Siz kapitalizmi nasıl bilirsiniz?

Tüm dünyada ekonomik ve politik olarak ciddi etkileri olan Covid-19 salgını, hükümetlerin önceliği her daim sermayedarlara veren politikaları nedeniyle yaygın bir kitlesel hoşnutsuzluğu da beraberinde getirdi. Ve mevcut sistemin kendisi hem salgının nedenleri hem de sonuçları açısından bir kez daha derinden sorgulanmaya başladı.

Kapitalizm bu sefer fazla mı ileriye gitmişti? Daha insancıl, daha kapsayıcı, daha adil bir kapitalizm mümkün olmaz mıydı? Bu piyasalar haddinden fazla mı serbest bırakılmıştı?

Aslına bakarsanız bu sorular yeni değildi. Kapitalizmin her krizinde bir şekilde benzer argüman ve formülasyonlarla gündeme gelir; kapitalizme rot ve balans ayarı çabası bazı ideologlar, iktisatçılar, toplumbilimciler ve hatta bizzat burjuva siyasetçiler tarafından dillendirilirdi. Sonra bir süre rafa kalkar ve ardından yeni bir sorunda yeniden masaya koyulurdu. Salgın sürecinde de öyle oldu.

Bir yanda sosyal devlet uygulamalarına dönüşü teşvik eden açıklamalar, bir yanda dayanışmacı toplum modelleri tartışmaları, bir yandan da demokratik toplum ve sürdürebilir bir ekonomi için mevcut sisteme yeni kurallar önerenler… Ve benzerleri…

Ortak niyetleri, -öyle varsayıyoruz- kapitalist sistemin yarattığı uçurum ve tahribata müdahale etme çabası. Ortak yönleri ise bunu, devletin denetim ve müdahale rolünü artırarak, ama elbette (!) piyasa ekonomisini dışlamadan yapmayı tercih etmeleri.

Tercih etmeleri diyorum, çünkü her nasılsa var olan sistemin yarattığı sorunlardan yola çıkarak onu “iyileştirme” yolları arayanlar; asıl sorunu sistemin kendisinde hiç aramıyorlar!

Peki, onların önerdiği şekilde de olamaz mı? Birtakım değişiklikler yoluyla, ekonomik ve sosyal açıdan iyileşmeler sunulamaz mı? Olabilir, oldu da! Mesela, 2. Dünya Savaşı sonrası yükselen kitle mücadeleleri sonucunda ve bir işçi devletinin varlığında, devrimci dalganın önünü kesebilmek için verilen tavizler biçiminde oldu. Ve ilk fırsatta da işçi ve emekçilerin bu kazanımları geri alındı! Hatta öylesine geri alındı ki, her hizmetin teker teker özelleştirildiği, örgütlülüğün parçalandığı, kuralsızlığın kural haline geldiği, büyük bir saldırı dalgasıyla karşı karşıya kalındı.

Şimdi devletler, Covid-19’un sonuçları ve kitlelerin buna verdiği cevaplar karşısında yeniden bir yatıştırma yöntemi olarak devletçi ekonomik ve sosyal politikalara başvurmak zorunda kalabilirler. Ama bu uygulamalar, kısa sürede sistemin kendi gerçeğine çarparak iflas edecektir.

Çünkü bu sistemin bir adı var: kapitalizm! Tek odağı ise en yüksek kâr oranlarını nasıl elde edeceği. Ve bunu yaparken kitleleri en az maliyetle nasıl kontrol altında tutabileceği…

Ama bugün mevcut sistem üzerinden öyle farklı kapitalizm tahayyülleri yapılabiliyor ki, insan sormak istiyor: “Pardon, siz kapitalizmi nasıl bilirdiniz?”

Oysa karşımızda farklı duyarlılıkları olan ya da farklı duyarlılıklara göre şekillenebilecek iki ya da daha fazla kapitalizm falan yok! Bugün önüne istediğiniz sıfatı ekleyin, birtakım politikalar ve uygulamalar değişebilir ama şu değişmez: Kapitalizm, üretim araçlarının özel mülkiyetine ve bunların kâr amacıyla işletilmesine dayanan bir ekonomik sistemdir. Ve bu sistemde emek gücünün kendisi dahil, her şey bir metadır, alınır ve satılır. Sermayenin; emekle de, doğayla da, tüm adil ve eşit bir düzen temennileriyle de arasındaki uzlaşmaz çelişki işte tam bu temelde yatar!

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.