Finlandiya’da burjuvazinin “ütopya” yalanı: 4 gün/6 saat

Geçtiğimiz haftalarda Finlandiya’da 4 gün 6 saat çalışma iddiası dünya ve Türkiye basınında gündeme geldi. Yeni başbakan Sanna Marin üzerinden yaratılan bu yalan haberi, son zamanlarda yaşanan grev dalgası ışığında değerlendirmek gerekiyor.

Yalan habere konu olan iddianın kaynağı, Marin’in geçen yaz partisi SDP’nin (Sosyal Demokrat Parti) etkinliğinde haftada 4 gün veya günde 6 saat çalışmanın verimliliği artırabileceği yönünde fikrini beyan etmiş olması. Marin SDP’nin hedefinin bu olduğunu söylerken, sosyal medyada bunun gelecekte mümkün olsa da bugün için bir “ütopya” olduğunu belirtti. Ancak kendi partisinin büyük çoğunluğu oluşturduğu hükümet, önüne çalışma saatlerini kısaltma planını koymak şöyle dursun, önceki hükümetten devraldığı kemer sıkma politikalarını sürdürmekte ve parlamentodaki diğer düzen partileriyle uzlaşan bir program benimsemekte. Marin’in göreve gelince verdiği ilk sözlerden biri, hepimizin ne anlama geldiğini bildiğimiz “istikrarı” sağlamak oldu. Yeni koalisyon hükümetinin amacı, bütçe açığını kapatmak ve özelleştirmelere hız vermek.

Kasım ayında, %30’a varan ücret düşüşü ve daha uzun çalışma saatleri öngören, 700 posta işçisini etkileyecek ayrı bir sözleşmeye karşı on binlerce posta işçisi greve çıkmış; bunun ardından hükümet içinde yaşanan kriz sonucu eski başbakan Antti Rinne istifa etmek zorunda kalmıştı. Genç bir kadın olması nedeniyle popüler bir figür haline getirilen Marin, işçilerin grevi devam ederken, aynı partinin mensubu olan Rinne’nin yerine göreve geldi. Posta işçilerinin grevi, elektrik ve ulaşım işçilerinin dayanışma grevleriyle desteklendi, ülkede hayat neredeyse durma noktasına geldi ve grev başarıya ulaştı.

Son yıllarda Finlandiyalı işçilerin gündemini ücretlerin düşürülmesi, işsizlik fonunun kısıtlanması, kamu hizmetlerine ayrılan desteğin kesilmesi gibi saldırılar oluşturmakta. Hem bu arka plan hem de dünyanın geri kalanında yükselen hareketler göz önüne alındığında postacıların grevinin bu denli kitleselleşerek basınç oluşturması ve çeşitli işkollarından destek görmesi şaşırtıcı değil. Finlandiya örneği, Kuzey ülkelerinin işçi ve demokrasi dostu sosyal demokrat hükümetlere sahip olduğu efsanesini çürütüyor ve hem işçilerden hem de burjuvaziden yana olmanın mümkün olmadığını gösteriyor. Finlandiya’daki mevcut çalışma rejimi Fin patronların zenginleşmesine yarıyor. Ancak üretim burjuvazinin çıkarlarına göre değil, toplumun ve işçilerin ihtiyaçlarına göre planlanırsa günlük çalışma saatini 8’den 6’ya indirmek elbette mümkün. Nasıl çalışma koşullarına sahip olduğumuz, işçi sınıfının örgütlü gücüyle ilişkilidir ve Finlandiya’daki grev dalgası ve sınıf dayanışması, burjuvazinin günümüz için “ütopya” olarak gördüğü bu planı, işçilerin bugün hayata geçirme gücünün olduğunu gösteriyor.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.