AKP’nin dikişleri patlarken

30

AKP’nin tek sorunu hörgücünün eğriliği (radikal İslami kökeni) olsa anlamak kolay olabilirdi. Nihayetinde geçmişin geleceği esir almasına izin vermemek gerekir. Olumlu olumsuzu kovar! Yeni eskiyi unutturur! İyi şeyler kötü şeylerin kefareti olur! Hele toplumsal barış ve eşitlik istiyorsak bu sadece gerekli değil zorunludur. Kendi adımıza hiçbir zaman “AKP’nin gizli ajandası var”saplantımız olmadı. Lakin lafla peynir ekmek gemisinin yürümediğini de göz ardı etmedik. Gardolap demokrasisinin kör gözün parmağına bir göz boyama olduğunu ilk andan itibaren söyledik. Bir farkla! Hakiden yeşile geçişin neoliberal sömürünün derinleştirilmesinde bir toplumsal meşruiyet manivelası olarak kullanıldığının altını ısrarla çizdik. Kısacası AKP’nin “dinciliğini” değil burjuva sınıf karakterini teşhir ettik. Bu yüzden gelinen noktada her şeyi AKP’nin hörgücünün eğriliğiyle açıklamaya çalışanlara söylenecek tek bir söz var: “AKP’nin neresi doğru (idi) ki?”

Evet, AKP’nin dikişleri patlıyor. Kendini sürekli tekzip eden AKP’nin, bir dil sürçmesi olmadığına daha geniş kesimler tanık oluyor. Seviye beş yaşındaki çoçuklara “geri zekalı” deme noktasına kadar inmiş durumda. Kaygılı anne-babaları iç düşman ilan etmekten çekinmeyen AKP’nin şirazeden çıkma potansiyelinin oldukça yüksek olduğunu görüyoruz. Memleketin demokratik hayatı böyle içler açısı ama AKP’nin bahanesi de hazır: Meyve veren ağaç taşlanır! AKP hükümeti yarattığı ekonomik büyüme ve istikrar neticesi kem gözlere hedef olduğu inancında. Örneğin TUİK’in açıkladığı son işsizlik rakamları krize rağmen işsizliğin gerilediğini gösteriyor, onlara göre. Gerçekten böyle mi?

İşsizlik rakamları

AKP 3 Kasım 2002 seçimlerinden birinci parti çıktı ve tek başına hükümeti kurdu. Kasım 2002’de işsizlik oranı yüzde 10,3 idi. TUİK Mayıs 2012 itibariyle -mevsimsel etkilerden arındırılmış- işsizlik oranını yüzde 9 olarak açıkladı. Bu rakamlara göre yüzde 1,3’lük bir “iyileşme” söz konusu. Hükümet sözcüleri krize rağmen son 10 yılın bu en düşük işsizlik oranının özenle altını çizmekte. Oysa örneğin 2000 yılında işsizlik oranı yüzde 6,5 ve 2001 yılında yüzde 6,6 idi. Rakamlara bu açıdan bakıldığında mevcut işsizliğin -AKP’nin “ekonomik mucize”sine rağmen- 12 yıl öncesine göre halen yüzde 50 daha fazla olduğunu söylemek mümkün. Bu noktada Hükümetin en fazla sarıldığı argüman ise dünyada işsizliğin alıp başını gitmiş olması. Öyle ya Euro Bölgesi’nde dahi işsizlik yüzde 11,6 düzeyinde iken Türkiye’de yüzde 9! Açık ki Hükümet işine gelen rakamı, işine geldiği gibi kullanmakta. İşte tam bu nedenle işsizlik oranıyla birlikte çalışanların asgari ve ortalama ücretlerini, çalışma saatlerini ve şartlarını, sigortalı-sendikalı sayısını, iş güvencesini, başta emeklilik ve sağlık olmak üzere sosyal-ekonomik haklarını birlikte ele almak gerekiyor.

Hükümetin kıdem tazminatına göz diktiğini, başta bölgesel asgari ücret ve özel istihdam bürolarıyla Türkiye’yi patronlar için bir ucuz emek cennetine çevirmek istediğini biliyoruz. T.C. Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı (TYDTA) bildiğimiz bu gerçeği “Türkiye’de Yatırım Yapmak İçin 10 Neden?” başlığı altında olduğu gibi sıralamış. Örneğin bu 10 nedenden 3.’sü olan “Nitelikli ve Rekabetçi İş Gücü” başlığında verilen bilgiye göre Türkiye, “Haftada 52,9 çalışma saati ve çalışan başına yıllık ortalama 4,6 gün hastalık izni ile Avrupa’daki en uzun çalışma süreleri ve çalışan başına ortalama hastalık izninde en düşük oran”a sahip ülke.

İkna olmayan yatırımcı için Düşük Vergiler ve Teşvik Olanakları”başlığında şöyle deniyor: Kurumlar Vergisi’nden tamamen veya kısmen muafiyet ve işverenlerin sosyal güvenlik payına destek gibi Teknoloji Geliştirme Bölgeleri, Sanayi Bölgeleri ve Serbest Bölgeler için uygulanan vergi avantajlarının yanı sıra arazi tahsisi.”

Pekiyi, ucuz ve verimli işçi tamam, vergi düşük, teşvik yüksek ama yatrımcı ürününü kime satacak? Bakalım pazar bereketli mi? “Büyük İç Pazar”başlığı bu kaygıyı gideriyor: “2002-2011 arasında 23 milyondan 65 milyona çıkan cep telefonu abonesi sayısı. 2002-2011 arasında 16 milyondan 51 milyona ulaşan kredi kartı kullanıcısı sayısı. 2002-2011 arasında 33 milyondan 118 milyona yükselen hava yolu yolcusu sayısı.” Bu arada hani havayolları zarardaydı? Madem yolcu sayısı 3,5 kat artmış neden havacılık işkolunda grev yasağı getirildi? Bunun nedenlerinden birini çalışma sürelerinin uzunluğunda görüyoruz!

Avrupa’da en uzun çalışma Türkiye’de

Bu kadar tatil yapacak kadar zengin miyiz?” lafı patronların ve Hükümetin dilinde sakız olmuş durumda. Oysa Türkiye Avrupa’da yılda ortalama 2152 saat çalışmayla en çok çalışılan ülke durumunda. Bu süre Bulgaristan’da 1993, Romanya’da 1712 saat.

Yazarın diğer yazıları

Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere Türkiye, “Haftada 52,9 çalışma saati ve çalışan başına yıllık ortalama 4,6 gün hastalık izni ile Avrupa’daki en uzun çalışma süreleri ve çalışan başına ortalama hastalık izninde en düşük oran”a sahip ülke. İnsanları bu kadar uzun süreler çalıştırmak için, üstelik ücretleri sürekli düşürerek bunu yapmak için, örgütlenme ve mücadele araçlarını onların ellerinden almanız gerekir. Grev yasakları, sendikalaşmanın engellenmesi, örgütlenmenin suç sayılması, gösteri ve protesto hakkının polisiye vaka haline getirilmesi boşuna değil.

Türkiye, yaşlanamadan ölenler ülkesi

Türkiye genç emekliler ülkesiymiş!”Patronların ve Hükümetin ağzına sakız yaptığı bir başka konu da emeklilik yaşı. Türkiye’de çalışanların genç emekli olmasının sosyal güvenlik sistemini işlemez hale getirdiği iddiasıyla AKP Hükümeti emeklilik yaşının kademeli olarak 65 yaşına çıkmasını yasalaştırdı. Avrupa ülkelerindeki emeklilik yaşıyla karşılaştırıldığında mantıklı gibi görünen bu uygulama birçok gerçeği saklamakta. Emeklilik yaşı belirlenirken beklenen ortalama yaşam süresi, nüfus yaş gruplarının oranı, görece yaşlı nüfusun iş bulma imkanları gibi birçok faktörü içermesi gerekir.

Örneğin Romanya’da her 100 kişiden 14,7’si, Bulgaristan’da her 100 kişiden 17,47’si 65 yaşın üzerinde. Oysa Türkiye’de her 100 kişiden sadece 5,9’u 65 yaşın üzerinde. Bunun anlamı insanlar bir ömür boyu çalışacak, muhtemelen emekli olamadan, iyi ihtimalle de emekli olup 3-5 yıl maaş aldıktan sonra ölecekler. O emekli maaşlarının üç otuz para olmasını ise ayrıca belirtmek gerekir. Patronların önümüzdeki 30-40 yıl içinde ortalama yaşam süresinin uzamasını sosyal risk olarak anması ve bu konuda tedbirler alınmasını istemesinin anlamı da bu!

Türkiye, ucuz emek cenneti

Başbakan Erdoğan her ailenin en az üç çocuk sahibi olmasını istiyor. “Türkiye’de Yatırım Yapmak İçin 10 Neden?” başlığı altında bu isteğin nedenini görüyoruz: Türkiye, “AB ile karşılaştırıldığında en kalabalık genç nüfus (Eurostat). Yarısı 29,7 yaşın altında nüfus (TÜİK).” Türkiye’nin yatırımcılar için nasıl da cennet olduğunu ifade eden bu veriler Erdoğan’ın çağrısının karşılık bulduğunun da göstergesi!

Pekiyi, bir akıllı Türkiye mi? Avrupa’da durum nasıl? Örneğin Romanya’da her 100 kişiden 15,2’si, Bulgaristan’da her 100 kişiden 13,26’sı 15 yaşın altında. Türkiye’de ise her 100 kişiden 27,36’sı 15 yaşın altında. Sizce de burada bir terslik yok mu? Oran olarak Bulgaristan’ın iki katı 15 yaş altı nüfusu olan Türkiye’nin 65 yaş üstü nüfusunun Bulgaristan’ın sadece üçte biri olmasının neresiyle övünülür? Türkiye dışında tablodaki 9 ülkenin 15 yaş alt nüfusla, 65 yaş üstü nüfuslarının toplumsal oranı aşağı yukarı dengede. Türkiye’nin ise 65 yaş üstü nüfusu 15 yaş altı nüfusunun yaklaşık beşte biri (yüzde 20’si). Bu veriler Türkiye’de insanların bol bol doğduklarını ama mutlu-mesut uzun bir hayat süremediklerinin vesikası niteliğinde.

Evet Avrupa’nın en genç nüfusuna sahibiz ama en uzun süre çalışan ve en çabuk ölen insanlarıyız da aynı zamanda. Bu övünülecek birşey mi? Çok çalışan ve erken ölenler için olmasa gerekir…

Başlarken AKP’nin dikişlerinin patlamaya başladığını söyledik. AKP Hükümeti kararlarıyla, uygulamalarıyla, diliyle bu olumsuz tablonun oluşumuna tarihsel düzeyde katkı sağladı. Diğer yandan seçmenin yarısından destek almayı da başardı. Lakin gelinen noktada AKP için bu durum sürdürülebilir olmaktan çıkmakta. Kararlı, mücadeleci ve birleşik bir sınıf hareketine olan ihtiyaç ise aynı oranda artmakta. Hayatın boşluk kaldırmadığını unutmamak gerekiyor.

Yorumlar kapalıdır.