Pandemi zamanı unutulan ve yok sayılan mülteciler

Küresel Covid-19 salgınında tüm dünyada benimsenen slogan “Evde Kal” oldu. Öyle ki, Sağlık Bakanlığı bile sahici tedbirler öne sürmektense vatandaşlara evde kalmalarını söylüyor. İmkânı olanlar evde kalıp sosyal izolasyonu sürdürüyor, bazılarımız ya işten atıldık ya da esnek koşullarda evden çalışmak durumunda bırakıldık, bazılarımız ise halen daha hijyenik olmayan, sağlıksız koşullarda çalıştırılmaya devam etmekte. Tüm bunlar olurken, salgına karşı en savunmasız kesimlerden olan ve kalacak bir evi bulunmayan mülteciler yine unutuldu. Bir kısmı Esenler Otogarı’na ve başka şehirlere taşınan, büyük çoğunluğu da hükümetin şubat sonunda Türkiye-Yunanistan sınırındaki Pazarkule’de sıkıştırdığı binlerce mülteci gıda, temiz su, hijyen ürünleri, barınma, ısınma gibi temel ihtiyaçlara erişemedi. Tampon bölgede bu koşullarda bir ay bekletildikten sonra farklı şehirlerdeki konaklama tesislerine ve geri gönderme merkezlerine yerleştirildiler. Ancak görünen o ki hükümet aldığı bu “geçici tedbir” kararıyla mültecileri pazarlı kozu olarak kullanmayı sürdürmeyi arzu etmekte.

Tampon bölgede veya kamplarda bulunmayan ve Türkiye’de uluslararası koruma statüsüne sahip mülteciler, Aralık 2019’da Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda yapılan bir değişiklikle sağlık sigortaları iptal edilmeye başlandığı için ülke içinde sağlık hizmetine erişimden mahrum bırakıldı. Kimliği iptal edilenler veya hiç kimlik alamamış olanlar ise idari gözetim altına alınma korkusuyla hastaneye gidemezken, hastaneler de onlara sağlık hizmeti vermekten korkuyor. Bu şekilde bir kısırdöngüye hapsedilmiş oluyorlar.

Yunanistan’daki mülteci kamplarında da herhangi bir tedbirin alınmadığı şeklinde raporlar iletilmekte. Bu kampların çoğunda mülteciler virüse karşı “kendi imkânlarıyla” korunmak zorunda bırakılıyor, doktor sayısı yetersiz ve sağlık taraması yapılmıyor. Saatlerce ve kilometrelerce yemek ve doktor kuyruğunda beklemeleri gerekiyor. Gazze’de, Yemen’de, Suriye’de ve diğer kamplarda kalan milyonlarca sığınmacı ve mülteci benzer sorunlarla karşı karşıya ve kıyıma terk edilmiş durumda.

Diğer yandan, mülteci düşmanlığı üzerinden yaratılan hezeyan bu sefer de virüsü mültecilerin getirdiği algısıyla vücut buluyor. Salgın, ırkçı saldırılara da davetiye çıkarma riski taşıyor. Geçtiğimiz haftalarda, koronavirüs henüz ülkede yaygınlaşmamışken, Konya’da balık tutan Afganistanlılara koronavirüs bahanesiyle yapılan fiziksel saldırı, bu riski tüm gerçekliğiyle ortaya koyuyor.

Dünyada mülteci krizini yaratanın emperyalist kapitalist ülkeler olduğunu ve bu krizin başlıca sorumlularından birinin AB olduğunu unutmamak gerekir. AB’nin mültecilere sınırları kapatması, ikiyüzlü politikalarının devamıdır. Diğer yandan Türkiye de bu konuda hiçbir tedbir almayarak sorunu katmerlendiriyor. Pandemi günlerinde mülteci sorununun yalnızca mültecileri ilgilendirmediğini; sorunun mülteciler lehine çözümünün halk sağlığı mücadelemizin bir parçası olduğunu bilmeliyiz. Bu süreçte mültecilerin unutulup yok sayılması kabul edilebilir değildir. Koronavirüs nedeniyle alınacak tedbirlerin geri gönderme merkezlerindekiler dahil mültecileri de kapsaması ve bu tedbirlerin acilen alınması hayati önem taşımakta. Tüm mültecilere sınırlar açılmalı; ücretsiz sağlık hizmeti, beslenme ve barınma imkânı sağlanmalıdır.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.