Balonlar patlayacak!

“Yeni” normalde hiçbir şey yeni değil. Biz bu filmi defalarca izledik. Pandemiyle birlikte hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağını söyleyenlerin sesleri çok çabuk kesildi. Ekonomide de değişen pek bir şey yok, hayat pahalılığı ve işsizlik son sürat devam ediyor. Güz döneminde olası ikinci dalgayı kaldırabilecek bir ekonomik sürekliliğe sahip değiliz.

Düşen talebi, para basıp kredi dağıtarak çözme yoluna giden bir ekonomi yönetimi zaten uzun vadeli çözümler üretme yetisini kaybetmiş demektir. Öyle ki uzun süredir kredi yoluyla yani emekçilerin gelirlerinin ipotek altına alınması yoluyla “iktisadi kalkınma” sağlayabileceklerine inanıyorlar. İnsanların alım güçleri düşmüş, cari açık ve bütçe açıkları rekor kırmış, ihracat ve turizm çökmüş, umurlarında değil, yeter ki insanlar bir şekilde tüketebilsin. Faizlerin düşük tutulma çabası kredi dağıtabilmenin zorunlu bir yoluydu. Bu yapılırken doları kontrol altına almak için sermaye kontrollerine bile gidildi. Neredeyse iki ay boyunca doların sabit tutulmaya çalışılmış olması (6,85) bu yüzden. Ekonomik tüm problemler hasır altı edilirken emekçilere nasıl bir enkaz bırakarak krizden sıyrılabileceğinin hesabını yapan sermaye kendine yeni balonlar yaratıyor.

Sermaye kriz ortamında farklı kâr alanları bulur. Özellikle paranın ucuz ve bol olmasıyla para finansal alana (başta borsaya) akar. Tüm dünyada ucuz ve bol para olmasına rağmen, kapitalizmin akıl dışılığına örnek olarak açlık ve sefalet de aynı hızda artıyor. Yıl başından beri borsada bireysel hesap açan kişi sayısı 400 bini buldu. Faizin enflasyondan daha düşük olduğu bir ortamda paranın bankada durması hızla değersizleşmesi demektir (faiz %8, enflasyon %12). Oysa bir spekülasyon alanı olan borsa kısa vadeli finansal balonlar yaratarak sermaye çevrelerini ihya edebilir. İşsizlik ve enflasyonun artması Borsa İstanbul’u asla etkilemiyor. Pandemide hızla düşen borsa şimdi pandemi öncesinden bile daha değerli. Kredi ekonomisi finansallaşıyor, balon şişiyor.

Yazarın diğer yazıları

Salgının başında yazdığımız bir yazıda paranın kriz karşısında finansallaşmasıyla ilgili şunları söylemiştik: “Kâr oranları düşen sermayedarlar daha fazla kâr için finansal alana yöneldikçe olmayan parayı döndürmekle meşgul oluyorlar. Bu sırada sanayi ve tarımsal sıkıntılar daha da artıyor ve zincirleme olarak iktisadi buhranlar peyda oluyor. Çünkü iktisadi hayat son derece gerçek, sınıflara dayalı ve nihayet sosyolojiktir. Finansal araçların iniş çıkışlı seyri içinde yaratılan balon, bir fabrika işçisinin şalterleri indirmesi karşısında tuzla buz oluveriyor. Finansın devasa rantı reel sanayi işçilerince yaratılan artı değer karşısında bir anda buharlaşıyor.” Ekonominin finansallaşması krizi derinleştirdiği gibi onun çözümü için de bir takoz görevi görüyor. Çünkü ne olursa olsun reel ekonomiyle finansal alan balta gibi birbiriyle ayrık değil, çoğu zaman iç içedir. Dünya genelindeki finansallaşma burjuvazinin krizden “çıkış” biletiyken emekçiler için mücadele dışında bir çıkış yolu yok.

Krizde bile servetlerini artırabilen sermaye karşısında başta borsa olmak üzere tüm spekülatif alanların kapatılmasını savunmalıyız. Zenginlik ve servet toplumsal işbölümüyle yaratılır. Bu sebeple bireysel zenginlik toplumun doğasına aykırı ve akıldışıdır. Toplumsal zenginliği artırmak için tüm bankaların kamulaştırılması, borsanın kapatılarak genel ürün fiyatlarının kontrol altına alınması gerekir. Başta Almanya, ABD ve İngiltere olmak üzere tüm emperyalist ülkelerin bankalarına akan dış borç ödenmemelidir. İktidar bunları yapmadığı gibi “biz bize yeteriz” kılıfı atında para toplamakla meşgul oldu. Üstelik sermaye için yağmalanacak yeni fonlar arıyor. Gözü, işçilerin kıdem tazminatında, işsizlik fonunda.

Zenginlik, para, kaynak… Bunlar doğada bulunan şeyler değil, işçilerin emekleriyle toplumsal bir biçimde yarattığı şeylerdir. Bu sebeple “kaynak var” derken hayal kurmuyoruz. Emekçilerin hak ettikleri kaynak için zenginlerden servet ve artan oranlı gelir vergisi alınabileceği gibi kamu-özel ortaklığıyla yapılmış tüm alt ve üst yapıların (köprü, baraj, otoban, hastane, elektrik santralleri vb.) kamulaştırılması ve emekçiler için (salgın, deprem gibi) acil durumlarda kullanılabilecek bir fon oluşturulması gerekmektedir. İhtiyacımız olan şey finansal balonlar değil, zenginliğin emekçilerin lehine kullanılabileceği bir iktisadi düzendir.

Yorumlar kapalıdır.