Metal patronlarının tehlikeli taleplerine karşı direnmeye hazır olmalıyız

Metal işkolundaki sözleşme süreci, MESS patronlarının niyetlerinin iyiden iyiye açığa çıkmasıyla yeni bir evreye girdi. 20 Ekim’de yapılan 4. görüşmede MESS, sendikaların önüne bir dizi şart ileri sürdü. Başta tabii sendikalardan ücret artışı taleplerini düşürmelerini istiyor. Bilindiği gibi Türk Metal yüzde 26,28, Birleşik Metal-İş ise yüzde 34’lük zam teklifi vermişti. MESS patronlarına bu teklifler fazlaca “yüksek” görünüyor.

Bu arada Türk Metal sendikacılarının da işçileri yüzde 12’lik bir zam konusunda iknaya yönelik “yoklamalarda” bulundukları biliniyor. Metal işçisinin bu geri adım konusunda son derece dikkatli olması ve sendikacılarına ve patronlara gerekli “uyarı” mesajlarını göndermesi önem taşıyor.

Ama MESS patronlarının bastırmaları arasında ücret kadar önemli başka konular da var. Ve bunlar esas olarak çalışma düzeninin esnekleştirilmesi ve ücretlerin dolaylı yoldan aşağı çekilmesiyle ilgili.

Bunlardan bir tanesi, SGK ile ilgili izinler konusunda, kurumun ödemediği ilk iki günlük ücretin işverenler tarafından ödenmesi maddesinin kaldırılması. Dolayısıyla o ay işçinin ücretinde iki günlük bir kesinti olacak. Ayrıca patronlar, ikramiye ödemelerinin çalışılan gün sayısı üzerinden yapılmasını istiyorlar; yani raporlu işçiler rapor süreleri boyunca buna denk gelen ikramiye tutarından mahrum bırakılacaklar. Bu da bir tür ücret erozyonu demektir.

Patronların bir başka talebi, hafta tatilinde yapılan çalışmalarda daha yüksek fazla mesai ücreti uygulanan işyerlerinde 1 Eylül 2019’dan sonra işe giren işçiler için bu uygulamanın sona erdirilmesi ve fazla mesai ücretinin bu işçiler için aşağı çekilmesi. Bu madde de hem emek gücü ücretinin azaltılmasına ve hem de eski ve yeni işçiler arasında ayrım yapılmasına, böylece eşit işe eşit ücret ilkesini bozmaya yönelik.

MESS patronlarının, işten çıkarmaları kolaylaştırmaya ve sürekli bir rotasyonla ücretleri aşağıya çekme arzuları da var. Örneğin, “hafif işlerde çalışabilir” raporu olanların kendilerine gösterilen işi kabul etmedikleri takdirde iş akitlerinin kendileri tarafından feshedilmiş sayılmasını, dolayısıyla da bu işçilerin ihbar tazminatı ödenmeksizin işyerinden uzaklaştırılabilmelerini istiyorlar. Ayrıca mevcut sözleşmeye göre iki ay olan deneme süresinin dört aya çıkarılmasını talep ediyorlar. Yani emek piyasasına bir “kullan-at” sistemi getirmek arzusundalar.

Bu ve benzeri diğer patron bastırmaları, bir yandan zaten düşük tutmaya çalıştıkları dolaylı yoldan daha da aşağı çekme çabaları olduğu gibi, aynı zamanda iş güvenliği ve işçi sağlığı konularındaki kötüleştirici arzularını kanıtlıyor. Sendikalar şimdilik bu talepleri reddetmiş durumdalar, ama metal işçisi ne kadar kaygan bir zeminde hareket ettiğinin ve sendikalar üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmak zorunda olduğunun bilincinde olmalıdır.

İşçileri ilgilendiren bir başka önemli konu da, alınan ücreti aşağı çeken vergi dilimleri meselesi. Türk-İş ve DİSK yöneticilerinin birlikte, ücretin asgari ücret kadarlık diliminin vergi dışı bırakılması ve ücret ve maaşlardan kesilen vergilerinin yüzde 10’a sabitlenmesi yolunda talepleri olmuştu. Ne var ki bu talep sözleşme sürecinde dile getirilmiyor. Bu belki de devlet düzeyinde bir yasa sorunu, ama ilgili kesintilerin işverene yüklenmesi talebiyle, “çok kazanandan daha çok” ilkesinin hayata geçirilmesi olanaklı olabilirdi. İşçi sınıfı kendi yaşam koşullarını düzeltmeyi ve geliştirmeyi, patron partilerinin insafına bırakmadan elde etme mücadelesi verebilir ve vermelidir.

Türk Metal ve Birleşik Metal-İş sendikaları, bu yıl içinde imzaladıkları “birlikte mücadele” anlaşması çerçevesinde davranabilseler kuşkusuz işçilerin gücü daha da artar. Ama daha da önemlisi, işçi sınıfının işyerlerinden hareketle komitelerde örgütlenmesi ve onlar aracılığıyla mücadele birliği ve eylemliliği oluşturmaları her şeyden daha önemlidir. Umarız 23 Kasım’da 10 bin Birleşik Metal-İş üyesinin işyerlerindeki eylemi bunun ilk adımı olur.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.