İktidarın seçim hesapları karşısında cevap “emek ittifakı” olabilecek mi?

Date:

Share post:

Erdoğan’ın 10 Eylül’de Rize’de yaptığı konuşmada “Yaklaşan seçimleri başarıyla atlatacağımıza inancımı yeniliyorum” sözleri, ardından Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un 16 Nisan 2028 tarihini işaret etmesi ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz’un Meclis’in seçimleri yenilemesi halinde Erdoğan’ın yeniden aday olabileceğini söylemesi, seçim gündemine ilişkin beklenti ve planların iktidar açısından da artık daha açık biçimde ifade edilmeye başlandığını gösterdi. Seçim hesabının ise uzun zamandır siyasetin temel belirleyeni haline geldiğini biliyoruz.

AKP-MHP iktidar bloku, belediye seçimlerinde aldığı yenilgilerinin ardından, devletin sahip olduğu idari, hukuki ve siyasal araçları kendi iktidar sürekliliğini sağlama doğrultusunda kullandı, kullanıyor. Kayyumlar, CHP’ye dönük mutlak butlan kararı, belediyelere yönelik operasyonlar, tutuklamalar ve muhalefetin örgütsel kapasitesini sınırlandıran müdahaleler, siyasal rekabet alanının giderek daraldığını gösteriyor. Son dönemde Süleymancılara yönelik operasyon gibi örnekler ise iktidarın yalnızca düzen muhalefetini değil, kendi dışında kalan farklı güç odaklarını da yeniden hizaya getirmeye çalıştığını gösteriyor. Bu tablo, iktidarın önemli bir avantajına işaret ediyor: Seçim öncesindeki siyasal ve hukuki alan iktidarın elindeki araçlarla zor ve rıza yolu ile şekillendirilmeye çalışılıyor.

Ancak yine de en kırılgan ve zayıf noktası olan ekonomi, seçim hesaplarının da en zor denklemi olmayı sürdürüyor. Hayat pahalılığı, alım gücünün düşmesi, borçluluk ve işsizlik ile emekçilerin gündelik hayatındaki tablo ağırlaşıyor. Uygulanan ekonomi programının emekçiler ve emekliler açısından maliyeti günden güne büyüyor. Diğer yandan, son olarak fon krizinde açığa çıktığı gibi spekülasyon, yolsuzluk ve yağma politikaları kitleler açısından her an patlamaya hazır riskler taşıyor.

Ancak burada önemli bir soru var: Bu ekonomik hoşnutsuzluk bir siyasal güce dönüşebilecek mi? 2024 yerel seçimleri, ekonomik ve siyasal hoşnutsuzluğun seçim sonuçlarına yansıyabileceğini gösterdi; fakat aynı zamanda ekonomik krizden kendiliğinden bir siyasal değişim sonucu çıkmayacağını da… İktidarın, elindeki imkânlar ve toplumsal ittifaklar üzerinden kendi zayıflıklarını telafi etme kapasitesi hâlâ önemli.

Bu tabloda gidişatı değiştirebilecek en önemli belirleyenin emekçilerin birleşik ve örgütlü mücadele kapasitesi olacağını biliyoruz. Türkiye’de emekçilerin ücret gaspına, işten atmalara, sendikasızlaştırmaya ve güvencesizliğe karşı farklı sektörlerde mücadeleleri sürüyor. Fakat bu mücadeleler hâlâ büyük ölçüde dağınık ve parçalı. Sorun değişim isteğinin yokluğu değil; bu mücadelelerin ortak bir siyasal ve toplumsal güce dönüşmesini sağlayacak zeminin zayıflığı. Bu eksiklik, düzen muhalefeti açısından kendini önderliğin ve programın reformist niteliğinde zaten açık ediyor. Sol/sosyalist hareket içindeyse kendini düzen muhalefetinin peşine takılma ve/veya kendini sınıf seferberliklerinin yerine koyma (ikameci) biçiminde iki eğilim şeklinde gösterebiliyor. Bu durum, seçim gündeminin bir kez daha sandığa ve düzen partileri arasındaki rekabete ve/veya ittifaklara sıkışması riski taşıyor. Ancak bizler açısından önümüzdeki dönemin temel meselesi ve seçimlerin ana belirleyeni emekçilerin acil ekonomik ve demokratik talepleri, mücadeleleri ve örgütlülüğü ile bunları birleştirecek bir emek ittifakı çabası olmak durumunda; bir kez daha…

Son Yazılarımız