Sakarya’daki patlama neden oldu, nasıl önlenebilirdi?

MÜSİAD Sakarya Başkanı Yaşar Coşkun’un sahibi olduğu Büyük Coşkunlar Piroteknik Kimya Sanayi Havai Fişek Tic. Ltd. Şti.’de 3 Temmuz Cuma günü gerçekleşen patlama ve ardından “hurdanın” taşınması sırasında gerçekleşen ikinci patlama, hükümetin işçi sınıfına nasıl bir yaşamı reva gördüğünü gözler önüne seriyor.

Yaşar Coşkun niçin işçileri suçluyor?

Yaşar Coşkun, Türkiye’deki patron rejimini en iyi şekilde temsil eden kişilerden birisi. Herhangi biri değil. Kazanın öncesinde de attığı hemen her adımında kendisini yalnız bırakmayan bakanlara, valilere, Cumhurbaşkanına ve Bilal Erdoğan’a teşekkür ediyordu. Ortalama insani şartlar altında olsak hükümete şahsen de bu kadar yakın olan birinin fabrikasında yaşanan bir kazanın sansasyon yaratması, patronun kendisini affettirmek için çabalaması, en azından ayıplanması beklenirdi. Ama Türkiye’deki patron düzeninin ortalama insani şartlarla uzaktan yakından bir alakası yok. Coşkun patlamadan sonra MÜSİAD üyeleri ile beraber bir moral yemeği bile düzenleyebildi. Ölüm sayısının çok az olduğunu, fabrikasının çok iyi korunduğunu iddia etti. Yaralı sayısına dair ise, “korkudan ayılıp bayılanların” da yaralılara dâhil edildiğini söyleyecek hatta tüm sorumluluğun işçilerde olduğu ifadesini verebilecek kadar rahat olabildi. Ne kendisi ne de bir hükümet sözcüsü yaşanan son iki kazada işletmenin herhangi bir sorumluluğunu ima etmiş oldu.

Yaşar Coşkun yirmi yıla yaklaşan AKP iktidarının yakından ilgilenerek yetiştirdiği, “ne istediyse verdiği” patronlardan biri. Dolayısıyla hiçbir tepkisi kişisel, ahlak ya da ahlaksızlıkla açıklanabilecek bir şey değil. Kazadan moral yemeğine, oradan da suçu işçilere yüklemeye ve ikinci kazaya kadar tüm gelişmeler tamamen sınıfsal.

Kaza nasıl oldu?

Kazanın fabrikanın hangi ünitesinde başladığı ve geliştiği hakkında çok konuşmaya gerek yok. Çünkü kazanın nasıl gerçekleştiğini Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığının çok öncesinde bildiğinden eminiz. Çünkü bakanlıklar öncesinde yaşanan altı patlama sonrası yaptığı denetim raporlarına sahip. İşletmenin Büyük Kaza ve Acil Durum Planlarının ve “Risk Değerlendirme Dokümanları”nın da ellerinde bulunması bir zorunluluk. Dolayısıyla işin tüm ayrıntılarını ve tedbirin niçin alınmadığını söyleme sorumluluğu yukarıdaki bakanlıklara ait.

Bir adım geri giderek kazanın tüm bunlara rağmen nasıl yaşanabildiğini açıklamaya çalışalım. “Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi ve Etkilerinin Azaltılması Hakkında Yönetmelik” diye bir yönetmelik mevcut. Adı üzerinde olan bu yönetmeliğin amacı bu tip işletmelerde yaşanabilecek kazaların belirlenmesi ve etkilerinin azaltılmasıdır. Bu öyle ayrıntılı bir çalışma gerektirir ki, işletmeye yakın su kaynakları, bölgenin depremselliği, işletmeye hâkim rüzgâr yönü-şiddeti, işletmenin bulunduğu alanda bugüne değin kaydedilmiş en yüksek ve en düşük sıcaklıkların, kullanılan malzemelerin yan yana durmasının yani aklınıza gelebilecek her şeyin ayrıntılarıyla sıralanıp kazaya etki edip edemeyeceği belirlenip insan hatası faktörü de hesaba katılarak her türden olasılık kayda geçirilir ve tedbirler dizilir.

Sadece bu yönetmeliğin serüvenine bakmak bile kazanın nasıl gerçekleştiğini anlatmaya yeter. 2014 yılından beri hükümetin işlettiğini iddia ettiği bu süreç bir türlü tam olarak uygulanmadı. Sadece patronlar biraz daha kâr etsin diye bildirim süreleri uzatıldı. Hatta bir keresinde yönetmelik bildirim süresinin dolduğu günün ardından değiştirildi ve bildirimde bulunmayanlara yaptırım olmadı. Yönetmelikte yapılan sayısız değişiklik sayesinde Yaşar Coşkun gibi patronlar tedbirleri almayı bırakalım, anlaşılan o ki usulen dahi olsa tedbirleri belirlemek zorunda kalmamışlar.

İkinci patlamanın hikâyesi de neredeyse 3 Temmuz günü gerçekleşen kazaya benziyor. ADR yani Tehlikeli Maddelerin Kara Yolu İle Taşınması Yönetmeliği diye bir yönetmelik var. Bu yönetmelik de havai fişek gibi tehlikeli maddelerin hangi koşullarda taşınması gerektiğini aklınıza gelebilecek her türden ayrıntıları ile ifade ediyor. Anlaşılan o ki patlayıcı dolu enkazın askerlere taşıtılması da bu yönetmeliğin baypas edilmesini sağlıyor.

Daha büyük laflara, kanunlara, yönetmeliklere bakmaya gerek yok. Fabrikada çalışan emekçilerin beyanları yaşanan pek çok kazanın nasıl örtbas edildiğini ve hükümet-patron işbirliği ile işçilerin sağlığının tehlikeye atıldığını anlatıyor.

Sonuç olarak yaşananların tamamına kaza değil teşvik edilmiş cinayetler demek hiç de abartı olmaz.

Kaza önlenebilir miydi?

Bu noktada patronlar ve işçiler için kazanın son derecede farklı şeyler olduğunu bilmemiz gerekiyor. İşçi için kaza ölüm, sakatlık, hastalık iken patron için durum bu değil. Patron için yatırımının karşılığını aldığı sürece yaşanan kazanın sorumluluğundan kaçınması yeterli bir önlem olabiliyor.

AKP’nin teşviki, MÜSİAD’ın örgütlülüğü ve Yaşar Coşkun’un burjuva sınıf bilinci ile patronu etkileyecek bir kazayı önlemek basit. BirGün tarafından hazırlanan habere kulak verecek olursak, daha öncesinde defalarca kazaya dair patronca bir önlem şu şekilde alınmış: “2007’den bu yana aralıklarla patlamanın olduğu fabrika, çareyi sürekli isim değiştirmekte buldu. Fabrikaya bugüne değin Coşkunlar, Büyük Coşkunlar ve Venüs Coşkunlar gibi isimler verildi. Niğde ve Sivas’a taşındığında ise adı Yertaş Patlayıcı Maddeler oldu.” Yani patronun içi rahat. Kendisini koruyor.

Ama biz emekçiler için tedbir patronların lügati ile aynı değil. Bizim için tedbir ölmemek demek. Maalesef ki kanunlarda, yönetmeliklerde yer alan tedbirlerin kâğıt üzerinde kaldığını görüyoruz. O halde tedbirleri bizzat denetlemeliyiz. Bunu nasıl yapabileceğimizi pandemi sürecinde daha iyi öğrendik. Uygulamak için seferber olmalıyız.

Yaşanan kaza sadece fabrikadaki emekçilerin canlarına, sağlıklarına mal olmadı. Kazanın bilançosu bölge halkının soluduğu zehirli hava ile gün be gün ağırlaşıyor. Bu yüzden hem kendi işyerlerimizdeki iş sağlığı ve güvenliği kurulunu denetlemeli ve takip etmeliyiz hem de başka işyerlerindeki kardeşlerimizin de bunun için harekete geçmesini sağlamalı, onlara destek olmalıyız.

İşyerlerinde virüse karşı tedbir nasıl alınır? adlı yazımızda bahsettiğimiz hususlar işçi sağlığı ve iş güvenliğini içeren her konuda geçerli. Buradan başlamalı, iş cinayetlerini unutmamalı, sorumlu patronların hesap vermesini sağlayıp tedbirlerin birebir uygulanması için bir araya gelmeliyiz.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.