Anayasa ihlali ve direnme hakkı

109

Son günlerde politika sahnesi iyiden iyiye hareketlendi. Konu sadece muhalefet partilerinin erken seçim talebinde ısrar etmeye başlamaları değil. Bu talebin arkasında daha önemli bir tartışma yatıyor: Başkanlık sistemiyle devam mı, yoksa “iyileştirilmiş parlamenter sisteme geçiş” mi? Ve bu tartışma da, devletin temel işleyişini belirleyen yasa olan Anayasa meselesine gelip dayanıyor.

Tek Adam rejiminin, bizzat kendisinin hazırlayıp halka kabul ettirdiği mevcut Anayasayı bile her istediği an ihlal ettiği ortada. Son örneklerden birisi, Anayasa Mahkemesi’nin Enis Berberoğlu ile ilgili “hak ihlali olduğu” yolundaki kararına hükümet (elindeki infazcı savcılar ve hakimler eliyle) uymuyor. Böylece iktidarın anayasa suçu işlediğine dair yapılan eleştirileri ve uyarıları dikkate bile almıyor. “Atı alan Üsküdar’ı geçti” ya…

Berberoğlu meselesi önemli, ama biz soruna asıl işçi sınıfının penceresinden bakmalıyız. Geçenlerde Anayasa Mahkemesi otoyollarda gösteri yürüyüşü yapılabileceği kararı verdi, hem de oy birliğiyle. Ama tazminat haklarını talep etmek için Ankara’ya yürümek isteyen Soma ve Ermenek maden işçilerinin yolu emniyet güçleriyle kesildi. İşçilere ve ailelerine şiddet uygulandı. Yani işçi sınıfına karşı bir anayasa suçu işlendi.

Maden işçilerinin tabi tutulduğu uygulama aslında buzdağının sadece görünen yüzü. Yıllardan beri işçi sınıfına karşı anayasa suçu işleniyor. Sendikalaşma, işçilerin ve emekçilerin on yıllardan beri sürdürdükleri mücadeleler sonucunda Anayasa’ya soktukları bir hak. Bu uğurda yüzlerce emekçi can verdi, sınıfımız kan ve gözyaşına boğuldu. Ama şimdi herhangi bir sendikalaşma girişiminde patronlar istedikleri gibi işçi atarak örgütlenmeyi engelleyebiliyor. Onların işlediği bu anayasa suçu karşısında devlet organları “mahkemeye git, tazminat iste” demenin ötesine geçmiyor. Yani bizzat devletin kendisi anayasasını tanımıyor.

İşçi sendikalaşma sırasında işten atılan yoldaşlarına sahip çıkmak için herhangi bir direniş gösterdiğinde üzerine emniyet güçleri salınıyor. İşçiler ücretlerini ödemeyen patronu protesto ettiklerinde, sadece işten atılmakla kalmıyorlar, patron-hükümet işbirliğiyle karakollara çekiliyorlar. Oysa örgütlenme ve ücret, emekçinin anayasal hakları.

Anayasa, devletin yurttaşların çalışma, barınma ve yeterli beslenme hakkını sağlamakla yükümlü olduğunu belirtiyor. Oysa bugün işsizlerin sayısı 15 milyona dayanmış durumda. Yoksulluk artık açlık sınırının altına inmiş durumda. Ortalama ücret haline gelmiş olan asgari ücret bile yoksulluk sınırının altında. Halk yoksullaştıkça barınma sorunu da ciddi bir hal almaya başladı. Patronlara milyarlık krediler dağıtarak onları zenginleştiren hükümet, bu uygulamaları sonucunda işsiz ve aşsız kalan emekçi halka karşı ağır bir Anayasa suçu işlemekte.

Kısacası, sorun sadece Berberoğlu meselesi değil. Emekçilere karşı on yıllardır anayasa suçu işlenmekte. Buna bir son vermemiz gerekiyor.

Nasıl?

Her şeyden önce mevcut Anayasa bir diktatörlük anayasasıdır, 1980 darbeci cuntasının anayasasıdır. Daha sonraları Avrupa Birliği’ne dost görünmek için bazı iyileştirici değişiklikler yapılmışsa da özü aynen kalmıştır. 2017’de Cumhurbaşkanlığı sistemi denen Tek Adam rejimini getirmek için yapılan değişiklikler ise eldeki Anayasa’nın yorumlanmasını ve uygulanmasını, tabii bu arada tanınmamasını ve ihlal edilmesini tamamen Tek Adam’ın eline bırakmıştır.

Mevcut iktidarın, hatta bu sistem altında işbaşına gelebilecek başka iktidarların anayasa ihlalleri yapabilmelerini olanaklı kılan, bu Anayasa’nın kabul ettiği Tek Adam rejimidir. Dolayısıyla, bu Anayasa bir kenara atılmalı ve emekçi halkın çıkarlarını koruyan, Tek Adam rejimine son veren yeni bir demokratik anayasa yapılmalıdır.

Bazı partiler Cumhurbaşkanlığı sistemine son verilmesini ve yeni bir anayasa yapılmasını istiyorlar. Ama bu yeni anayasayı kim yapacak? Eğer bunun yapılması, ancak yüzde 10 barajını geçerek parlamentoya girebilen partilerin milletvekillerine bırakılırsa -ki bunların çoğu patron partileridir- buradan emekçi sınıfları kollayan bir anayasa çıkmaz.

Dolayısıyla yeni anayasa, sıfır barajlı, tüm işçi ve emekçi örgütlerinin (emekçi partilerinin yanı sıra sendikaların, emekçi kuruluşlarının, meslek odalarının, vb.) serbestçe katılacakları bir seçimle oluşturulacak bir Kurucu Meclis tarafından hazırlanmalı ve halk tartışmasına ve oylamasına sunulmalıdır.

Dolayısıyla, yeni bir anayasa yapılmasını savunan partilerin, ilk seçimlerde oluşacak olan meclisin derhal gerekli yasal değişiklikleri yaparak, bir Kurucu Meclis seçimlerinin örgütlenmesi talebini programlarına almaları gerekiyor.

Direnme hakkı

Tabii anayasa ne denli demokratik olursa olsun, patron yanlısı hükümetlerin bu anayasayı ihlal etme olasılıkları vardır. Bu nedenle de işçi ve emekçi sınıfların kendi haklarını korumalarına ihtiyaç bulunmakta.

Bu noktada, bazı ülkelerin anayasalarında bulunan “Direnme Hakkı”nın bizim anayasamızda da yer alması gerekir. Anayasa hukukçularına göre direnme hakkı, “Hukukun dışına çıkarak veya hukuk dışı yollarla iktidara geçip hukuksuzluğunu devam ettiren ve bu suretle meşruiyetini kaybeden, gücünü baskı ve zulüm vasıtası haline getirmiş bir siyasal iktidara karşı hukuka itaati sağlamak, zulüm ve baskıdan kurtulmak amacıyla son çare olarak giriştiği toplumsal kabul gören bir aktif bir direnme” olarak tanımlarlar.

Eğer işçiler ve emekçiler, kendi haklarını ayaklar altına alan bir patron-devlet uygulamasına karşı direnemezlerse, hukuksuzluklar, anayasa ihlalleri bugünkü gibi sürüp gider.

Direnme hakkı nasıl kullanılabilir? Bu hakkı, hemen silaha sarılıp ayaklanma olarak yorumlamak yanlıştır. Eğer direnme hakkı anayasaya girerse, bunun hukuki ve meşru yolları da tarif edilebilir. Örneğin, anayasa ihlalleri yapan bir hükümet karşısında, belirli bir halk desteğiyle hemen yeni seçimlerin düzenlenmesi bir yol olabilir.

Ama öte yandan işçi sınıfının geleneksel mücadele ve direniş yöntemleri vardır. Bir ülkedeki hayatı üreten emekçi sınıflar, gayrı meşru duruma düşmüş bir hükümeti, örneğin bir genel grev yoluyla bizzat hayatı durdurarak işbaşından uzaklaştırabilirler. Dolayısıyla herhangi bir anayasa, ancak direniş hakkını ve politik genel grevi içerdiği sürece gerçekten demokratik olacaktır. Zira anayasa ihlallerini engelleyecek başka güç yoktur.

Ama aynı zamanda, gerçek demokrasiye kapitalizm altında asla ulaşılamayacağını, onun ancak bir İşçi Demokrasisi biçiminde gerçekleşebileceğini unutmayalım. İşçilerin ve emekçilerin belirleyici olacağı bir Kurucu Meclis, onların sınıf hükümetinin kurulması yolunda bir ilk adım olmalı.

Yorumlar kapalıdır.