DİSK 15. Olağan Genel Kurulu’na doğru

104

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) 13-14 ve 15 Şubat günlerinde olağan Genel Kurul’una gidecek. Genel Kurul’da kiralık emekten, kıdem tazminatlarının kaldırılmasına kadar uzanan emeği hedef alan saldırılara karşılık konfederasyonun tavrı belirginleşecek.

DİSK Genel Kurul’a olağan dışı bir dönemde giriyor. Dünyada gelir dağılımında rekor düzeyde adaletsizlik yaşanırken, bunun etkileri Türkiye’de çok daha güçlü şekilde hissediliyor. Emeğin mevzileri hükümet ve patronların işbirliği ile alabildiğine daraltılmış bir vaziyette.

İçinde bulunduğumuz süreçte patronlar daha öncesi ile kıyaslanamayacak ölçüde bir saldırganlık düzeyi ve ortaklaşma içerisindeler. İşçi ve patron sendikaları ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu’nun da katılımı ile yapılan görüşmelerde patronlar alabildiğine saldırganlaşarak kıdem tazminatlarının kaldırılmasını isterken akıl almaz şeylerden yana şikâyetlerini de dile getiriyorlar.

Türkiye patronları mezar yağmacılığında çığır açmış durumdalar. Görüşmelerde hiç utanmadan Türkiye’de işçilerin çok fazla sağlık raporu aldıklarından yakınırlarken bir de bu düzeydeki raporlu izin günleri ile sürdürülebilir bir ekonomi yaratamayacaklarından yana şikâyet edebiliyorlar! Oysaki, OECD raporlarında en çok çalışan ve de en az rapor kullanan işçilerin Türkiye’de bulunduğu belgelenmiş durumda. Bu basit gerçeği dahi görmezden gelebilen Çalışma Bakanı ise yine aynı görüşmelerde patronlardan aldığı ahlaksız pasa koşmaktan yana imtina etmiyor. “2014 yılı içerisinde işçilerin %86’sı kıdem tazminatlarından faydalanamadı. Bundan ötürü tazminatların fona devri sağlanmalıdır.” buyuruyor. Bir çalışma bakanı düşünün ki, ülkesindeki işçilerin çalışma koşulları hakkında tek laf etmeden yalnızca patronlara yanıtlar üretsin. Bir çalışma bakanı düşünün ki, 2014 yılında kayıtlı çalışan 12 milyon işçiye karşılık, aynı yıl içerisinde, kağıt üzerinde, 16 milyon işçinin işten çıkışını sorun kabul etmesin. Rekor düzeydeki ölümlü iş kazalarına/iş cinayetlerine rağmen sağlık raporu alımını zorlaştırmak için not defterine eğilsin! Aslında bir çalışma bakanlığına lüzum yok. Bir toplama kampı şefi de Süleyman Soylu’nun ve bakanlığının işlevini yerine getirebilir.

İşte tam da bu yüzden DİSK Genel Kurulu işçi sınıfı örgütlerinin varlık savaşında büyük bir sorumluluk altında toplanıyor.

Patron ve hükümetin bu güçlü birliğine karşılık olarak bütünleşik bir sınıflar mücadelesi perspektifinin belirlenmesi acil bir ihtiyaç olarak önümüzde duruyor. DİSK Genel Kurulu’nun, her şeyi bir kenara bırakıp bu soruna dair yanıtlar üretmesi gerekmektedir. Genel Kurul’da temel olarak şu noktalar ön plana çıkarılmalıdır:

1. Sınıf mücadelesi hükümetin sektörler üzerindeki keyfi oyunları ile ciddi şekilde parçalanmış konumdadır. Bu durum konfederasyon içerisindeki sendikaların dahi gücünü kırmakta ve mücadelenin sürekliliğini engellemektedir. Bu yüzden sektör ayrımı yapmaksızın sendikaların değil, bütün işçi sınıfının örgütü olan konfederasyonun örgütlenmesine ağırlık verilmelidir. Birleşik mücadelenin önü açılmalıdır.

2. Kritik sektörlerde grevleri engellemek için hükümet grev yasakları kartını kullanmaktadır. Türkiye’deki hiçbir sendika tek başına bu grev yasaklarına karşı gelebilecek güce sahip değildir. Bu yüzden konfederasyon içerisinde grev yasaklarını bertaraf edebilmek için içerisinde tüm sendikaların yer aldığı ortak bir grev komitesi kurulmalı, stratejik direnişler tüm sektörlerce desteklenebilir hale gelmelidir.

3. Kıdem tazminatlarının fona devri gibi iş güvencesinin son mevzilerine yapılan saldırılara karşı, diğer sendikaları ve işçi sınıfının örgütlü olmayan kısmını da dâhil edecek birleşik bir mücadele hattı çizilmelidir.

4. 2 milyonun üzerindeki mülteci artık Türkiye işçi sınıfının -daha büyük bir sömürüye açık- bir parçası haline gelmiştir. Bu yüzden DİSK’in mültecilere yönelik örgütlenmeyi programlama görevi Genel Kurul’un önünde durmaktadır.

Bu maddelerin yanı sıra DİSK ülkenin içerisinden geçtiği savaş koşullarına dair hükümet, patronlar ve patron ideolojileri tarafından baskı altında tutulmaktadır. DİSK Genel Kurulu’nda savaşın en çok işçi sınıfına zarar verdiğini açıklıkla ifade etmeli ve net bir tavır koymalıdır; Kürt halkının tüm demokratik haklarını koşulsuzca desteklerken, işçi sınıfının birliğine zarar verecek tüm eylemlerin de karşısında durmalıdır.

13-14 ve 15 Şubat günleri işçi sınıfının somut ihtiyaçlarına birleşik ve somut yanıtların verildiği bir gün olursa DİSK hızla kendi gücünün ötesine geçebilme olanağına sahip olabilir. Bu durum bir bütün olarak Türkiye işçi sınıfı mücadelesinde bir toparlanma sağlayabilir. Eğer somut ihtiyaçlara yanıtlar verilmez, Genel Kurul sendikalar içi güç yarışına dönerse Genel Kurul’da DİSK’in yakın dönemlerde yaşadığı sıkışmışlığa bir ilmek daha atılmış olacak. Bu ilmekte ise en çok işçi sınıfı boğulacak.

Yorumlar kapalıdır.