Suç bataklığı devlet: Asalak bürokratlar, hükümet ve kukla oyuncusu patronlara dair

26

Hükümet elektronik kelepçe (e-kelepçe) tasarısıyla gündemde. Bu sayede kelepçe takılan tutukluların her an izlenebileceği dile getiriliyor. Ayrıca tasarının yasalaşmasıyla, 1 milyon 100 bin TL tasarruf edileceği ve 35 bine yakın tutuklu ve hükümlünün serbest kalacağı söyleniyor.

Huzur doldu içimiz, değil mi? Demokrasi rayına oturuyor, “insanca ceza” yöntemleri geliyor. Peki, nedir bu ceza makinesi? Toplum neden suç üretiyor? Neyi ıslah etmeye çalışıyor hükümet?

Cezaevleri taşıyor, çözüm e-kelepçe mi? * Türkiye’de yapımı devam eden 17’si dâhil, 384 cezaevi bulunuyor. 36 bin tutuklu, 21 bin hükmen tutuklu ve 63 bin hükümlüyle birlikte toplam 120 bin kişi ceza infaz kurumlarında. Yani neredeyse her 600 kişiden birisi hapis! Hükümet bir yandan gitgide kalabalıklaşan cezaevlerini boşaltmak istiyor, bir yandan da demokrasi örtüsü altında işçi ve emekçilere reklam yapıyor. Sanki elektronik kelepçe gelince suçları yaratan sorunlar çözülecek, 35 bin kişi serbest kalınca bir daha hiç kimse cezaevine girmeyecek! Biz biliyoruz ki devrimciler, Kürtler, haklarını arayan tüm işçi ve emekçiler en ufak bir hak talebinde bulunduklarında dahi, karşılarında, patronların sırtını dayadığı devleti buluyor.

Tasarruf mu? Dalga geçmeyin! * Esas görmemiz gereken, hükümetin patronlardan aldığı güçle, suçların sebepleriyle değil, sonuçlarıyla uğraşması. “Hangi ceza daha az masraflı olur?” mantığı. “Kendimizi nasıl daha hoş gösteririz?” mantığı. Oysa tasarruf denilen miktar bile ceza infaz kurumlarına ayrılan bütçenin o kadar küçük bir kısmı ki! Adalet Bakanlığı’nın toplam bütçesi 3 milyar 783 milyon 866 bin TL iken, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün bu bütçe içindeki payı 1 milyar 532 milyon 394 bin TL’ye karşılık geliyor. Yani yüzde 0,07’lik bir tasarruf söz konusu olan.

Asıl tartışmamız gereken * Kimse cezalara ayrılan bütçenin neden bu kadar büyük olduğunu tartışmıyor, asıl konuşmamız gereken bu değil mi? Neden suçu oluşturan sebeplerle savaşmıyoruz? Çünkü patronlar, tuzu kuru devlet bürokratları ve hükümet, herkesin ortak çıkarları için değil, yalnızca kendi çıkarları için çalışıyor! Emekçinin cebinden çalamayacakları hiçbir yatırımın onların gözünde değeri yok!

İnsanlar suça itiliyor, patronların devleti ve hükümet göz yumuyor * Kadınlara şiddet uygulayan eşler korunuyor, gazetecileri vuran faşistler saklanıyor, beş parasız işsiz kalanlara sahip çıkılmıyor. Devlet kurumları ve dev şirketler herkesi yoksulluğa ve suça itiyor. Eğitime ve istihdama yönelik hiçbir yatırım yapılmazken, ceza infaz kurumlarına ve askeri kurumlara milyarlar sıvanıyor. İşsizlik en çok gençliği vuruyor ve işi olanların da iş güvencesi yok!

Teşbihte hata olmaz * Bataklıkların üzerine bina edilmiş devletler hayal edin. Temeller çürüyor ve duvarlar sarsılıyor. Devlet bürokrasisiyle kol kola veren patronlar ve hükümet mensupları üst katlarda şampanyalarını yudumlarken, mahzenlerde polisi ve hâkimi, devletin bekası için silahları ve yasalarıyla binayı ayakta tutmaya çalışıyor. Peki, sizce bu tabloda biz işçi ve emekçiler nerede? Hükümet bataklığı mı ıslah ediyor, yoksa bizleri mi?

Yorumlar kapalıdır.