Bir patron hayali, bir işçi gerçeği

16

TUİK tarafından yayınlanan, 1923-2009 yıllarını kapsayan “İstatistiksel Göstergeler” raporu ülkemizde sosyal ve ekonomik yapıda meydana gelen değişimi rakamlarla açığa çıkarıyor. Nüfustan işsizliğe, ekonomik büyümeden borçlanmaya kadar çeşitli konularda çıkan veriler, Türkiye’deki toplumsal yapıyı, sınıflar mücadelesini, güncel durumu analiz etme açısından önemli bilgiler içeriyor.

AKP’nin istikrar, büyüme söylemlerini anlamak için rakamlara bir de sınıf bakış açısıyla bakmak elzem, çünkü sürekli dile getirdiğimiz “onlar kâr ederken, bizim ekmeğimiz küçülüyor” sözleri bir demogojiden ibaret değil. Sözgelimi, TUİK raporun göre, GSMH 2005 yılında 18 milyon (TL) iken, 2009 yılında 34 milyona çıkıyor. Bu demek oluyor ki, ülkece gelirimizi 2 kat arttırmışız. Oysa aynı raporda, 2005 yılında 2 milyon civarında olan işsiz sayısı 2009’da 4 milyona çıkıyor; istihdam edilenlerse 2003’te 21 miyon civarında iken, 2009’da da yine aynı rakam çevresinde seyrediyor. Bu, kimsenin iş bulamadığı anlamına gelmesin; fakat iş piyasasında gittikçe artan bir şekilde kayıt dışı ve geçici işlerin yaygınlaştığını, bunlarınsa TUİK’in istihdam rakamlarına bile yansımadığını söyleyebiliriz. Büyümenin yoğun bir emek sömürüsü üzerinden yükseldiğini, çalışma biçimlerinde esneklik ve güvencesizliğin arttığı müddetçe ekonomik kârlılığın gerçekleştiğini görüyoruz. İşsizliğin giderek artmasına rağmen, işçilerin istihdam edilemiyor oluşu, iş bulabilenlerinse “insanca bir iş” yaşamı sürdüremediği açık.

Temel gıda fiyatlarına bakarsak, örneğin 2005’te 5 lira olan peynirin kilosunun, 2009’da 12 lira olmasına rağmen alım gücünün giderek düşmesi söz konusu. Buradan da asgari ücrete yapılan zamlarda, temel gıda fiyatlarındaki değişimlerin pek de dikkate alınmadığı ortaya çıkıyor. İşçi ve emekçileri “insanca bir yaşam”ın giderek zorlaştığı bir gelecek bekliyor.

Şimdi ise, TÜSİAD’ın bir gelecek öngörüsü olarak geçtiğimiz günlerde sunduğu “Vizyon 2050 Türkiye” raporuna bakalım. Vizyon, genellikle şirketlerin pazarın ve firmanın kendi ihtiyaçlarından yola çıkarak çizdiği gelecek rotası, TÜSİAD’ın deyimiyle yol haritasıdır. Vizyon 2050 ise, TUSİAD’IN 100 milyon nüfuslu 2050 Türkiye’sini nasıl daha verimli kullanabileceğine, genç nüfuslu G-20 ekonomilerinin dünya pazarında nasıl daha fazla pay sahibi olabileceğine ilişkin sorulara verdiği yanıtları içeriyor. Enerji, ulaşım, eğitim gibi sektörlere yoğunlaşan, “insani kalkınma” adı altında emek nüfusunun sömürü olanaklarını, tüketim alışkanlıklarını irdeleyen rapor kısacası ‘daha fazla insan, daha fazla sömürü eşittir büyüme’ denkleminden hareket ediyor. Raporu, patronların gelecek rüyası olarak da okuyabiliriz. Oysa TUİK raporuna geri dönersek, daha fazla büyümenin işçiler için daha fazla sömürü, daha fazla yoksulluk anlamına geldiğini gördük. Patronların sözcüsü AKP’nin “krizi fırsata çevirmek”, “istikrar ve büyüme için oy istiyoruz” söylemi şimdi daha fazla anlamlı değil mi?

Yorumlar kapalıdır.