Bask çözümsüzlüğü

53

Kürt yurtsever çevrelerinde Bask (ya da Katalonya) “çözümü” diye adlandırılan özerklik modelinin Türkiye’deki ulusal sorunun hallinde iyi bir çare olacağı yolundaki inancın yaygınlık kazandığı bir dönemde, İspanya’da Sortu (Doğuş) adlı partinin başına gelenler, bu kanaatin gerçekçiliğini tekrardan gözden geçirmek için iyi bir örnek. Özellikle de Kürt hareketinin 12 Haziran seçimlerinde yüzde 10 barajını aşıp Meclis’e girmenin ve grup oluşturmanın yollarını aradığı bir dönemde, İspanya’daki 22 Mayıs yerel seçimlerine ilişkin Sortu deneyiminin farkında olmakta yarar var.

İspanya devletinde Bask bölgesi (Euskadi), belirli bir özerklik (otonomi) ilişkisi içinde yönetilmekte. “Belirli” sözcüğünü kullanmamın nedeni, bu özerkliğin sınırlarının Anayasa’da çizilmiş olan çerçevede özerk yönetim ile merkezi hükümetinin arasındaki pazarlıklarla belirleniyor olması. Bask özerk yönetiminin yetkileri, tüm özerk bölgeler içinde en ileri ve en geniş olanları. Bölgede vergileri bile özerk yönetim topluyor ve kendi istediği gibi harcıyor. Ama bu yetkilerin sınırı, Anayasa uyarınca tek bir noktaya gelip dayanıyor: Kendi kaderlerini tayin hakkı. Basklıların, ne de bir başka özerk bölgenin böyle bir hakkı yok. Yani İspanya devletinden bağımsızlaşmaya karar verme yetkileri bulunmuyor.

Türkiye’den bakınca şöyle düşünülebilir: Böyle bir hakları olmamasına rağmen, kendi dillerini kullanabilmeleri, kendi ulusal kimliklerini ifade edebilmeleri, ulusal kültürlerini geliştirme hakkına sahip olmaları başlı başına bir kazanım; bağımsızlık hakkı daha sonra da gelebilir. Yalın, düz bir muhakemeyle bu iddia mantıklı görünebilir, ama yaşamın gerçekliği öyle değil. İspanyol emperyalizmine sıkı sıkıya bağlı olan Bask burjuvazisi, bütün bu kimlik ve kültür haklarını folklorik ifadelere indirgemeyi; idari ve ekonomik özerklik haklarını da İspanyol burjuvazisinin yağmasına katılabilmenin aracı ve pastadan pay alma rekabetinde pazarlık unsuru haline dönüştürmeyi başarmış durumda.

Euskadi’de “saf kan” Bask burjuvazisinin partisi olan PNV’nin (Bask Ulusalcı Partisi) programında İspanya’dan bağımsızlık talebi yer almıyor; “yurtseverlikleri”, kitlelerin ulusal özlemlerini Madrid burjuvazisi karşısında pazarlık kozu olarak kullanmanın ötesine geçmiyor. PNV özerk bölge parlamentosunda en büyük parti olmakla birlikte iktidarda değil; yerel hükümeti, “İspanya’nın birliğini” savunan Sosyalist Parti ile “saf kan” Kastilya burjuvazisinin partisi olan sağcı Halkçı Parti koalisyonu oluşturuyor. “Bask modelinin” ana gövdesi bu. Ulusal sorunun çözümünde pek de özenilecek gibi olmayan bu “modelin” temel sütunları, Basklıların kendi kaderlerini belirleme hakkının önündeki en büyük engeller.

Pekiyi, “hakiki” yurtseverler ne durumda? Kendisini “yurtsever sol” olarak tanımlayan bu kesim ise, “terörizm ve terörist örgüt” ile (tabii ETA kast ediliyor) ilişkilendirilebilecek hiçbir partinin kurulmasına izin vermeyen ünlü Partiler Yasası’nın kapanına sıkışmış vaziyette. Bu yasaya göre terörizmi ve ETA’yı “lanetlemeyen” (bu sözcüğe dikkat; “desteklememek”, “kınamak”, vs. yetmiyor) ve/veya terörizmle ilişkilendirilebilecek birini üye yapan, seçimlerde aday gösteren, göstermeyi düşünen herhangi bir partinin kurulması yasak. Batasuna‘nın yasaklanmasından sonra yurtsever solun kurmaya çalıştığı pek çok parti girişimi de bu yasanın duvarlarına çarptı. Sortu ise son örnek oldu.

Üstelik Sortu, 22 Mayıs’taki özerk bölge parlamentoları ve belediye seçimlerine katılabilmek için, Partiler Yasası’nın talep ettiği her koşulu yerine getirmiş, sadece ifade özgürlüğü çerçevesinde Bask ülkesinin bağımsızlığını savunduğunu ilan etmişti. Hükümetin -ve diğer tüm “demokratik” partilerin- isteği üzerine devlet Başsavcısı Yüksek Mahkeme nezdinde Sortu‘nun kapatılması isteğiyle dava açtı. Ve Mahkeme, Sortu‘nun “demokrasi, hukuk devleti ve tüm diğer yurttaşların temel hakları için bir tehdit oluşturduğu” sonucuna vararak, partinin kapatılmasına karar verdi. Karar, Partiler Yasası’nın anti-demokratik karakterini o denli açığa vuruyordu ki, Mahkeme üyelerinden yedisi (toplam 16 üye) karara çekince koydu. Bu üyeler çekincelerinde Mahkeme çoğunluğunun kapatma kararını ETA’nın bir buçuk yıl önce yayımladığı bir bildiriye ve “kanıtlanamayan kısmi alıntılara ve tahminlere dayandırmış” olmasının kabul edilemez olduğu belirtiliyorlardı. Sortu‘nun karara Anayasa Mahkemesi nezdinde itiraz hakkı bulunuyor, ama aday gösterme süresi dolduğundan artık seçimlere parti olarak katılma imkânı yok.

Şimdi yurtsever sol farklı formüller altında (bağımsız adaylık, başka partilerle cephe birliği, vs.) seçimlere katılabilmenin yolunu arıyor. Ama hükümet de bir yandan “onların her B veya C planına karşılık, kendilerinin de bir planının bulunduğunu” belirtiyor. Yani, Bask ülkesinde yüzde 20’nin üzerinde oy potansiyeline sahip bir politik oluşum “demokrasi maçına” katılmaktan men ediliyor. Basklı yurtseverlere demokratik haklarını tanımayı reddeden tüm politik çevreler artık Partiler Yasası’nın sınırlamalarıyla da yetinmek istemiyorlar: ETA kendini feshetmediği sürece yurtsever solun partileşemeyeceğini ifade ediyorlar. Üstelik bu sol kesimin ETA’dan kopmuş olduğunu bildikleri halde baskılarını yoğunlaştırıyorlar. Terörizm bahanesiyle tüm Bask solunu silip tasfiye etmek istiyorlar.

Türkiye’de de adını ve kurulma sırasını aklımızda tutmamızı bile imkânsız kılacak çoklukta Kürt partisi yasaklandı, takibe uğradı, önderleri ve taraftarları zindanlara atıldı. Şu anda BDP “sadece” yüzde 10 engelini aşmanın arayışı içinde, ama kendi öncüllerinin ve Sortu‘nun kaderi her an kendi başına gelebilir. Ne de olsa Türkiye, İspanya’daki anti-demokratik Partiler Yasası’na iznin veren, hatta onu üyelerine örnek gösteren Avrupa Birliği kriterlerini esas alıyor kendisine… Özetle: “Bask modeli”, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı için bir çözüm değil; tam tersine bu hakkın önünü kesmek için icat edilmiş bir yöntem. Asıl çözüm kitlelerin devrimci seferberliğinde yatıyor.

Not: İspanya’daki ulusal sorunu daha yakından incelemek isteyenlere, Murat Yakın’ın Mesafe dergisinin 7. sayısında yayımlananİspanya Modeli ve Kürt Sorunu” başlıklı yazısını öneririm.

Yorumlar kapalıdır.