İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal’in (İUB-DE) Berlin’de gerçekleşen seçimlere dair değerlendirmesi.
Almanya’da 20 Eylül Pazar günü başkent Berlin’de yapılan seçimi sol kazandı. Türk-Alman politikacı Elif Eralp’in başını çektiği Die Linke (Sol) ittifakı Berlin’in belediye başkanlığını aldı. 2022’ye kıyasla oylarını 14 puan artırarak yüzde 25,7’ye ulaşan ve iktidardaki Başbakan Friedrich Merz’in Hristiyan Demokrat Birliği’ni (CDU) mağlup eden parti ezici bir zafer elde etti. CDU yüzde 28,8’den yüzde 18,8’e gerilerken, Yeşiller yüzde 14,3, AfD (aşırı sağ) yüzde 16,3 oy aldı; SPD (sosyal demokrasi) ise yüzde 12,1’e düştü.
Seçim yapılan bir diğer eyalet olan Mecklenburg-Vorpommern’de ise aşırı sağ seçim zaferi elde etti. Neonazi aşırı sağın yükselişi gerçekliğin bir parçası. Gerçekliğin diğer yanı ise Berlin’deki seçimin gösterdiği gibi işçi sınıfının, kadınların ve gençliğin sola yönelen siyasi alternatifler aradığı.
En büyük yenilgiyi Başbakan Friedrich Merz yaşadı
Bizzat Merz, CDU’nun pazar günkü yenilgisini “felaket” olarak nitelendirdi. Parti, Berlin’deki ve kuzeydoğudaki Mecklenburg-Vorpommern eyaletindeki iktidarını kaybetti; ilk kez eyalet parlamentosuna girmek için gerekli yüzde 5’lik barajı aşamadı. Bu, kurulduğu 1945 yılından bu yana bir eyalet seçiminde aldığı en ağır yenilgi oldu.
Aşırı sağcı AfD, Vorpommern’de birinci sırada yer aldı. Oylarını yüzde 21 artırarak yüzde 38,1’e ulaştı. Böylece AfD, bir ay içinde bir eyalet seçiminde ikinci kez ilk sıraya yerleşti. On beş gün önce Saksonya-Anhalt’ta seçimleri kazanmıştı. Ancak bu kez çoğunluğu elde etmeye yaklaşamadı. SPD, yüzde 35,5 ile ikinci oldu ve diğer siyasi güçlerle koalisyon kurarak hükümette kalabilir.
Kamuoyu yoklamalarının öngördüğü şekilde gerçekleşen bu sonuçlar, Alman kapitalizminin ekonomik ve toplumsal krizinin ve CDU hükümetinin giderek artan itibar kaybının ifadesidir. Almanların yalnızca yüzde 13’ü başbakanın performansından memnun; bu, yakın tarihte herhangi bir başbakan için kaydedilen en düşük düzey. Tam anlamıyla kriz içinde olan bu hükümet görev süresini tamamlayamayabilir.
Berlin’de solun ezici zaferi
Aşırı sağın seçimlerdeki yükselişi, iktidara garanti ve hızlı bir yolda gideceği anlamına gelmiyor. Ancak bu durum özellikle Almanya ve Avrupa’daki işçi sınıfı ve gençlik açısından kaygı verici.
Aşırı sağa verilen oyların karşısında Berlin’de solun önemli bir seçim zaferi elde etmesi, Almanya’daki siyasi krizin büyüklüğünü gösteriyor.
Türk-Alman aday Elif Eralp, Die Linke’yi temsilen belediye başkanlığına aday olarak seçimi kazandı. Birkaç ay öncesine kadar tanınmayan Eralp, Türk sendikacı bir ailenin kızı olarak Münih’te doğdu ve hukukçu olarak kariyerini, özellikle göçmenlerin hakları başta olmak üzere insan haklarını savunmaya yöneltti.
45 yaşındaki Elif Eralp, 2021’den beri sol görüşlü bir temsilciler meclisi üyesi. Seçim kampanyasındaki önerileri arasında konutların yatırım fonlarından kamulaştırılması ve Kiezkantinen olarak bilinen sıcak yemek servis eden mahalle yemekhanelerinde üç avroya doyurucu öğle yemekleri sunacak bir kamu yemekhaneleri ağı oluşturulması vardı.
Eralp zaferini öğrendikten sonra konut şirketlerinin kamulaştırılması yönünde ilerlemeye devam edeceğini ve “spekülasyonu Berlin’den kovacağını” vaat etti.
Die Linke; eski Komünist Parti üyeleri, Maocular, Troçkist gruplar ve bağımsızlardan oluşan merkez sol bir ittifak. 2025 Şubat’ında yapılan milletvekili seçimlerinde yüzde 8,5 oy alarak 64 milletvekiliyle önemli bir parlamento grubu elde etmiş ve Berlin’de yüzde 19,9 oy almıştı. Gençler arasında yüzde 25 oy almış olması ve oyların çoğunluğunun, aşırı sağın kendilerinin ve lgbti+ların kazanımlarına yönelik saldırılarını reddeden kadınlardan gelmiş olması dikkat çekicidir. Die Linke, Filistin’i destekledikleri için baskıyla karşı karşıya kalan gençlerin de desteğini aldı. Bu seçimde bu oran yükseldi: Die Linke’nin aldığı oyların yüzde 45’i 16-34 yaş arasındaki gençlerden geldi; bu, bir önceki yıla kıyasla neredeyse iki katına denk geliyor.
Neonazi aşırı sağın yükselişi
Alman aşırı sağının seçimlerdeki yükselişi; Trump, Meloni, Le Pen ya da Latin Amerika’daki Milei, Kats ve de la Espriella örneklerinde olduğu gibi, daha önce iktidarda bulunmuş ve toplumsal krize, milyonlarca insanın yaşam standartlarının düşmesine yol açmış eski geleneksel kapitalist partilerden bıkmış halk kesimlerinin verdiği yanlış yönlendirilmiş bir cezalandırma oyunu ifade ediyor. Almanya örneğinde ise bu, özellikle aşırı sağın neonazi karakterinde ortaya çıkıyor. Aşırı sağ, desteğinin çoğunu Doğu Almanya’da, yani 1945’ten 1989’a kadar Stalinist rejimle yönetilmiş eski Demokratik Alman Cumhuriyeti topraklarını oluşturan ve bugün “yoksul eyaletler” olarak kalan bölgelerdeki seçmenlerden alıyor.
Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından gerçekleşen yeniden birleşme ve Batı Almanya’daki Almanlarla sağlanacağı vaat edilen “toplumsal eşitlik” hiçbir zaman gerçekleşmedi. Milyonlarca insan, Stalinizme duydukları haklı öfkeyle kapitalizmin kendilerine refah getireceğine inandı, ancak tam tersi oldu. Tüm devlet işletmeleri yalnızca dört yıl içinde özelleştirildi ve işlerin yüzde 70’i kaybedildi. Tüm bölgeler ekonomik gerilemenin içine sürüklendi (bkz. Almanya: aşırı sağın ilk zaferinin anlamı).
Siyasi krizin altında yatan Alman kapitalizminin krizi
Almanya’da çeşitli liberal kapitalist veya sosyal demokrat hükümetlerin ekonomik kriz karşısındaki politikası, sosyal harcamalarda kesintilere ve kitlelerin yaşam standartlarının düşmesine yol açan politikalar uygulamak oldu. Geleneksel burjuva partilerine ve liderlerine yönelik giderek artan güvensizliğin derinliğini ve aşırı sağın seçimlerdeki yükselişini açıklayan neden budur.
Almanya ekonomisi gerileme içinde ve 2023’ten bu yana resesyona girmiş durumda. Örneğin Alman kapitalizminin simge şirketi Volkswagen, 2030’a kadar 100 bin işin ortadan kalkabileceğini açıkladı.
Bu durumda işçi sınıfını ve gençliği bekleyen şey; eğitim, sağlık ve emeklilik gibi sosyal alanlarda daha fazla kesinti, daha fazla esnek çalışma ve askeri bütçede artış. Emekçi halk ve gençlik açısından bu kemer sıkma planlarını ve aşırı sağı yenmenin tek yolu ise yeni sendikal ve politik önderlerle birlikte sokaklardaki seferberliği ilerletmek.
