Bir kavram: enflasyon
Türkiye’de yaşayan ve emeğiyle geçinmek zorunda olan herkesin aşina olduğu bir kavram “enflasyon”. Sebeplerinden ve onu işleten mekanizmalardan bağımsız, yalnızca bir olgu olarak ele alınırsa fiyat artışı olarak özetlenebilecek bir kavram. Ancak mesele tam da bunlarla beraber ele almak.
“Yandaş” ya da “muhalif” pek çok mecrada farklı unvanlara sahip “uzman” ve “bilim insanı” enflasyonun sebepleri arasında ürünlere yönelik talepte artışı, insanların fazla harcama yapmasını ve bu harcamaları yapabilecek imkânlara sahip olmasını gösteriyor. Türkiye’de ülkenin ekonomik durumundan görece bağımsız harcama yapabilen bir kesimin varlığı doğrudur. Ancak bu kesim, bu tezleri ileri sürenlerin sunduğu çözüm olan “çalışan ücretlerinin düşük tutulması” ya da “kamu harcamalarının azaltılması” gibi kemer sıkma politikalarından en son etkilenecek kesimdir. Bu kesim zaten enflasyondan ve yoksulluktan etkilenmeyen patronlardır. Oysa talebin kısılması, kemer sıkma politikaları… Tüm bunların gerçek anlamı milyonların yoksulluk ve hatta açlık sınırının altında kalmasıdır. Piyasa rahiplerinin bu argümanları milyonları, içinde bulundukları yoksulluktan kendilerini sorumlu tutmaya ve daha da yoksullaşmaya ikna etmeye odaklanır.
Enflasyon altında ezilmemeleri için çalışanlara ödenecek ücretlerin artırılması talep edildiğinde, bunun o çalışanların ürettiği ürünlerin fiyatlarını artırarak enflasyona katkıda bulunacağı söylenir. Ancak burada gizlenen bir öğe vardır: patronlar ve şirketleri. Herhangi bir maliyeti üstlenmekten sonuna kadar kaçınan ve tüm sorunu diğer öğeler arasındaki dengeye indirgeyen bu zümre, bu tür kriz durumlarından kârlarını koruyarak ya da artırarak çıkabilir.
Enflasyonun işçi sınıfı üzerindeki eziciliğinin sebebi kapitalistlerin bu durumda da kârdan taviz vermemesidir. Enflasyonun gerçek karakteri işte burada yatar. Enflasyon kapitalist ekonomilerde çeşitli iç ya da dış etkilerle zaman zaman tetiklenen, sistemin genel krizleri ve kaosunun yarattığı bir semptomdur. Kapitalist bir ekonomide herhangi bir krizle karşılaşıldığında emekçilerin ücretleri doğrudan düşürülemez. Ancak burjuvazinin en güçlü kesimleri, fiyatları ücretlerden daha fazla artırarak ve siyasetçilerin uyguladığı kemer sıkma politikaları sayesinde tüm faturayı çalışan kesime (yalnız kendi çalışanlarına değil, ürünlerini satın alacak olan diğer çalışanlara da) yıkabilirler ve böylece kârlarını korumaya devam ederler. Aslında olan, emekçilerin kazandığı paranın gerçek değerinin azalmasıdır. Böylece çalışan kesimden patronlara doğru servet aktarımı daha vahşi bir forma bürünür. Üstelik bu durumdan tek etkilenen işçi sınıfı da olmaz. Burjuvazinin daha güçlü kesimi, bu şartlarda aynı manevra kabiliyetini gösteremeyecek daha zayıf kesimini de saf dışı bırakabilir. Yani servet aktarımı burjuvazi içinden de dışından da belirli merkezlere doğru akışını yoğunlaştırır ve tekelleşmeye ivme kazandırır.
Yorumlar kapalıdır.