ABD seçimleri: Trump kaybetti

İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal’in (İUB-DE) Arjantin seksiyonu Sosyalist Sol’un (Izquierda Socialista) önderlerinden José Castillo yazdı.

Donald Trump, ABD’deki ara seçimlerde yenilgiye uğradı. Hem Temsilciler Meclisi’nin hem de Senato’nun kontrolünü kaybetti. Bu, dünyanın dört bir yanındaki halkların mücadelelerine güç katan büyük bir haber.

Donald Trump daha iki yıl önce ABD başkanlığını açık farkla kazanmıştı. Bugün ise çoğunluğa sahip olduğu Kongre’nin iki kanadının da kontrolünü kaybetti. Cumhuriyetçiler Güney Carolina, Kuzey Carolina, Ohio, Kansas, Iowa, Teksas ve Maine’deki koltukları kaybetti. Bazı yerlerde, Kansas, Teksas ya da iki Carolina gibi onlarca yıldır kaybetmedikleri eski kalelerinde, gerçek anlamda tarihi yenilgiler aldılar. Trump, Nebraska’da 2020’de Kellogg’s grevine önderlik etmiş bir sendikacı olan bağımsız aday karşısında da kaybetti. Önceki seçimlerde sonuçların başa baş çıktığı Georgia’da bu kez Demokratlar rahat bir zafer kazandı; eyalette tarihte ilk kez Afro-Amerikan bir kadın vali olacak. Teksas’ta da valiliği Hispanik bir kadın kazandı. Kaliforniya’da ise (bu örnekte beklendiği gibi) Demokratlar açık bir zafer elde etti; eyalet tarihinin ilk Latin valisi olacak Xavier Becerra seçildi.

Seçimlere katılımın düşük olduğu ve oyların iş gününde kullanıldığı bir ülkede, bu kez Trump’ı yenilgiye uğratmak amacıyla, özellikle gençler arasında büyük bir hareketlilik göze çarptı.

Elbette şunu açıkça görmek gerekiyor: Kazanan parti, ABD emperyalist siyasi rejiminin diğer ayağı olan ve en az Cumhuriyetçi Parti kadar dünyanın başlıca gücünün ekonomik egemenlerine bağlı olan Demokrat Parti’den başkası değil. Bu parti de büyük ölçüde İsrail devletinin politikasına ve ABD emperyalizminin öteden beri sürdürdüğü boyun eğdirme ve yağma politikasına bağlı ve bu politikaların destekçisi. Bir yıl önce New York belediye başkanlığını kazanan Mamdani’de ya da şimdi Michigan’dan senatör seçilen Abdul El-Sayed’de olduğu gibi, Demokrat Parti’nin yerleşik yönetimini yenerek öne çıkmayı başaran birkaç radikal adayın varlığı bu gerçeği değiştirmiyor.

Trump neden kaybetti?

Bunu da okuyunABD-İran Anlaşması ya da emperyalizmin sınırları

ABD’nin bugünkü başkanı, ülkenin uzun süredir içinden geçtiği krize son verme vaadiyle iktidara gelmişti. Şapkalarda ve tişörtlerde durmaksızın tekrarlanan kampanya sloganı “Make America Great Again” (“Amerika’yı yeniden büyük yapalım”), işçi sınıfının ve emekçi halkın geniş kesimlerine ücret artışları, daha fazla iş ve hayat pahalılığında düşüş gibi maddi bir iyileşme vaat ediyordu. Bunların hiçbiri gerçekleşmedi: Enflasyon aile bütçelerini kemirmeye devam etti; çocuklarının eğitimini, sağlık giderlerini, konut kredisi taksitlerini ya da yalnızca arabasına benzin almayı karşılayamayanların sayısı giderek artıyor. İran’a yönelik saldırıların körüklediği benzin zamları, hatta klasik “Meksika burritosu” gibi temel tüketim ürünlerinin fiyatlarındaki artış hükümete karşı öfkeyi büyüttü. Trump’ın ekonomi politikası hiç tereddüt etmeden büyük patronları kayırdı; onların vergileri düşürülürken işçilere kemer sıkma dayatıldı ve sosyal hizmetler kesildi. Tüm bunlar Trump’a yönelik tepkiyi büyüttü; bu tepki anketlere yansıyordu (yüzde 60’tan fazlası onun politikalarına açıkça karşı çıkıyordu) ve şimdi seçimlerde de teyit edildi. Çok önemli bir nokta da göçmen nüfusa yönelik son derece şiddetli saldırıydı. Yakın zamanda kurulan ICE (Immigration and Customs Enforcement, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı), adeta baskınlar düzenleyerek göçmenlere, ailelerine, hatta onlara destek verenlere karşı insan avına girişti. Bu, terör yarattı; ama aynı zamanda ICE’ye karşı düzenlenen devasa eylemlerde ifadesini bulan bir tepkiyi de doğurdu. 2026’nın başında Minneapolis’te (Minnesota eyaleti) bir protesto dalgası, hatta genel grev (ABD’de gerçekten istisnai bir olay) patlak verdi; iki aktivistin öldürülmesinin ardından gelişen bu süreç, ICE’nin başındaki Todd Lyons’ın istifasıyla sonuçlandı.

Trump karşıtı protestolar bu iki yıl içinde giderek kitleselleşti. En dikkat çekici olanlar, çeşitli örgütlerin başkanın politikalarına ve otoriterliğine karşı çağrısını yaptığı, ülke çapında bir dizi eylemden oluşan “No Kings” (Krallara Hayır) protestolarıydı. Şiarları 50501 Hareketi’ydi (50 eyalet, 50 protesto, tek hareket). Başlıca eylem günleri 2025’in haziran ve ekim aylarında, bu yıl da mart ve ekim aylarında gerçekleşti; New York, Los Angeles, Washington D.C., Atlanta, Minneapolis, Miami ve San Diego gibi kentlerin yanı sıra yurt dışında da Londra, Madrid, Paris, Roma ve Barselona’da eylemler yapıldı. En geniş katılımın olduğu Mart 2026’da toplam yaklaşık sekiz milyon kişinin sokağa çıktığı tahmin ediliyor. Elbette Trump’ın ve yakın çevresinin bitmek bilmeyen kadın düşmanı, cinsiyetçi ve homofobik söylemlerini de, pedofili suçlamaları da dahil olmak üzere başkanın bizzat içinde olduğu Epstein skandalını da unutmamalıyız.

Trump’ın emperyalist karşı saldırısının başarısızlığı

Trump’ın yenilgisinde, hiçbir zaman hayata geçirilemeyen şatafatlı açıklamaları da önemli bir rol oynadı. Meksika’yı ve Kanada’yı ABD’ye katan haritalarını hatırlayalım. Ya da Grönland’ı ilhak etme tehditlerini.

Trump, Netanyahu’yla birlikte Gazze’deki Filistinlilerin tamamını yok ettikten ve/veya sürdükten sonra Gazze’yi bir Akdeniz tatil beldesine dönüştürme önerileriyle de çıkmaza saplanıyor. Son yıllarda ABD’de Filistin davasına desteğin ve Siyonist İsrail devletine karşı tepkinin, ülkenin en önemli üniversitelerindeki eylemler ve çadır eylemleriyle birlikte eşi görülmemiş biçimde büyüdüğünü hatırlamak gerekiyor.

Trump bu yıl, 2026’da, askeri alanda sözden eyleme geçti. Karakas’ı bombaladı ve Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu kaçırdı. Ancak Venezuela’ya “demokrasi” getirme vaatleri, yeni geçici devlet başkanı Delcy Rodríguez’le vardığı anlaşmayla bir anda boşa çıktı: ABD’lilerin lehine petrol yağması karşılığında Chavezci rejim “Maduro’suz” sürecek.

Ancak Trump en büyük başarısızlıklarını hiç kuşkusuz İran rejimini birkaç saat içinde tasfiye etme vaadinde yaşadı. “Koca bir uygarlığı haritadan silmekle” tehdit etmesine rağmen ABD başkanı hedefine ulaşamadı; tersine, İran hükümetinin Hürmüz Boğazı’nı kapatması nedeniyle eşi görülmemiş bir enerji krizine yol açtı. Petrol fiyatlarındaki astronomik artışla birlikte bu krizin sonuçları hâlâ çözülmüş değil.

Trump’ın yenilgisi tüm dünyada mücadele edenleri güçlendiriyor

ABD emperyalist aşırı sağının yenilgisi büyük bir haber. Elbette ABD’nin dört bir yanında milyonlarca genç, işçi, göçmen, kadın ve lgbti+ hareketlerinin ya da Filistin davasının aktivistleri sevinçli; moralleri yükseliyor.

Trump’ın aldığı bu ağır darbe, emperyalizme karşı mücadele edilen her yerde de coşkuyla karşılanıyor. Yarısömürge ülkelerde IMF’nin kemer sıkma politikalarıyla ezilenler arasında. İran’daki katliamcı saldırılara ya da Gazze’deki soykırıma direnenler arasında. Avrupa’da artık onlara sunacak hiçbir şeyi kalmamış bir kapitalizme karşı meydanları dolduran gençler arasında.

Trump kaybetti. Milei’lerin, Bolsonaro’ların, Kast’ların, Bukele’lerin ya da de la Espriella’ların emperyalist patronu kaybetti. Soykırımcı Netanyahu’nun ortağı kaybetti. Hiç kuşkusuz işçi sınıfı ve dünyanın bütün sömürülenleri ve ezilenleri bir raund kazandı.

4 Kasım 2026

İlginizi çekebilir

Son yazılar

Tüm yazılar →

Yeni sayı çıktı

101. sayı · Kasım 2026