AKP’nin 25 yılı bize ne anlatıyor?

Date:

Share post:

Geçtiğimiz ay AKP’nin 25. kuruluş yıldönümü kutlamalarına tanık olduk. 14 Ağustos 2001’de kurulan AKP, 3 Kasım 2002 seçimlerinde yüzde 34,3 oy alarak iktidara gelmişti. Erdoğan, AKP’nin iktidarını “Türkiye’nin önünde açılan ak sayfa” olarak müjdelemişti. Aradan 25 yıl geçti; bunun 24 yılı AKP iktidarı altında geçti. Türkiye’nin politik, ekonomik ve sosyal dinamiklerini bu belirledi. Peki ortaya çıkan bilanço, emekçiler açısından ne anlama geliyor?

Neoliberal dönüşüm Türkiye’ye AKP ile gelmedi; tersine 1980’lerden itibaren uygulanmaya çalışılan neoliberal dönüşümün, 2001 krizi ve IMF programıyla birlikte AKP’nin iktidara geldiği zemini hazırladığını söyleyebiliriz. AKP’nin tarihsel başarısı ise bu dönüşümü durdurmak değil, derinleştirmek ve uzun süreli bir siyasal istikrar altında sürdürebilmek oldu.

Özelleştirmeler, kamu kaynaklarının sermaye birikimine aktarılması, büyük altyapı ve inşaat projeleri, kamu-özel işbirlikleri, enerji ve maden yatırımları bu dönemin temel dinamikleri haline geldi. AKP’nin çevresinde güçlenen yeni sermaye grupları ile geleneksel sermaye kesimleri arasındaki rekabet, ortak sınıfsal çıkarları ortadan kaldırmadı. AKP, farklı sermaye kesimlerini, iktidarının sunduğu birikim olanakları etrafında eklemleyen bir burjuva iktidarı olarak güç kazandı.

Bu sermaye politikalarının parlamenter mekanizmalarla sürdürülmesinin giderek zorlaştığı, demokratik gericilik politikalarının yetmediği koşullarda ise rejimin kendisi dönüşmeye başladı. Gezi ayaklanması, 2015’teki siyasal kırılmalar ve OHAL süreci bu dönüşümü hızlandırdı. 2018’de kurumsallaşan başkanlık rejimi yalnızca Erdoğan’ın kişisel iktidar arzusunun sonucu değildi. Neticede siyasal rejimler sınıflar arasındaki güç ilişkileri ve kapitalizmin ihtiyaçları üzerinden “Nasıl yönetmeli?” sorusuna cevap verir. O dönem cevap, yürütmenin güçlendirilmesi, sermaye birikiminin ve devlet politikalarının daha az siyasal ve kurumsal engelle karşılaşmasına olanak tanıyan yeni bir yönetim biçimine duyulan ihtiyacı işaret ediyordu.

Böylece AKP iktidarı, Erdoğan’ın siyasal nüfuzunda cisimleşen bir Tek Adam rejimine dönüştü. Ancak çelişki şu ki Tek Adam rejimi bir iktidar ortağını gerekli kılıyordu; bu, AKP-MHP ittifakının zeminini oluşturdu. Ancak toplumsal destek yıldan yıla aşınmaya devam etti. 2023 Genel ve 2024 Yerel Seçim sonuçları, Tek Adam rejiminin yaşadığı oy kayıplarının iktidar kaybına gidebilecek niteliksel sonuçları olabileceğine işaret etti. Bu sonuç karşısında, sandıkta kaybettiğini masada kazanmak isteyen AKP, yeni yöntemleri olağan hale getirdi: Belediye operasyonları, tutuklamalar, butlan, transferler vb. yoluyla muhalefetin siyasal rekabet alanını sınırlandırmaya çalışıyor.

Emekçiler için kara bir sayfa

Sermayeye yaratılan bu olanakların emekçiler için karşılığı artan güvencesizlik, yoksullaşma, örgütsüzleşme ve siyasal demokrasi alanının sistematik olarak daralması oldu. Asgari ücret açlık sınırının altında kalırken bir yandan da ortalama ücret haline geldi; gelir ve servet dağılımındaki eşitsizlik derinleşti. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği derinleşti, kadın işsizliği ve yoksulluğu arttı. Aile politikaları altında bakım yükünün maliyeti hanelere, haneler içinde de kadınlara aktarılmaya devam etti. Sendikal örgütlülük, özellikle özel sektörde son derece düşük seviyelerde kalırken grev hakkı defalarca engellendi. Böylece yalnızca emeğin aldığı pay değil, emeğin sermaye karşısındaki pazarlık ve mücadele gücü de geriledi. AKP döneminin emek politikalarının bilançosu bu nedenle yalnızca düşük ücretlerin değil, işçilerin birleşik güçlerini kullanabilecekleri araçların zayıflatılmasının da bilançosudur.

Bu açılardan bakıldığında bu tablo bir yandan da tüm sol muhalefetin ve sınıf hareketinin bilançosudur. AKP’nin başarıyla sürdürdüğü neoliberal karşı devrim karşısında emek hareketi güçlü ve ortak bir pozisyon alamadı. İşçi sınıfının parçalı ve sendikal bürokrasiler tarafından sınırlandırılmış mücadeleleri burjuvaziden bağımsız bir siyasal mücadele alternatifi yaratamadı. Sonuç olarak gidişatı belirleyenlerden biri de sınıfın örgütlülük ve mücadele kapasitesi oldu ve olmaya devam edecek.

Tüm bu çelişkili gelişmeler, sınıf mücadelesinin önündeki yeni bir dönemin kapısını da aralayabilir; fakat bu kapıdan kimin geçeceğini belirleyecek olan, yine emekçi kitlelerin ve tüm ezilenlerin emekten yana kendi bağımsız siyasal gücünü oluşturup oluşturamayacağı olacak.

Son Yazılarımız