İtalya: Aşı karşıtlığı, sendikalara saldırılar ve işçi sınıfının durumu

116

Lukas Vergara

İtalya’da Ekim ayı, toplumsal ve politik sahne açısından çalkantılı geçti. Liberal basının işçi sınıfının giderek ağırlaşan şartlarını etkileyen gerçek sorunları gizlemek için kullandığı kitlesel oyalama taktiği, yani sivax-novax (aşı karşıtı) muhalefeti, İtalya’nın en büyük sendikası olan CGIL’in ulusal genel merkezine yapılan saldırıyla kendisi hakkında önemli bir tartışma başlattı. Zira bu saldırı novax hareketinin düzenlediği bir protesto sırasında gerçekleşmişti.

6 Ekim Cumartesi günü yapılan gösteride aşı karşıtı hareketin çeşitli eğilimlerini temsil eden katılımcılar ile, yani bilim karşıtı tezlerin karşılık bulduğu bu kesim ile radikal sağın ortak noktası nedir? Denebilir ki, sendikaların saldırının teklif edilebilmesi ve bu saldırının yönelimi. Roberto Fiore, Massimo Castellino ve Salvatore Aronika, 1970’lerin kanın gövdeyi götürdüğü yıllarında aktif olan Terza Posizione’nin (Üçüncü Seçenek) varisi olan, açıkça faşist bir parti olarak işleyen Forza Nuova (Yeni Güç) örgütünün önde gelen üç liderinin ismi. İtalyan hükümeti ve bütün bir parlamenter yapı, işten çıkarmaların önündeki engellerin kaldırılması, artan yaşam maliyeti ve pandeminin dünyanın diğer bölgelerinde olduğu gibi İtalya’da da basitçe hızlandırdığı diğer sorunlara karşı kaçınılmaz olarak gelişecek olan muhalif mücadele biçimlerine yönelik baskıcı önlemlerin yolunu hazırlamak için, anayasa uyarınca formalite icabı İtalyan Genel İşçi Konfederasyonu’yla (CGIL) dayanışma içinde olduğunu söyledi.

Burjuva basının, aşıların lehinde veya aleyhinde olan bu kutsal savaş hakkında yüksek düzeyde bir propagandayı sürdürmekte ve İtalya’nın en büyük sendikasına yönelik gerçekleştirilen saldırıyı salt bir “yasa ve nizam” sorununa indirgemekte her türlü çıkarı bulunmakta. Bütün bunlar, karşıt anlayışlar olan komünizm ile faşizmi, bastırılması gereken bir ve aynı olgunun iki farklı yüzüymüş gibi göstermek ve durumu buna indirgemek için yapılıyor; bu politika, neofaşist konumların giderek daha açık bir “hoşgörüyle” açılımlar gerçekleştirmesine hükümetin verdiği yanıt. CGIL’e yönelik saldırıyı, kamu düzeni yönetiminde yaşanan basit bir pürüz olarak sunsalar dahi, bu yine de hiçbir şekilde güvenilemeyecek olan bir tutum. Devletin polisi ile faşistler arasında bir anlaşma olup olmadığı, izinsiz yürüyüş düzenlenmesi, miting kürsüsünden tehditlerin savurulması ve ardından çete saldırılarının organize edilmesi gibi başlıklar hakkında soruşturmalar açıldı ve bu soruşturmalar sürüyor. Devletin polisi daima cop kullanarak, öğrenci gösterilerini ya da işçi yürüyüşlerini ve grev gözcülerini bastırmış ve görevini yerine getirmiştir.

Bununla birlikte CGIL’e yönelik saldırı, neyse ki, İtalyan işçi sınıfının nesnel ihtiyaçları ve her şeyden önce ortalama bilinci göz önüne alındığında kesinlikle devrimci bir çizgide değil, ama en azından demokratik bir çizgide faşizmi reddeden bir seferberliği harekete geçirdi. 13 Ekim’de Roma’da büyük bir eylem düzenlendi ve buna 200 binden fazla insan katıldı. Kesinlikle yıkıcı olan ekonomik durum sayesinde, sendika merkezlerinin genel greve yol açacak bir seferberlik başlatmasını beklemek meşruydu. Bunun yerine, bazen Demokrat Parti’nin (PD) seçim taleplerine uyarlanan ve yalnızca romantik ve sonuçsuz bir antifaşist cephenin kurulmasını vaaz eden, dolayısıyla hiçbir şey söylemeyen CGIL’in genel sekreteri Maurizio Landini’nin konuşması kafa karışıklıkları doğurdu. Landini’nin konuşmasında mücadeleleri ve kapsamlı yüzleşmeleri koordine etmeye dönük hiçbir şey yoktu, ücretler düşürülmeksizin çalışma saatlerinin azaltılmasına dair hiçbir şey yoktu, işten çıkarmaların önüne engellerin koyulması hakkında ve artan hayat pahalılığına karşı hiçbir şey yoktu. CGIL, toplumsal arabuluculuğun kurumsal rolünü üstlenen bir yapı olarak, CISL ve UIL’in işbirlikçi sendikalarından kopamıyor; bu nedenle o, işçilerin yaşam koşullarının gelecekte kötüleşmesinden sorumludur, sorumlu olacaktır veya en azından sorumlularından biri olacaktır.

Confindustria (patronlar sendikası) durumdan mutlu, onun şimdilik neofaşist haydutlara ihtiyacı yok; elinin altında kendi çıkarlarını yönetmek için Goldman Sachs’ın eski müdürü ve şimdi Avrupa Merkez Bankası başkanı olan Mario Draghi gibi büyük bir satranç oyuncusu ve dolaylı olarak toplumsal huzursuzluğun itfaiyecisi rolünde olan sendika bürokrasisi var. CGIL’in bu teslimiyetçi tutumu, nesnel olarak itiraz edilebilecek bazı sloganlarına rağmen (“Sıhhi geçiş yok” veya “Faşist, genel grev çağrısı yapmayan CGIL’dir” gibi), militan sendikacılığın 11 Ekim’deki grevine görünürlük kazandırdı. Bu grev sınıf dinamikleri açısından önemliydi çünkü bir kez daha “otonom sendikacılık” taraftarı yoldaşların cömertliğinin, kitleleri seferberliğe geçiren itici güçle doğru orantılı olmadığını gösterdi: Kısacası, bugünkü tarihsel süreç içerisinde, İtalya’daki kitle hareketi dinamikleri, ülkenin en büyük kitle örgütü olan CGIL’in harekete geçip geçmemesi tarafından belirleniyor.

Başta GKN [1] ve Alitalia olmak üzere işçiler, çevreci toplumsal hareketler ve radikal sol oluşumlar, özellikle Komünist İşçi Partisi ve Komünist Yeniden Kuruluş eylemlerden kopmayarak 30 Ekim’deki Roma’daki G20 toplantısına karşı sokaklara çıktılar. Seferberliğe geçen 10 bin insan, işçilerin ve çevrenin çıkarlarını koruyacak olan ve işçi meclislerinin kontrolünde kamulaştırmalar uygulayacak olan bir siyasi özneye duyulan ihtiyaca dönük talepler ileri sürdü.

Dünyanın emperyalistleri ise, kapitalistlerinin ekonomik çıkarlarına verilen zararı nasıl durduracaklarını düşünürken, iklim sorununun yarattığı gerçek mağduriyetlere değinmeyen, daha doğrusu küresel ısınma konusunda hiçbir pozisyon almayan bir uzlaşma üzerinde anlaştılar.

Son olarak, pastanın üzerindeki krema, Brezilya devlet başkanı Bolsonaro’nun G20 toplantısından sonra II. Dünya Savaşı’nda ölen Brezilya askerlerini anmak için ziyarette bulunduğu Padua şehrinde bulundu. Bolsonaro’nun İtalya’dan fahri vatandaşlık alması, yurttaşlardan ve partizan derneklerinden anlaşılır bir öfke ile karşılandı ve bu da sokaklarda polisle çatışmalara yol açtı. Nazi faşizmine karşı verilen kurtuluş savaşıyla ne gibi bir ilgisinin olduğu anlaşılamayan bir politikacıya Padua belediyesinin neden vatandaşlık verdiği anlaşılamadı; bu politikacı ki, yetkisini vatandaşlık haklarına, çevreye ve pandemi ile mücadelede önlemlerin alınmasına karşı kullanmakta. Kuzey Ligi adına Salvini, Bolsonaro’ya olan saygısını gösterdi. Parlamentoda tartışılan bütçe tasarısı da göz önüne alındığında, sınıf mücadelesinin hararetli sonbaharının koşulları ortada.

Hava buz kesecek olursa, bağımsız olarak koordine olmak zorunda kalacak olan işçilerin mücadelelerinin terk edilmesinin sorumluluğu, bir kez daha sendika bürokrasilerinde olacaktır.

Dipnotlar:

[1] GKN Driveline, motorlu taşıtlar için çevirme millerinin üretiminde yer alan bir çokuluslu şirkettir. İtalya’daki en önemli müşterisi FCA-Stellantis grubudur. Şirket, kârına rağmen Campi Bisenzio-Florence tesisini kapattı. Buna karşılık, fabrikadaki işçilerin komitesi, CGIL’in içindeki muhalefet akımın üyeleri olanlar, fabrikayı işgal etti, bir meclis oluşturdu ve tesisin yer değiştirilmesinin öngörülmesine karşı bir yasa teklif etti. İşçiler bu yönde bir dizi gösteri ve inisiyatif örgütledi. Yine komite, işçi meclisinin kontrolü altında kamulaştırma sloganının teşvik edilmesini savundu. Fabrikanın eski sahibi olan The Melrose Fund yönetim kurulu tarafından e-postalar yoluyla başlatılan toplu işten çıkarmalar işlemi, bugün için hakimin kararıyla askıya alınmış vaziyette.

Editörün önerdikleri:

Yorumlar kapalıdır.