Tunus ve Mağrip devrimi ilerliyor!

134

Translate

Tunus halkı sürekli bir seferberlik ve kahramanlıkla ve tüm ülkeye yayılan bir tarihsel ayaklanma sayesinde, eski diktatör başkan Zeynel Abidin Bin Ali yönetimini yenilgiye uğratmış bulunuyor. Ayaklanmaya yol açan kıvılcım, işsiz bir genç olan Muhammed Bouazizi’nin 17 Aralık tarihinde seyyar satıcılık lisansı olmadığı gerekçesiyle arabasına el konulmasını protesto etmek için kendini ateşe vermesiyle parlayıverdi.

Enformatik eğitimi almış bu gencin kendini feda etmesi ve rejimin kolluk güçlerinin aşağılayıcılığı öyle bir etki yarattı ki, başta Fransa olmak üzere emperyalizmin hizmetindeki bu çürümüş diktatörlük rejimi karşısında önce gençlik olmak üzere tüm bir halkın sabrının sınırları aşılmış oldu. Bu aşamadan itibaren protesto gösterileri ulusal bir kalkışmaya dönüşerek tüm kentlere -ve hatta Ürdün ve Cezayir gibi ülkelere- yayıldı.

Ne sokakları zapt eden kitleler üzerinde rejimin uyguladığı vahşi saldırı -ki bu saldırı dalgası 100’den fazla ölüme ve pek çok yaralıya yol açtı- ne de Bin Ali’nin verdiği tavizler -önce 2014 seçimlerinde aday olmayacağını ve ardından altı ay içinde yeni seçimleri gerçekleştireceğini vaat etmişti- bu iki yüzlü rejimin karakterini yakından tanıyan halkı ikna etmeye yetmedi. Kitle seferberliklerinin yarattığı basınç o denli etkiliydi ki, sonunda bu asker polis rejiminin sadık müttefiki UGTT -Tunus İşçileri Genel Birliği- protestolara destek vermeye ve isyancı güçlere, koordinasyon ve toplantı merkezi olarak ofislerini açmaya mecbur kalacaktı. Bu gelişmelere paralel olarak işçi sınıfının birçok kesimi, -özellikle sağlık, ulaşım, maden ve eğitim- demokrasi ve iş talebiyle genel grev ilan ettiler. İşçi sınıfının devrimci sürece müdahalesinin ardından, rejimin Bin Ali önderliğinde ayaklandırmayı savuşturma olanakları da tümüyle tükenmiş oldu. Nihayetinde devrik başkan ve şürekâsı, 15 Ocak günü sadık müttefikliğini yaptıkları Nicolas Sarkozy tarafından reddedildikten sonra Suudi Arabistan’a sürgüne gönderildi.

İlerlemekte olan devrim

Bin Ali’nin sürgüne gidişiyle birlikte rejimin başbakanlığını üstlenmiş olan Muhammed Gannuşi, başkanlığı da devraldı ve kısa süre sonra o döneme dek parlamento başkanlığı görevini yürüten Fuad Mebazaa tarafından bir “ulusal birlik” hükümeti oluşturmakla görevlendirildi. İşte bu aşamadan itibaren rejimin “hiçbir değişikliğe yol açmamak için her şeyi değiştirmeye” yönelik manevraları da başlamış oldu. Gannuşi, hükümetine ülkedeki üç etkisiz ve yasal partiden liderleri -İlerici Demokratik Parti, İş ve Özgürlükler için Demokratik Forum ve Yeniden Doğuş Partisi- ve bir dizi “bağımsız” önderi de dâhil ederek, yeni yönetime ulusal birlikçi ve demokrat bir görüntü kazandırmaya uğraşıyordu. Ne var ki, tüm önemli görevleri ülkeyi 50 yıldan bu yana diktatoryal bir yöntemle yöneten kendi partisi RCD -Anayasal Demokratik Oluşum- için ayırmıştı; İçişleri ve Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı.-

Bu manevraya Tunus halkının
ilk tepkisi, güvensizlik oldu. Gerilimin ulaştığı nokta binlerce kişilik gösterici gruplarının “Devrim sürüyor… Kahrolsun RCD” sloganları eşliğinde sokaklara geri dönmesiyle ve Bin Ali’nin partisinin lağvedilmesi taleplerinde somutlanmaktaydı. Bu esnada polisin seferberlik halindeki kitlelere yönelik saldırısı, basınçlı su, gaz bombası ve havaya ateş açmak gibi yöntemlerle sürmekteydi. Gannuşi, yeni vaatlerle yığınları sakinleştirip, seferberlikleri sonlandırmaya çalıştı; talep eden tüm politik örgütlenmeler gelecek seçimlere yasal olarak katılma hakkını kazanacaktı, seçimler altı ay içinde gerçekleştirilecekti, siyasi mahkumlar hapislerden salıverilecekti. “Değişiklikler” ayrıca, (istihbarat servisinden sorumlu) Enformasyon Bakanlığı’nın tasfiyesini ve tüm rüşvet şüphelilerinin araştırılmasını da kapsıyordu.

Diğer yandan, halk arasında kaos ve karışıklık yaratmaya çalışan Bin Ali’nin eski muhafızlarının ve çetelerin yol açtığı yağma ve kışkırtmalar karşısında birçok şehirde ve mahallede halk savunma milisleri oluşturuldu. Bu milisler aynı zamanda rejim işbirlikçilerini bulup açığa çıkartmaya ve Bin Ali ailesinin halktan çalmış olduğu birçok mal varlığını kamulaştırma girişimlerine başladı.

Gün be gün, kendilerini gerçekten demokratik temelde temsil imkanı bulamayacaklarını anlayan pek çok kesim açısından yeni hükümete yönelik güvensizlik dalga dalga yayılmakta. En önemlisi de UGTT sendikası içinde oluşturulacak yeni hükümetin içinde Bin Ali rejiminin partisinin temsil edilmesine karşı çıkan güçlerin varlığı. Bu gruplar, diktatörlük boyunca ülkeyi yöneten anlayışın, politik bir geçiş döneminin akabinde yeniden hayat bulmasından kaygı duyuyorlar. UGTT’nin batı ve güneydeki taban örgütlenmeleri, eski rejimden köklü bir kopuşu arzulamakta. Özellikle “Yasemin Devriminin” patlak verdiği bölgelerdeki sektörlerle sendikanın, ulusal birlik hükümetine katılmaya taraftar ulusal önderliğinin pozisyonları arasında ciddi açılar oluşmuş durumda. Bu cepheden reddedişin en önemli örneklerinden biri, 17 Ocak günü -ülkenin en önemli gelir kaynaklarından biri olan- fosfat madenlerinin yoğunlaştığı Kafsa’da rejim partisinin lağvedilmesi için yapılan gösteriler oldu. İşçilerin gösterileri sonunda 18 Ocak günü, konfederasyon önderliği, Gannuşi hükümetinde yer alan üç üyesini geri çekmek zorunda kaldığı gibi, RCD partisinin de kapatılmasını talep etmeye başladı.

Seferberliklerin bir ayı doldurduğu Kafsa, Kassarin, Sidi Bu Zeyd ve Tala şehirlerinde, yerel yönetimin ve polisin kaçışıyla, kitleler güvenlik, gıda temini, sağlık ve temizlik hizmetlerini, oluşturdukları halk komiteleriyle düzenlediler. Kimi örneklerde seçimlerle işleyen bu komiteler, çoğunlukla rejime karşı mücadele eden sendikacılar, öğretmenler ve avukatlardan oluşuyor. Bu komiteler, rejimle uzlaşmacı bir geçiş sürecine karşı protesto çağrılarında bulunmaya devam ediyor.

Devrimimizi çalmalarına izin vermeyelim!

Tüm göstergeler, Tunus’taki asker polis rejiminin ABD ve Avrupa emperyalizmlerinin desteklediği ve emperyalizm yanlısı burjuva partileri tarafından oluşturulan bir parlamento aracılığıyla, bir yandan demokratik gericilik diğer yandan da baskı politikalarıyla, sürmekte olan devrimi sönümlendirmeye çalışacağının altını çizmekte. Kimi kez Bin Ali yönetimindeki bazı yolsuzlukları araştıracak olsa bile, temelde kamu şirketlerinin özelleştirilmesi sürecine devam edecek, kimi kez eski rejimin bazı üst düzey kolluk güçlerini cezalandırsa bile devlet şiddeti mekanizmasını imha etmeye yanaşmayacak, politik partilere yasallık hakkı tanısa bile “terörizme karşı mücadele” bahanesiyle tüm devrimci akımlara darbeler indirecek bir hükümet ve parlamentodan söz etmekteyiz.

Ama emperyalizmin ikiyüzlü manevraları, eski rejimin bir aparatı olan RCD partisince yeni bir hükümet oluşturulmasından ibaret değil; bir yandan Sarkozy Paris’te bir “sürgün hükümeti” oluşumuna ön ayak olurken, diğer yandan Büyük Britanya 1989 yılından bu yana Londra’da sürgünde bulunmakta olan İslamcı parti Ennadah’ın lideri Raşid Gannuşi’yi Tunus’a göndermeye hazırlanıyor. Ayrıca ABD, Bin Ali rejiminin üst düzey yetkilisi olan ve Dünya Bankası’yla yakın ilişkilere sahip Mustafa Kamel Nabli’nin Tunus merkez bankasının başına direktör olarak yerleştirilmesiyle ülkenin uluslararası kapitalist pazardaki sürekliliğini garanti altına alıyor.

Tunus devriminin geleceği, işçi sınıfının, UGTT tabanının ve gençliğin sürekli seferberliğine ve halk milislerinin yaygınlaşmasına, merkezileşmesine ve kalıcılaşmasına bağlı. RCD’nin kapatılması ve rejimin baskı aygıtlarının -polis ve ordu- işçi sınıfı ve halk örgütlerince tasfiyesi, kuruluşundan itibaren Bonapartizmle belirlenen bir rejimin son bulması adına atılacak ilk adımlar olacaktır. Bu rejim, emperyalizm açısından yarı sömürge bir ülke olarak Tunus üzerindeki hâkimiyetini pekiştirmek ve aynı zamanda tüm Mağrip’te Arap halklarına boyun eğdirmek için Tunus’u bir sıçrama tahtası olarak kullanmakta mükemmel bir araçtır.

Bu yüzden, Avrupa Birliği ve özellikle Fransız emperyalizmi son ana kadar Bin Ali’yi destekledi. Emperyalizmin diktatörlükle işbirliği, geçen hafta sokaklarda göstericiler öldürülürken ayaklanma karşıtı güçlerin oluşturulmasını öneren Fransız Dışişleri Bakanı Michèle Alliot-Marie’nin sarfettiği sözlerde açıkça görülüyor. Pazartesi Avrupa Parlamentosu, Tunus devriminin desteklenmesi ve diktatörlüğün kınanması önerisini, sağ kanat ve sosyal demokrat oylarla, reddetti.

Tüm partilere yasallık tanınması ve tüm güçlerle donanmış, hükümran bir kurucu meclisin oluşturulması eski rejimin son bulmasının ve gerçekten demokratik bir sisteme doğru ilerleyişin garantileri olacaktır. Diğer yandan herkes adına onurlu iş ve ücretler temelinde yükselen adil bir ekonomi için Bin Ali şürekasının halktan çaldığı mal varlıklarına el konulması ve emperyalist kuruluşların kamulaştırılarak işçilerin kontrolü altında merkezileşmiş bir ekonomik plan oluşturulması temel önem taşımaktadır. Tunus halkının üstleneceği bir dış borç yoktur. Var olan borcu Bin Ali, ailesi ve eski rejimin hırsızları ödesin!

Tunus devrimi, emperyalizme ve onun Mağrip’teki hizmetkâr hükümetlerine yönelik ilk darbe olacaktır. Daha şimdiden Mısır, Cezayir, Fas, Moritanya, Ürdün ve Suudi Arabistan’da seferberlikler başlamış durumda. Libya lideri Kaddafi, diktatörün sonunu getiren tehdit karşısında duyduğu korkuyla Bin Ali’ye övgüler yağdırıyor. Emperyalist ülkeler Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki yağmalarına kaldıkları yerden devam edebilmek için, Tunus’ta süratle “normale dönülmesini” istiyorlar. Tunus’ta işçi sınıfının ve halkın devrimci bir zaferi, yalnızca bölgedeki durumu tümden değiştirmekle kalmayacak, aynı zamanda Arap halklarının politik ve sosyal kurtuluşu doğrultusunda güçlü bir itki sağlayacaktır.

Tunus işçisinin ve gençliğin zaferi için uluslararası dayanışma zorunludur. Avrupa’daki işçi örgütleri ve demokratik örgütler, mevcut devrimi desteklemeye öncelik vermelidirler.

Yaşasın Tunus devrimi!

Yaşasın uluslararası Arap devrimi!

Emperyalizm Mağrip’ten dışarı!

Yorumlar kapalıdır.