Hükümet yaz başlangıcında dört bir koldan saldırılarını artırmış bulunuyor. Öncelikle en temel hakkımız olan grev yasağına göz diken hükümet, işçi sınıfının kimi sektörlerindeki umut vaat eden kıpırdanmalara karşı hiç beklemeksizin tepkisini göstermiş durumda. Hükümetin saldırısı grev yasağı ile sınırlı kalmıyor. Daha öncesinde üç çocuk ısrarı ile Türkiye’yi ucuz emek pazarı haline getirme çabasını açıkça dile dile getiren Başbakan, şimdi de kürtaj hakkının elden alınması için çalışmalara başlamış durumda.
İşyerinde baskı ve denetim mekanizmaları 2
Çağrı Merkezi Çalışanları Derneği tarafından daha önce birincisi gerçekleştirilen ve büyük ilgi gören, “İşyerlerinde Baskı ve Denetim ve Mobbing” konferansının ikincisi, Çağrı Merkezi Çalışanları Derneği, Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği (TODAP) Yapı-Yol Sen., Bank-Sen, Plaza Eylem Platformu (PEP), Avukat Sendikası Girişimi ve Kaç Bize Gel işbirliği ile 10 Haziran 2012 Pazar günü saat 14:00’de Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek.
Grev yasaklarına ve işten atmalara karşı birleşik mücadeleye!
Dünya yangın yeri, patronlar sınıfı güçlü görünse de korkuyor. Korkularında da haksız değiller, çünkü işçi sınıfı uyanıyor. Çünkü ürettikçe fakirleşen, ürettikçe köleleşenler “artık yeter” diyor. Diktatörler devriliyor, hükümetler düşüyor… Korku arttıkça burjuva hükümetlerin saldırıları da artıyor. Bir yandan düşen kârlarını korumak için, sosyal haklarımızı ortadan kaldırmaya dönük yasal düzenlemeleri, yangından mal kaçırırcasına onaylıyorlar. Diğer yandan da sömürü çarkları daha iyi işlesin diye, bizleri örgütsüz bireyler haline getirmenin yollarını arıyorlar. Yani “biz” olmamızı, “bir” olmamızı, birleşik bir sınıf olmamızı engellemeye çalışıyorlar.
Demokrasi “bir kişi, bir oy” mu?
Son günlerde gelişen iki olgu ve bununla ilgili uluslararası basında yapılan yorumlar, kitle hareketlerinin başarısının burjuva demokrasisi kuralları çerçevesinde ne denli sınırlı, hatta belki de imkänsız olduğunu bir kez daha açığa vurdu: ABD’de kamu emekçilerine sendikalaşmayı ve toplu sözleşme yapmayı yasaklayan Wisconsin valisi Scott Walker’ın kendisine karşı düzenlenen halk oylamasını kazanması ve Mısır’daki başkanlık seçimlerinde Batı basınında “laik devrimciler” diye adlandırılan hiçbir adayın başarı gösteremeyip ikinci tura sadece Müslüman Kardeşler adayı ile eski rejimin temsilcisi Ahmed Şefik’in kalması. Birbiriyle bağlantısız gibi görünen bu iki gelişmeyi temelde birleştiren olgu, işçi-emekçi hareketinin, sık sık görüldüğü üzere, “demokratik mekanizmalara” çarpıp takılması.
Kentsel değil rantsal dönüşüm
İstanbul ve diğer metropollerde, deprem vb. gerekçeler bahane edilerek, asıl amacı sermaye için yeni yatırım alanları açmak olan “kentsel dönüşüm” projelerine son dönemde hız verildi. Birer rant pazarına dönüşen mahallelerimiz, tam bir sınıf politikasıyla parsellenmeye başlandı. Felaket planını uygulamak içinse yasal düzenlemeler hiç gecikmeden yapıldı.
Avrupa sola mı yöneliyor?
Geçen ay bu köşede Avrupa Birliği (AB) içinde sürmekte olan “Kurtlar Savaşı”ndan, istikrarcılar (Merkel) ile büyümeciler (Hollande) arasındaki çekişmeden söz etmiştik. Ama AB içinde buna koşut süregiden ve devrimci Marksistler olarak çok dikkatle izleyip müdahale etmemiz gereken bir süreç daha var: hükümetler değişiyor. Burjuva demokrasisinde seçimler sınıf mücadelesinin bire bir değil, ama kırılarak yansıyan bir resmini verir; dolayısıyla herhangi bir parlamento ya da başkanlık seçiminin sonuçlarından ancak o andaki farklı seçmen kesimlerinin politik eğilimlerini kestirebiliriz, mutlak bilinç düzeylerini değil. Ama eğilimler önemlidir ve devrimcilerin taktikleri üzerinde sonuçlar yaratabilir. Buradan hareketle, Avrupa’daki son dönem eğilimlere bir göz atalım.
Kürtaj haktır, karar kadınların
Sevgili Kadınlar,
Bizler, Kürtaj hakkımızın geri almaya kalkanlara dur demek için Türkiye’nin her yerinde bir araya geliyoruz. Polis müdahalesiyle karşılaşıyor, tartaklanıyor, gözaltına alınıyor ama ısrarla, çoğalarak bedenlerimize, hayatlarımıza müdahale edilmesine karşı çıkıyoruz.
Karşı çıkıyoruz. Çünkü kürtaj değil, kürtaj yasağı cinayettir. Sağlıksız koşullarda kürtaj yaptırmak zorunda kaldığı için yılda seksen bin kadını kaybediyoruz. Ücretsiz, sağlıklı, güvenli doğum kontrol ve kürtaj hizmeti sağlanmadığı, kürtaj yasaklandığı, doğum kontrolü sadece kadınların üzerine yıkıldığı için yılda seksen bin kadını kaybediyoruz. Kürtaj yasağı kadınları “merdiven altlarında” ölüme terk etmek, daha çok kadını kaybetmek demek olacağı için karşı çıkıyoruz.
Direnişteki BEDAŞ işçileriyle söyleşi
Haklarını aradıkları için işten atılan ve direnişe geçen BEDAŞ (Boğaziçi Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi) işçileriyle direnişlerinin 16. gününde yaptığımız söyleşi
Eğitimdeki kesintilere karşı öğrenciler sokakta!
Devletin kamu harcamalarına daha az pay ayırıp, bu alanları özel sermayenin yararına terk etmesi süreci 1980’li yıllarla başlamıştı. 1990’lı yılların sonlarına geldiğimizde de, önümüzdeki 20 sene için, özel sermaye çıkarına devletin boşaltacağı alanların başında sağlık ile eğitim sektörleri gelmekteydi ve buralardan elde edilecek kârlar da çok yüksek meblağlarla telaffuz edilmekteydi. Günümüzde ise eğitimin özel sermayenin hizmetine açılması ve bu yolla piyasanın, eğitimin niteliğini kendi ihtiyaçları doğrultusunda yeniden şekillendirmesi yüksek bir hızla devam etmektedir. Buna bir de ekonomik krizle beraber devletin kamu alanında yoğun bir şekilde kesinti programları uygulaması eklendiğinde, eğitim sektörü neoliberal saldırıların en derin hissedildiği yerlerden biri haline geldi ve bu koşullar dünyanın birçok yerinde kitlelerin sokağa dökülmesinin önünü açtı.
Fransa başkanlık seçimlerinin ardından
1975 Mayıs’ında, henüz 20 yaşındayken, genç bir UDR [Cumhuriyet İçin Demokratlar Birliği] militanı olarak katıldığı televizyon programında partili arkadaşının hararetle önerdiği reformlara hevesle kafa sallayan Nicholas Sarkozy, ekonomik krizin ortasında ve neoliberal dünyanın şafağında politikaya atılmanın bir sonucu olarak politik kariyeri boyunca krizlerden ve krizden çıkış için gerçekleştirilmesi gereken reformlardan bahsetmek durumunda kaldı. Sarkozy’nin politik arenadan çekilişi ve Hollande’ın zaferi ise, burjuvazinin, on yıllardır muhatap olmak durumunda kaldığı ve gittikçe derinleşen krizlerden çıkış için çözüm üretmekte zorlandığının bir göstergesi. Zira, Hollande’ın elindeki reçete 1929 krizinden çıkış için uygulanan reçetelerin makyajlanmış bir sürümü olmaktan öteye geçmiyor.
Kürtaj toplumsal bir haktır, bedenimiz bizimdir!
Başbakan, Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı Eylem Programı’nın uygulanmasına ilişkin Uluslararası Parlamenterler Konferansında “üç çocuk” isteğini yineleyerek, kürtaj ve sezaryenin bir cinayet olduğunu ifade etti. Bununla da yetinmeyerek, “Sezeryan ve kürtaja karşıyım. Bunu söylediğimde bana karşı çıkan basın mensupları, yatıyorsunuz kalkıyorsunuz Uludere diyorsunuz! Ben de diyorum ki, her kürtaj bir Uludere’dir!” diye buyurdu. Bedenimize yönelik her geçen gün artan devlet baskısının somut bir beyanı olan bu sözlerin, biz kadınlara yönelik bir saldırı olmasının yanısıra, Kürt halkına dönük katliam politikalarının da ahlaki bir düzlemde meşrulaştırılmasıdır. Başbakan’ın bu sözleri gündemleri birbirine karıştırarak Uludere’nin üstünü örtmek değildir sadece, aynı zamanda bizi aile içinde ve anne olarak tanımlayan, onlara kaç çocuk doğurmaları gerektiğini dayatan devletin kadın düşmanı politikalarının bir devamıdır.
Esad diktatörlüğüne karşı, Suriye devrimiyle dayanışmaya!
Tunus’ta patlak veren, oradan Mısır ve Libya’ya yayılan ve bu ülkelerde emperyalizmle işbirliği içerisinde olan diktatörlerin devrilmesiyle ivme kazanan devrimci süreç, Suriye’de de Esad diktatörlüğüne karşı bir yılı aşkındır süren mücadelenin ateşleyicisi oldu. Suriye’de devrim başladığından bu yana Esad rejimi ise kitleleri ezebilmek için yoğun bir baskı ve imha politikası uygulamakta. Bugüne kadar 10.000’e yakın şehit verildi ve 200.000’e yakın insan da tutuklanarak işkenceye maruz kaldı. Ancak kitleler, rejimin tüm bu yıldırma politikalarına karşı “özgürlük ve ekmek” talepleriyle Beşar Esad’ı alaşağı etmek için mücadeleyi sürdürmekte.
BEDAŞ işçileri direnişte!
İki aydır yatırılmayan maaşları için iş bırakma eylemi gerçekleştiren ve bu yüzden işten çıkarılan 120 BEDAŞ taşeron işçisi direnişe geçti.
Merhaba, ben kentsel soylulaştırma
Merhaba ben kentsel soylulaştırma. Ama çoğunuz beni kentsel dönüşüm olarak tanıyorsunuz. Sağ olsun ana akım medya beni sizlere böyle tanıttı. Bu sayede dönüşüm demenin olumlayıcı etkisi birçoklarının bana olan öfkesini azalttı.
“Kürtaj haktır, Uludere katliam!”
Bugün binlerce kadın “kürtaj yasası” ve onun çevresinde dönen kadın düşmanı açıklamaları protesto etmek için Kadıköy’de biraraya geldi. 13.30’da Boğa Heykeli’nde toplanan kadınlar İskele Meydanı’na doğru yürüyüşe geçtiler. Eylem boyunca kadınlar, “Başbakan elini bedenimden çek!”, “Kürtaj haktır, Uludere katliam!”, “Yaşasın kadın dayanışması” sloganları attılar. Kadınlar kürtajın yasaklanması yerine doğum kontrol yöntemlerine ulaşımın kolaylaşmasını, ayrıca Uludere katliamının sorumlularının yargılanmasını istediler.
Enternasyonalist Öğrenci’nin 4. sayısı: öğrenci ve sınav
“Enternasyonalist Öğrenci” bu sayısında konu yelpazesini genişleterek birçok tartışmayı teorik düzleme yatırma çabasına girişti. Yaklaşmakta olan ve öğrenci-gençlik kitlelerinin hayatlarına yön veren üniversiteye giriş sınavını ve bu sınavda gösterilen başarı derecesinin sınıfsal konum itibariyle nasıl değiştiğini dosya konusu olarak seçmekle beraber, sınava hazırlık süreci boyunca önemli bir kurum haline gelen dershanelerin sosyolojik rolünün sorgulandığı bir yazıyı da ihmal etmedik. Bununla birlikte Şehir Tiyatrolarında bürokrasinin cisimleşmesine ve tiyatroları egemen ideolojinin bir aygıtına dönüştürmesine dair konumumuzu belirledik.
Üniversite sınavları: Sınava girenlerin payına düşen ne?
Bu ayın ikinci ve üçüncü haftası yapılacak olan LYS sınavları ile ilgili bugüne kadar birçok şey söylendi ve söyleniyor. Bir tarafta sınavın varlığından çıkar sağlayanlar diğer tarafta ise biz sınava giren insanlar…
Hava-İş: “İşten atılanlar işe alınana kadar mücadeleyi bırakmayacağız!”
Havacılık sektörüne grev yasağı getiren yasa tasarısı mecliste onaylandı. Hava-İş Sendikası, yasa mecliste görüşülmeye başlanmadan Türk Hava Yolları çalışanı üyeleriyle birlikte bir eylemlilik başlatmıştı ve bu süreç halen devam etmekte. Biz de,THY deneyiminden yola çıkarak, günümüzde sınıf mücadelesi açısından kritik bir öneme sahip olan ve en ufak bir mücadelenin başka birçok alanı etkilediği havacılık sektöründeki son gelişmeleri Hava-İş Sendikası Genel Teşkilatlandırma Sekreteri Kaya Sayın ile değerlendirdik.
Trans kimlikler hastalık değildir!
LGBTT (Lezbiyen, Gay, Biseksüel,Travesti ve Trans) bireylerin toplumda dışlanan bir grup olarak kendilerini göstermek ve taleplerini haykırmak için her yıl Haziran ayında düzenlediği Onur Haftasının bu yıl da hazırlıklarına başlandı. Ağırlıklı olarak transların yürütücülüğünü yaptığı İstanbul LGBTT ve Kadın Kapısı’ndan Eylem Çağdaş ile Trans ve Onur haftalarını konuştuk ve gündeme dair görüşlerini aldık.
Türk Hava Yollarında Direniş Sürüyor!
Meclise havayolu sektöründe grev yasağı getiren kanun teklifinin gelmesi üzerine dün havayolu
çalışanları iş bırakmıştı. Bunun üzerine Türk Hava Yolları (THY) yaklaşık 200 çalışanına SMS ve
mail yoluyla, yasadışı eyleme katıldığı gerekçesiyle işten atıldığını bildirdi. Bugün işbaşı yapmak
isteyen çalışanlar, işe alınmadı.
THY çalışanları grevde!
Havacılık iş koluna grev yasağı getiren kanun teklifinin TBMM gündemine getirilmesi üzerine, Hava-İş Sendikası üyelerinin 03.00-24.00 arası (29 Mayıs) Atatürk Havaalanı’nda iş bırakma eylemi başlatması ile 179 sefer iptal oldu. Grev yasağına karşı yapılan iş bırakma eylemi, fiili, meşru bir greve dönüştü.
Hava-İş’e bağlı THY çalışanları, mazeret izni kullanarak ya da doktor raporu alarak uçuşa katılmadılar. Dış Hatlar’da toplanan kabin memurları, THY Teknik A.Ş’ye bağlı çalışanlardan oluşan kitle, gece yarısına kadar alanda beklediler. İşçiler, “Yorgun uçmak istemiyoruz”, “Direne direne kazanacağız”, “Susma sustukça sıra sana gelecek”, “Birlik, mücadele, zafer!” sloganları atarken, bir yandan da uçuşa katılan çalışma arkadaşlarını ve kaptanları yuhalayarak protesto ettiler. Grev kararını duyunca uçuşa katılmayacağını açıklayan İspanyol bir kaptan ise, destek tezahüratıyla karşılandı. Yolcular da eyleme destek verdi.
THY çalışanları: “Grev hakkımız engellenemez!”
Türkiye Sivil Havacılık Sendikası (Hava-İş), THY A.O Genel Müdürlüğü’nün önünde toplu iş sözleşmesinin işverence engellenmesi, aynı anda TBMM’ye havacılık sektörünün grev yasağı kapsamına alınmasını öngören kanun teklifi verilmesi ile ilgili kitlesel basın açıklaması yaptı.
Memur-Sen üyeleri AKP İstanbul İl Başkanlığı önünde Hükümet’i protesto etti
Memur Sendikaları Konfederasyonu’na bağlı Eğitim-Bir-Sen, Birlik Haber-Sen ve Sağlık- Sen Hükümet’in yüzde 3.5 – 4’lük zamına cevap olarak bugün (23.05.2012) yaklaşık 300 üyesi ile AKP İstanbul İl binası önünde basın açıklaması yaptı. İstanbul Sütlüce’deki il başkanlığı önünde saat 11:00 sularında toplanmaya başlayan işçiler, oturma eylemi gerçekleştirerek yolu trafiğe kapattılar.
Puşi davası sonuçlandı, kavga bitmedi daha yeni başlıyor!
20 Şubat 2010 tarihinde Kağıthane’de otobüs durağında beklerken polisler tarafından gözaltına alınan Cihan Kırmızıgül’ün onuncu ve son duruşması 11 Mayıs 2012 tarihinde Çağlayan Adalet Sarayı’ndaki 14. Özel Yetkili Agır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme, Cihan’ın 11 sene 3 aylik mahkumiyetine hükmederek, adalet kurumlarının çürümüşlüğünü bir kez daha göstermiş oldu. Aynı kanun, aynı mahkeme heyeti Hrant Dink davasinda suçun örgüt suçu olmadığına hükmederken, Cihan’a, örgüte yardım ve molotof kullanmaktan 11 yıl 3 ay hapis cezasini uygun gördü.
Nefret cinayetlerine sessiz kalma, suça ortak olma!
Türkiye’de 2011 yılında cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliği nedeniyle öldürülen kişi sayısı 28’i bulmuştu. Bu sene ise bu sayı katlanarak artmışa benziyor: Şubat ayında İzmit’te transseksüel Melda Yüksel erkek kardeşi tarafından öldürüldü, hemen bunun ardından 30 Mart’ta İzmir Karabağlar’da yaşayan Tuğçe Şahin arabasında ölü olarak bulundu ve 5 Nisan sabahı 23 yaşındaki Nükhet Kızılkaya da evinde 40-50 kere bıçaklanmış ve makatında şişe kırılmış biçimde ölü bulundu
“Çalışma barışı” öldürüyor!
Nisan ayında meydana gelen iş cinayetlerinde 87 işçi hayatını kaybederken 244 işçi de yaralandı. Ölümlerin 22’si inşaat, 14’ü maden, 12’si ise enerji sektöründe gerçekleşti. Gazetemiz basıma hazırlanırken gelen heberlere göre bu ay içerisinde, Maraş’ta bir inşaattan düşen 2 işçi yaşamını yitirdi. Osmaniye’de otogar inşaatının çökmesi sonucu göçük altında kalan 10 işçiden 8’i yaralı olarak kurtarıldı ve kalan 2 işçiyi arama çalışmaları sürüyor. Ayrıca Antalya’da bir asit kazanın patlaması sonucu 1 işçi ağır yaralandı. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün raporlarına göre tüm dünyada her 15 saniyede bir işçi çalışırken ölüyor. Bu rakam yıllık bazda yaklaşık iki milyon üç yüz bin işçinin iş kazalarında hayatını kaybettiği anlamına geliyor.
Ne pahasına?
Geçtiğimiz hafta Yunanistan ve Fransa’da gerçekleşen iki seçim de, büyük yıkıma sebep olan krizin etkisiyle yönetenlerin eskisi gibi yönetemediği sonucunu artık fazlasıyla doğrulamış durumda. Krizi, bir doğal afet gibi sunan ve şimdi buna karşı önlem almak gerekiyor diyen hükümetler; “bu kriz sizin yüzünüzden yaşanıyor ve sonuçlarını biz ödemeyeceğiz” diyen kitleler tarafından uyguladıkları kemer sıkma politikaları yüzünden cezalandırılıyor. Elbette bu süreç aynı zamanda artan kutuplaşmayı da beraberinde getiriyor. Yine bu iki seçim, bize bu gerçeği işaret ediyor ve Avrupa’da yükselen sağ/ırkçı/faşizan hatta faşist partilere karşı uyarıyor.
1 Mayıs 2012 ve birleşik bir sınıf hattı
Hükümetin Kürt sorunda makas değiştirmesi, kıdem tazminatı hakkının her an alınabilir olması, özel istihdam bürolarının faaliyete girişi, bölgesel asgari ücretin kapıya dayanması, sendikalılığı tarihe gömecek TİİY… Bunlar yaşamakta olduğumuz yahut kısa vadede yüzleşeceğimiz hükümet saldırıları. Tüm bunlara Suriye ve Yunanistan’daki seferberlikleri ve de Avrupa’daki seçimlerin Türkiye ihracat ekonomisine olası olumsuz yansımalarını da ekleyecek olursak tarihsel bir 1 Mayıs anından geçtiğimizi söyleyebiliriz.
Hey Tekstil işçilerine polis müdahalesi ne anlama geliyor?
91 gündür, kıdem tazminatlarını ve 3 aylık maaşlarını alamadıkları için direnişte olan Hey Tekstil işçileri, Hey Tekstil’in iflas göstermesinden dolayı kendileriyle iş yapan Li-Fung firmasından alacaklarının kendilerine ödenmesi için, mücadelelerini bu firmanın önüne taşımış durumdalar. Uluslararası piyasada tanınmış olan bu firma, işçilerin isteklerini gelecekteki direnişleri de göz önüne alarak kabul etmemenin yanında, firma önündeki direnen işçileri de dağıtmak için hükümetten ve kolluk kuvvetlerinden yardım isteyerek, birçok işçinin hastanelik olmasına sebep olacak polis müdahalesine neden olmuştur.
Açlık grevi sona erdi, baskılar sürüyor
Süreç nasıl başladı?
14 Şubat tarihinde BDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak’ın imzalarıyla yayınlanan basın açıklamasında: “AKP Hükümeti’nin aralıksız sürdürdüğü siyasi soykırım operasyonlarını, İmralı Cezaevi’nde giderek ağırlaştırdığı tecrit uygulamalarını ve Kürt sorununda çatışmaları tırmandıran savaş operasyonlarını protesto amacıyla” Diyarbakır Cezaevi’ndeki Şırnak milletvekili Selma Irmak ve diğer siyasi tutukluların süresiz açlık grevi başlattığı duyuruldu. Aynı açıklamada 20-21 Şubat tarihinde BDP/Blok Grubu milletvekillerinin parti genel merkezinde destek amaçlı iki günlük açlık grevi gerçekleştireceği de açıklandı. Sonrasında Şırnak milletvekili Faysal Sarıyıldız’ın da Mardin Cezaevi’nde açlık grevine başladığı haberi geldi.
Miguel Sorans ile dünya durumu üzerine
Devrimci Troçkist hareketin önemli sembol isimlerinden, UIT-CI (İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal) ve Arjantin partisi Izquierda Socialista (Sosyalist Sol)’nın liderlerinden Miguel Sorans, İşçi Cephesi’nin davetlisi olarak İstanbul’daydı. 6 Mayıs tarihinde kendisiyle, gazetemizin bürosunda bir söyleşi gerçekleştirdik. Aşağıda Miguel Sorans’ın konuşmasının bir kısmını bulacaksınız.
Bahreyn’de protestolar sürüyor!
Bahreyn’de 2004’ten beri düzenlenen ve protestolar nedeniyle geçen yıl iptal edilen Formula 1 yarışı geçtiğimiz hafta tüm protestolara rağmen gerçekleşti. Fakat ülke genelinde geçtiğimiz yıldan bu yana Arap Devrimleri sürecinin bir parçası olarak çatışmalar sürüyor.
Suriye halkı ile uluslararası dayanışma çağrısı
Suriye’de Esad diktatörlüğü katliamlarına devam eder ve emperyalizm ve Birleşmiş Milletler “barış planı” adı altında Esad’ın devrimi ezmesine arka çıkarken, Tunus’un Regueb kentinden Suriye halkıyla uluslararası dayanışma çağrısı yapıldı.
Yunanistan: 6 Mayıs seçimleri – İlk sonuçlar

- English – Elections of 6th May 2012: First Conclusions (okde.gr)
- Ελληνικά – Πρώτα συμπεράσματα από τα εκλογικά αποτελέσματα της 6ης Μάη (okde.gr)
Yunan Troçkist örgütü OKDE’nin (Enternasyonalist Komünistlerin Örgütü) 6 Mayıs seçimlerinin ardından yayınladığı açıklama.
2B yasası: Orman satma projesi
2B Nedir?
Toplumda 2B olarak bilinen bu yasa “Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun” olarak ifade edilmektedir. Ancak bu kadar uzun ve göstermelik bir adı olan bu yasanın altında yatan gerçekler ise şunlardır:
Fethiye davası: Erkek adaleti ile tecavüzcülerin ittifakı!
Bir kadın, Fethiye’de sekiz kişinin tecavüzüne uğradı. Kadının, toplu tecavüzün yargılanabilmesi için yaptığı başvurular sonuçsuz kalınca, AİHM’e başvuruldu. İç hukuk yolları tıkandığından ötürü Adalet Bakanlığı’na başvuruldu ve olaydan dört yıl sonra ancak dava açılabildi.
Formasyonun kaldırılması geleceğimizin çalınması demektir
5 Nisan 2012’de YÖK genel kurulunda alınan kararlardan birkaçı şu şekildeydi; “Açık öğretim fakültelerindeki öğretmenlik bölümlerinin kaldırılmasına, Fen-edebiyat fakültelerinde de yeni pedagojik formasyon programlarının açılmamasına ve var olanların da kapatılmasına karar verilmiştir.”
İslam tiyatrosu yakında başlıyor
AKP iktidarının sessiz sedasız yapacağı tiyatro operasyonu yolunda gitmeyince ortaya bir başbakan komedisi çıktı. Oyuncuları önce zavallı ilan etti, sonra onlara “serseri” dedi, en son da “devletin parasıyla içki içiyorlar”a kadar geldi iş… Başbakanın ve maiyetindeki bakanların ortak bilinç altıydı bu… Sanatçıları böyle görüyorlardı onlar. Ayyaşlar, serseriler, fuhuş batağındaki zavallılardı sanatçılar başbakan için ve şimdi bu rezil herifler kalkıp ona karşı çıkıyorlar… Bu tiyatro operasyonu sadece bunu ortaya çıkardığı için bile önemli bir şeydi. En azından artık biliyoruz başbakanın sanatçı dediğinde ne anlatmak istediğini…
Gaf Bakanlığı
Dünyada olduğu gibi bu ülkede de bakan olmak sorumluluk gerektiren bir mevki olsa gerekir. Hele iç işleri bakanı olmak, herhalde bu sorumlular içinde en sorumlulardan biri olmayı gerektirir. Sorumluluktan kastımız; halkın arasına girmek, onların derdini ve sorunlarını dinlemek ve bu sorunlara çözüm bulmak…
Enternasyonalist Öğrenci 3. Sayı: “1 Mayıs ve Öğrenci”
Aylık siyasi öğrenci fanzini Enternasyonalist Öğrenci’nin 3. sayısı çıktı. Dosya konusu olarak “1 Mayıs ve Öğrenci”nin seçildiği bu sayının tanıtım yazısı şu şekilde:
1 Mayıs’ta isçilerin çoğunluğu çalıştı
Ben üç senedir bir tekstil atölyesinde çalışıyorum. Malum 2009 yılında 1 Mayıs işçi bayramı AKP hükümeti tarafından resmi tatil olarak kabul edildi. Ama küçük atölyelerde çalışan işçiler ve kayıt dışı çalışan işçiler bugüne kadar bu resmi tatilden yararlanamadılar.
İşeme eğrisi
Bir başkadır benim memleketim!!!
Biber gazına, tazyikli suyuna
Copuna, zindanına
Bin can feda, faili meçhule…
Her köşesi pusudur
Ezilir yanar gönlüm
Bir başkadır benim memleketim..
Anadolum bir yanda, emperyalizm yaşar koynunda
Mazlumlar destan yazar dağlardaa…
Jitemine, Mitine… satılmış toprağına.
Bütün işbirlikçiler kurban benim yurduma..
Lay Lay…
Fransa’da birinci tur seçimlerinin ardından
22 Nisan Pazar günü ilk turu yapılan Fransa başkanlık seçimlerinde Sosyalist Parti’nin (PS) adayı Hollande %28,6 ile ilk sırada yer aldı. Hollande’ın hemen ardından ikinci sırada %27 oy oranı ile Sarkozy, üçüncü sırada ise %18 oy oranı ile Ulusal Cephe (FN) partisinin adayı Marine Le Pen vardı. Fransa solunun umudu olarak bahsedilen Sol Cephe (FG) adayı Melenchon %11, merkezci parti MODEM’in adayı Bayrou %9, Avrupa Ekoloji adayı Eva Joly %2, Yeni Antikapitalist Parti’nin (NPA) adayı Poutou %1, İşçi Mücadelesi’nin (LO) adayı Nathalie Arthaud ise %0,56 oy oranlarıyla seçimden çıktılar. Ana akım medyadaki “solun zaferi” başlıklarına yahut “faşizm yükselişte” çığırtkanlıklarına kapılmadan seçim sonuçlarını daha iyi okuyabilmek için ilk olarak katılım oranlarına, ardından oy alan partilerin hangi söylemlerle hangi tabanlardan oy aldıklarına bakmak yerinde olacaktır.
28 Şubat dindarlara karşı mı yapıldı?
Genelde İslam dini, özelde ise Sünni Müslümanlık, imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle yaratma anlamında daima Türkiye Cumhuriyeti’nin çimentosu olarak kullanılmıştır. Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde İslam dini, özellikle de Sünni Müslümanlık yok edilmek ya da zayıflatılmak istenen bir sosyo-kültürel unsur olmamıştır. Tam tersine din ve dindarlık kitleleri kontrol etmenin, siyasi-sosyal biat kültürünü gerçekleştirmenin güçlü bir aracı olarak görülmüş ve kullanılmıştır. Kemalist kurucu kadroların politik pratiği de bunu göstermektedir.
1 Mayıs 2012: “Onurlu bir iş ve onurlu bir yaşam koşulları için, karanlığın perdesini yırtalım!”
İstanbul Taksim’de 1 Mayıs, bu yıl da yüz binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşti. İşçi Cephesi olarak kortejimiz, saat 9’dan itibaren Şişli kolunda toplanmaya başladı. Kapitalizmin krizinin derinleştiği ve hükümetin emekçilere dönük saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde, kortejimiz bu yıl da, “onurlu bir iş ve onurlu bir yaşam koşulları” talebini ön plana çıkardı.
İşçi Cephesi’nin 1 Mayıs etkinliği onurlu bir iş ve onurlu bir yaşam şiarıyla gerçekleşti
1 Mayıs öncesinde İşçi Cephesi olarak, onurlu bir iş onurlu bir yaşam, şiarıyla toplandığımız etkinliğimize, “Neden 1 Mayıs’a gitmeliyiz?” sorusu ile başladık.
Türkiye’nin 2011’de Çin’in ardından en çok büyüyen ülke olması, dünyanın en zenginleri arasında daha fazla Türk patronunun bulunması, ekonomik büyümenin artması, gerçekten büyüdüğümüzün bir kanıtı mı?
Avrupa’da Kurtlar Savaşı
Dört yıldan beri derin ekonomik krizin içinden çıkamayan Avrupa Birliği’nde, “istikrar” yanlısı Ricardocular (Merkel-Sarkozy) ile “büyümeci” Keynesçiler (Monti-Hollande) arasında sıkı bir mücadele sürüyor. Sosyalistlerin dikkatle izlemeleri ve olası sonuçlarını kestirebilmeleri gereken bir çatışma bu. İstikrarcılar, “piyasalara” (yani uluslararası spekülatörlere) güven verebilmenin yegane yolunun bütçe dengesi olduğunu, bu nedenle tüm kamu harcamalarında kısıntılara gidilmesini, ekonomik büyümenin ve yeni iş alanlarının açılmasının ancak bundan sonra gelebileceğini savunuyorlar. Almanya başbakanı Merkel’in önderliğindeki bu kesim şu anda AB içinde egemen durumda ve kemer sıkma politikalarını tüm Birlik ülkelerine dayatıyor. Büyümeciler ise, ekonominin yeniden canlandırılabilmesinin ve işsizliğin azaltılabilmesinin formülünün, kamu yatırımlarının hızlandırılması olduğunu savunuyorlar. Pekiyi, bu yatırımlar için parayı nereden bulacaklar? Diyorlar ki: mali piyasalara işlem vergisi koyalım ve dış borçlanmadan (yani kamu açıklarından) bu denli kaçınmayalım.
Hükümetin baskılarına rağmen birleşik ve kitlesel bir 1 Mayıs hazırlığı
Son iki yıldır İstanbul’da tüm sınıf güçlerinin katılımı ile Taksim’de gerçekleştirilen 1 Mayıs mitingine bu yıl ilk darbeyi İstanbul’da 1 Mayıs’a katılmayacağını açıklayarak Türk-İş bürokrasisi vurmuş bulunuyor.
Türk-İş bürokrasisi, sendikaların sonunu getirecek olan Toplu İş İlişkileri Yasası’nın ve hükümetin işsizlik ve yoksulluk saçacak olan istihdam projesinin gündemde olduğu dönemde ciddi şekilde direniş kırıcı bir rol üstlenmiş bulunuyor.
Türk-iş’in açıklamasına göre, Türk-İş, Kamu-Sen, Birleşik Kamu-İş İzmir’de, Hak-İş ve Memur-Sen ise Ankara’da 1 Mayıs’a katılacaklar.
Direnişteki Hey Tekstil işçileri ile dayanışma şenliği
Toplu işten çıkarmayla işlerini kaybeden üstelik fabrikanın kapatılmasıyla haklarını alamayan Hey Tekstil işçileri, haklarını alabilmek için direnişlerini sürdürüyorlar. Geçtiğimiz hafta direnişleri polis zoruyla sonlandırılmak istendi ancak onlar her türlü baskı ve zorluğa karşı oldukça kararlılar ve bunun için de bir dayanışma kampanyası örgütlemiş durumdalar.
Hatay: Suriyeli muhalif aktivistler Saib ve İsa ile görüşme
İşçi Cephesi olarak 14-15 Nisan tarihlerinde Hatay’da Suriyeli aktivistlerle görüştük ve Reyhanlı’daki Bohşin mülteci kampını ziyaret ettik. Aşağıdaki röportaj, Suriye devrimine aktif olarak katılan ve daha sonra devlet terörü nedeniyle ülkeden kaçmak zorunda kalan Muhammed İsa ve Cemil Saib’le Hatay’da gerçekleştirildi.





































