Türkiye’de eğitimin güncel sorunları -1

15

2012-2013 eğitim öğretim döneminin başlamasıyla eğitim sistemindeki sorunlar da tartışılmaya başladı. Ne yazık ki bu tartışmalar kapsamlı olarak eğitim sisteminin yapısına, verilen eğitimin koşullarına odaklanmaktan çok AKP’nin eğitimdeki en büyük müdahalesi olan 4+4+4 sistemine yönelmiş durumda. Özellikle yasanın önerildiği gibi çok kısa sürede meclisten geçmesi, eğitimin bileşenlerine (öğretmenler, öğrenciler, sendikacılar, veliler, vs.) fikirlerinin sorulmaması bir yana eğitim sürecinin bir nesnesi olarak görülen “öğrencinin” aile ve devlet yapıları çerçevesinde bir üretim aracına dönüştürülmesi söz konusu.

Bu yazının amacı ise daha önceden de gazetemizde birçok kez yayınlanan 4+4+4’ü incelemekten ziyade devletin eğitimdeki sorumluluk ve harcamalarını azaltarak özel sektöre yeni yatırım alanları açmasının okullarda neden olduğu sorunlara göz atmak. Bunlardan öne çıkan iki tane başlık atanmayan binlerce öğretmenin durumu ve okulların atıl kalmışlığı.

Ataması yapılamayan öğretmenler: “Ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışıyorlar!”

Milli Eğitim Bakanlığı 10 Eylül`de 40 bin öğretmen ataması gerçekleştirileceğini duyurdu. Bu atama oranları genç işsizliğin her geçen gün arttığı bir dönemde yüksek gibi görünse de eğitim hizmetinin ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzak. 16 Temmuz 2012 tarihli resmi rakamlara göre ise alanlar bazında 138 bin 180 öğretmen ihtiyacı bulunmaktadır. 200 bin öğretmene “başka iş bulun” diyen Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer`in açıklamalarında ise 300 binden fazla, Eğitim Sen’e göre ise 300 binin çok üzerinde ataması yapılmayan, işsiz öğretmen bulunmaktadır. Dershanelere “okul olun” çağrısı ile yaygınlaştırılmaya çalışılan özel eğitim sistemiyle, bir taraftan özel okullardaki öğrenci başına ortalama 1500 TL teşvik ödemesinin yapılması planlanırken diğer taraftan halen yaklaşık 50 bin öğretmeni istihdam eden özel okulların sayısını artırarak, birkaç yıl içinde 250 binden fazla öğretmenin güvencesizliğe mahkûm edilmesinin önü açılmak istenmektedir. Böylelikle ataması yapılmayan, işsiz öğretmenlerin güvenceli atama talebine karşı bir hamle gerçekleştirilmiş oluyor. Kadrolu, güvenceli atama talebi tırpanlanacak ve öğretmenler hayatlarını sürdürebilmek için özel sektörde güvencesiz istihdama razı olacaklardır.

Okullar neydi ne oldu?

Atanmayan binlerce öğretmenin ve ücretli öğretmenlerin durumu ortadayken, her KPSS sınavında bir şaibe çıkarken, tartışılması önemli konulardan biri de okulların maddi varlıklarını nasıl sürdürdüğü meselesidir. Değil taşradaki “asfaltsız yollar” meselesi İstanbul’un göbeğindeki okullar sınıf yetersizlikleri, materyal eksiklikleri, elektrik, su faturaları ile boğuşuyor. Devletin eğitime ve kamuya ayırdığı bütçenin her yıl gittikçe azalması ile okullar masraflarını velilerin ve öğrencilerin üzerinden ve emeklerinden karşılamaya çalışıyor. Afet yasası, kentsel dönüşüm, SGK yasası derken kamuyu bir yatırım fırsatı olarak gören hükümet, eğitimde de sorumluluğu özel sektör ve okulların sorumluluğuna yıkıyor. Bizim bu koşullarda iki talebi öncelikli olarak savunmamız gerek:

İşsiz öğretmenlere kadrolu ve güvenceli atama!

Herkese eşit, parasız, bilimsel eğitim!

Yorumlar kapalıdır.