İşsizlik neden rekor kırdı?

TÜİK verilerine göre ülkedeki işsizlik oranları son otuz yılın zirvesine çıkmış durumda. 2019 Kasım ayında işsizlik, bir önceki yılın aynı dönemine göre 1 puan artış göstererek yüzde 13,3 oranına yükseldi. 15-24 yaş arasını kapsayan genç işsizlik oranı ise yüzde 24,5’e ulaştı. Bunun yanında, iş aramaktan umudunu kesenler TÜİK’e göre işsiz sayılmadığından, gerçek işsizliğin resmi verilerden daha yüksek olduğu kamuoyunca bilinmekte.

Bu noktada kendimize bazı sorular sormalıyız. Türkiye bu noktaya neden geldi? Neden bunca işsiz var?

Öncelikle işsizliğin sebebi biz çalışanlar değiliz. Bizler bazı şeyleri hatalı yaptığımız için işimizden olmadık. Bu soruların cevabını almak için hikâyeye 2001 yılından başlamalıyız.

TÜSİAD’ın Kemal Derviş’i ekonominin direksiyonuna geçirmesiyle ülkede yoğun bir özelleştirme başladı. Merkez Bankası özerk hale getirilerek Türkiye tefecilerden kredi alabilir duruma getirildi. Kısa süre sonra ekonominin başına AKP hükümeti geçti ve Kemal Derviş’in başlattığı borçla özel sektörün büyüme politikasını devam ettirdi. SEKA, Tekel gibi üretim yapan yerler arsa değerlerinin çeyrek parasına haraç mezat satıldı. Dönemin konjonktürü gereği sınırsız döviz geldiği için iç piyasaya kredi yağdırıldı.

Hormonlu büyüme

Önce 2009 ABD finansal krizi; ardından da yolsuzluklar, ekonomik eşitsizlik ve yüksek vergilere karşı başlayan Arap Devrimleri, Gezi İsyanı, Brezilya protestoları gibi seferberliklerle gelişmekte olan ülkelerde değerlendirilen dövizler anavatanına dönmeye başladı. Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan devletlerin bu kaynaklara ulaşması gittikçe zorlaşmaya başladı.

Ne var ki sermayenin kârlılığını koruyabilmesi, iktidarın da hormonlu ekonomik büyüme rakamlarını sürdürebilmesi için hazinenin kredi muslukları sonuna kadar açıldı. Devlet eliyle kamu kaynakları; kredi garanti fonu, vergi afları, yağlı teşvikler gibi araçlarla sermayeye peşkeş çekildi. Bu kaynakların sınai üretimde değil, devletin de teşvikiyle betona gömülmesi neticesinde hormonlu büyüme rakamlarına ulaşıldı. Halkın ihtiyaçları için kullanılması gereken kaynaklar, şirketlere geçiş garantili mega projeler adı altında paylaştırıldı. Daha da fenası bu paylaştırılan kaynaklar, yurtdışından borçlanılan kaynaklardı. Tefeciden alınan para, sermayenin semirmesi için kullanılınca bir krizin patlaması kaçınılmazdı ve patladı da.

Dış politikada iflas

Ekonomik krizin ilk ciddi semptomlarının görülmesiyle birlikte iktidar 31 Mart seçiminde ağır bir yenilgi aldı. Tek başına kaybeden iktidar, çözümü maceracı savaş politikalarında buldu. Erdoğan iktidarı Türkiye içinde Kürtlere ve demokratik çevrelere karşı baskı politikalarını artırırken, Türkiye’nin sınırları dışında da Suriye’de maceracı dış politika izleyerek taşıma cihatçılar eliyle bölge halklarının elinden devrimi çaldı.

Günümüze geldiğimizde Türkiye, Suriye’de içinden çıkılması güç bir cenderenin içinde debelenirken ülkenin kaynakları içeride ve dışarıda da bu maceracı savaş politikalarına aktarılıyor. Sermaye kendisini korumak için üretim tesislerini kapatıyor veya küçültüyor. Halkın payına da krizin şişirilmiş faturasını ödemek veya intihar düşüyor.

Mevcut durum karanlık olsa da umut Kaf Dağı’nın ardında değil. İşsizliğe sebep olan dış politikada maceracılığa, işsizlik ve yoksulluğu derinleştiren neoliberal politikalara derhal son verilmesi; ücretlerde azalma olmaksızın tüm fabrikalarda günde 6 saat 4 vardiya çalışmaya geçilmesi halinde bu kaynaklar hepimize yeter. İşsizlik de ortadan kalkar. İşsizliğe, yolsuzluğa, gelir adaletsizliğine karşı emekten yana bir çözüm için hep birlikte mücadeleye!

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.