baskıyla mümkündür. Sürekli ve örgütlü boykot, yatırımların geri çekilmesi ve yaptırımlar, silah ambargoları, liman işçilerinin ve sendikaların silah sevkiyatlarını reddetmesi bu mücadelenin somut araçlarıdır. Bu değişimin temelinde, Filistin halkının kitlesel direnişi ve dünyanın dört bir yanındaki işçilerin enternasyonalist dayanışması bulunuyor.

Başbakanın değişmesi bunların hiçbirini sağlamaz. Eisenkot, Bennett ve Netanyahu taktikler konusunda ayrışırken Ürdün Vadisi, El Halil ve sarı hat konusunda aynı sömürgeci siyasette birleşiyor. Filistin halkının talepleri ise değişmedi: işgalin sona ermesi ve mültecilerin geri dönüş hakkının hayata geçirilmesi. 27 Ekim seçimleri bu taleplerin hiçbirine yanıt vermiyor.

Son Yazılarımız