AKP karşıtlığı, ama nasıl?

169

17 Aralık tarihinde başlayan yolsuzluk operasyonu ile beraber, Gezi sürecine dek iktidar blokunda kendini tanımlayan veya bu blok içerisinde olmasa da onunla “içli dışlı” olan birçok kişi ve kurum, politik pozisyonlarını yeniden düzenleme uğraşı içerisine girdiler.

Batan bir gemide yol almak istemeyen bu odakların, Haziran Ayaklanması’nın ardından 17 Aralık operasyonunun patlak vermesini siyasal bağlamda kendi lehlerine çevirme ihtiyacı, daha doğrusu zorunluluğu, üretimin mevcut kapitalist karakteri üzerinde yükselen varlıklarının geleceği açısından hayati bir önem taşıyordu. Bu hayati önem taşıyan olgu, “sahte AKP karşıtlığı” hattında kristalize oldu.

Neden mi “sahte” diyoruz? Çünkü iktidar kavgasına tutuşmuş olan bahsi geçen isimler, AKP’nin neoliberal programına değil, sadece “yolsuzluğa” ve “rüşvete” karşılar. Sanki ikisi arasında organik bir bağ, bir birliktelik yokmuşçasına! 17 Aralık’ı, kitlelerin gözünde meşruiyetini tamamen yitirmiş olan sömürü düzenini temize çıkarmak için kullanmaları da bundan.

Dünya Bankası ve IMF tipi emperyalist kurumların terminolojilerinde, “yolsuzluk” genellikle “kötü/ahlaksız yönetim” ile eşdeğer tutularak, neoliberal bir kurgu yaratılır. Halbuki, “yolsuzluk” diye adlandırılan unsur, sermaye sınıfının varlığıyla, bu sınıfın devlet ile olan ilişkileriyle ve en önemlisi de mevcut üretim ilişkileriyle doğrudan bağlantılıdır. Kısacası, yolsuzluk kapitalizme içkindir.

Cemaat ve TÜSİAD benzeri kapitalist şirketler toplamının “sahte AKP karşıtlığı”nın bir riyakarlık olduğunu söylemek, işte bu nedenle aşırıya kaçmak olmaz. Çünkü bu yapıların propagandasını yaptığı programları, son tahlilde şuna gelmektedir: Ülkeyi farklı isimler ama aynı sınıflar yönetsin.

Bugün etrafa saçıldığına tanık olduğumuz pislikler -ki bunlar buzdağının görünen kısmıdır- “ahlaksız”, “kötü” ve “açgözlü” yöneticiler grubunun keyfi zenginleşme ihtiraslarının yansımaları olmasının ötesinde, AKP’nin neoliberal programının mantıksal sonuçlarıdır. Yolsuzluk, rüşvet ve benzerleri, sendika, sigorta, kıdem tazminatı, ücretli izin haklarını torba yasalarıyla boğmak isteyen sermaye sınıfının alametifarikasıdır. Bir bağlamda, egemen sınıfların ciğerlerini dolduran oksijendir.

Bu nedenle şunu sormakta sonuna kadar haklıyız: “AKP olmayan” ama aynı programa sahip olan “güler yüzlü” başka bir burjuva alternatifi, yolsuzluk ve rüşvet batağına girmeden, sistemin devamını sağlayabilir mi? Elbette hayır, bu maddenin doğasına aykırıdır. Yağma, talan ve sahtekarlık, asıl bağlamından, yani AKP’nin benimsemiş olduğu sömürü programından bağımsız düşünülemez. Kapitalizmin bütün düzen partileri, bu bağlamın sonuçları olan pislikleri, sürekli olarak yeniden ve yeniden üretmişlerdir ve üreteceklerdir de.

Aslolan, AKP’ye “ismen” karşı olmak değil, “programatik” olarak karşı olmaktır. Kendi gölgesinden korkmayan, ayakları yere basan, iktidar hedefi güden ve kitlelerin güvenoyu verebileceği gerçek bir muhalefet ancak bu şekilde örülebilir. Bu muhalefeti ise hiç şüphesiz, AKP’nin neoliberal programından hiçbir çıkarı olmayan işçi ve emekçi ittifakı kuracaktır.

Yorumlar kapalıdır.