Her şey yalan, işsizlik gerçek

Borsa, tarihi rekorlar kırıyor. Hükümetten ardı ardına “ekonomi düzeliyor” ve “enflasyon düşüyor” açıklamaları geliyor. Her şeyin düzeliyor olduğuna dair aşılanmaya çalışılan algı ve yaratılmaya çalışılan bahar havası; konu işsizlik, vergiler ve gerçek enflasyona geldiğinde kışa dönüyor.

Ekonomide birtakım tabloların iyileştiği doğru. Borsa İstanbul rekor kırdı. Peki, bunun işçi ve emekçilere getirisi ne? Hiçbir şey! Borsa spekülatif bir balondur. Sadece finansçı sermayenin kumarbazlarının kazançlı çıkacağı bir balon. Dolar ise 5,95 gibi yüksek bir rakamda stabil durumda. Merkez Bankası’nın imdadına ABD Merkez Bankası faizlerini indirerek yetişti. Borçlanma maliyetleri faizin inmesiyle düşünce, kredi mekanizması aksak da olsa çalışmaya başladı. Böylece havası inen ekonominin yeniden şişirilmesi için uygun koşullar oluşmaya başladı. Bu şişirmenin normalde ters orantılı olması gereken ama Türkiye koşullarında doğru orantılı olan iki önemli maliyet kalemi olacak. Hayat koşullarımızı da doğrudan etkileyecek olan bu etmenler: işsizlik ve bütçe açığı.

Ekonomi üç çeyrek küçüldükten sonra 2019 üçüncü çeyreğinde yüzde 0,9 oranında büyüdü. Aslında buna büyüme denemez, hâlâ bir durağanlık içindeyiz ama dipten döndüğümüz söylenebilir -ki her düşüşün bir yükselişi olmak zorunda. Hatta henüz açıklanmasa da 2019 4. çeyreğinde, bir önceki yılın aynı çeyreğinde büyük düşüş yaşandığı için baz etkisiyle yüzde 5’lik bir büyüme bile görebiliriz. TÜİK’in açıkladığı oranlarda hesaplama yöntemini iki kez değiştirdiğini ve her şeyin iyiye gittiği yönünde yürütülen algı çalışmasında başat kurum olduğunu unutmayalım. Her şeye rağmen bu göreli ve “kötünün iyisi” diyebileceğimiz iyileşmeler; ne enflasyona ne işsizliğe ne de hayat koşullarımızın iyileşmesine yarıyor. Ekonominin iyileştiğine dair emareleri sokakta henüz görebilmiş değiliz. Ekonomide eğer bir rekor kırılıyorsa bunun işsizlik sayısında kırıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Türkiye tarihinin en yüksek işsiz sayısına sahip olduğumuz, açıklanan son işsizlik sayılarına baktığımızda açıkça anlaşılıyor.

İşsizlik oranı dönemsel olarak tarım ve turizmin canlanması nedeniyle mevsim etkisinden arındırılmış olarak hesaplanır. Bu yüzden bir önceki ayın işsizliği ile karşılaştırmak yerine daha doğru bir tespit yapabilmek için bir önceki yılın aynı ayına bakarak (Eylül’ü Eylül ile, Kasım’ı Kasım ile…) karşılaştırılma yapılır. Buradan yola çıkarak, en son açıklanan Ekim 2019 işsizlik sayıları ve oranlarına bakalım. 2018 Ekim ayında işsizlik 3 milyon 817 bin kişi, oran ise yüzde 11,6 idi. 2019 Ekim ayında bu 4 milyon 438 bin kişiye, oran ise yüzde 13,4’e yükseldi. Yani bir yıl içinde 621 bin kişi işsizler ordusuna katıldı. Ocak’tan Ekim’e kadar 2019 boyunca açıklanan işsizlik oranlarının bir önceki yılın aynı aylarına göre yüksek olduğu görülüyor.

Unutulmaması gereken nokta şu: Bu işsiz sayıları hesaplanırken son 4 hafta içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış ve 2 hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olan 15 ve daha yukarı yaştaki kişiler tespit edilip hesaba katılıyor. Ev kadınları, iş aramaktan umudunu kesenler buna dahil değil. Bunları da dahil edersek gerçek işsizlik sayısına ulaşırız. O da Ekim 2019 itibariyle 7 milyon kişiye (%20,1) ulaşmış durumda. Genç işsizlik ise dar anlamıyla Ekim 2018’de yüzde 22,1 iken aynı ayın 2019 yılında yüzde 25,2’ye yükselmiş durumda. Bu işsizlik istatistiklerinin toplumsal olarak doğrudan bir karşılığı var. Oranlar ve sayılar durumun ne kadar ciddi olduğunu anlatıyor.

Bütçe açığı ise 2019 yılı başında planlanan açığın iki katına çıktı. Merkez Bankası’ndan 46 milyar TL yedek akçe kullanılmış olmasına karşın bütçe açığı 123,7 milyar TL oldu. Bu açığın ekonominin göreli düzelmesiyle devlet yatırımlarının artması sonucu daha da artacağı tahmin ediliyor. 2020 yılında ödeyeceğimiz faturaların olağanın dışında yüksek (özellikle elektrik ve doğalgaz) olacak olması alım gücümüzü yıl içinde daha da düşürecek. Öte yandan, dolaylı vergilerin artırılması ve yeni vergi artışları ile -ki vergi gelirlerinin yüzde 80’inin emekçilerin sırtından alındığını da düşünecek olursak- 2020 yılı için işsizlikle birlikte hayat koşullarının daha da zorlaşacağını söyleyebiliriz. Dolayısıyla, 2020 toplumsal gerilimin ve öfkenin yüksek seyredeceği bir yıl olacaktır. İktidarın ekonomik saldırıları karşısında işsizlik ve hayat pahalılığına yönelik birleşik ve etkin bir mücadelenin sürdürülmesinin zaruri olduğu bir yıl bizleri bekliyor.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.