Vio.Me: Patronsuz fabrika deneyimi

114

Yunanistan’ın Selanik kentinde inşaat ve temizlik malzemesi üreten bir fabrika olan Vio.Me.’de işçilerin maaşları 2011 Mayıs’ından beri ödenmemekteydi. Fabrikanın mal sahipleri iflasın ardından fabrikayı terk edip gittiler. İşçiler genel toplantıları sonucunda aldıkları kararla fabrikayı işgal etme ve işçi kontrolü altında fabrikayı işletmeye devam etme kararı aldılar. Yoğun bir mücadelenin ardından işçiler Şubat ayında üretime başladılar.

Krizin derinleşmesi ve işçi sınıfı üzerindeki saldırıların yoğunlaşmasıyla işçiler daha radikal mücadele yöntemlerine sarılmakta, bu arada işçi sınıfının geleneksel mücadele yöntemlerinden fabrika işgalleri yeniden gündeme gelmekte. Fabrikayı işgal ederek kendi denetimleri altında üretime geçen Vio.Me işçileri bu bağlamda, Türkiye ve tüm dünya işçi sınıfına değerli bir deneyim sunmakta. Aşağıda Vio.me işçi konseyi başkanı Makis Anagnostou ile Selanik’te yaptığımız söyleşiyi yayımlıyoruz.

Röportaja başlamadan önce, sizlere Türkiye’den devrimci selamlarımızı iletmekle başlamak istiyoruz. Türkiyeli yoldaşlarınız olarak, mücadelenizi desteklediğimizi ve burada olmaktan çok mutlu olduğumuzu belirtmeliyim. İki yıldan fazla süredir mücadele ediyorsunuz. İlk olarak bize direnişinizin mevcut durumunu ve beklentilerinizi anlatabilir misiniz?

MA: Her şey 2011 Haziranında başladı. Fabrikanın tüm patronları o dönem fabrikayı terk ettiler, işçileri kovmadılar ama çalıştırmadılar da, sadece kaçıp gittiler ve fabrikayı Allah’ın insafına terk ettiler. Bu durum karşısında bazı işçilerle fabrikayı kendi kendimize yönetebileceğimiz düşüncesiyle inisiyatif aldık ve sendikanın merkeziyle gidip bu durumu tartıştık. Aslında bundan da önce, sendikanın işçi meclisinde bu durum tartışıldı, çünkü her şey önce bu meclislerde tartışılır sendikanın diğer organlarına da iletilir, yani her şey önce bu meclisler aracılığıyla yapılıyor. Ardından fabrikayı işçilerin yönetebileceği önerisini sunduk ve %97.4 oy çokluğuyla bu karar alındı. Fabrikanın yönetiminde kimler olacağına ve kendi kendine yönetilen bir fabrikanın gerçekte nasıl işleyeceğine dair gerçekçi planlar yapmaya başladık. Bu noktada yerelde, Selanik’te aktif olan bir politik partiyle ilişki kuruldu. Ancak bu parti bizlere beklediğimiz kadar destek vermedi, yine mücadeleye devam ettik ama bir yıl sonra işler zorlaşmaya başladı, işsizlik ve borçlardan dolayı ve bizler büyüyen işsizlik ve borç krizinden korkmaya başladık, bazı işçiler psikolojik olarak kötü durumdaydılar, çünkü borçlardan dolayı meydanlarda kitlesel intiharların yaşandığı dönemdi. Bundan ötürü bütün bu sorunları yereldeki insanlarla konuşmaya karar verdik ve bu, ilk dayanışma meclisiydi. Bu şekilde işçiler olarak, parlamentonun dışındaki bu kitlelerle gerçek bir dayanışma kurmak istedik, yalnızca bizlere inananlarla değil, bu mücadelenin ilerlemesi için destekçi olan herkesle gerçek bir dayanışma sergiledik. Bu dayanışmayla mücadeleye destek verenler arttı ve uluslararası alanda da duyulmaya başladı ve bu hükümeti bile devirebilecek güçte bir dayanışma ağına evirildi. Bu ağla hükümetin geri adım atması, bu sorunlara bir cevap üretmesi için bir baskı aracı oluştu. Bu şekilde başbakanla görüşme fırsatı oldu ancak bu bizi zor bir duruma soktu. Çünkü hem devrimci örgütlerle hem de meclistekilerle iletişim kurmuş olduk, yani bir yandan meclisteki milletvekilleriyle konuşurken öbür taraftan kendi politikalarımızı kendimiz yapmaya çalışıyorduk , diyebiliriz ki hem yasal hem illegal, iki alanda da vardık. Yani böyle zor bir geçiş süreci oldu. Ama bu geçiş sürecini aştığımız zaman bu daha hızlı bir ivmeyle yükselmemizi sağlayacak, bu şekilde küresel bir ağ oluşturabilecek, ulusal ve uluslararası çapta işçilerin kendi kendi kendilerine yönettikleri bir fabirikanın, işçileri, aileleri geçindirebildiğini göstermiş olacağız. Ama asıl zafer tabi ki, yalnızca Vio.Me fabrikasının bu sorunlarını aşarak işlemeye başlaması değil, bu gibi örneklerin dünya çapında çoğalması olacaktır. Çünkü bu fabrika sorunlarını aşıp, işçiler tarafından başarıyla yönetildiğinde, daha fazla fabrika işçiler tarafından ele geçirilecek ve yönetilebilecektir ve bu dünya çapında yayılacaktır, tabi ki birebir süreçle değil ama benzer bir süreçle işçiler tarafından yönetilen Vio.Me örneğini takip edebileceklerdir. Mücadelemizin kazanacağına güvenimiz tam. Zafer kazanacağımızı umut etmiyoruz, size zafer sözü veriyoruz.

İC: İkinci olarak, Vio.Me işçilerinin taleplerini ve işçilerin ulusal ve uluslararası partilerden, politik gruplardan mücadelenin zafere ulaşması için neler beklediklerini anlatabilir misiniz?

MA: İşin aslı, işçiler politik partilerden net bir şey istememiştiler, bu politik partiler gelip bazı önerilerde bulunmuşlardı. İşçilerin şu anki talebi, resmi olarak da fabrikayı ele geçirmek ve işçi kontrolünde işletmeye devam etmek. Bu yolda her tür politik gruptan, partilerden dayanışma bekliyoruz. Yani net bir isteklerinden öte, bu bölgedeki insanlardan ve bu toplumun zaten bir parçası olan politik partilerden dayanışma bekliyoruz, faşistler hariç…

İC: Enternasyonal anlamda dayanışma için neler söyleyebilirsiniz…

MA: Bazı politik partilerin temsilcileri, Almanya’dan vesaire temsilcilik düzeyinde gelen partiler oldu, ama üyeleri, işçiler, işçi temsilcileri pek de gelmediler. Sadece bir buluşma yaptık Arjantin’deki yoldaşlarla, tabi oradakiler de sendikacı ve mücadeleci işçiler. 2001 yılında onların da benzer deneyimleri olmuştu. Onun dışında burada Syriza gelip fabrikada bir konuşma yaptı. Özetle diyebilirim ki, fabrikamızın kapısı herkese açık ve her türden desteğe, dayanışmaya ihtiyacımız var. Ancak tabi bir yandan işçiler kör değil kim gerçekten mücadeleyi desteklemek, ilerletmek için geliyor, kim bir takım politik çıkarlar için geliyor, bunu ayırt edebiliyoruz. Biz insanlarla öncelikle işçi sınıfının bir parçası oldukları için konuşuyoruz, ondan sonra hangi politik partiyle anlaşıp anlaşamadıklarına bakıyoruz. Bu da tabi önemli ama, işçi sınıfının bir parçası olmaları önemli bizler için. Uluslararası partilerden beklediğimiz öncelikle kendi hükümetlerine politik baskı uygulamaları, yani uluslararası çapta bir politik baskı ağı kurabilmek, örneğin Washington’da International Workers of the World grubu bu türden bir eylemlilik gerçekleştirmişti. Bu türden kendi hükümetlerimize kuracağımız uluslararası politik baskıyı kastediyorum. İkinci olarak elbette bu fabrikanın işlemeye devam edebilmesi için bazı ürünler alması ve satabilmesi gerekiyor. Bunun için uluslararası anlamda bu tür bir ticareti sağlayabileceğimiz bir ağa da ihtiyacımız var. Nasıl ki kaçamadığımız kapitalist bir pazar var bunu kendi aramızda da kurabilmemiz gerekiyor.

İC: Üçüncü olarak, bu türden işçi kontrolünde olan diğer fabrikalarla bir ilişkinizin olup olmadığını merak ediyoruz. Örneğin Arjantin’de Zanon fabrikasını biliyoruz, en yakın örnek olarak, orada da işçiler yönetimi ele geçirmişlerdi. Sizin böyle bir iletişiminiz var mı?

MA: Zanon hakkında buradaki mücadelemizden önce bir bilgimiz yoktu, daha sonra Zanon ile bağlantı kurduk ve oradan bir işçi geldi, iletişimizi arttırdık ve civar ülkelerle de bağlantılarımız var. Mayıs’ın 11’inde Zagreb’de Avrupa çapında bir festival olacak ve bu festivalin bir günü sadece Avrupa’daki işçi denetiminde olan fabrikalara ayrıldı. Bu sayede Avrupa’daki diğer fabrikalar ile bağlantı kurmayı umuyoruz, özellikle eski Yugoslavya bölgesindeki fabrikalarla. Ayrıca İtalya’dan da katılım olacak ve oradaki 3 fabrikayı ziyarete edeceğiz.

İC: Arap devrimlerinin, sizin mücadeleniz ile birlikte Yunan işçi sınıfının mücadelesine etkisi ne olmuştur?

MA: Arap devrimlerinin özelde vio.me işçilerinden daha çok genelde bütün sınıf hareketi üzerindeki olumlu etkisinden söz edebiliriz. Fakat bu etkinin doğrudan örgütsel bağların sonucu değil de proletaryanın ortak mücadelesinin neticesi olduğunu belirtmek gerekiyor. Daha iyi bir ücret, daha iyi bir yaşam isteyen işçilerin ortaklaşmaması mümkün değil. Bu bağlamda, tabii ki, vio. me işçileri Arap devrimlerini gerçekleştiren işçilerin mücadelelerini destekliyor. Burjuvazinin İslami söylemlerle ya da ulusal birlik söylemleriyle Arap devrimlerinin temelinde yatan sınıf çatışmasının üstünü örtmeye çalıştığını belirtmek gerek. Biz Arap devrimlerini destekliyor ve elimizden geldiğince süreci takip etmeye çalışıyoruz.

İC: Son olarak, Türkiye’deki okurlarımıza ve işçi sınıfına deneyimleriniz ve mücadeleniz ile ilgili bir mesajınız var mı?

MA: Yaklaşık 10 yıl önce Zanon’la ilgili doküman yazılmış ve onu İngilizce’den Yunanca’ya çevirdik, aslında bu dokümanda yazılı olanlar bizim şu an yaşadığımız tecrübe ile aynı şeyler, aradaki mesafeye ve zamana bakmaksızın. Bunun sonucunda işçi sınıfının mücadelesinin aslında ne kadar benzer olduğu fark ettik. Yüzyıllardır aynı kültürler, aynı coğrafyada yaşadığımız Türk işçi sınıfıyla da dayanışmamızı kuvvetlendirmeliyiz, mücadelelerimizi birleştirmenin yollarını aramalıyız. Ve bu sayede, sermayeye karşı ortak işçi cephesi inşa edebiliriz.

Okuyucularınıza, ortak düşüncede olan emekçiler ve işçi sınıfının yanında olan insanlara söyleyeceğim şu, her zaman daha fazla nasıl bu inşayı örebilmenin yollarını bulmalıyız, bunun için birbirimizin gözlerine bakmalıyız. Çünkü dediğim gibi, bizler iki ülkenin işçi sınıfının pek çok ortak noktası olduğunu biliyoruz ve bunu daha çok kuvvetlendirmeliyiz. Eğer sermaye hata yapar ve elimize onlarla savaşabilecek araçları verirse, bu aracı asla bırakmadan işçi sınıfını birleştirmek adına daha iyi kullanabilmenin yollarını aramalıyız, onun için mücadele
etmeliyiz, bu sayede enternasyonali kuracağız.

Yorumlar kapalıdır.