Mobilya işçisi: “Kaderimizi patronun iki dudağı arasına bırakmayacağız”

Merhaba, emeğe değer veren Nisan okurları. Ben Manisa’da mobilya işçiliği yapıyorum. İçinde bulunduğumuz pandemi sürecinde, gerek kendi çalıştığım fabrikada, gerekse başka fabrikalarda çalışan arkadaşlarımın yaşadıklarını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Salgın ülkemize sıçradığında biz işçilerde muazzam bir telaş oldu. İşverenlerin örgütlü gücünü biliyor ve paranın getirdiği güç ile hükümeti arkalarına alarak yine ilk bizlere saldıracaklar diye düşünüyorduk. Öyle de oldu! Patronlar her gün bölümleri gezmeye, “Sürecin nasıl işleyeceği belli değil, her şeye hazırlıklı olmak lazım” sözleriyle halı altından sopa göstermeye başlamıştı bile. Siparişlerde küçük bir azalma yaşanmaya başladığında, ilk önce personelin yarısını ücretsiz izne çıkarmak istediler. Önce bir grup, onların izni bitince de diğer grup 15’er gün ücretsiz izne çıkarılacaktı. Her bölümden öne çıkan birer arkadaşla birleşip işverenle konuştuk ve yapılacak ücretsiz izin uygulamasının biz işçilerin firmaya bakışını olumsuz etkileyeceğini, çalışma isteğimizin kalmayacağını aktardık. Bizden birkaç saat müsaade isteyen yönetim kendi aralarında acil toplantı kararı aldı. Bölüm ustabaşılarını da çağırarak konuştular. Toplantı sonunda işçileri düşünüyormuş gibi bir tavırla kronik rahatsızlıkları olanları ücretsiz izne çıkardılar. Hemen iki gün sonra emekli personelleri, birkaç gün sonra da yıllık izni olanları izne gönderdiler. Firma küçük, işçi sayısı 50 kişi. Dışarıda insanlar işsizlikten kırılıyor, sendikalı fabrikalardaki işçiler de bir tepki göstermiyorken, bizim de bu usulsüz saldırılara karşı başkaldırımız yetersiz kaldı. Sahip çıkamadık arkadaşlarımıza… Biz de ya fabrikaya gidip salgına yakalanmadan şans eseri yaşayacaktık ya da evde kalıp açlıktan ölecektik. Mecburen, çalışmaya devam ettik, ediyoruz… Sonra baktık ki virüs fabrikalara sıçramaya başladı, sağlığı bozulan işçileri gördük. Sokağa çıkma yasakları başladı. Biz yine 15 gün ücretsiz izne çıkmış gibi olduk.

İşsizlik artmaya devam ettikçe, işverenlerin tavırları da sertleşmeye başladı. Burnumuzun dibinde Çiğli Organize Sanayi bölgesinde bulunan Akar Tekstil firmasında 2 işçinin testlerinin pozitif çıkması sonucunda işçilerin işten kaçınma haklarını kullanmaya çalıştıklarını, işverenin ise sopalarla saldırarak ayaklanmayı bastırdığını ve 15 gün sonra fabrikada 52 arkadaşın salgına yakalandığı haberini aldık. Hemen ardından Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan Klimasan fabrikasında 21 arkadaşımızın salgına yakalandığını, 60 işçinin fabrikadan uzaklaştırıldığını ama haber alınamadığını, yönetimin ısrarla bilgi sakladığını gördük. Ve dedik ki “Biz yanlış yaptık!” Ne kronik rahatsızlığı olan arkadaşlarımızı, emekli abilerimizi ücretsiz izne göndermelerine izin verecektik ne de yıllık izinlerimizi heba edecektik! “Patronlar her yıl bizim emeğimiz üzerinden yeni makinalar, sıfır lüks otomobiller alırken biz onlara bu nimetleri sunduk, şimdi sıra sizde, biz burada 50 kişiyiz. Bu kötü dönemde siz de bizim yaşam hakkımızı korumalısınız,” demeliydik. Dik durabilmeli, bu kötü süreçte sıkıntı yaşayan başka fabrikaların işçileriyle dayanışma içine girmeli, güç birliği yapmalıydık. Ama hâlâ geç değil, çünkü bu salgın, bu saldırılar da son değil. Biz salgın sürecinden büyük ders çıkardık. A veya B partisinden medet ummak değil, tek kurtuluşumuzun dayanışmamız olacağını gördük. Kendi evladımız kadar yanı başımızda çalışan kardeşimizin evladını da düşüneceğiz artık. Birbirimize sahip çıkacağız. Artık asla kaderimizi patronun iki dudağı arasına bırakmayacağız. Umutla selamlıyorum!

Manisa’dan Mobilya İşçisi

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.