İşçi, yöneticisini kendi seçmeli

Geçen ayın başlarında Eskişehir’de önemli bir sendikal olay yaşandı. Kristal-İş’li işçiler, şube yönetimini görevden alan genel merkez yöneticilerine karşı büyük bir tepki gösterdiler. Şube binasını işgal edip genel merkez yöneticilerini protesto ettiler ve şube yönetimince tepeden bürokratik bir kararla görevden alınan şube yöneticilerine sahip çıktılar.

Bu olay emek dünyasında fazlaca ilgi çekmedi. Oysa tüm işçileri, özellikle de sendika militanlarını, temsilcilerini ve öncü işçileri ilgilendirmesi, ders çıkarılması gereken bir gelişme bu. Eskişehirli Kristal-İş işçileri şubelerini merkezi bürokrasiye karşı korurken, “Atama değil, sandık istiyoruz. Kendi yöneticilerimizi kendimiz seçmek istiyoruz” diyorlardı. Yani sendika içinde demokrasi talep ediyorlardı.

Olayın ardında yatan gerekçeler mutlaka vardır, ama konumuz açısından bunlar ikinci planda. Elbette sendikada bir üst kurul kendisine bağlı bir alt kurulla anlaşmazlığa düşebilir. Peki, o zaman ne yapmalı? Tepeden bir kararla alttaki bir yöneticiyi bürokratik bir biçimde görevden almaya kalkarsa, işte bu bürokrasi demektir, yani sendika içi demokrasinin ayaklar altına alınması demektir. Eğer gerçekten haklı olduğunu düşünüyorsa, işçilerin önünde derdini anlatmalı ve onların oyunu istemelidir. Evet, işçi kendi yönetimini kendisi seçmelidir.

Tepeden atama gibi bürokratik bir uygulama için yönetim, “Tüzüğümüz bize alt kurulları görevden alma yetkisi tanıyor” mazeretine de sığınmamalı. Eğer öyleyse, o tüzük hemen değiştirilmeli.

Aynı şey işyeri temsilcileri için de geçerli. Pek çok sendikada işyeri temsilcileri sendika yönetimleri tarafından atanıyor veya dayatma yoluyla “seçtiriliyor”. Bu arada yönetimin istemediği kişiler seçilirse de çeşitli yollardan o temsilci tasfiye edilmeye çalışılıyor. Hatta, sendikacının işverenle anlaşarak temsilciyi işten attırdığı durumlara bile rastlanabiliyor. Bu tür bürokratik işleyişler elbette işçilerin sendikaya ve genel olarak da sendikal mücadeleye olan güvenini sarsıyor, mücadele azmini zedeliyor.

Ama bir husus daha var. İşçiler sadece kendi yöneticilerini, temsilcilerini kendileri seçmekle kalmamalı, aynı zamanda onları gerektiğinde görevden de alabilmeli. Öyle durumlar oluyor ki, işçiler güvendikleri bir arkadaşlarını temsilci olarak seçiyor veya belirli bir grubu yönetime getirebiliyorlar; ama sonra bir bakıyorlar ki, o temsilci veya o yönetim işçilerin sorunlarıyla uğraşmıyor, sözlerinde durmuyor veya patronlarla işbirliği yapıyor. İşçiler bu tip temsilcilere ve yönetimlere, tüzük öyle diyor diye katlanmamalılar. O tür tüzük maddeleri derhal değiştirilmeli. Temsilcileri ve yönetimleri gerektiğinde işçi oyuyla görevden alabilmeyi olanaklı kılan maddeler olmalı tüzüklerde.

Sendikalarda tabanın söz ve karar sahibi olabilmesinin en önemli koşullarından birisidir bu. Bürokrasiyi engellemenin, uzlaşmacı ve satılmış sendikacıların patronlarla işçi aleyhine işbirliğini engelleyebilmenin de bir yoludur bu.

Eğer taban bu biçimde sendikada söz ve karar sahibi olursa, aynı zamanda toplu sözleşmelerin imzalanıp imzalanmaması, grev kararlarının alınması ve uygulanması, sendika harcamalarının denetlenmesi, sendika içinde tartışmaların özgürce yapılabilmesi gibi pek çok başka sendikal konuda da sendikasına sahip çıkabilecek ve onu yönlendirebilecektir.

Unutmamak gerekir ki, eğer bugün sendikalaşma oranı çok düşükse bunun nedeni sadece patronların ve hükümetlerin saldırısı değil, aynı zamanda işçilerin sendika yönetimlerine olan güvensizliğidir. Ve bu durum, işçi sınıfının ekonomik, demokratik ve politik hakları için vermeye çalıştığı mücadeleyi zayıflatmaktadır.

Bu nedenle temizliğe önce kendi evimizden başlamalı, bürokrasiyi ve bürokratik yöntemleri süpürüp sendikaların dışına atmalıyız.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.