Suriyeli mülteciler ve hükümetin ikiyüzlülüğü

184

Suriye’de devrim dördüncü yılına girdi. Yıkım, açlık ve sefalet ülkenin her yerine sirayet etmiş durumda. İstatistikler korkutucu; Kasım 2013 verilerine göre yaklaşık 22 milyonluk Suriye nüfusunun yarısı zorunlu göçe maruz kaldı. Büyük bir bölümü ülke içinde yer değiştirirken yüzde 75’i kadın ve çocuk 3,5 milyon kişi çevre ülkelere göç etti. Birleşmiş milletler’e (BM) göre 2014 yılının sonuna kadar bu sayının 6,5 milyona çıkması öngörülüyor.

Sadece Türkiye’de yaklaşık 600 bin (resmi rakam) Suriyeli mülteci yaşıyor. BM Mülteci Örgütü bu yılın başından itibaren Mart ayına kadar 20 binden fazla Suriyeli mültecinin Türkiye’ye geldiğini bildirdi. Bu 2013’ün başından beri görülen en büyük akın. Son günlerde, günde 500’den fazla insan resmi geçiş noktalarını geçerek Türkiye’ye ulaşıyor, bazen bu sayı günlük 1,000 – 2,000’e kadar ulaşıyor. Yaklaşık 230 bin mülteci 22 kampa dağılmış bulunmakta. Peki ya geriye kalanlar…

Geriye kalanları anlatmaya gerek yok. Hepiniz üst geçitlerde, yol kenarlarında, çimenlik alanlarda karşılıyorsunuz bu insanlarla. Kimi dileniyor, kimi fuhuşa zorlanıyor, çoğu da hemen hemen her işte ucuz işgücü olarak çalışıyor. Bunlar sadece buz dağının görünen yüzü. Sadece varlıklı küçük bir azınlık barınma ihtiyacını karşılayabiliyor. Çoğu ise derme çatma çadırlarla yol kenarlarında yaşamaya çalışıyor. Hor gürülme ve dışlanma da cabası.

“Kollarımızı Suriyeli kardeşlerimize açtık” diyen iktidar, temel ihtiyaçlarını dahi çevre yardımlarıyla sağlayan mültecilerin çadırlarını kolluk kuvvetleriyle yaktı.

28 Nisan’da İstanbul Otogarı yanındaki arazide çadırlarında barınan mülteciler önce polisler tarafından çadırlarından çıkarıldı. Ardından çadırlar, -Gezi’den alışmış olacaklar ki- içlerinde eşyalar varken zabıtalarca yakıldı. Ardından hiçbir yer gösterilmeden hiçbir açıklama yapılmadan çekip gittiler.

Suriye halkının, kan emici Baas diktatörlüğüne karşı 2011’de patlak veren Kuzey Afrika ve Ortadoğu devrimlerinin bir parçası olarak başlattığı ayaklanmayı, Osmanlıcılık hayaliyle bir “Müslüman Kardeşler direnişi”ne indirgeme isteğindeki Türkiye’nin Suriye politikası, son yılların en büyük siyasal başarısızlık örneği olarak ders niteliği taşıyor. Üç yılın ardından yerle yeksan olan bu politika, iktidarın taşıyabileceğinden ağır bir yük sırtlanmasına neden olurken onun Suriyeli mülteciler konusunda da asıl derdinin Suriye halkını korumaktan çok kendi çıkarlarını korumak olduğunu berraklaştırdı.

Devrimin ilk aylarını Esad’a telkin vermekle geçiren iktidar, ilerleyen zamanlarda örnek model sıfatıyla kendine benzeyen Sünni-muhafazakar bir iktidar hayallerine büründü. Bu hayali gerçekleştirmek için Suriye halkına sözde desteğini sunsa da, evdeki hesap çarşıya uymayınca 100 bin insan kotasının aşılmayacağını düşündükleri mülteciler bugün 600 bin kişi, (resmi olmayan rakamlara göre 800 bin). Bu yükün ve yanlış politikalarının sonucu altında ezilen iktidar, kendi askerlerini öldürmek pahasına onlar üzerine bomba yağdırıp Suriye’ye girmeye çalışacak kadar (en azından planını yapacak kadar) şuursuzlaşmış da durumda.

Birileri Esad diktatörlüğüne boyun eğme çağrısı yapsa da, biz inatla yoksul halkın yanında, Suriye’nin mafyatik devlet aparatının ve IŞİD, El-Nusra gibi İslamcı karşıdevrimci güçlerin de karşısında olacağız.

Hükümet tüm mültecilerin hayatlarından sorumludur. Suriyeli sığınmacıların mülteci olmaktan kaynaklanan yasal statüleri tanınmalı, kamplar demokratik kitle örgütlerinin ve konuyla ilgili uluslarararası kuruluşların denetimine ve desteğine açılmalıdır. Artan yabancı düşmanlığına karşı Türkiye solunu koşulsuz biçimde Suriyeli mültecilerin yanında yer almaya çağırıyoruz.

Yorumlar kapalıdır.