Kahrolsun Kaddafi rejimi! Yaşasın Libya devrimi! Emperyalist müdahaleye hayır!

122

6 Mart 2011 tarihinde yenilenmiştir.

Tunus diktatörü Bin Ali 14 Ocak tarihinde devrim zoruyla iktidardan düştü, bir ay sonra ise Mübarek devrildi ve tüm oklar sanki sıranın Kaddafi’ye geldiğini ve devrimin Magrip ve Ortadoğu’daki ayak izlerinin çok ötelere gideceğini göstermekteydi.

Ne var ki, Kaddafi, Arap devriminin önüne ateşten ve kandan bir barikat kurdu ve Libya şu an yoğun bir iç savaş yaşıyor. Bir yandan devrim Bahreyn, Yemen ve Umman’da yeni adımlar atıyor, diğer yandan seferberlikler, Moritanya’dan Fas’a oradan da Ürdün, Suudi Arabistan, Irak ve İran’a yayılıyor. Bu politik durumun merkez üssü ise, Arap devrimiyle, kapitalist çıkarlarını kurtarmak için mücadele eden – Bin Ali’yi kurtarmaya çalışan rejimle ortak- rejimin savaştığı Libya.

Kaddafi, Amerikalı, İtalyan, İspanyol ya da Venezuela kökenli çokuluslu petrol şirketlerinin Libyalı ortağı olduğu için ABD başkanı Obama ve dostları, gelişmeler karşısında, uzunca bir süre suskun kaldılar. Ne zaman ki, Kaddafi’nin ülkeyi daha fazla yönetemeyeceğine emin oldular, bu andan itibaren, Libya’daki katliamın “kabul edilemeyeğini”, Kaddafi’nin gitme vaktinin geldiğini ilan ettiler. Libya’daki yatırımlarını, çıkarlarını koruma altına almak, Libya ve Arap devrimci sürecini durdurmak adına, emperyalistler şimdi askeri müdahele seçeneğini masaya yatırdılar. ABD savaş gemileri, Libya sularına demir atmış durumda ve Akdeniz’de devriye gezmekte. Somali’de, Haiti’de, Balkanlar’da yaşandığı gibi, şimdi de Libya’da, “ölümleri durdurma”, “insani yardım” gibi gerekçelere dayanarak, emperyalist askeri müdaheleye kapı aralanıyor. UBK olarak, BM’nin veya NATO’nun olası bir askeri müdahelesinin tamamen karşısındayız. Libya’da barışın teminatı, Kaddafi diktatörlüğünün yıkılması, emperyalist yağmacıların ve kapitalist sömürücülerin kovulmasından geçmektedir.

Kaddafi, El Kaide’nin askeri bir komplosuyla karşı karşıya olduğunu ve emperyalizmin kendisine bu mücadelede ihanet ederek terk ettiğini iddia etmekte. Oysa Arap devrimci sürecinin atılımıyla bizzat kitleler El Kaide’yi oyunun dışına itmiş durumda. Muhalefet güçleri, Ulusal Geçiş Konseyi etrafında organize olmuş durumda. Bu konsey, devrimci güçlerin Bingazi’nin kontrolünü ele geçirmesinden sonra hükümetten istifa eden Kaddafi’nin eski adalet bakanı Mustafa Abdel Yalil’in önderliğinde oluşturulmuş bir cephe. Kaddafi güçlerinin karşı saldırısına yönelik olarak, bu konsey emperyalist güçlerden -bir kara harekatına dönüşmeyecek şekilde- Kaddafi’nin paralı askerlerine saldırmalarını talep ediyor. UBK olarak, tüm sonuçlarıyla birlikte Arap devrimini sahipleniyor, Ulusal Geçiş Konseyi’nin önerisini şiddetle eleştiriyoruz. BM şemsiyesi altında gerçekleştirilsin ya da gerçekleştirilmesin, bölgeye yönelik tüm emperyalist askeri müdahalelere karşı olduğumuzu ilan ediyoruz.

Bu bağlamda, bugün, sivillerin katliamından, demokrasiden söz etmeye başlayan AB ve ABD hükümetlerinin Kaddafi rejimiyle suç ortaklığının da altı çizilmek durumunda.

İtalyan Berlusconi hükümeti, Kaddafi yönetimiyle inşaat sektöründen enerji yatırımlarına, askeri alandan güvenlik sektörlerine yıllık 4 milyar avroluk bir işbirliği ve dostluk anlaşması imzalamıştır. Başta Repsol, Sacir ve ACS olmak üzere İspanyol çokuluslu şirketleri de pastadan pay kapma uğraşı içindeler.

İspanyol başbakanı Zapatero’nun Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Tunus ziyaretleri, emperyalist müdahaleciliğin bir başka boyutunu oluşturmakta. Zira, bu ziyaretlerin amacı tıpkı İspanya’da Franco’nun ölümünün ardından yaşanan gelişmelerde görüldüğü gibi, mevcut rejimlerin kontrolü altında bir geçiş dönemini garanti altına alma uğraşından başka bir şey değil. Böylesi bir geçiş dönemiyle Tunus örneğindeki gibi çokuluslu şirketlerin çıkarlarını güvence altına almak ve diğer Arap ülkelerindeki devrimci hareketleri akamete uğratmak hedeflenmektedir.

Kaddafi İnsan Hakları Ödülü sahibi Erdoğan ve AKP hükümeti de, Kaddafi’nin sıkı bir müttefiki olagelmiştir. AKP döneminde Libya, Türkiye’nin milyarlarca liralık yatırımına sahne olmuştur. Bu yatırımların önemli bir kısmı Erdoğan ve AKP’ye yakın patronlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Libya’daki devrimci süreç ve Kaddafi’nin kıyımı karşısındaki manidar suskunluğuna ise Erdoğan, Libya’daki binlerce Türk işçinin varlığını gerekçe göstererek, bu incelikli yalana inanmamızı beklemiştir. Son olarak Erdoğan, NATO’nun olası bir müdahelesini “saçmalık” olarak değerlendirirken, NATO’nun Irak’ta, Afganistan’daki varlığı ve dahası Türk ordusunun NATO dahilinde, Afganistan’da, Bosna’da, vs. ne aradığı soruları ortada durmaktadır.

Hugo Chavez, Castro, Daniel Ortega ve ALBA anlaşmasının imzacıları ise Libya’da gerçekleşen olayların esasen emperyalizme karşı verilen bir ulusal kurtuluş savaşı olduğu, Kaddafi’nin antiemperyalist olduğu için devrilmek istendiği, yaşanan savaşın tümüyle petrol kaynaklarının kontrolü uğruna gerçekleştiği düşüncesindeler. Onları dinleyen, gerçek iktidar sanki Kaddafi aşiretinin ve çokuluslu şirketlerin elinde değil de, Libya halkının elinde sanır. Chavez’e kulak verelim; Kaddafi’yi suçlayamam, onun bir “katil olduğunu” düşünmüyorum diyor. Böylece daha birkaç ay önce çok sayıda ekonomik anlaşma imzaladığı Libyalı albaya desteklerini sunuyor. Dahası devrimin ilerlemeler kaydettiği kritik bir aşamada, isyancılarla pazarlık için uluslararası bir barış komisyonunun kurulmasını öneriyor. Bu önerisi için Arap Birliği’nin burjuvazisine ve ABD başkanı olduğu dönemde Mısır hümümetini İsrail’i tanımaya mecbur eden Jimmy Carter’a güveniyor. Chavez’e göre Carter, iyi niyetli olduğu aşikar bir adam ve bu iyi adama selam gönderiyoruz diyor, bay başkan. Biz tam tersini düşünüyoruz; Kaddafi’nin bir katil olduğu nasıl aşikarsa, Jimmy Carter’ın da kötü niyetli bir emperyalist olduğu o denli aşikar.

O halde Chavez, Kaddafi’nin uyuşturucu müptelası olmakla suçlayıp, fareler gibi öldüreceğini söylediği bu isyancılarla, Arap birliği ve Carter aracılığıyla neyi müzakere etmeyi planlıyor? Chavez’in önerisi, rejimi savunmak ve Arap devrimini durdurmaya hedeflenmiş emperyalist müdahalenin “B planından” başka bir şey değil.

Libya’yı işgali altında asıl tutan, dünya burjuvazisinin ve Venezüella ve Castro bürokrasisinin desteğiyle ayakta duran diktatörlük rejimidir. Avrupa hükümetleri Libya devriminden korkmaktalar çünkü bu devrim Kaddafi’ye karşı başarılı olursa, Bahreyn, Yemen, Ürdün, Umman, Cezayir ve Fas’taki süreç daha da derinleşecek. Libya’da barışın tek yolu, Kaddafi’nin ve emperyalist yağmacıların yenilmesinden geçiyor. Tüm devrimci örgütler, Kaddafi’nin devrilmesi ve emperyalist birliklerin ülkeye girişinin engellenmesi doğrultusunda seferber olmalıdır. Libya halkına yönelik baskı, yağma ve katliamlara son! Kaddafi devrilmeli, Libya’da yabancı şirketlere ait enerji kaynakları millileştirilmeli ve Libya halkının eline geçmeli. Mısır ve Tunus halkı, geçici hükümetlerinden Libya devrimi için silah ve dayanışma talep etmeli!

Yaşasın Arap Devrimi!

Libya’da Emperyalist Müdahaleye Hayır!

Libyalı devrimciler için silah!

Yorumlar kapalıdır.