Metal işçisi birleşirse kazanır! Metal işçisi kazanırsa tüm işçi sınıfı kazanır! (2)

Türkiye ekonomisinin ve sınıflar mücadelesinin en önemli sektörlerinden biri olan metalde MESS ile sürdürülen grup toplu sözleşme süreci (TİS) devam ediyor. MESS grup toplu sözleşme süreci 186 işyeri/işletmeden 130 bine yakın işçiyi doğrudan ilgilendiriyor. Ancak sektörün Türkiye sınıflar mücadelesindeki can alıcı karakteri dolayısıyla, metal işçisinin ekonomik krizin faturasını ödememeye karşı sürdürdüğü hak mücadelesi tüm işçi sınıfını da içerisine çekiyor.

Bu satırlar yazıldığı sırada ise Türk Metal ve Özçelik-İş Sendikaları MESS ile kapalı kapılar ardında yürüttüğü görüşmelerin ardından tavan zammı yüzde 17 olarak belirlenen 2 yıllık sözleşmeye imza atmış durumda. Birleşik Metal İş Sendika’sına üye metal işçileri MESS’in bu sefalet ücreti dayatmasını kabul etmeyeceklerini ve hakları olanı alana kadar greve çıkacaklarını açıkladı.

Krizi bahane olarak gösteren patronlar, düşük zamla imzalanan kamu TİS’lerini de örnek olarak sunup metal işçilerinin ücretlerini baskılamaya çabalıyor. Ücretleri eriyen, alım gücü düşen metal işçileri ise insanca yaşayacak düzeyde bir ücret talep ediyor, sorumlusu olmadığı krizin faturasını ödemek istemiyor. Örneğin, son bir buçuk yılda elektriğe arka arkaya yapılan 5 zam (%9, %9, %9, %15 ve %15) ve yine doğalgaza getirilen 5 zam (%9, %9, %9, %14,9 ve %14,9) ile kıyaslandığında MESS’in iki sendika ile anlaştığı zam oranı metal işçilerinin taleplerini karşılamanın çok uzağında.

Patronların bu dayatmalarını kabul etmeyen metal işçileri ise bir ayı aşkındır fabrikalarında, vardiya değişimlerinde, yemekhanelerinde eylemlerini sürdürüyor. Sendikalarını hakları uğruna mücadeleye taşımaya çalışıyor. 19 Ocak günü Gebze ve Bursa’da gerçekleşen mitingler de emekçilerin kötü yaşam koşullarına karşı öfkesini ve insanca bir yaşam için mücadele azimlerini bir kez daha gösterdi. Bunun karşısında, Türk Metal ve Özçelik-İş bürokrasilerinin işçilere hiçbir şekilde danışmadan, yangından mal kaçırırcasına sözleşmeyi imzalaması kabul edilemez. Birleşik Metal İş üyesi metal işçilerinin üretimden gelen güçlerini kullanmaya dönük kararlı duruşları sonucunda ise 5 Şubat için grev kararı alınmış durumda.

Patronlar kâr ediyor, krizin faturasını emekçiler ödüyor

Türkiye’nin en büyük 1000 sanayi kuruluşundan 328’i metal sektöründe faaliyet sürdürüyor. Patronlar kriz nedeniyle kötü durumda olduklarını öne sürerek ücretlere düşük zamlar dayatmaya çalışsa da tüm veriler aksini kanıtlıyor. Bu 328 kuruluşun yüzde 92,4’ü 2018 yılını kâr ile kapatırken, bu firmalarda çalışan kişi başına elde edilen kâr miktarı ise 116 bin TL. 2019’un ilk 9 aylık verilerine baktığımızda da otomotivde 2018 yılına göre yüzde 24 oranında bir kârlılık artışı mevcut. Örneğin, 2019 yılı ilk 9 ayında, sektörün iki büyük firması olan Ford Otosan’ın net kârı 1 milyar 342 milyon 707 bin TL, Tofaş’ın ise 1 milyar 31 milyon 147 bin TL.

Metal patronlarının bu kâr oranlarını elde edebilmesinin yolu ise emekçiler üzerindeki sömürüyü artırmalarından geçiyor. İşçiler üzerinde yoğun, uzun süreli ve performansa dayalı çalışma baskısını yaratan patronlar, bunun sonucunda çalışan başına düşen üretim miktarını yükseltiyor. Öte yandan da işçilerin pastadan aldıkları payı sürekli olarak azaltarak kârlarına kâr katıyorlar. Örneğin, Ford Otosan’da üretim giderleri içerisinde işçilik giderinin oranı 2015 yılında yüzde 4,8 iken, 2018’de yüzde 3,6’ya düşmüş durumda. Aynı oran, Tofaş’ta da 2015’te yüzde 3,17’den 2018’de yüzde 1,66’ya gerilemiş vaziyette.

İşin özeti, patronlar açıkça yalan söylüyor! Çünkü emekçilerin insanca bir yaşam koşuluna sahip olması onların umurlarında değil. Onların tek derdi pastadan aldıkları payı yükseltmek, kârlarına kâr katmak. Pekiyi, açıkça bizlerin haklarına saldırırken neye güveniyorlar?

Gücümüz birliğimizden, gücümüz üretimden gelir!

Metal patronları emekçilerin haklarına saldırırken grev yasaklarına, lokavt kararına ve bir sınıf olarak tüm patronların örgütlülüğüne güveniyor. Azınlık olan patronlar, çoğunluğun, işçi sınıfının bölünmüşlüğünden güç alıyor. Bunu tersine çevirmek ise bizlerin elinde.

En temel hakkımız olan grevin yasaklanma ihtimalinden çekinmeden, üretimden gelen gücümüzü daha güçlü savunmalı ve hep birlikte kullanmalıyız.

5 Şubat’ta 11 ildeki 41 fabrikadan, 10 bin metal işçisi, MESS’in tavan zammını yüzde 17 olarak belirleyerek ücretleri düşük tutmak istemesine karşı greve çıkacak. Yüzbinlerce metal işçisi beraber hareket ettiği zaman, imzalanmış olsun veya olmasın, hiçbir sözleşmenin anlamı kalmaz.

Üç sendika, 7 Ocak’ta gerçekleştirdiği ortak basın toplantısında birlikte mücadele vurgusu yapmıştı. Ancak bu birleşik mücadeleyi örecek olanın sendikaların önderlikleri olmadığını Türk Metal ve Özçelik-İş bürokrasileri bir kez daha göstermiş oldu. Birleşik mücadeleyi örebilecek olan yegâne kuvvet üç sendikanın tabanındaki emekçilerin bizzat kendileridir! Birleşik Metal İş’in 5 Şubat için açıklamış olduğu grevi tüm metal işçilerinin grevi haline getirmeliyiz. Bunun için de sendikalarımıza tabandan basınç uygulamalı, grev komitelerinin inşasını hedeflemeliyiz. Sendikaların grev ödeneklerini asgari ücret seviyesine çıkartmasını talep etmeli, bunun için sendikalarımızın içerisinde mücadele örgütlemeliyiz.

Ancak birlik olursak MESS’i ve patronları dize getirebiliriz. Birleşik bir mücadele örgütlersek, insanca yaşayacak bir ücret seviyesine ulaşabilir ve patronların esnek çalışma dayatmalarını çöpe atabiliriz.

Bu süreçte, tüm sendikaları ve emek örgütlerini metal işçilerinin mücadelesine destek olmaya, onunla dayanışmaya zorlamalıyız. Çünkü krizin faturasını ödemeyi kabul etmeyen metal işçilerinin mücadelesi tüm emekçilerin mücadelesidir. Çünkü metal işçisi birleşirse kazanır! Metal işçisi kazanırsa tüm işçi sınıfı kazanır!

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.