İçeride hamaset, dışarıda garabet

189

Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

Ama söz konusu Tek Adam rejimi olduğunda, bunun tersi doğruymuş gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Birçok alanda bu böyle. Bunlardan biri de dış politika.

Erdoğan, dışarıdaki değerli yalnızlığına çözüm üretmekle hemhal olurken başvurulan iki husus mevcut. Edilen büyük laflar ve yapılan hamasetle içeride bir gurur tablosu oluşturmak ve bir nebze de olsa bir konsolidasyon yaratmaya çalışmak.

İkincisi ise, itibardan tasarruf olmaz denilerek ortaya serilen büyük konvoylar, lüks, şatafat ve gösteriş budalalığı.

Ama bu ikisi de rejimin dış politikadaki açmazlarına merhem olmuyor. Lafla peynir gemisi yürümüyor.

Sonuçta, şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.

Ve ortaya çıkan eser garabet niteliğinde. Eserin yapım aşamasına katkıda bulunanlar ise ortada.

Başladığı işi bitirememesi ile malum Tek Adam rejiminin, dış politikada izlediği maceracı çizginin başarısızlıkla sonuçlanması, onu yalnızlaştırdı. “Bölgede oyun kurucu olacağız” diye çıkılan yolun sonunda birçokları tarafından “oyun bozucu” ilan olundu.

Suriye, Doğu Akdeniz, F-35, S-400 krizi, Afganistan, mülteci krizi ve daha nicesi dış politikadaki bu başarısızlık tablosunun örnekleri.

Hani derler ya; vermeyince mabut, neylesin Mahmud.

Hal böyle olunca, başarısızlık zayıflığı doğurdu. Zayıflık savrulmayı hızlandırdı. Savrulma da dışa bağımlılığı perçinledi.

Tek Adam, yalnızlığından sıyrılmak için ABD, AB, Rusya ve bölge ülkeleri arasındaki çatlaklara oynayıp manevralarla, daralan hareket alanını genişletmeye çalıştı.

Ancak her manevra rotada sapmalara neden oldu. İçeride ve dışarıda rejimin izlediği dış politikaya güvensizlik her geçen gün artıyor. Bunun yanında, derinleşen ekonomik kriz, içerideki sosyal huzursuzluk, işsizlik, yoksulluk ve yoksunluk Erdoğan’ı daha da sıkıştırıyor.

Bu daralmadan bir çıkış olarak lanse edilen, ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı da Biden’ın şahsım iktidarıyla görüşmemesi üzerine şimdilik hüsranla sonuçlandı.

Sıradaki savrulma ise Putin eksenine doğru. BM zirvesinde Kırım üzerinden Putin’i hedef alan Erdoğan, ettiği büyük lafların üzerinden bir hafta geçmesinin ardından “dostum Putin” halet-i ruhiyesine erişmiş vaziyette. Bu yazının yazıldığı esnada Soçi’de gerçekleşen görüşmenin ana gündemi ise tabii ki Suriye, İdlib bölgesinde Türkiye’nin korumasındaki güçler ile Esad rejimi arasındaki çatışmalar ve Esad-Putin ortaklığının Türkiye’nin Suriye’den çıkışını planlama isteği.

Putin, bir yanağını Biden’a kaptırıp diğerini kendisine dönen Erdoğan’ın, karşısına oldukça zayıf bir şekilde çıkacağını biliyor. Putin iktidarının yarı resmi yayın organı Pravda’da yayınlanan bir yazı “Erdoğan’ı anlamak kolay, zavallının yeniden seçilme şansı yok” buyuruyor.

Ama birileri hâlâ “ata binince bey olduğunu” sanıyor.

Ve dış politikadaki sıkışmışlığıyla, zayıflığıyla savrulan ve yeni tavizler veren Tek Adam rejimi yeni maliyetler yaratıyor. Yarattığı ekonomik maliyetin küfesini de biz emekçilerin sırtına yüklüyor.

Yorumlar kapalıdır.