Brezilya’da aşırı sağın seçim yenilgisi

Date:

Share post:

Brezilya’da başkanlık seçimlerini Lula kazandı. Bu zafer, Trump’ın etkisi altındaki Latin Amerika aşırı sağı açısından da önemli bir yenilgi. Ancak Brezilya’da aşırı sağın pek çok eyalette seçimi önde tamamlaması ve Flávio Bolsonaro’nun başkan adayı olarak oyların neredeyse yarısını alması önemli bir mesele olarak duruyor.

Lula’nın İşçi Partisi (PT) askeri diktatörlük karşıtı mücadeleler içerisinden doğmuş olmasına rağmen 1990’lar boyunca sınıf perspektifinden uzaklaştı. 2002’de iktidara geldikten sonra programı tamamen burjuva reformist bir çizgiye oturdu; kendisine oy veren ve umut besleyen milyonlarca emekçinin taleplerinin aksine neoliberal bir program izledi. İlk döneminden itibaren hükümetinde burjuvazinin temsilcilerine yer verdi. Lula’nın son başkanlık dönemindeki yardımcısı olan Alckmin merkez sağ bir akımdan gelen bir burjuva politikacı. Lula ve PT hükümetleri burjuvazinin farklı kesimleriyle ittifak kurdu; özelleştirme ve kemer sıkma politikalarını sürdürdü. Yoksulluk ve gelir eşitsizliği gibi sorunlar kalıcı biçimde çözülemedi. Amazon başta olmak üzere ülkenin kaynaklarının yağmalanması ve sömürü azalmadı.

PT’nin burjuva reformist bir çizgiye sahip olması aşırı sağın yarattığı daha büyük tehditleri ortadan kaldırmıyor. Daha önce Brezilya devlet başkanlığı yapan aşırı sağcı Jair Bolsonaro’nun oğlu olan Flávio Bolsonaro emek düşmanı, Trump’ın önemli bir müttefiki ve Siyonizm yanlısı bir politikacı. Kıtada yükselen aşırı sağ dalganın da önemli bir parçası. Brezilya’da aşırı sağın yükselişi bugüne has değil, son on yıla damga vuran bir fenomen. Bu yükselişte kuşkusuz Lula’nın kitleler nezdinde yarattığı hayal kırıklığı oldukça etkili.

Reformist sol hükümetlerin neoliberal politikaları ve emekçilerde yarattığı hayal kırıklığı, aşırı sağın yükselişini besleyen önemli etkenlerden biri. Aşırı sağ, kapitalist kriz, yoksullaşma ve toplumsal sorunların sorumluluğunu kadınlara, göçmenlere ve yerli halklara yükleyerek emekçilerin öfkesini başka kesimlere yöneltiyor. Aynı zamanda başarısız sol hükümetleri hedef alarak bu hayal kırıklığından yararlanıyor. Emekten yana bir program sunmayan reformist sol ise aşırı sağın güçlenebileceği toplumsal zeminin genişlemesine katkıda bulunuyor.

Reformist solun sınırlılıkları ve kitleler nezdinde yarattığı bütün hayal kırıklığına rağmen Lula’nın seçilmesi, kitlelerin ona duyduğu güvenden ziyade Flávio Bolsonaro’nun iktidarını engelleme çabası olarak okunmalı. Bunun yanında kitlelere dayatılan ehvenişer politikasının sınırları da iyi görülmeli.

Lula’nın zaferi aşırı sağın bu seçimde iktidara gelmesini engelledi, ancak onun toplumsal dayanağını ortadan kaldırmadı. Bu yüzden temel mesele seçim sonuçlarını da belirleyecek düzeyde emekten yana bir politik hat inşa edebilmek. Reformist solun yarattığı hayal kırıklığı ve ardından aşırı sağın yükselmesi şeklinde ortaya çıkan kısır döngüyü kırmanın yolu buradan geçiyor. Lula ya da muadillerinin burjuva reformist çizgisinden ve emperyalizmden bağımsız, emekçilerin kendi talepleri ve siyaseti ile var olduğu odaklar yaratmak hem Brezilya’da hem Türkiye’de bugün için birincil görevimiz.

Son Yazılarımız