Covid-19 ile mücadele ve öğretmenler

Söyleşi: Sena Aydın

Covid-19 salgını nedeniyle eğitim kurumlarında öğretime 30 Nisan’a kadar ara verildi. Milli Eğitim Bakanlığı henüz kesin karara bağlamamış olsa da bu sürenin hazirana kadar uzatılabileceği bilgisini birkaç gün önce kurumlarla paylaştı bile. Peki bu dönem eğitim sektörünü, sektör içerisindeki emekçileri nasıl etkiliyor? İstanbul’da özel bir öğretim kurumunda çalışan bir sınıf öğretmeniyle gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz.

Merhabalar, vakit ayırdığın için çok teşekkürler. Öncelikle seni biraz tanıyabilir miyiz?

Merhaba, ben 11 senedir eğitim sektöründeyim. Mesleğe ilk başladığımda atanamadığım için ilk birkaç sene ücretli öğretmenlik yaptım. Son 6 senedir de şu an çalıştığım okulda sınıf öğretmenliği yapıyorum. Kurumun bünyesinde çalışan yaklaşık 200 öğretmenden biriyim.

Güncel durumu daha iyi anlayabilmemiz adına salgın öncesindeki çalışma koşullarınızdan biraz bahsedebilir misin?

2014 yılında değişen yasayla özel eğitim kurumlarında çalışan öğretmenlerin üzerindeki devlet koruması kalkmış oldu. Hâlâ Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olsak da bu bağlılık özlük haklarımızı kapsamıyor. Yani ne memuruz ne değiliz. Bu durum çalışma koşullarımızı derinden etkiliyor tabii, tamamıyla işverenin ve idarecilerin insafına kalmış durumdayız.

Şu an özel okullarda asgari maaşın altında ücretlere çalışan binlerce öğretmen var. Çalışmak için imzalamak zorunda olduğumuz sözleşmelerle bize dayatılan çalışma koşulları oldukça ağır. Kesinlikle ekstra mesai ücreti almadan sabah 7’den akşam 10’a kadar ya da 3 ay boyunca hiç tatil yapmadan haftanın 7 günü çalıştığımız oluyor mesela. Bu duruma ses çıkartmaya kalkarsak, işverenimiz “Sen bu durumu kabul etmezsen dışarıda bu işi yapacak açıkta binlerce öğretmen var” diyerek bizi açıkça işten çıkarmakla tehdit ediyor. Devlet öğretmenlerine verilen kırtasiye yardımı gibi haklardan yararlanamıyoruz. Geçen sene yasada yapılan son değişiklikle artık ardı ardına tekrarlanan yıllık sözleşmelerimiz süresiz sözleşme sayılmıyor. Dolayısıyla kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, doğum izni gibi hiçbir haktan işveren bahşetmediği sürece yasal olarak faydalanamıyoruz. Mevsimlik işçi gibi çalışıyoruz aslında.

İşimizi kaybetme korkusu nedeniyle örgütlü mücadele yürütmekte zorlanıyoruz. Aslında ülkenin genel durumunun bir yansıması bizim durumumuz. Şirketlerin arkası o kadar sağlam ki para kazanabilmek için pasif olmamız isteniyor. Bu korku, verdiğimiz eğitimin kalitesini de düşürüyor doğal olarak. Çünkü kaliteli eğitim vermekten ziyade veliyi memnun ettiğimiz bir eğitim vermek zorunda kalıyoruz. Mesela benim 19 öğrencim var, 18’i takdir alıyor. Hak ettikleri için mi? Hayır. Okula para ödeyen veliyle karşı karşıya gelmek istemeyen idareci, çocuğun 3 olan notunu 5’e çıkartmazsam beni hakkımda tutanak tutmakla tehdit ettiği için. İşten çıkartılmayı da geçtim, bu tutanaklar sicilimize de işlendiğinden başka bir okulda iş bulmamız da mümkün olmuyor böyle bir durumda.

Bu arada özel okul dendiğinde aklınıza sadece kolejler gelmesin. Özel eğitim kurumlarının içine sürücü kurslarından bilgisayar kurslarına, meslek kurslarından tut da halk eğitim merkezlerine kadar pek çok kurum giriyor. Bahsettiğim koşullar çok geniş bir kesimi mağdur ediyor yani.

Koronavirüs süreci ve eğitim kurumlarının öğretime ara vermesi sizi nasıl etkiledi peki?

Ben görece şanslı öğretmenlerdenim. Çalıştığım kurum en kötü durumda bile bizi mağdur etmeyeceğini söyledi; herhangi bir maaş kesintisi veya işten çıkarmayla karşılaşmadık. Ama tabii şimdilik. Bu süreç böyle devam ederse verilen sözlerin tutulacağına dair hiçbir garanti yok. Şu dönemde velilerimizin çoğu çalışmıyor, dolayısıyla okul taksitlerini ne noktaya kadar ödeyebilirler bilemiyorum. Onlar okula para ödeyemeyince bizim durumumuz ne olacak göreceğiz. Diğer özel okullarda işten çıkarmalar yapıldığını, ciddi maaş kesintileri yapılıp çalışan öğretmenlere kamera karşısında geçirdikleri saat üzerinden maaş verilmeye başlandığını biliyorum ki bu taş çatlasa aylık 1500 TL gibi bir ücrete denk geliyor.

Şunu da duydum: Bazı özel okullar, okulu arayıp bilgi almak isteyen velilerle ilgilenmek ve yeni kayıt görüşmeleri yapmak için rehber ve branş öğretmenlerine, ya da evinde bilgisayar olmayan öğretmenlere okula gelme mecburiyeti koymuş. Aslında baktığınızda bu yasal değil; ama bu konuyla ilgili özel bir kararname olmadığından özel okul işletmeleri bu yasal boşluğu suistimal ediyor. Bahane de okul zaten boşken bu öğretmenlerin virüsü kapma risklerinin olmadığı. Tabii öğretmenin evinde bakması gereken çocuğu olduğunu, okula gitmek için toplu taşıma kullanması gerektiğini düşünen yok. Öğretmenler bu duruma karşı çıkmaya kalktıklarında da işlerini kaybediyorlar çünkü yasalarla korunan bir hakları yok.

Devlet böylesi bir kriz ortamında ilk önce emekçileri korumalıyken bizde durum tam tersi. Yani çalışanlara ayrı üzülüyorsun; çalışamayanlara, işini kaybedenlere ayrı üzülüyorsun. Öğrencilere ayrı üzülüyorsun. Zaten eğitimin müfredatının geldiği nokta belliyken şimdi bir de üstüne koca bir neslin bir senesini EBA denilen sağlıksız bir sistemin ellerine teslim etmiş durumdayız.

Bize biraz bu EBA Uzaktan Eğitim Sistemi’nden bahsedebilir misin? Nasıl işliyor, eğitimin ihtiyaçlarına ne kadar cevap veriyor?

EBA dediğimiz sistem zaten açık öğretim çerçevesinde uzun yıllardır var olan ve kullanılan bir sistemdi. Koronavirüs salgını nedeniyle duruma yönelik geliştirilen bir sistem değil yani; şartların gerektirmesiyle daha yaygın kullanıma adapte edilmeye çalışılan bir sistem. Devlet okulları sadece EBA’ya yüklenen dersleri kullanırken, çoğu özel okul EBA’ya ek eğitim programları kullanıyor. Mesela benim öğrencilerim şimdi her gün oluşturduğum ders programına göre seçtiğimiz EBA derslerini ve ek eğitim programındaki içerikleri dinliyorlar. Sonrasında da beraberce iki saat boyunca Zoom üzerinden canlı ders işliyoruz. Bunun nedeni hem EBA’nın sisteminde çok sayıda öğrenci aynı anda bağlandığında yaşanan teknik sorunlar hem de EBA’nın içerik olarak oldukça yetersiz oluşu. Bundan kastım şu: EBA’da işlenen dersler çocukların seviyesine uygun değil. Bizim 3-4 günde işlediğimiz bir ders 15 dakikaya sığdırılıp çocuklara hap gibi sunuluyor. Hal böyle olunca çocuklar düşündürtmeyen, sorgulatmayan, eleştirtmeyen, ezbere dayalı ve potansiyellerini körleştiren bir eğitim modeline iyice sıkışmış oluyorlar. Bu sistemle normal koşullarda da mücadele eden öğretmenler yok mu? Çok var. Ama söylememe gerek yok zaten biliyorsunuzdur, onların da mücadelelerinin önüne taş koyuluyor hep. “Dersine gir çık, çocukları sustur yeter, düzenimizi bozma” deniyor bu öğretmenlere.

Şunu da unutmamak lazım tabii. Özel okulların EBA’ya takviye yapma şansı var. Özel okullarda sınıflardaki öğrenci sayısı 20’yi geçmiyor. Çocukların, ebeveynlerinin profili dolayısıyla teknolojiye erişimleri var. Biz bir şekilde eğitime devam etmeye, öğrencileri motive etmeye çalışıyoruz. Peki bu imkânlara sahip olmayan öğretmenler ve öğrenciler ne yapsın? Yani bana sorarsanız koronavirüsle mücadele kapsamında EBA’yla uzaktan eğitime geçilmesi aslında eğitim sisteminin ne kadar çürüdüğü, içinin ne kadar boşaldığını ayyuka çıkarmış oldu.

Peki son olarak öğretmen arkadaşlarınla kendi aranızda neler tartışıyorsunuz? Bu süreç sizin çalışma koşullarınızı nasıl etkiliyor? Sürece dair kaygılarınız, beklentileriniz, talepleriniz ne?

Biraz önce söylediklerime dayanarak uzaktan eğitim sürecinde özel okullar bünyesindeki eğitimin ve eğitimcilerin durumunu tozpembe olarak düşünmenizi istemem. Kişisel olarak biz de toplumun geri kalanı gibi “Ne olacak?” kaygısı içerisindeyiz sürekli. Mesleki olarak da uzaktan eğitim koşullarında eskisinden farklı, hatta bazen daha da fazla baskıya maruz kalıyoruz. Kamera arkasından, masanın altından gizlice dersi izleyip, kendi çocuğunu strese soktuğu yetmezmiş gibi bir de “benim çocuğum da parmak kaldırdı ama ona söz vermedin” diye bizi idareye şikâyet eden veliler mi istersiniz, pazar günü gece saat 11’de acil toplantı yapmak isteyen, o saatte telefonunu açmadı diye bir öğretmen arkadaşımız hakkında tutanak tutan idareciler mi istersiniz… Kişisel Verilerin Korunması yasasını ihlal ederek canlı derslerin zorunlu tutulmasını mı istersiniz… Eğitimci ve emekçiler olarak zaten güvencemiz yoktu; bu süreçle birlikte kısıtlı olan özgürlük alanımız ve çalışma saati düzenimiz de hepten kayboldu. İşverenin ve idarecilerin evcil hayvanı gibiyiz şu an.

İşten çıkarılma gibi zaten hep var olan kaygımıza ek olarak şu an en büyük tedirginliklerimizden biri de yaz dönemi. Bizim okul da dahil olmak üzere ülkedeki özel okulların çoğu yaz döneminde öğretmen maaşlarını vermeyecek muhtemelen. Ama buna rağmen yaz döneminde telafi dersleri koyulması ihtimali var. Hem nasıl çalışacağız hem de nasıl geçineceğiz kaygımız var.

Biz yapmamız gereken neyse elimizden geldiğince yapmaya çalışıyoruz. Öğrencileri motive ettiğimiz kadar birbirimizi de motive etmeye çalışıyoruz. Artık insan olduğumuzu unutmamaya çalışma noktasındayız. Bu günler bitecek ve okullara geri döneceğiz ama sorunlarımız bitecek mi? Hayır. Tüm emekçiler gibi biz de güvenceli iş ve çalışma koşulları istiyoruz.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.