Metal işçisi birleşirse kazanır! Metal işçisi kazanırsa tüm işçi sınıfı kazanır!

Türkiye ekonomisinin ve sınıflar mücadelesinin en önemli sektörlerinden olan metalde MESS ile sürdürülen grup toplu sözleşme sürecinde (TİS) halen anlaşma sağlanabilmiş değil. Patron sendikası, Birleşik Metal-İş (BMİS), Türk Metal ve Özçelik-İş sendikaları ile sürdürdüğü görüşmelerde 3 yıllık sözleşme, sefalet düzeyindeki zam oranı ve esnek çalışma dayatmalarından geri adım atmıyor. MESS grup toplu sözleşme süreci 186 işyeri/işletmeden 130 bine yakın işçiyi doğrudan ilgilendiriyor. Ancak sektörün Türkiye sınıflar mücadelesindeki can alıcı karakteri dolayısıyla, metal işçisinin ekonomik krizin faturasını ödememeye karşı sürdürdüğü hak mücadelesi tüm işçi sınıfını da içerisine çekiyor.

Krizi bahane olarak gösteren patronlar, düşük zamla imzalanan kamu TİS’lerini de örnek olarak sunup metal işçilerinin ücretlerini baskılamaya çabalıyor. Emekçilerle dalga geçercesine görüşmelere yüzde 6 zam oranı ile başlayan patronlar, bugün yüzde 10 zam oranı öneriyor. Ancak bu zam oranı, ücretleri eriyen, alım gücü düşen metal işçilerinin beklentisini karşılamaktan oldukça uzakta. Keza sözleşme bu düzeyde bir zamla imzalanmış olsa, metal sektöründe binlerce emekçinin maaşı asgari ücretin dahi altında kalacak.

Patronların bu dayatmalarını kabul etmeyen metal işçileri ise bir ayı aşkındır fabrikalarında, vardiya değişimlerinde, yemekhanelerinde eylemlerini sürdürüyor. Sendikalarını hakları uğruna mücadeleye taşımaya çalışıyor. 19 Ocak günü Gebze ve Bursa’da gerçekleşen mitingler de emekçilerin kötü yaşam koşullarına karşı öfkesini ve insanca bir yaşam için mücadele azimlerini bir kez daha gösterdi. Emekçilerin üretimden gelen güçlerini kullanmaya dönük bu kararlı duruşunun da sonucunda BMİS 5 Şubat’ı grev tarihi olarak açıkladı. Türk Metal sendikası ise grev kararı almış olsa da henüz bir uygulama kararı açıklamamış durumda. Patron sendikası MESS ise emekçileri sindirmek ve korkutmak adına lokavt kararı aldığını açıkladı.

Patronlar kâr ediyor, krizin faturasını emekçiler ödüyor

Türkiye’nin en büyük 1000 sanayi kuruluşundan 328’i metal sektöründe faaliyet sürdürüyor. Patronlar kriz nedeniyle kötü durumda olduklarını öne sürerek ücretlere düşük zamlar dayatmaya çalışsa da tüm veriler aksini kanıtlıyor. Bu 328 kuruluşun yüzde 92,4’ü 2018 yılını kâr ile kapatırken, bu firmalarda çalışan kişi başına elde edilen kâr miktarı ise 116 bin TL. 2019’un ilk 9 aylık verilerine baktığımızda da otomotivde 2018 yılına göre yüzde 24 oranında bir kârlılık artışı mevcut. Örneğin 2019 yılı ilk 9 ayında, sektörün iki büyük firması olan Ford Otosan’ın net kârı 1 milyar 342 milyon 707 bin TL, Tofaş’ın ise 1 milyar 31 milyon 147 bin TL.

Metal patronlarının bu kâr oranlarını elde edebilmesinin yolu ise emekçiler üzerindeki sömürüyü artırmalarından geçiyor. İşçiler üzerinde yoğun, uzun süreli ve performansa dayalı çalışma baskısını yaratan patronlar, bunun sonucunda çalışan başına düşen üretim miktarını yükseltiyor. Öte yandan da işçilerin pastadan aldıkları payı sürekli olarak azaltarak kârlarına kâr katıyorlar. Örneğin Ford Otosan’da üretim giderleri içerisinde işçilik giderinin oranı 2015 yılında yüzde 4,8 iken 2018’de yüzde 3,6’ya düşmüş durumda. Aynı oran Tofaş’ta da 2015’te yüzde 3,17’den 2018’de yüzde 1,66’ya gerilemiş vaziyette.

İşin özeti, patronlar açıkça yalan söylüyor! Çünkü emekçilerin insanca bir yaşam koşuluna sahip olması onların umurlarında değil. Onların tek derdi pastadan aldıkları payı yükseltmek, kârlarına kâr katmak. Peki açıkça bizlerin haklarına saldırırken neye güveniyorlar?

Gücümüz birliğimizden, gücümüz üretimden gelir!

Metal patronları emekçilerin haklarına saldırırken grev yasaklarına, lokavt kararına ve bir sınıf olarak tüm patronların örgütlülüğüne güveniyor. Azınlık olan patronlar, çoğunluğun, işçi sınıfının bölünmüşlüğünden güç alıyor. Bunu tersine çevirmek ise bizlerin elinde.

En temel hakkımız olan grevin yasaklanma ihtimalinden çekinmeden, üretimden gelen gücümüzü daha güçlü savunmalı ve hep birlikte kullanmalıyız. Patronların lokavt tehdidine verilecek en güçlü cevap, metal sektöründeki üç sendikanın ortak grev kararı alıp ortak bir eylem takvimi açıklamasıdır.

Üç sendika, 7 Ocak’ta gerçekleştirdiği ortak basın toplantısında birlikte mücadele vurgusu yaptı. Ancak bu birleşik mücadeleyi örecek olan sendikaların önderlikleri değil, tabandaki emekçilerdir. BMİS’in 5 Şubat için açıklamış olduğu grevi tüm metal işçilerinin grevi haline getirmeliyiz. Bunun için de sendikalarımıza tabandan basınç uygulamalı, grev komitelerinin inşasını hedeflemeliyiz. Sendikaların grev ödeneklerini asgari ücret seviyesine çıkartmasını talep etmeli, bunun için sendikalarımızın içerisinde mücadele örgütlemeliyiz.

Ancak birlik olursak MESS’i dize getirebiliriz. Birleşik bir mücadele örgütlersek, insanca yaşayacak bir ücret seviyesine ulaşabilir, ücretimizin değerini azaltacak 3 yıllık sözleşme yerine 2 yıllık sözleşme hakkımızı koruyabilir ve patronların esnek çalışma dayatmalarını çöpe atabiliriz.

Ve bu süreçte, tüm sendikaları ve emek örgütlerini metal işçilerinin mücadelesine destek olmaya, onunla dayanışmaya zorlamalıyız. Çünkü krizin faturasını ödemeyi kabul etmeyen metal işçilerinin mücadelesi tüm emekçilerin mücadelesidir. Çünkü metal işçisi birleşirse kazanır! Metal işçisi kazanırsa tüm işçi sınıfı kazanır!

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.