COP31, iklim krizi ve gerçek çözüm

Date:

Share post:

Gezegeni yok oluşa sürükleyen ikiyüzlü kapitalist devletlerin bir araya gelip yeni iklim politikalarını ve hedeflerini belirleyecekleri COP31 Zirvesi’ne (Birleşmiş Millet İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı) bu yıl Türkiye ev sahipliği yapıyor.

Son yıllarda zirvelerin yapıldığı ülkeler baskıcı rejimleriyle meşhur. Bu zirvelere ev sahipliği yapan ülkelerin iklim karnelerine bakmak ise çarpıcı. Örneğin COP30’un düzenlendiği Brezilya’yı Amazon ormanlarının yok edilmesinden; COP29’un düzenlendiği Azerbaycan’ı en büyük petrol satıcılarından biri olmasından; COP28’e ev sahipliği yapan Birleşik Arap Emirlikleri’ni lüks yapılaşmanın ekolojik sonuçlarından ayrı düşünemeyiz. Peki “çevrecilik”te en iyi örnek olmakla övünenlerin karnesi çok mu temiz? Mesela COP’un iki kez düzenlendiği Almanya’nın ekolojik yıkımı başka ülkelere ihraç etmesini görmezden gelemeyiz. Almanya 2025’te yurtdışına plastik ihracı sıralamasında 810 bin ton plastikle birinci sıraya yerleşmişti. Hemen arkasından COP3’ün ev sahibi Japonya ve COP26’nın ev sahibi Birleşik Krallık geliyordu.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Türkiye’nin Belém’deki (Brezilya, COP30) tarihi diplomasi başarısı sayesinde zirvenin Türkiye’de gerçekleşeceğini söylüyor. Bu diplomatik “başarı” bir yana dursun, Türkiye’nin iklim karnesi nasıl? Bu sorunun gerçek yanıtı sıfır atık projelerinde, millet bahçelerinde değil; İliç’te, Kanal İstanbul’da, Kuzey Ormanları’nda, Kazdağları’nda, Akbelen’de, Aliağa’da, Cerattepe’de. Cengiz’inden Limak’ına neredeyse tüm ekolojik yıkım suçlularının da zirvede ortak, paydaş veya destekçi olarak yer alması, suç ortaklığının adeta kanıtı niteliğinde.

9-20 Kasım’da Antalya’da gerçekleşecek zirvenin başkanı ise Bakan Murat Kurum olacak. Mısır’da düzenlenen COP27’de Türkiye’nin COP31 adaylığını duyuran Kurum, zirvede “Pakistan’da sel oldu, suyun akacak yeri yok” demişti. Daha 14 Ekim’de Kocaeli ve İstanbul’da yaşanan selde, suyun akacağı yer bırakmadıkları için en az 10 insanımızı kaybetmiş; binlerce ev, işyeri, tarım arazisi zarar görmüş; sokak hayvanlarının akıbeti ve barınak koşulları tekrar gündeme gelmişken bu sözleri hatırlamak manidar.

Önceki COP zirveleri gibi COP31’in de koca bir gösteriden ibaret olacağı sıralarda yüzümüzü dönmemiz gereken paralel bir etkinlik gerçekleşecek. 14-18 Kasım’da 32 ülkeden katılımla düzenlenecek olan Halkların İklim Zirvesi (HİZ), iklim adaleti için toplanacak. 14 Kasım’da Küresel Eylem Günü Yürüyüşü ve Mitingi ile başlayacak olan zirve, sonraki günlerde ekolojik yıkımlara karşı doğanın hakları, fosil yakıtlardan çıkış, enerji demokrasisi, antimilitarizm, gıda egemenliği gibi başlıklar altında çeşitli oturum, forum ve söyleşilerle devam edecek. Zirvede “işgal altında iklim adaleti olmaz” denilerek Filistin’e de özel bir yer ayrılacak.

HİZ öncesinde ise Enerji Demokrasisi İçin Sendikalar’ın (TUED) 12-14 Kasım’da bölgeler arası sendika toplantısı gerçekleşecek. TUED’in enerji demokrasisinde “kamusal yol” diyerek işaret ettiği kamulaştırma talebi, emekten yana tutumu ve sendikalara yaptığı harekete geçme çağrısı önem taşıyor. Doğadan ve emekten yana bir çözüm. İklim zirveleriyle geçireceğimiz önümüzdeki günlerde, karşı karşıya olduğumuz iklim krizinden tek gerçekçi çıkış olarak bahsetmemiz gereken çözüm bu.

Son Yazılarımız