İşverene açılan bir paket daha!

20

Hükümet, yeni paketini açıkladı. Türkiye’yi sosyo-ekonomik yapısına göre dört bölgeye ayıran ve 12 sektöre yönlendiren teşvik ve istihdam paketi, devlet tarafından sunulacak teşvik araçlarını şöyle sıralıyor: Kurumlar veya gelir vergisi indirimi; SSK primi işveren hissesinin belli bir süre Hazine tarafından karşılanması; az gelişmiş bölgelerde yatırım için kullanılacak kredilerin faizinin bir bölümünün karşılanması; bölgesel, sektörel ve büyük proje bazında belirlenen ilkeler çerçevesinde yatırımlara yer tahsis edilmesi; KDV istisnası ile gümrük vergisi muafiyeti.

Ayrıca yeni paketin içeriğindeki, “toplum yararına yapılacak işler yolu ile 6 aya kadar iş imkânı”, ” 200 bin işsize meslek edindirme kursu”, “Lise ve üstü eğitim aldığı halde işsiz olan 100 bin gencin stajyer olarak istihdam edilmesi” ve onlara “6 aya kadar asgari ücretten düşük olmak kaydıyla maddi destek sağlanması”, “Özel istihdam bürolarına geçici iş ilişkisi kurma yetkisi verilmesi”, “30 Nisan 2009 tarihi itibariyle firmaların yılsonuna kadar mevcut istihdamlarına ilave olarak işe alacakları personelin sosyal güvenlik primlerinin 6 ay boyunca devlet tarafından karşılanması” gibi maddelerle 500 bin kişiye istihdam sağlanacağı iddiasında bulunuluyor. Bu iddia tahmini işsizlik oranının yüzde 25’lere ulaştığı bugünlerde kulağa hoş geliyor, bu inkâr edilemez. Ancak kulağa hoş gelen ama hoş gitmeyen laflar sayısız defa işittik, bu da inkâr edilemez.

Bir kere işçi ve emekçiler teşvik ve istihdam olmak üzere iki ayaktan oluşan bu paketin neresindeler? Paketin tamamını inceleyecek olursak yatırım adı altında geçen asgari tutarın 50 milyon TL’nin altına inmediğini görebiliriz. Bu durumda teşvik edilmediğimiz aşikâr, değil mi? Peki, acaba, şu istihdamla ilgili düzenlemeleri içeren bölümde düşünülmüş olabilir mi işçi ve emekçiler?

Üst kısımda paketin istihdama ilişkin bölümlerini alıntıladım; hepsinde 6 aylık bir süreden bahsediliyor. Belirtilen tüm düzenlemeler en fazla 6 aylık bir süreyi kapsıyor. Bu en temelde, hükümetin işsizliği azaltma değil erteleme amacıyla hareket ettiğinin göstergesi. Bir kere niyetlerimiz ortak değil, bunu bir kez daha görüyoruz. Ama hükümetin tek amacı ertelemek de değil, bundan da önemlisi, bu yüksek işsizlik oranlarından hareketle hükümetin yeni istihdam modellerine geçişi meşrulaştırıyor oluşu. Nedir bunlar? Bir kere işverene, işçiyi, ücret vermeden çalıştırma hakkı tanıyor. Dikkatinizi çekmiştir, önerilen yeni istihdam modellerinde, işçi, stajyer ya da geçici işçi konumunda çalıştırılırken ücreti ve sosyal güvenlik primleri devlet tarafından karşılanıyor.

Peki devlet bunları nereden karşılıyor? İki kaynak belirtiliyor: Hazine ve işsizlik fonu. Tam da burada çarpıcı bir tablo ortaya çıkıyor. Ücretlerimiz hazineden ve/ya işsizlik fonlarından karşılanıyor; peki, hazine zaten bizden alınan vergilerle, işsizlik fonu yine ücretlerimizden kesintilerle oluşturulmuyor mu?

Cevap açık. Peki, bu durumda, biz zaten bizim olanı almak için mi yeniden istihdama katılıyoruz… Paketten anlaşılan, evet! Ve yine paketten anlaşılan, işveren bu durumda emeğimizi karşılıksız kullanıyor. Özgür Müftüoğlu, bu nedenle, “Çalışma yaşamı literatürüne ‘geçici işçi’, ‘güvencesiz işçi’ kavramlarından sonra ‘bedava işçi’ kavramı da eklenmiştir” diyerek özetliyor durumu.

Görüldüğü gibi, bu krizin bizzat sorumluları olanlar vergi indirimlerinden yararlanırken, kriz dönemlerinde bile teşvik alırken, işçi ve emekçiler en başından beri olduğu gibi fedakârlık yapmaya çağrılıyor.

Sonuç olarak belirtmek gerekir ki, kriz fırsatçılığı paketin her köşesine yedirilmiş durumda ve zaten Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün de bu paketin “krizden sonraki fırsatları yakalamak için” çıkarıldığını önemle belirtiyor. Çünkü işverenler ve onların sözcüleri öyle emin ki krizden çıkacaklarına, nasıl olsa tüm yük işçi ve emekçilerin üstüne yığılıyor. Birileri bu krizden çıkamayacaksa bile bunlar bu yüzden kendileri değil!

Yazan: Cemre Sava (29 Haziran 2009)

Yorumlar kapalıdır.