Ana Sayfa Blog Sayfa 103

Nahuel Moreno’suz 25 yıl!

0

“Şunu kafamıza iyi yerleştirmeliyiz ki, bizim politikamızın temel hedefi proletaryayı, kendi kaderini tayin etmek, demokratik olmak ve emekçi kitlelerin başında bir devrimle iktidarı almak zorunda olduğuna ikna etmektir”

Dördüncü Enternasyonal’in (DE) İkinci Dünya Savaşı sonrası başlıca liderlerinden, Arjantinli devrimci Nahuel Moreno’yu (24 Nisan 1924 – 25 Ocak 1987) vakitsizce kaybedişimizin üzerinden 25 yıl geçti.

Lucha Internacionalista 8. Konferansı’nı gerçekleştirdi

0

İşçi Cephesi ile beraber, Uluslararası Birlik Komitesi’nin bir diğer bileşeni olan İspanyol Lucha Internacionalista (LI) partisi 8. Konferansı’nı 17-18 Aralık tarihlerinde Barselona’da başarıyla gerçekleştirdi.

Direne direne kazandılar: UPS’de toplu sözleşme imzalandı!

0

Bundan 11 ay önce UPS işçileri sendikalı olarak işlerini geri aldıklarında, direniş kazanıldı şimdi sıra toplu sözleşmede demiştik! Şimdilerde 07.01.2012 de ise toplu sözleşme imzalandı.

Metal

0

Merhaba Arkadaşlar,
Ben metal sektöründe çalışan bir işçiyim. Geçirmiş olduğum iş kazasını ve sonrasını paylaşmak istiyorum sizinle.
İş yerinde aracımıza malları yüklemiştik. Müdür, akşam bizi arayarak beklediğini söyledi ve yanına gittik. Normalde tırdaki mallara biz karışmıyoruz, bunun için özel araçlar var. O gün iş alanımı bırakıp, arkadaşlarımla müdürün çağırdığı yere gitmek zorunda kaldım. Müdür, malları bizim yükleyeceğimizi söyledi.

Tekstil

0

Merhaba Arkadaşlar,
Tekstil sektöründe çalışıyorum. Bazı günler sabahlıyoruz ve bu mesailer 36 saati buluyor. Haftanın 7 günü ve günde 14 saat çalışıyoruz. 18 yaşındaki bir arkadaşımız geçen hafta 115 saat çalışmıştı mesela. Vücudumuzda rahatsızlıklar oluşmaya başladı! Dün sabahlamak zorunda olduğumuz bu fazla mesailerden rahatsızlığını bireysel olarak patrona ileten bir arkadaşımızı patron işten attı!

On binlerce insan: Faşizme inat kardeşimsin Hrant dedi!

0

Bugün 19 Ocak..Hrant’ın öldürülmesinin üstünden 5 yıl geçti. On binlerce insan Hrant’ın öldürüldüğü yerde buluştu. Mahkemenin aldığı kararı da eleştirdi. Mahkeme açık delillere rağmen “örgüt yok” dedi.

Can Dündar’ın deyişiyle : “Aynı bildiriye imza atanlardan, başına poşu takanlardan, bir köşede laflayanlardan, evinde kitap yazanlardan kanlı canlı örgütler icat eden yargı, bunca ipucunun “Herşeyi birlikte tezgahlayıp yapmışlar”a kanıt oluşturduğu Dink davasında örgüt bulamadı, öyle mi? Zekamıza hakaret!”

Erkek şiddeti = Devlet şiddeti

0

Hayatımızın her karesine işlemiş, her gün farklı farklı türlerine maruz kaldığımız ‘şiddet’ kavramı, son zamanlarda karşımıza en çok ‘kadına karşı uygulanan erkek şiddeti’ şeklinde çıkmaya başladı. Türkiye bu şiddet türünü artık tanıyor ve sorguluyor.

Tekstil

0

Yıllardır tekstilde çalışıp da hakkını alamayan arkadaşlarıma sesleniyorum:

Çocuk işçilere dinlenmek yasak!

0

Sevgili İşçi Cephesi okurları, işyerinden mektuplar sayfasına daha önce de mektuplar yazmıştım. Bir tekstil atölyesinde çalışıyorum. Çalıştığım işyeri yoğun sömürüye açık. İşyerinde çocuk işçiler de çalıştırılıyor. Yaşları 13-17 arası üç çocuk çıraklık yapıyor Aslında pek çıraklık da denmez. Ortadaki her işe yetişmeye çalışıyorlar. Bayram öncesi gece saat 11,12 lere kadar çalışıyorlardı. Şimdi işler çok yoğun değil ama onlar için pek fark etmiyor. Herkes paydos etse de onlar patron gidin diyene kadar çalışmak zorunda kalıyor. Bu yetmez gibi mesai ücreti de yok. Aslında makine bölümüne iki işçi bakması lazım ama bir işçi bakıyor. Öğle yemeklerinde herkes dinlenirken o çalışmaya devam ediyor.
Geçen gün sordum, yemek molasında neden çalışıyorsun diye, ne yapayım abi, yetişemiyorum, iş birikiyor, diye cevap verdi. Kendini suçluyor. Yavaş çalıştığını düşünüyor ama daha önce onun yaptığı işi iki kişiye yaptırıyorlardı yani aslında yavaş çalışmıyor. İş yükü fazlaydı. Ayaklarımın altı ağrıyor, ayakta duracak halim yok deyince ben de kendine haksızlık yapma, otur dinlen, dedim ama laf işitirim korkusuyla çalışmaya devam etti.
Birde öyle durumlar oluyor ki kendilerini yetersiz görüp suçluluk duyuyorlar, çünkü patron öyle bir baskı yapıyor ki çocuklara aslında işe yaramıyorsunuz ama sokaklarda gezmeyin diye çalıştırıyorum havası veriyor. Tabii ki öyle değil gerçekten çok çalışıyor ve çok eziliyorlar. Bir şey söylediğimde ise sanki yorulan ezilen onlar değilmiş gibi patronu savunma durumuna geçiyorlar. Sanırım ezile ezile anlayacaklar patronun onları hayrına çalıştırmadığını…

Türkiye iyiye mi, kötüye mi gidiyor?

0

İçinde bulunduğumuz süreci nasıl değerlendirmeliyiz? Türkiye iyiye mi, yoksa kötüye mi gitmekte? Karar neye ve kime göre verilecek? Ölçüt ne olacak?

İşçi Cephesi Hukuk Seminerleri Dizisi – 2

0

Eğitimin genel başlıkları:

– İş ilişkisinin kurulması esnasında sözleşme yapılırken dikkat edilecek hususlar

– İş ilişkisinin kurulması ile sahip olunan haklar

– İş güvencesi

– Alt işveren ilişkileri (Taşeronluk) ve Yaşanan sıkıntılar

– Güvencesiz çalışmaya rağmen sahip olunan haklar

– İşyerinde baskı ve denetim mekanizmaları ve bunlarla mücadele

– Ücret kesme, ücret azaltma

– Çalışma koşulu değişikliği, işyerinin değiştirilmesi, çalışma koşullarının ağırlaşması ve sahip olunan haklar

– Performans değerlendirmesine dayanan baskılar ve mücadele

– Yıldırma politikaları ve mobbingin hukuksal niteliği ve sahip olunan haklar

– Kıdem, ihbar tazminatları, yıllık izin, ücretsiz izin gibi konularda haklara ilişkin bilgilendirmeler

– İş sağlığı ve güvenliği hukukuna ilişkin bilgilendirmeler

Tarih: 22 Ocak 2012

Saat: 13:00

Yer: Erzurum Hınıs Tanır Köyü Kültürel Yardımlaşma Ve Dayanışma Derneği (Karadolap Mh. Çıkrık Sk. No: 27 Alibeyköy/İstanbul )

Biz halka açılıyoruz…

0

Merhaba arkadaşlar, ben bilişim sektöründe “beyaz yakalı” olarak tabir edilen, aslında son derece güvencesiz, çalışma saatlerinin esnek olduğu, vardiyalı bir işte çalışmaktayım. Teknik destek olarak adlandırılan bölümde çalışan aynı zamanda okuyan bir öğrenciyim. Üniversite ile beraber çalışmak zorunda olduğumdan yaklaşık 4,5 yıldır aynı işi yapıyorum. Oysa ne vaatlerle işe almışlardı… Yok efendim genel müdür yardımcısı da bu bölümden gelmeymiş de, bu bölüm bir nevi okulmuş da, buradan yetişip üst seviye bölüme geçiyormuşsun da, kariyer yapmak istiyorsan burası tam sana göreymiş de… Eğer öyleyse çift diploma sahibi oldum herhalde…

Adalet? Paran varsa!

0

Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), geçtiğimiz 1 Ekim’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Bu kanunla birlikte Hukuk, Aile, Ticaret, Kadastro, Tüketici, Fikri ve Sınaî Haklar mahkemelerinde açılacak ve görülecek davalarla ilgili giderler de “Gider Avansı” başlığı altında düzenlendi.

Direne direne kazandılar; UPS’de toplu sözleşme imzalandı!

0

Bundan 11 ay önce UPS işçileri sendikalı olarak işlerini geri aldıklarında, direniş kazanıldı şimdi sıra toplu sözleşmede demiştik! https://www.gazetenisan.net/sinif-mucadelesi/emek-guncesi/1204-ve-ups-iscisi-kazandi-sira-toplu-is-sozlesmesinde

Şimdilerde 07.01.2012’de ise toplu sözleşme imzalandı. Bu sadece Türkiye çapında binlerce işçinin sendikal kazanımı değil, sistemin krizi altında iyice ezilen Türkiye işçi sınıfının da kazanımıdır.

Zam sonrasında asgari ücretli geçen yıldan daha fakir!

0

Aralık 2011 zammı ile net asgari ücret 658,95 TL’den 701,13 TL’ye çıkmış oldu. Temmuz 2012’de ise 739,79 TL’ye ulaşacak.

Yeter mi? Hayır! TÜFE (Tüketici Fiyatları Endeksi)’deki geçen yılki değişim yüzde 10.45 olarak açıklandı. Yani asgari ücretlinin Ocak ayında aldığı maaşın değerinde, hayat pahalılığı karşısında 65 TL’lik bir düşüş söz konusu oldu. Sonuç olarak yapılan 42,17 TL’lik zam, asgari ücretlinin geçen yıl fiyat artışı karşısında kaybettiği payı dahi karşılayamıyor! Alınan zam fiyat artışları karşısında çoktan erimiş durumda. Dahası 2012 yılında gelecek zamlara karşı da hiçbir koruma söz konusu değil.

Bir Devrimi Tanıyabilmek

0

1989-91 döneminde “Soğuk Savaş” namıyla da maruf bloklar sisteminin yıkılmasına neden olan Doğu Avrupa’daki kitlesel halk hareketlerinden bu yana sosyalistler pek alışık olmadıkları bir durumla yüz yüzeler. Durum, bir yönüyle esas olarak SSCB’nin, bir dış güç eliyle değil de, ülkeye 1920’li yıllardan başlayarak hâkim olan Stalinci bürokrasinin “iç dönüşümü” yoluyla çözülüp tasfiye edilmesinin ardından ortaya çıktı. Yeni dönemin en tipik özelliği, ideolojik olarak “küreselleşme” adıyla anılan ve mali sermayenin ileri derecede uluslararasılaştığı bir dönemde, ulusal kurtuluş hareketlerinin, bağımsızlık savaşlarının veya yıllanmış diktatörlüklere karşı demokratik hak ve özgürlük mücadelelerinin “uluslararası toplumla”, yani emperyalizm ve özellikle de ABD ile gönüllü veya mecburi, epeyce samimi ilişkiler içinde olması. Böyle bir dünyada, öyle doğrudan “Amerikan uşağı” olmasalar bile kitlelerin ve önderliklerinin, savaştıkları gücün baskı ve direnci oranında “gözü dışarıda” olması, “dış dünyadan” medet umması adeta kaçınılmaz bir durum.

Suriye’de mücadele derinleşiyor, Rejim can çekişiyor

0

Suriye halkının Baas diktatörlüğüne karşı kahramanca mücadelesi ve rejimin devrimi kanla bastırma çabası, durmaksızın sürüyor. Her gün ölüm haberlerinin geldiği ve son dönemde bu sayının giderek tırmandığı ülkede, Mart ayından bu yana hayatını kaybedenlerin sayısının 5 bini aştığı tahmin ediliyor. Rejimin bütün bastırma girişimlerine karşın, mücadele yeni biçimlere bürünerek yaygınlaşıyor; devrim rejimi yıkma noktasına ulaşamamış olsa da, diktatörlüğün temellerini her geçen gün biraz daha zayıflatıyor.

Üç çocuk ısrarı

0

Kutsal analık halesi başımızda bir taç misali. Yaşamanın her geçen gün güçleştiği bu ülkede, ‘kendin doğur, kendin bak’ türünden bir üç çocuk söylemi basit bir nüfus politikası olmanın da ötesinde bir anlam ifade ediyor. Başbakan katıldığı düğünlerde yeni çiftlere bilhassa da ‘dişi kuş’lara ‘üç çocuk diyorum’ talimatını verirken, bir yandan da Aile Bakanı Fatma Şahin bu talimatı bilimsel verilerle meşrulaştırma çabasında. Bir kadın bakan düşünün ki, meclisteki bütçe görüşmelerinde elindeki tabloyla bizlere mühendis olduğunu da hatırlatarak -bilimselliğinin göstergesi (!)- “Bu eğri açılıyor, bu eğriyi hane başına kaç çocukla düzeltebiliriz, 65 yaş üstü kişiler yüzde 7 artıyor” demesini nasıl izah edebiliriz? Bunca telaşını, son yirmi yılda genç nüfusun azalması, milletinin yaşlanmasıyla açıklayan; bunun, “muhafazakâr bir erkek anlayışı değil, bilimsel bir politikayı” yansıttığını bizleri ikna etmeye çabalayan bir kadın bakan. Bu kez de vatan için kuluçkaya yatmamız, bedenlerimizi bir makine gibi üç çocuğa programlayarak seferber olmamız bekleniyor: Doğurmak, doğurmak ve doğurmak için.

KESK’in g(ö)revi!

0

21 Aralık 2011 günü Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve Türk Tabipler Birliği (TBB) öncülüğünde emekçiler, ülke genelinde, son aylarda çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) sağlık sisteminin sermayenin kâr kapısı haline getirilmesine, kamu emekçilerinin her geçen gün güvencesiz çalışmasının yaygınlaştırılmasına karşı bir günlüğüne greve ya da KESK’in tabiriyle “uyarı” grevine çıktı.

“Marx neden haklıydı?”

0

Dünya ekonomik krizi derinleşerek devam ediyor. Kapitalizm eğer bir ürün olsaydı çoktan raflardan kalkmış, onu üreten fabrika kapanmış olurdu. Kapitalizm eğer bir kişi olsaydı ne arkadaşı olur, ne de herhangi bir işte dikiş tutturabilirdi. Çünkü bunca başarısızlığı, bu kadar karşılıksız bir kibir ve züppeliği kimse kabul etmezdi.

Krizden değil, mücadele etmemekten korkalım!

0

2011 yılı kötü geçti!
Ekmeğimiz küçüldü.
Özgürlüklerimiz azaldı.
Barış bu yıl da gelmedi.
Demokrasi mi? Bir adım ileri, iki adım geri…

Çalışmak bir haktır! 2012’de birleşik mücadeleye!

0

Her yılın ilk ayı, sınıf mücadelesini değerlendirmek için oldukça manidar bir aydır. Ocak ayı içerisinde geçmiş dönemin bir bilançosunu çıkarmak kolaydır. Çünkü patronların yeni yıl için sundukları plana bir programla karşı koymayı kolaylaştıracak verilerin arttığı, hafızamızın da tazelendiği bir dönemdir.

Faşizmin Sarmalı Türkçülük İslamcılık

0

Faşizm ırk, kan, lider gibi değerlerle tanımlanmış bir cemaat mensubu olmayı gerektiren aidiyet hissinin şiddetli bir dirilişidir. Buradaki sorun faşist ruh halinin neden toplumun alt orta sınıflarının bir kesiminde şiddetli bir biçimde doğması, bu kesimleri faşist hareketin saflarına çeken nedenlerin ne olduğudur.

Tutuklama terörü sürerken…

0

Yeni bir yıla Uludere’de “terörist” sanılarak insansız hava uçaklarıyla 35 insanın katledilmesi haberiyle girdik. Orada öldürülenlerin çoğunun yaşları 14-18 arası değişen, harçlığını çıkarmak için çalışan lise öğrencileri olduğunu çok geçmeden öğrendik. Böylelikle, hükümetin muhalif veya Kürt diye yüzlerce öğrenciye dair “terörist” ya da “örgüt üyesi” oldukları gerekçesiyle bazen bir poşuyu, bazense bir ders notunu delil göstererek uyguladığı tutuklama terörü bir katliamla da taçlanmış oldu.

Filistin değil Şırnak, Hama değil Uludere!

0

Heronların aldığı istihbaratın değerlendirilmesi ile Uludere’de neredeyse nokta atışları ile 35 insan öldürüldü.

Uludere’de 35 insanın F16’larla bombalanarak öldürülmesi tarihte yaşanan diğer katliamlar gibi yerini alacaktır.

Savunmaya Özgürlük Platformu’na destek deklarasyonu

0

Egemenlik yetkilerini tek elde toplama arzusu iyice ortaya çıkmış olan iktidar, bilindiği gibi 38 meslektaşımızı hiçbir hukuki temele oturtulamaz sudan sebeplerle ve gerekçesiz olarak esir almıştır. Burada bahsi geçen “esir” kavramı bir dil sürçmesi değildir ve durumu tam olarak ifade ettiği için bilinçli kullanılmıştır. İktidarın, erki ele aldığı ilk günden bu güne artan bir şiddette, toplumsal muhalefeti sindirme amacındadır. Bu açıkça görülmektedir ve iktidarın bu noktada başvurduğu en güçlü silah yargı erkidir.

KESK ve TTB alanlardaydı

0

Türk Tabipler Birliği ve Kamu Emekçiler Sendikası öncülüğünde, sağlık sisteminin şirketleşmesine, güvencesiz çalıştırmaya karşı ve kamuda toplu sözleşme hakkının elde edilmesi için tüm Türkiye’de iş bırakan kamu emekçileri alanlardaydı.

Boğaziçi Üniversitesi’nde Starbucks işgali

0

Sponsorlu eğitim programları, kariyer günleri, sertifikalı dersler ve özelleşmiş kantinlerle sermayenin üniversiteyi işgaline karşı kendi kamusal alanlarını savunmak üzerine karşı-işgale geçen Boğaziçi Üniversiteli bir okurumuzun sürece dair mektubunu yayınlıyoruz.

Boğaziçili öğrencilerle işgali konuştuk

0

İki ay önce Boğaziçi Üniversitesi’nde eski ‘Çarşı Kantin’in yerine açılan Starbucks, beş haftadır devam eden protestoların sonuç vermemesi üzerine geçen salı (6 Aralık) günü öğrenciler tarafından işgal edildi. Starbucks’ın bulunduğu Çarşı Kantin, Güney Kampüs’ün elde kalan son makul fiyatlı kantiniydi. Yazın başlatılan inşaatın ardından kantin kapatıldı ve yerine Starbucks açıldı. Bunun ardından toplantı yapmaya başlayan öğrenciler, Starbucks’ı işgal etmeye karar verdi. İşgal hakkında Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) öğrencilerinden Uğur Çalışkan ve Merve Şen ile süreç hakkında konuştuk.

Tutuklu öğrenciler için Taksim’de eylem

0

Tutuklu öğrencilerle dayanışma inisiyatifi tarafından, üniversite öğretim üyeleri derneği ve Eğitim-Sen’in de destek verdiği, hukuksuz tutuklanan öğrenciler için bugün (06.12.2011) Taksim’de bir eylem düzenlendi.

Economical and political crisis in Europe

0

In the dictatorship of the “markets”…

In these ultimate weeks we have witnessed two important aspects of the current global economic crisis: Primarily, the crisis of the capitalism is so profound and structural that there is no “technical” solution (namely economical or financial) in the framework itself and the solution has to be political: The bourgeoisie will manage to destroy all the remains of the conquests of the working class or the working class and all those who suffer from capitalist exploitation will unite and abolish capitalism. Secondly following our first statement, the bourgeoise power started to move away from “formal” democracy and it has started aligning itself with Bonapartism. The humiliating dismissal of the two prime ministers Yorgo Papandreu and Silvio Berlusconi and their replacement with the “technocrat” governments is the latest proof of the two tendencies we have explaind above.

Avrupa’da ekonomik ve politik kriz

0

“Piyasaların” dayatmasının emrinde…

Son haftalar boyunca bir kez daha mevcut dünya ekonomik krizinin iki önemli görüntüsüne şahit olduk; İlk olarak kapitalizmin krizi o denli yapısal ve derin ki mevcut çerçeve içinde teknik düzeyde – salt ekonomik ve finansal tedbirler- çözüm bulunması olanak dışı. Ya işçi sınıfının elinde kazanım namına ne kaldıysa burjuvazi tarafından tarumar edilecek, ya da işçi sınıfı kapitalist sömürüden acı çeken tüm kesimlerle birlikte kapitalizme son verecek. Çözüm bu anlamda son derece politik bir düzleme sıçramış durumda. Kriz sürecinin kazanmış olduğu ikinci görüntü ise, ilkini tamamlamakta, zira burjuva iktidarı her geçen gün “biçimsel” demokrasiden uzaklaşarak Bonapartist eğilimler kazanıyor.

Dünyaya meydan okuyoruz: 35.117’de 12.897!

0

Bugüne değin dünyadaki bor rezervinin yüzde 67’sine sahip olmakla övünen Türkiye, bir rekoru daha elinde tutuyor. Tüm dünyada terörist olmakla suçlanan kişi sayısı 35.117 iken, dünya nüfüsunun yüzde 1,1’ine denk düşen Türkiye tüm bu sayının 12.897’ine, yani yüzde 37’sine tek başına sahip.

Kapitalizmin sınırları belirginleşiyor!

0

Peki ya AKP’nin?

Son 40 yıldır katı olan ne varsa çözülmeye başladı. Ekonomik ve jeopolitik durumda radikal çalkantıların yaşandığı bu dönemde hâkimiyetlerini ezeli görenler için gelecek günler endişeyi beraberinde getiriyor.

Sorunlar gittikçe aynılaşır ve yaygınlaşırken, işçi ve emekçi kitleler koşullarının daha fazla sürdürülemez olduğunun, burjuvazi ise artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının farkında; çünkü yalanlanan, üstü kapatılan, ötelenen gerçek artık gün gibi açık: Kapitalizmin en ciddi krizlerinden biriyle karşı karşıyayız, sistem yapısal bir kriz içinde.

Yeterince bedel ödenmedi mi?

0

Hükümetin bedelli adımının ardından, hem zorunlu askerlik hem de bedellinin getirdiği eşitsiz durum çokça tartışılır oldu.

Anayasanın 72. maddesine göre: “Vatan hizmeti, her Türkün hakkı ve ödevidir. Bu hizmetin Silahlı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir.” denmektedir. Yani “Her Türk asker doğar” tanımlamasının temeli anayasa içerisinde böyle esnek, ancak kaçarı olmayan bir biçimde, hem de “hak” denerek ifadesini bulmaktadır.

Karanlık çökerken

0

Yayın hayatına yeni başlayan H2O yayınevi, toplumsal hareketler ve siyaset dizisinin ilk kitabı olan Karanlık Çökerken – Bürokrasinin Yükselişi Bolşevizm’in Yenilgisi‘ni Kasım ayı içerisinde bastı. Halil Çelik’in derlediği kitap, 1917 Ekim Devrimi’nin ardından tarihte kurulan ilk işçi devletinin bürokratikleşmesine ve çürümesine karşı Bolşeviklerin verdiği mücadeleyi belgelerinden, mektuplarından ve konuşmalarından yola çıkarak aktarmakta.

Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu: Koşulsuz atama, kadrolu-güvenceli iş

0

300 bin öğretmenin atama beklediği bir ülkede 11 bin atama yapılıyor, öğretmen ihtiyacı ücretli öğretmenlik ile giderilmeye çalışılıyor, öğretmenler neyi test ettiği belli olmayan KPSS denen bir sınava tabi tutuluyor, Milli Eğitim Bakanı Dinçer kabiliyetlerine göre özel sektörde iş bulsunlar diyor ve sonuç: Eğitimde verimin düşmesi, her geçen gün sayıları artan işsiz öğretmen ordusu ve 27 intihar!

Dünya öğrenci hareketleri: Deneyimler ve talepler

0

Kuzey Afrika, Latin Amerika, Ortadoğu ve Avrupa coğrafyalarında, derinleşen dünya ekonomik krizinin yol açtığı toplumsal çöküntüye karşı kitle seferberlikleri hız kazanırken, bu seferberlikler içerisinde öğrenci-gençlik hareketinin konumu da oldukça kritik bir yere oturuyor. Öğrenci-gençlik hareketini bu seferberlikler içerisinde yer almaya ya da bizzat kitlelere öncülük etmeye iten, birbirinden ayrı olarak düşünülemeyecek, birbirine sıkı sıkıya bağlı iki temel faktör öne çıkmakta.

Cihan Kırmızıgül davası sürüyor

0

Gazetemizin önceki sayılarına bakanlar, Cihan Kırmızıgül hakkında yaptığımız haberleri hatırlayacaklardır. Şimdiye kadar, 500 öğrencinin tutukluluğu altında Cihan olayı özelinden, Yargı sürecinin tutukluğunu teşhir etmeye, davalara katılım çağrısı yapmaya ve bu sürecin sona erip Cihan’ın kaybettiklerinin tazmin edilmesini talep etmeye önem verdik.

Türk geçmişiyle yüzleşebilecek mi?

0

Uzun süredir devlet katında adeta “sürekli kriz” yaşandığından ve son on yılda bu krizin ideolojik içeriği laik/şeriatçı odaklar arasındaki iktidar mücadelesi şeklinde görüldüğü için, içinde yaşanılan krizin nasıl bir boyut ve derinlik kazandığı görülmemiş olunabilir. Özellikle şu son aylar içinde ülke gündeminin başköşesine oturan gelişmeler tarafları, nasıl tarif edilirse edilsin yönetim, egemenlik aygıtları düzeyinde cereyan eden iktidar mücadelesi düzeyini aşmış, Türkiye toplumunun zaten var olan fay hatlarını tetikleyen bir deprem dalgasına dönüşmüştür. Resmi kabullerle, tabularla, ön kabullerle örülmüş egemen ideoloji dünyası toptan ve çok yönlü darbelerle çökecekmişçesine sarsılır hale gelmiştir. Bu yıkım ve çöküş hali şüphesiz en açık ve çarpıcı yönleriyle resmi ideoloji cephesinde ve onun kurumlarında yaşanıyor.

Van depremi ve yine bir rantsal dönüşüm hikayesi

0

23 Ekim 2011’de Van’da yaşanan depremle 600’ün üzerinde insan hayatını kaybetti. Yaklaşık 20 yıldır yerel yönetimde, 9 yılı aşkın bir süredir de merkezi iktidarda bulunan ve bu süreç boyunca da depremden korunmaya yönelik hiçbir adım atmamış olan başbakan Recep Tayyip Erdoğan deprem sonrası “Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızla bir çalışma içine gireceğiz ve şehirlerimizde kaçak yapı, gecekondu konusunda gerekirse yetkiyi bakanlığımıza alacağız, bu tür binaları değiştirmeyen, yıkmayanların binasını gerekirse biz yıkacağız.” diye bir açıklamada bulundu. Krizleri “teğet geçirten” başbakan şimdi de deprem krizini fırsata dönüştürmeye çalışıyor ve kentsel dönüşüm projesiyle yeniden karşımıza çıkıyor.

Alibeyköy’de kıdem tazminatı etkinliği

0

İşçi Cephesi gazetesi okurları 13 Kasım Pazar günü neoliberal saldırıların devamı niteliğinde olan, kıdem tazminatı hakkımızın alınması ve yerine getirelecek olan fon ile ilgili tartışmak üzere Alibeyköy’de bir araya geldiler. Etkinliğin ilk kısmında kıdem tazminatının ne olduğu, Türkiye işçi sınıfının hangi mücadeleleri sonucu şimdiki haline geldiği ve bizim için ne anlam ifade ettiği tartışılırken, ikinci kısımda ise fonun bize ne getireceği ve patronlar ile hükümetin bu fonu nasıl pazarladıkları konuşuldu.

Rejimle hesaplaşmadan Dersim Katliamı’nın yarası kapanır mı?

0

Ve 73 yıldır resmi olarak kabul edilmeyen bu kıyım, hükümetle CHP asında bir polemiğin sonucunda tüm ülkede konuşulur hale geldi. CHP Tunceli milletvekilinin Dersim çıkışı AKP için bir iç siyaset malzemesine dönüştü. Dersim Katliamı’nın arşivlerini açmaktan bahseden Başbakan Erdoğan, gerekirse devlet adına özür bile dileyebileceğini söyleyerek CHP’yi köşeye sıkıştırırken, CHP, tarihiyle yüzleşmekten bir kez daha geri durdu ve iç krizlerine bir yenisini ekledi. Hükümet, bu gündemle muhalefeti sindirirken, Van depremindeki yetersizliğini de kapatmış oldu.

HES’e karşı tek ses, katliam durdurulsun! – 2

0

Geçtiğimiz günlerde burjuva haber ajansları Trabzon, Solaklı’daki HES inşaatına karşı olan direnişi terör eylemi olarak yansıttı. Ama direnenlerin ne istediğini, doğanın nasıl tahrip edildiğini ya da HES’leri sermayeye peşkeş çeken hükümetten, ya da HES kapasitelerinin %70 daha arttırılması için yapılan gizli çalışmalardan bahsetmediler. HES’lerle ilgili önceki yazılarımızda, HES’lerin nerelere kurulmak istendiğini, göz göre göre ölümüne çalıştırılan emekçilerden ve inşaatların durdurulması için verilen mücadeleden bahsetmiştik.

Bir hurafe: Liberal kapitalizm eşittir demokrasi

0

“Liberal kapitalizm eşittir demokrasi” hurafesi, kriz gerçeği karşısında bir kez daha alenen iflas ediyor. Bugün İtalya ve Yunanistan’da yaşananlar, kapitalizmin krizinin sadece ekonomik değil, aynı zamanda ve kaçınılmaz olarak toplumsal ve siyasi bir kriz olduğunu da kanıtlıyor. İflas eden, küreselleşme ideolojisinin yaydığı neoliberal hayallerin yanı sıra burjuva demokrasisinin kendisidir.

Yunanistan için; Ne yapmalı?

0

IMF ve AB’nin, özel bankalara Yunan devlet tahvillerinden yüzde 50 zararı kabul ettirmesiyle birlikte hazırlanan, içinde Yunanistan’a yardım paketi barındıran anlaşmayı Papandreu, kasım başında sürpriz bir kararla referanduma götüreceğini açıklayarak başta Avrupa emperyalizmi olmak üzere tüm Yunan burjuvazisini karşısına aldı. Emperyalizmin Papandreu’yu gözden çıkarmasıyla birlikte, kendi partisinden de muhaliflerin belirmesiyle istifa eden Papandreu’nun ardından hükümet düştü.

Doğanın talanına karşı halkın seferberliği

0

Bu yazı yazıldığında binlerce insan Gerze’de termik santrale karşı yürüyüş gerçekleştiriyordu. Anadolu Grubu tarafından yapılacak termik santrali istemediklerini ve yaşam alanlarından olmayacaklarını belirten Gerze’li ve muhalif örgütlerden insanlar “ölmek var, dönmek yok!” dediler.

AKP’nin depremle imtihanı ya da araba farına yakalanan tavşan

0

23 Ekim’de Van’da yaşanan depremin üzerinden iki aya yakın zaman geçti. Ancak Van halkı hâlâ her türlü yoksunlukla, sefaletle başetmeye çalışıyor. İlk ayın sonlarına doğru, Van il merkezinden ve/veya bağlı yerleşim yerlerinden göç edenlerin sayısının 400 bin’i aştığı tahmin ediliyor. Van şehir merkezinin toplam nüfusunun bu sayıdan daha az olduğu düşünüldüğünde oluşan göçün nasıl önemli bir seviyeye ulaştığı görülebilir. Bölgeden aktarılanlar ve bizzat kendi gözlemlerimiz Van’ın adeta hayali kente dönüştüğü yönünde.

AKP’nin kadına yönelik şiddete son balonu!

0

25 Kasım’da Taksim meydanını dolduran kadınların aklında bir balon kalmış olsa gerek: AKP’nin altına yığdığı polislerle koruduğu ve alanı dolduran yüzlerce kadının gözünde defalarca patlatılmış olan ‘kadına karşı şiddete son’ balonu… Aynı gün hükümet, Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesiyle İlgili Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin altına imza atan ilk ülke oldu. Böylece semboller ve gerçeklik arasındaki mesafe biraz daha derinleşmiş oldu zihnimizde. Kolay değil; bir tarafta koskoca balonumuz ve yeni sözleşmemiz var; diğer tarafta Türkiye’de son yedi yılda yüzde 1400 artan kadın cinayetleri, taciz ve tecavüzdeki yüzde 38 artış, 26000 kadının maruz kaldığı yaralama, saldırı ve tehdit, 78488 kadına yönelik şiddet vakası, günde 138 olay, saatte 6 olay…

Kanun hükmünde kararname rejimi

0

Türkiye 3 Mayıs 2011 tarihinden beri Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) yönetilmekte. AKP hükümetinin KHK yapma yetkisini parlamentodan aldığı bu tarihten beri, ilk olarak 12 Mart 1971 darbesiyle gündeme gelen ve esas olarak 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle en geniş kapsamına ulaşan “KHK kanunu” bu kez devasa ölçüde bir kullanım alanı kazanmış oldu. AKP hükümeti şu ana dek çıkartılmış 30’a yakın KHK ile bir yandan neoliberal saldırı politikaları önünde engel teşkil edebilecek tüm odakları tek bir mermi ile bertaraf etme kartını kullanıma açarken, diğer yandan da söz konusu demokrasi dışı yöntemi arsızca kullanarak sırtını askeri cunta anayasasına ve ruhuna ne denli yaslamış olduğunu ortaya koyuyor.