Kazanan Tüm Sınıf Olacak: Sendikalaşma mücadelesi ve UPS direnişi

122

Dünya çapında 200’den fazla ülkede, Türkiye’de ise 81 ilde toplam 290 şube ve servis aracılığıyla faaliyet gösteren UPS Kargo’da çalışan işçiler, Türk-İş’e bağlı TÜMTİS (Türkiye Motorlu Taşıt İşçileri Sendikası)’te örgütlenmeye başladıkları için işten çıkartılmışlardı. İşten çıkartmalara ve UPS’de sendikalı işçilere yönelik baskılara karşı 5 Mayıs 2010 tarihinde direnişe başlayan işçiler direnişteki 9. aylarına girdiler.

Yazın kavurucu sıcağında, şimdi ise kışın soğuğunda direnişe başladıkları ilk günkü kararlılıkları ve coşkularıyla mücadeleyi sürdüren direnişçi işçiler bu 9 ay içinde gerek Zeytinburnu’daki UPS genel merkezi önünde gerekse Taksim-Galatasaray hattı üzerinde, sınıf dostlarının da destekleri ile çeşitli eylemler gerçekleştirdiler. Daha da önemlisi Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu’nun (ITF) 1 ve 15 Eylül 2010 tarihlerinde gerçekleştirdiği küresel eylemlilikler ve Avrupa’daki sendikaların UPS yönetimine yaptığı baskılar sonucu mücadele yükselmiş ve işçiler kazanmaya bir adım daha yaklaşmıştılar. Bizler de İşçi Cephesi gazetesi olarak bütün bu süreç boyunca direnişçi işçileri yalnız bırakmayıp, onlarla dayanışmayı sürdürdük.

Geçtiğimiz haftalarda Kurtköy ve Mahmutbey aktarma istasyonları önünde direnen işçilere yaptığımız toplu ziyaretlerde geçen uzun süreye rağmen işçilerin morallerinin yüksek olduğunu ve mücadelenin onlara çok şey kattığını gözlemledik.

“Biz yalnız kendimiz için değil, artık tüm işçiler için mücadele ediyoruz!” diyen direnişteki UPS işçilerinden birinin mektubunu yayınlıyoruz:

Merhaba,

Ben 8 ay öncesine kadar UPS’de çalışan bir işçiydim. Şimdi ise sendikaya üye olduğumuz için işten atılmış, işyerinin önünde arkadaşlarımızla birlikte sendikalı olarak içeri girmek için direnen bir işsizim.

“Patron her taraftan sömürüyor”

Ben size öncelikle UPS’deki çalışma koşullarını anlatayım. UPS’de çalışmak çok zor. Neden mi? Çünkü işveren en iyi müşterisinin UPS işçisi olduğunu iyi biliyor. Kaza yaparsın, hatalı olmadığın halde para şoförden kesilir. Paket kaybolur, suçu yokken kuryenin maaşından kesilir. Ama bu kaybolan paketler sigortalı, araçlar ise kaskolu. O zaman hâlâ bizden neyin parasını kesiyorlar? Bir de üzerimizdeki sömürüyü düşünürsek, UPS patronunun bizden ne kadar kâr elde ettiği ortaya çıkıyor. Patron her taraftan işçiyi sömürüyor. Sabah 8.00’da işe başlarsın, akşam çıkış saatin belli değildir. Günde en azından 14-15 saat çalışırdık. İşçilerin tuvalete gidecek vakti yok, gün içinde en fazla bir kere tuvalete gitme hakkın var. Yemeklerin belli bir saati yok, zaten gelen yemekler de hem çok kötü hem de çok soğuk geliyor. Şoför arkadaşlar direksiyon başında, yüklemeci arkadaşlar ayaküstü yemeği geçiştirmek zorunda kalıyor. Bu da yetmez! Müdürler, şefler seni ezmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Bu zorluklara boyun eğmektense bazen işten çıkmayı göze alıyorsun.

Ve direniş başladı…

Bunlar yaşanırken sendikayla tanıştık ve örgütlenmeye başladık. Maalesef sendikalaşmamız kısa süre içinde duyuldu ve işveren işçiyi korkutup, vazgeçirmek için kafa kopartmaya ve de önde gelen işçileri işten çıkartmaya başladı. İster inanın ister inanmayın işten çıkarıldığıma bu kadar sevinmemiştim. Çünkü dışarıda rahat rahat üyeleme yapıyor, sendikalaşmayı hızla ilerletiyorduk. İşveren bu konuda bize büyük iyilik yaptı. Ama bizim için bu yeterli değildi. Çünkü sesimizi duyurmak için direnişe çıkmamız gerekiyordu. Direniş başladı ve benim en mutlu günüm direnişe çıktığımız gün oldu. Çünkü biz işçiler gece gündüz çalıştıktan sonra daha fazla sömürülmeye ve hakkımızın yenmesine göz yumamazdık.

Direnişe çıkmak, işçinin daha iyi örgütlenmesini; daha bilinçli hale gelmesini sağlıyor. Ne kadar maddi manevi zorluk çekersek çekelim, hayatın en güzel anlamı direnişi görmek ve onu yaşamak. Direnişte işçi olduğunu, aslında hayata değer katanın sen olduğunu anlıyorsun. Haklarına sahip çıkıyorsun. Daha da önemlisi bu direnişin işçi kardeşlerimize büyük bir güç ve moral verdiğini çok iyi biliyoruz.

Bizler kazanmaya mecburuz!

Bizden sonra gelecek kuşaklara ezilmiş, sömürülmüş bir hayat değil de, örgütlü ve bilinçli bir toplum düzeni bırakmamız gerekiyor. Onun için biz işçilerin yapacağı en önemli şey birlik olmak, örgütlü olmak. Çalışan da, üreten de bizleriz. Bizler birlik olduktan sonra başaramayacağımız şey yoktur. Bizler kazanmaya mecburuz!

Yorumlar kapalıdır.