İlla ölümlerin olması mı şarttı!

29

Yıllardan beri söylüyoruz, talep ediyoruz; işçi sınıfının bu doğrultularda mücadelenin başını çekmesi gerektiğini vurguluyoruz… Ama pek çok kesim tarafından “olmaz öyle şey”, “gerçekçi değil” gibisinden eleştirilere maruz kalıyorduk. Bakın şimdi ne durumdayız…

Diyorduk ki: “Ekonomik nedenlerle işten çıkarmalar yasaklansın.” Dün bizim bu önerimize kulak asmayanlar, şimdi koronavirüs nedeniyle patronların işten işçi çıkarmamasını talep etmeye başladılar. Birçok ülkede hükümetler bunu yürürlüğe koyuyor. Bizim AKP’li cumhurbaşkanı da bunu patronlardan “rica” ediyor. Ama bu iş ricayla olmaz. Zaten hükümet de üzerinde yeterince baskı olmadığı sürece bunu patronlara dayatmaktan kaçınacaktır… Kaçınabildiği yere kadar tabii.

Bazı hükümetler kapanma durumundaki işyerlerinde çalışanların ücretlerini ödemeyi üstleniyorlar. Bizimkiler de esnek çalışma, kısa çalışma, telafi çalışması gibi patronlara takviye önlemler getiriyorlar. Bu bir şey gösteriyor: Demek ki devlet kaynakları buna muktedir. AMA bunlar yarım yamalak önlemler, üstelik sadece işvereni destekleme amaçlı. Bizim önerimiz bunun ötesinde: Kriz karşısında kapanan işyerleri derhal kamulaştırılmalı ve geçici süreliğine de olsa işçiler izinli sayılacaksa maaşları aynen ödenmeye devam etmeli.

Başka ne diyorduk? “İş saatleri kısaltılmalı, yeni kurulacak vardiyalarda işsizler istihdam edilmeli.” Bunu işsizliğe karşı bir önlem olarak talep ediyorduk. Bizi eleştirenler, “olmaz öyle şey, iş saatleri kısaltılamaz” diyorlardı. Şimdi ne oluyor? Hükümetler -bizimkisi de- zorunlu hizmet ve sanayi dallarında kısa çalışmayı gündeme getirmeye başladılar. Demek ki hayat bunu zorunlu kılıyor; dün işsizlik karşısında bunu kavrayamayanlar bugün bu uygulamaya geçmeye mecbur kalıyorlar. Bankalar çalışma süresini aniden 5 saate indirdi. Bunu anlamak için illa bu kadar insanın telef olması mı gerekiyordu? AMA dikkat: Kısa süreli çalışacakların ücretleri kısıntı olmadan, aynen ödenmeye devam etmeli. Ayrıca virüs salgını geçtikten sonra da bu uygulama devam etmeli ve geri kalan saatler için yeni işçiler istihdam edilmeli.

Başka ne diyorduk? “Özelleştirmeler dursun, özelleştirilen işletmeler yeniden kamulaştırılsın.” Pek anlaşılmıyordu bunun önemi. Bakın şimdi ne oldu: Devlet hastaneleri yetmedi, hükümet özel ve vakıf hastanelerini pandemi (salgın) hastanesi olarak ilan etti. Demek ki, toplumun buna ihtiyacı varmış… AMA gene dikkat: Tamam, virüse yakalananlar bu hastanelere gidecek ama birincisi, bu parasız mı olacak? Yani oralara sadece zenginler mi gidebilecek? İkincisi, parasız olursa, masrafları o özel hastane mi üstlenecek yoksa devlet mi ödeyecek? Eğer devlet ödeyecekse bu, o hastane patronlarının zengin edilmesinden başka ne işe yarayacak? O halde biz ısrar ediyoruz: Sağlıkta özel kesim olamaz; bütün özel sağlık kuruluşları derhal kamulaştırılmalı.

Bugün yaşamın zorunlulukları nedeniyle pek çok sağlıkçı, bilim insanı vs. hükümetlerin kamu yararına köklü önlemler almasını, kitlelere “yardım” etmesini istiyor. Ve bunları devletin “bir sosyal devlet” olması gerektiği doğrultusunda talep ediyorlar. Ama yukarıda da dediğimiz gibi, bu ve benzeri önlemler “yarım” önlemler. Gerçek önlem sanayinin ve temel hizmetlerin kamulaştırılmasıdır. Bu nedenle asıl yapılması gereken, hükümetlerin “sosyal yardım” yaftası altında asıl patronları desteklemesine, bu arada kırıntıları da topluma dağıtmasına bir son vermektir.

Çözüm “sosyal devlette” değil, işçilerin ve emekçilerin denetimi ve yönetimindeki bir “sosyalist devlettedir”.

Yorumlar kapalıdır.