Ana Sayfa Blog Sayfa 86

Kazlıçeşme’de Newroz kutlandı

0

Ülke genelinde birçok kentte Newroz Kürt halkı tarafından büyük çoşkuyla kutlandı. Kazlıçeşme’de de yüzbinlerce insan Newroz kutlamaları için alanları doldurdu. 22 Mart günü gerçekleştirilen kutlama etkinliğine partimiz İDP de dahil olmak üzere Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını destekleyen birçok siyasi parti katılarak destek verdi. Yöresel kıyafetler, bayraklar, Kürt siyasal mücadelesinde öldürülenler ve sürgün edilenlerin fotoğrafları ve sloganlar eşliğinde kitleler halaylar ve sloganlar eşliğinde Newroz’u kutladı. Atılan sloganlar arasında “Biji berxwedane Kobanê(Yaşasın Kobane direnişi)”, “Newroz’un ateşi AKP’yi yakacak” ve “Katil IŞİD işbirlikçi AKP” sloganları öne çıktı.

Avrupa kime karşı silahlanıyor?

0

Kapitalist küreselleşmenin tüm dünyada artık sonsuza kadar sürecek barış ve huzur çağını başlattığı yolundaki yalana bir darbe de bu kez bizzat Avrupa emperyalizminin sözcüsü Jean-Claude Junker’den geldi: Avrupa Komisyonu’nun bu muhafazakâr başkanı, geçtiğimiz hafta verdiği bir demeçte “Avrupa Birliği’nin kendi ordusuna sahip olması gerektiğini” ifade etti. Buna ilk olumlu tepkiyi veren de AB’nin egemen gücü Almanya oldu. Bu ülkenin Dışişleri Bakanı Ursula von der Leyen, ilk adımda “birlik üyelerinin orduları arasında bir ağ kurulabileceğini” ve bunun ilerde tek bir orduya dönüşebileceğini belirtti. Angela Merkel’in hükümet ortağı Sosyal Demokrat Parti de Junker’in Avrupa ordusu fikrini desteklediğini ilan etti. Alman emperyalizmi, geçtiğimiz yüzyıl içinde iki kez Avrupa’yı kendi egemenliği altında militarist yöntemlerle birleştirmeye çalışmıştı. Bu ulusal stratejisini şimdi tersinden deniyor: Kıtayı önce kendi ekonomik denetimi altında birleştiriyor ve ardından onu silahlandırmaya hazırlanıyor. Böylece, II. Dünya Savaşı sonrasında kendisi üzerine konan silahlanma yasağını ve on milyonlarca insanın katlinden sorumlu ülke imajını da AB dolayımıyla aşmayı tasarlıyor olmalı.

Metal işçileriyle röportajlar-1: “İşçi yapabileceği her şeyi yapmıştır.”

0

Metal grevi, sanayinin lokomotif sektöründe biriken mücadele dinamiklerini, yarına dair üzerine düşünülmesi gereken sorunları yeniden hatırlattı. Geride kalan greve ve sektörün bütününe dair sorunları işleyeceğimiz bir röportaj dizisine başlıyoruz. İlk olarak, metal grevinin yasaklanmasını izleyen günlerde öncü bir metal işçisiyle gerçekleştirdiğimiz röportajı yayınlıyoruz.

Kazanmak için, birlik ve mücadele!

0

Türkiye milat niteliğinde bir seçime doğru yol almakta. Ekonomideki daralmanın önüne geçilememesi ülkeyi hızla bir ekonomik krize sürüklerken, pastanın küçülüyor olması AKP içi çatışkı ve çelişkileri de giderek görünür hale getiriyor. Erdoğan’ın AK Saray’dan AKP’nin iplerini çekmesi Erdoğan’ı güçlendireceği yerde kırılganlığı artırıyor.

Unity and struggle to win!

0

Turkey is heading towards a milestone election. Being unable to prevent economic constriction rapidly drags the country to an economic crisis. In the meantime the pie is getting smaller, making conflicts and contradictions in AKP gradually apparent. Erdogan pulls the strings of AKP from White Palace, which increases fragility instead of strengthening him.

Seçimlerde HDP’yi destekliyoruz! Yalnızca kitlelerin mücadelesine güveniyoruz!

0

Türkiye politik gündemi ve Türkiye sosyalist hareketi içerisindeki pek çok gelişme ile birlikte seçim sathı mailine iyiden iyiye girmiş durumdayız. Bir yandan HDP ile hükümetin silah bırakılmasına ilişkin ortak açıklamasıyla müzakere sürecinde çelişkilerle dolu yeni bir perde açılmışken, öte yandan da Türkiye sosyalizminin çeşitli kesimlerini bir araya getiren Birleşik Haziran Hareketi seçim tavrını ilan etti.

Çözüm ve müzakere süreci

0

Çözüm ve müzakere sürecinde hükümet ve HDP taraflarının ortak açıklaması ile yeni bir perdeye ulaşmış olduk.

8 Mart’ın ardından: Kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz her yerde. İsyandayız!

0

Özgecan Aslan’ın katledilmesinin ardından geçen bir aylık süreçte 25 kadın erkek şiddetinin kurbanı oldu. Her gün yeni bir kadın cinayeti, yeni bir kadına yönelik şiddet haberi ile açıyoruz gözlerimizi. Oysa biliyoruz: Özgecan ne ilk, ne de sondu. Hele bu coğrafyada, gördüğümüz-duyduğumuz vakaların sayısı, ortaya çıkmayanların sayısı kadardı. Duyduğumuz en son haberse, erkek-devlet işbirliğince organize biçimde işlenen suçların nasıl da gizlenebildiğini, görünmez kılındığını bizlere yeniden hatırlattı.

Boydak işçileri mücadele ederek kazandı

0

Kayseri’de kurulu bulunan ve Türkiye’nin en büyük mobilya fabrikalarından olan Boydak Holding’e bağlı 5 fabrikada çalışan işçiler, Şubat ayının başında düşük ücrete ve 3 yıllık sözleşme dayatmasına karşı yürüdü. 5 Şubat sabahı 2 bin işçi, örgütlü oldukları Öz Ağaç-İş Sendikası’nın sözleşme dönemi olmasına rağmen taleplerinin dinlenmemesi üzerine iş bıraktı. Bunun üzerine Boytaş 5 İşletme Müdürü Mustafa Karamemiş işçilerin önüne geçerek “Arkadaşlar taleplerinizi dinlemeye hazırız, işinize dönün” çağrısında bulundu ancak bu çağrı dikkate alınmadı. Ardından Bellona işçilerinin de katılımıyla eyleme geçen işçilerin sayısı 3 bini geçerken, iş bırakan işçilerin sayısı 6 bini buldu.

SYRIZA’dan geri adım

0

SYRIZA, 25 Ocak’ta iktidara gelmesinin ardından bir ay bile geçmemişken Yunanistan işçi sınıfına kan kusturan acı reçetelerin bizzat plancısı olan Troyka karşısında geri adım attı. Yunanistan’a yapılacak yardım anlaşmasının dört ay uzatılması karşılığında yapısal reformları sürdürme sözü verdi.

Eski bir seçim yazısı

0

Bu yazı, AKP’nin birinci çıksa da yüzde 39 oy alarak epeyce aşağılara düştüğü 2009 yerel seçimlerinin ardından yazıldı. Konu, sosyalist solun durumuydu. Mevzu yine aynı! Yeni umutların, şu veya bu partiyi desteklemenin veya seçimleri boykot etmenin ötesinde sosyalistler için neyin ne kadar değiştiğini veya değişmediğini anlamak açısından belki bir faydası olur düşüncesiyle…

YİNE OLMADI!

Bazı yerel başarılar bir yana, neticede kaybeden yine bizim taraf oldu. Anladınız; genel olarak işçilerden, emekçilerden, yoksullardan ve de özel olarak sosyalistlerden söz ediyorum. Elbette bu hep böyle değildi. Mesela Demirel’in Adalet Partisi’nin yüzde 52,87’lik oy oranıyla kazanıp tek başına iktidar olduğu 1965 seçimlerinde, oyların yüzde 2,97’sini (30 milyonluk Türkiye’de 276.101 oy) alan Türkiye İşçi Partisi, bugüne kadarki en âdil seçim sisteminin de yardımıyla, 15 milletvekili çıkarmış ve dört yıl boyunca Demirel ve AP’ye iktidarı zehir etmişti. Seçimlerin ertesi gününü hiç unutmam, evimizde AP’nin o ezici başarısının dehşeti değil, küçücük TİP’in yükselişinin sevinç ve mutluluğu yaşanıyordu. Sanki seçimi biz kazanmıştık!

O zamanlardan bu zamanlara köprülerin altından çok sular aktığını bilse de insan haliyle düşünüyor, ‘şimdi olmayan ne?’ diye. Elbette çok şey değişti, ama bence en önemli fark, şimdilerde giderek yükselen, önüne gelen her şeyi sürükleyen bir dalga gibi kabaran kitlesel bir işçi-emekçi hareketinin olmaması… Bu memleket uzun yıllardır rüyasını bile göremediği militan grevleri, sınıf sendikacılığını, büyük işçi mitinglerini, fabrika ve toprak işgallerini, emekçi başkaldırılarını ilk o zamanlar gördü. Öyle bir dalgaydı ki, koskoca ağaç gövdelerinin yanı sıra ‘çerden çöpten’ şeyleri bile yükseklere taşıdı…

Buhar ve piston

Kısacası, bu krizin hayırlara vesile olabilmesi, öncelikle ‘kendiliğinden’ ve kitlesel bir işçi-emekçi hareketinin doğuşuna bağlı. Sonra da, bu kendiliğindenliği çekip çevirecek, ona siyasi bilinç katacak, gerçekten işe yarar ve uygulanabilir bir programa sahip kerameti kendinden menkûl olmayan önderliklere. Tabii, bu iki unsurun birlikte gelişme göstermesi şartıyla. Bir büyüğümüz, kitlelerin enerjisini buhar enerjisine benzeterek, ‘Bu buharı sıkıştıracak bir piston yoksa enerji boşa gider’ mealinden bir laf etmiştir. Elbette, buharsız pistonun da bir halta yaramayacağını ekleyerek. Zaten mesele de budur. Üstelik hiçbir kriz, durduk yerde devrimin ve sosyalizmin, yani toplumsal kurtuluşun kapılarını ardına kadar açmaz. Ortada devrimci bir umut ve o umudu sürükleyecek bir güç yoksa, büyük krizlerin çılgına çevirdiği kitleler, karşı devrimci bir umutsuzluğun girdabına da kapılabilirler. Bakın, 2007 seçim anketlerinde AKP seçmeninin önemli bir bölümü, ikinci partilerinin MHP olduğunu söylüyordu. Üstelik son seçimlerde de (Kürtleri saymazsak) AKP’nin kayıplarının önemli bir bölümünün MHP’ye kayabileceğine dair ciddi emareler ortaya çıktı. (Yarın da muhtemelen daha atak ve diri bir faşist güce.) Bizim oralarda ‘Eğer komünist partisi devrimci umudun partisiyse, bir yığın olarak faşizm de karşı devrimci umutsuzluğun partisidir’ derler. Yani bir de faşizm ihtimali vardır. Üstelik de kaya gibi bir zemine sahiptir. Siz bakmayın onca yıldır ‘şeriat tehlikesi’yle yatıp kalktığımıza. Bu memlekette bütün yollar şoven milliyetçiliğe çıkar. (Fethullah Hoca Efendi’ninki de dahil!) Küçük bir azınlık dışında, hemen herkes milliyetçiliğin uzak veya yakın yörüngesinde seyreder. Mesela Başbakan’ın Kürt sorunu bağlamında ‘Müslüman Müslüman’ın kardeşidir!’ ayaklarından ‘Ya sev, ya terk et!’ kükremelerine geçmesi hiç de zor olmamıştır! Bu milliyetçilik en olmadık yerlerde karşımıza çıkar. Hele Kürtler falan söz konusu olduğunda solcu, demokrat, laik (hatta İzmirli!) geçinenlerin bile, vatanın bölünmez bütünlüğü adına darbeci ne kelime, İslamcı bile kesildiğini, (Bakınız: Diyarbakır seçimleri!) vücutlarının tüylerle kaplanıp dişlerinin uzadığını görürüz. Bu milliyetçilik aynı zamanda faşizmin de gübreli toprağı ve tabiri caizse kuvvet macunudur! (Multivitamini de denilebilir; size kalmış!) Diğer ‘sivil’ ve askeri ihtimalleri saymıyorum bile…

Seçimi ciddiye almak

Bütün bunları ciddiye alıyorsak o zaman seçim işini de ciddiye almak zorundayız. Eğer halkımız, sosyalistlere ‘Aman çocuklar, kendinizi seçimlerde harcamayın, siz bize devrim için lazımsınız!’ falan demek istemiyorsa, bu mevzuda daha sıkı davranmak gerekiyor. Yani bu işler öyle ‘Biz şahsen öz gücümüzü sınamak istedik.’ veya ‘Seçimler bizim için bir propaganda aracıdır.’ diyerek olmuyor. Bunun yerine, seçimlere emeğin ve tüm ezilenlerin güç birliği temelinde toplumsal ve siyasi bir alternatif oluşturarak; örgütlü işyerleri, fabrikalar, tarlalar ve mahalleler tarafından desteklenen; toplumsal ağırlığı olan, bir şeyleri temsil eden ve iktidarı hedefleyen gerçek bir güç olarak katılmak gerekiyor. Sosyalistlerin aldığı ‘binde bilmem kaçlık’ oyun önemli bir nedeni de, halkın gözünde, söylediklerini yerine getirebilecek bir gücü ve güveni temsil etmemeleridir. Halkımız bu konuda fazlasıyla gerçekçidir. ‘Bunlardan bir halt olmaz!’ dediklerinden uzak durur; ancak iktidarı gerçekten hedefleyenleri de gözünden tanır. Birilerinin bir şeyleri değiştirebileceğine inandığında destek verir. 1965’te yaptığını gün gelir fazlasıyla yapar.

Ey ahali, haberiniz olsun:

Bütün dünyayı olduğu gibi bu memleketi de kurtaracak olan tek güç, sermaye düzeniyle tüm bağlarını koparmış, bağımsız bir işçi sınıfı hareketidir. Toplumun bütün ezilenlerine gerçek özgürlüğe giden yolu ancak o gösterebilir. Gerçek solcuların, emekten yana olanların da ondan başka bir geleceği yoktur.

En iyisi, ‘işçi sınıfının kurtuluşunun kendi eseri’ olacağı ve ‘sosyalistlerin, işçi sınıfının çıkarlarından başka hiçbir çıkarı olmadığı’ ilkesini hiç akıldan çıkarmamak…

Yaşar Kemal’e veda…

0

“Kuşlar da gitti, dedi Mahmut. Sonra hiç konuşmadık. Kuşlar da gitti, kuşlarla birlikte de… Ne olacak, kuşlar da gitti.” – Yaşar Kemal, “Kuşlar da gitti” romanından

8 Mart 2015: “Yasta değil, isyandayız!”

0

Kadın cinayetlerinin katliam düzeyine vardığı bir yılda 8 Mart’a girdik. Birlik, dayanışma ve mücadele günümüz olan 8 Mart’ta Türkiye’nin dört bir yanında alanlara dökülerek evde, sokakta, toplu taşımada, okullarda, mecliste yani kısacası hayatımızın her alanında gördüğümüz kadın düşmanlığını protesto ettik.

Dönüşümüz muhteşem olacak mı?

0

Devletimiz, “Şah Fırat” adını verdiği bir operasyonla içinde Süleyman Şah türbesi ve “saygı karakolu”nun bulunduğu, “ülke dışındaki tek vatan toprağı” olduğu söylenen 10 dönümlük araziyi IŞİD tehdidi altında tahliye edip sınıra çok yakın, yürüyüş mesafesinde bir yere taşıdı. Elbette “dönüşümüz muhteşem olacak” edasıyla! Tabii, ortalık birbirine girdi.

AK Güvenlik Paketi

0

Şimdiye değin meclisten geçen 16 maddesi üzerine dahi o kadar çok konuşuldu ki, bildiklerimizi tekrarlayıp lafı uzatmayalım. Mevcut değişiklikler ve yoldaki tekliflere bakarak polisin gözaltı uygulamalarına dair keyfiyetinin ciddi biçimde arttırıldığını ve polise karşı kendimizi savunabileceğimiz son yasal dayanakların da elden alınmakta olduğunu görebiliyoruz. Burada bir hatırlatma yapmakta fayda olabilir, Türkiye keyfi gözaltı uygulamalarında paket yokken dahi bir dünya devi olmayı başarmış durumdaydı. Gözaltı sayısındaki rekoru bir yana tutuklu/hükümlü oranındaki makasın -Bakan Bozdağ ne derse desin- AKP iktidarı altında ciddi şekilde açıldığını da görebiliyoruz. Bunun da adaletsizliğin ve polisin keyfiyetinin en somut göstergelerinden biri olduğunu biliyoruz.

Ege Üniversitesi’nde ırkçı saldırı

0

20.02.2015’te 200 kişilik ülkücü grubun polis desteğiyle beraber E.Ü. kampüsüne sopa, bıçak, balta vb. silahlarla saldırması sonucu gelişen olaylarda saldırıyı düzenleyen ve aynı zamanda kendisini Ülkü Ocakları EÜ reisi olarak tanıtan Fırat ÇAKIROĞLU bacağından aldığı bıçak darbesi sonucu hayatını kaybederken, aynı saldırıda üçü ciddi olmak üzere birçok öğrenci yaralandı.

Erkek egemen anlayışa, emeğimizin sömürülmesine, aile içine hapsolmaya karşı 8 Mart’ta alanlara!

0

8 Mart’ın çıkış noktası kadın işçilerin eşdeğer işe eşit ücret ve daha iyi çalışma koşulları için verdikleri mücadeleyi yaşamlarıyla ödemeleriydi. Biz kadınlar yüzyıllardır işyerlerimizde, sendikalarda, sokakta, evde, okulda kısacası her yerde emeğimizi değersizleştiren, bedenimizi ve kimliğimizi baskı altına alan erkek egemen sisteme karşı direnmeye devam ediyoruz. İşte bu sebeple her 8 Mart, direnişimizi ve birlikteliğimizi daha güçlü ve anlamlı kılıyor!

Turizm işçileri sorunlarını ve çözümleri tartıştı

0

“Turizm İşçileri Sorunlarını ve Çözümleri Tartışıyor” forumu gerçekleştirildi. Tüm Emek Sen, Dev Turizm iş, İstanbul Yeditepe Garsonlar ve Aşçılar Derneği ve Dora Otel İşçileriyle Dayanışma Platformu bileşenlerinin örgütlediği ve Dora Otel direnişçi işçileri, Nefes Bar işçileri, Kafe Kafka işçileri, Mağaza Çalışanları Platformu’nun katıldığı forum TMMOB İstanbul şubesinde yapıldı.

Yüce divan oylaması ne anlatıyor?

0

AKP-Cemaat çatışmasının geçtiğimiz 14 Aralık’ta AKP’nin yargı, polis aracılığıyla gerçekleştirdiği misilleme hamlesiyle de görünür olduğu üzere yeni bir duruma doğru evrilmekte olduğunu belirtmiştik.

İspanya: Podemos ve yol ayrımındaki sol

0

İspanya’da işçi sınıfı 2008 yılında patlak veren ekonomik krizden bu yana ağır bir kuşatma altında. İşten çıkartmalar, ücretlerdeki kesintiler, emeklilik haklarına, kamusal eğitim ve sağlık haklarına ardı arkası kesilmeyen saldırılar buhranlı bir süreci beraberinde getirdi. Hem İspanyol Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) hem de iktidardaki Halk Partisi (PP) tarafından yürürlüğe konan “sosyal karşıdevrim”, resmi rakamlara göre %26’lık -ki bu rakam gençler arasında %56 oranlarına tırmanıyor- yığınsal işsizliğe ve yaygın yoksulluğa yol açmış durumda. Sözünü ettiğimiz ülkede şu an hiçbir bireyinin herhangi bir gelire sahip olmadığı 686 bin 600 aile mevcut.

Kadınlar Özgecan için haykırdı: Hepimiz Özgecan’ız!

0

Bugün de güne yüreklerimizi yakan bir haberle başladık. Onlarca şehirde binlerce kadının tek yürek olduğu ve sokaklarda öfkesini haykırdığı yerlerden biri de Kadıköy’dü. Üç gündür kayıp olan Özgecan’ın bedeni Mersin’de dere kenarında bulundu. Her gün çoğumuzun yaptığı gibi okulundan çıkmış evine gitmek için minibüse binmişti. Özgecan, o gün o minibüste gerçekleşen iki koşul nedeniyle bugün aramızda değil: son kalan yolcuydu ve kadındı. Biz kadınlar minibüste, otobüste son kalan yolcu olmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyoruz. Bir saniye gözümüzü kırpmadan endişeyle yolu takip ederken, bir elimiz telefonda, bir yandan da kendimizi nasıl koruruz diye plan yapmaya çalışıyoruz. Özgecan kendisini tecavüzden çantasındaki biber gazını kullanarak korumaya çalıştı. Taksiye binerken tedirgin oluyoruz, yine elimiz telefonda, taksiciyle çok da göz göze gelmemeye çalışarak ve sohbet etmeye çekinerek endişeyle yolu takip ediyoruz. Sokakta yürürken yine aynı tedirginlik, yine aynı endişe, biri bizi takip ediyor mu acaba diye arkamıza bakıyoruz. Tüm bunlar bir kadının hayatını, hareketlerini, korkularını, konuşmalarını, karakterindeki en ince ayrıntıları şekillendiriyor. Bizler sokakta, evde, her alanda sadece kadın olduğumuz için, bedenlerimiz cinsel obje haline getirildiği için her an tacize, tecavüze uğrama, psikolojik ve/ya fiziksel şiddet görme, öldürülme tehdidi altında yaşıyoruz.

13 Şubat’ta boykottaydık

0

8 Şubat’ta Alevî örgütleri ve Eğitim-Sen’in çağırısıyla Kadıköy’de laik, bilimsel, anadilde eğitim ve zorunlu din dersinin kaldırılması taleplerinin dile getirildiği bir miting gerçekleşmişti. Yine Eğitim-Sen’in ve çeşitli kurumların çağırıcılığını yaptığı laik, parasız, bilimsel, anadilde eğitim için 13 Şubat boykotu dün ülke çapında gerçekleştirildi. Boykot çağrısı sabah saatlerinde okul önlerinde başladı ardından bir çok şehirde yürüyüş ve basın açıklaması ile devam etti.

AKP diye yazılır, işçi düşmanı diye okunur!

0

29 Ocak’ta başlayan ve Bakanlar Kurulu kararıyla fiilen yasaklanan metal grevi Türkiye işçi sınıfı tarihi açısından önemli bir kırılma noktası olarak tarihe geçecek. Her fırsatta 12 Eylül darbesini ve darbecileri karşısına aldığını ifade eden hükümet, yeri geldiğinde 12 Eylül yasaklarını cunta rejimini aratmayacak biçimde uygulamaktadır. Grev yasakları, AKP’nin iki yüzlü ve işçi düşmanı politikalarının en açık ifadesidir! Hükümet, 12 yılı aşan iktidarı boyunca zaten var olan bir devlet geleneğini (grev yasaklama) fiili bir hak gaspı noktasına kadar vardırmıştır. Hatırlayalım; 2010 referandumu öncesi hükümet ve patronlar gazetelerinde yayınladıkları tam sayfa ilanlarla, çaldıkları minareye kılıf uyduruyor ve grevli, toplu-sözleşmeli sendikalaşmayı fiilen imkânsız hale getiriyorlardı. Aradan geçen 5 yılda Soma’da, Ermenek’te ve Türkiye’nin her yerinde çeşitli iş kollarında binlerce işçi iş cinayetine kurban gitti, yine binlercesi sendikalaştığı için işten atıldı. Dahası, doğrudan hükümetin güdümünde olanlar dışındaki tüm sendikalar işkolu barajı nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya…

Solda nasıl bir ittifak?

0

7 Haziran seçimleri yaklaşırken, solda “nasıl bir ittifak” tartışmaları da hız kazanıyor. Erdoğan ve AKP’nin 7 Haziran seçimlerinde başkanlık rejimine geçiş doğrultusunda anayasayı değiştirecek çoğunlukta milletvekili çıkarmayı hedeflemesi, HDP’nin seçimlere parti olarak katılacak olması, Birleşik Haziran Hareketi (BHH)’nin seçimlerde nasıl bir tutum belirleyeceği, seçim tartışmalarının ana başlıklarını oluşturuyor.

Kadıköy’de laik, bilimsel, anadilde eğitim mitingi

0

8 Şubat Cumartesi günü Kadıköy’de on binlerin katılımı ile “Laik, Bilimsel, Anadilde Eğitim ve Demokratik Yaşam” mitingi gerçekleştirildi. Alevi dernek, vakıf ve örgütleri ile Eğitim-Sen’in çağrıcılığını yaptığı mitinge, HDP, BHH ve birçok sosyalist parti ile emek örgütü, köy dernekleri destek verdi.

Cizre-Kobanî Line

0

Six people died in Cizre in the last twenty days, among whom four were kids. And this incident hasn’t been the first one. Cizre boils over every now and then, if, of course, we don’t count the state violence and stoning of the police that have become daily and ordinary state of affairs. The so-called situation of everyone talking all at once, or mutual accusations, or the tedious discourse of “provocation, dark forces, Gülen supporters, foreign who-knows-what” have simply gotten old and unconvincing. In order to get closer to a realistic grasp of the situation, it is enough to take into account the senior officers’ various statements and accusations, their lies about the death and conflicts as well as their relationship with Hezbollah and the changing ways in which they’re positioning the latter. What the Kurdish politicians who are negotiating with the state-government indirectly sayabout the situation is being said directly by the KCK, and out loud by the revolutionaries on the street. And if one listens to all that, the state of affairs become crystal clear.

Metal grevi ve yeni mücadele dinamikleri

0

Birleşik Metal-İş ile MESS arasında gerçekleşen grup sözleşme gündeminin sol içinde de kanıksanmaya yüz tutmuş bir rutini vardır. Yıllardır hakları budanan, yaşamı bastırılan metal işçisi, düşük ücreti genelleştirmek isteyen patron birliği, metal işçisini sermaye adına kontrol altında tutan Türk Metal, varlığını koruyabilmek adına mücadeleci bir söylem ve ileri TİS taslaklarıyla sürece başlayan ama er geç Türk Metal sözleşmesi seviyesine çekilen BMİS dönem formülünün başlıca öğeleridir. Ancak, her denge durumunda olduğu gibi bu fotoğrafta da sakin bir görünümün altında her şey değişiyor, çelişkiler keskinleşiyordu.

Zırhlı Tren yola çıkıyor!

0

Gençlik mücadelesine yeni bir soluk katmak için farklı üniversitelerden, atölyelerden, meslek liselerinden ve okullardan bir araya gelen öğrenciler ve işçiler, aylık gençlik yayını “Zırhlı Tren”i çıkarmaya başladılar. İlk sayısı Ocak ayında çıkan gazetenin, “Zırhlı Tren yola çıkıyor!” başlıkla yazısı aşağıda.

Cizre-Kobane hattı

0

Cizre’de yirmi günde dördü çocuk altı kişi öldü; üstelik bu ilk de değil. Artık sıradanlaşmış günlük devlet şiddetini ve polisin taşlanması vakalarını saymazsak Cizre, zaman zaman harlanan ateş üstünde kaynayan bir kazan. Her kafadan bir ses çıkıyormuş gibi görünmesi, karşılıklı suçlamalar, artık baygınlık veren “provokasyon, karanlık güçler, cemaatçiler, dış bilmemneler” edebiyatı kimseyi şaşırtmasın. Devletlûların çeşitli açıklama ve suçlamalarını, çatışma ve ölümlerle ilgili yalanlarını, Hüda-Par (Hizbullah) ile ilişkilerini, ona vermeye çalıştıkları yeni rolleri; devlet-hükümetle görüşen Kürt siyasetçilerin dolaylı, KCK’nin doğrudan ve sokaktaki devrimcilerin de adlı adınca söyledikleri dikkatle dinlendiğinde neyin ne olduğu ayan beyan ortaya çıkıyor.

Köle değil hemşireyiz!

0

Ege Üniversite’si acil servisinde çalışan hemşireler 28 Ocak’ta başlattıkları eylemliliğin devamı olarak 4 Şubat Çarşamba günü saat 12.30’da acil servis önünde toplandılar. Buradan “Köle değil hemşireyiz! ” “Birleşe birleşe kazanacağız!” “Baskılar bizi yıldıramaz!” sloganlarıyla başhekimlik önüne yürüdüler. Burada sağlık çalışanları adına konuşan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) işyeri temsilcisi hemşire Erkan Batmaz, hastane yönetimine seslendi.

Paris saldırısı dersleri

0

Bir iki “kahramanın” seçilmiş hedeflere yönelik olarak gerçekleştirdiği -çoğu intihar biçimindeki- şiddet eylemleri yeni bir olgu değil. Anarşizmden faşizme kadar değişen geniş bir yelpazedeki ideolojik ve politik akımların zaman zaman uyguladığı bu bireysel şiddet yöntemi, eğer basitçe intikam almaya yönelik değilse, esas olarak “kitleleri hareketlendirme” amacını taşır. Öncü müfrezelerin bu eylemleri, kitlelere izlemeleri gereken yolu gösterecek, onlara cesaret aşılayacak ve öncünün gücünü ve kararlılığını kanıtlayacaktır. Bu yöntemden beklenen ayrıca düşmanı korkutmak ve öncünün kitleler üzerindeki otoritesini sağlamlaştırmaktır. Bütün bu süreç ayrıca kahramanlık ve şehadet söylemiyle sarmalanarak kendi alt kültürünü yaratacaktır.

Paksan Makina’da işçiler grevden vazgeçmedi, kazandı

0

MESS’e karşı başlayan ve hükümet tarafından yasaklanan metal grevi, tüm sindirme çabalarına rağmen belirli fabrikalarda kazanımla sonuçlanıyor.

Harçlarda yeni dönem: Katlamalı soygun

0

Üç yıl önce harçların kaldırılması her ne kadar müjde olarak sunulmuş, hükümet “parasız eğitim” getiriyor gibi umutlarla karşılanmış olsa da; bunun doğru olmadığı haberin arkasından gelen ayrıntılarca kanıtlanmıştı. Zira, harçlar yalnızca 1. öğretimler için kaldırılmış, 2. öğretim ve meslek yüksekokullarında okuyan öğrenciler harçları halen ödemek zorundaydı üstelik zamlı halleriyle. Bu, geniş bir sol kesim tarafından kazanım olarak görülmüş, mücadelenin daha ileriye taşınması gündeme gelmişti. Ancak yalnızca 2. öğretim ve Meslek Yüksekokullu öğrencilerin harçlara mahkum edilmesi mücadeleyi bir anlamda böldü ve sönümlendirdi.

Şeyma El Sabbah’ın katli ve 4. yılında Mısır devrimi

0

Mısır Devrimi 4. yılına girerken El-Sisi’nin polisleri Sosyalist Halk İttifakı Partisi üyesi 33 yaşındaki Şeyma El Sabbah’ı katletti.

UIT-CI bildirisi: Yunanistan’da sol kazandı! Yalnızca borçların ödenmemesi ve AB, Troyka ve IMF’den ve onların kesinti programından kopuş, işçilere ve gençlere bir çıkış sağlayabilir!

0

25 Ocak seçimlerinde sol kazandı. Syriza ve lideri Alexis Çipras 2.246.064 oyla, oyların %36,6’sını elde etmeyi başardı. Hükümetteki muhafazakâr Yeni Demokrasi Partisi, %27,8 oy alarak yenilgiye uğradı. Solun zaferi Avrupa’daki bütün emekçileri ve gençleri etkileyen oldukça önemli bir olay. Bu olay aynı zamanda, emperyalizmin ve IMF’nin ajanları olan burjuva hükümetlerinin uyguladığı kemer sıkma politikalarına karşı mücadele eden dünya halklarını da etkiledi. Dahası, bu seçim zaferi pek çoklarının solun öldüğünü düşündüğü ve bazı Avrupa seçimlerinde Fransa’da Marine Le Pen ve Ulusal Cephe tipinde aşırı sağcı ya da Yunanistan’daki Altın Şafak türünden neonazi oluşumların ilerleyişinin tehdit edici boyutlara geldiği bir dönemde gerçekleşti.

Yunanistan: IMF ve dış borç tarafından yağmalanan bir ülke

Bu parlamento seçimleri, Yunanistan’ın yaşadığı devasa politik ve sosyal kriz sonucunda gündeme geldi. Hükümetler, Angela Merkel ve uluslararası bankalar tarafından yönetilen Avrupa Birliği (AB) ve Troyka (AB, Avrupa Merkez Bankası -AMB- ve IMF) ile anlaşarak kesinti uygulamalarını sürdürdükçe, kriz her yıl giderek derinleşmekte. 2007’de başlayan dünya kapitalist krizinin ortasında, bankalar ve çokuluslu şirketler krizin faturasını emekçilere ödetmek istiyorlar.

İspanya, Portekiz veya İtalya’daki kronik krizle bağlantılı olan Yunanistan, Avrupa emperyalist zincirinin en zayıf halkası konumunda. Yıllardan beri Troyka, Yunan emekçi halkı ve gençliği üzerinde durmaksızın kesinti programları uygulatıyor. Sözde “yardım” adı altında uluslararası kreditörler, sert kemer sıkma planlarının uygulanması için milyarlarca dolar enjekte ettiler. Bunun sonuçları oldukça net. 11 milyonluk ülkede, 2009’dan beri 1 milyon kişi işini kaybetti. İşyerlerinin %30’u kapandı, ücretler %38, emeklilik maaşları ise %45 oranında düştü! Ve dış borç Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH)’nin %175’i düzeyine ulaştı. Yunanistan daha fazla borç ödedikçe borcu da daha fazla artıyor.

Fakat işçi sınıfı ve gençlik saldırılar karşısında kolları bağlı bir şekilde durmadı. Aksine, bu sert düzenlemelere karşı yıllardır direnmekte. 20 genel greve, yerel grevlere ve her türden seferberliğe öncülük etti. Bu biçimde, Troyka’nın ve onun suç ortağı hükümetlerin planlarının hayata geçmesine engel olmaktalar. Yunanistan bu nedenle siyasi istikrarsızlık yaşıyor ve siyasi rejimin krizi derinleşiyor.

Syriza’nın zaferi kitlelerin radikalleştiğini ve sola doğru bir değişim aradığını gösteriyor

Syriza’nın (Yunancada Radikal Sol Koalisyon anlamına geliyor) aldığı kitlesel oy, seçimlerde sola doğru bir dönüş gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Syriza’nın birkaç yıl önce, oyların yalnızca %4.6’sını aldığını göz önünde bulundurmak gerekiyor. Syriza’nın oluşumunun kökleri, temel olarak 1991’de Yunanistan Komünist Partisi (KKE)’nden kopan militanlar tarafından oluşturulan Synaspismos’un Sol Akımları’na dayanıyor. Bunların önemli bir kesimi “Avrokomünizm” olarak adlandırılan akımın tutumlarını benimsediler ve atomize olmuş Yunan solunun diğer kesimleriyle ittifak kurmaya başladılar. Kemer sıkma politikalarının, eski partilerin prestijlerini yitirmelerinin ve işçi ve halk mücadelelerinin sonucu olarak, son seçimlerde oyları önce %16’ya daha sonra da %26’ya yükseldi.

Bu oylama, milyonların kemer sıkma politikaları uygulayan ve Troyka’nın kesinti politikalarını kabul eden eski politikalarla ve partilerle bir kopuş yaşadığını ifade ediyor. Bu nedenle, PASOK tarafından temsil edilen ve uzunca bir süre Papandreu yönetiminde iktidarda olan geleneksel Yunan reformist solunun oy oranı %4,6’ya düşmüş durumda. PASOK’un seçmen tabanının büyük bir kısmı, işçiler, emekçi kesimler ve gençlikti. PASOK’tan ayrılan ve Demokratik Sosyalist Hareket’i kuran Papandreu, oyların yalnızca %2,4’ünü aldı ve parlamentonun dışında kaldı. Neonazi Altın Şafak, %6,28’lik oy oranıyla 17 milletvekili elde etti. Halen Stalinizm’i sahiplenen KKE ise %5,4 ile 15 milletvekili kazandı.

Syriza’ya verilen 2 milyondan fazla oy, kitlelerin Troyka hükümetlerinden bıkkınlığını, kesinti politikalarından kopuş ve soldan köklü bir değişim arayışı içerisinde olduğunu gösteriyor. Bu bağlamda, sola verilen oylar emperyalizmin ve Trokya’nın korkusunu ve dikkatini çeken sert bir yanıt anlamına geliyor. Bu durumun kendi ülkelerine de yayılmalarından korkuyorlar.

Troyka ve AB ile dış borç ödemeleriyle kopuş gerçekleşmeden, Yunanistan işçileri ve gençliği için bir çözüm mümkün değil.

Solun seçim zaferi ve Alexis Çipras liderliğinde kurulan hükümet, Yunanistan’da yeni bir politik aşama açıyor. Milyonlarca işçi ve genç, değişim yönünde büyük bir umut ve beklenti içerisinde. Avrupa’da ve dünyada ölçeğinde de milyonlarca emekçi beklenti içerisinde. İspanya’da da Mayıs’ta yerel seçimler gerçekleşecek ve yeni bir oluşum olan Podemos’la ilgili olarak benzer bir beklenti söz konusu. Bazı seçim anketlerine göre, Podemos Rajoy PP (Halk Partisi)’sini ve PSOE (İspanya Sosyalist İşçi Partisi)’yi yenilgiye uğratabilir.

UIT-CI’den devrimci sosyalistler olarak, Yunan işçilerinin ve gençlerinin beklenti mantığına ve Syriza’yı kendi hükümetleri olarak görmelerine saygı duyuyoruz. Fakat, emekçilerin yeni hükümete hiçbir açık çek vermemeleri gerektiğine dikkat çekiyoruz. Yunan emekçi halkı kemer sıkma politikalarını sonlandırmak için beklediği değişiklikleri hayata geçirmek ve durumu tersine çevirmek için kendi seferberliğine güvenmeye devam etmeli. Bu değişiklikleri hayata geçirme yolunun Troyka, Avro bölgesi ve AB ile kopuş doğrultusunda, Troyka ile yapılan anlaşmaları iptal etmeyi, derhal borç ödemelerini durdurmayı içeren bir acil eylem planından geçtiğini belirtmekte ısrarcıyız. Mevcut durumda kısmi önlemlere yer yok. Borç ve AB ile yapılan anlaşmalar, Yunanistan’daki dramın temel nedenleridir. Eğer buradan başlanmazsa, bir çözüm söz konusu olamaz.

Bu anlamda, Syriza’nın yeni hükümetinin bu yolu takip etmeyeceğini işaret etmekten vazgeçemeyiz. Çipras kesintileri durduracağını ve ücretleri artıracağını vaat etti. Fakat bütün borç ödemelerini askıya almak yerine, Çipras ve Syriza liderleri, örneğin, borçları daha iyi koşullarda ödemeye devam etmek için “yeni müzakere”den bahsediyorlar. Alexis Çipras, Aralık ayının sonunda, Alman günlük gazetesi Handelsblatt’a şu açıklamada bulundu: “Syriza liderliğindeki bir hükümet, Avro bölgesinin etkili bir üyesi olarak, bütçe dengesini yakalamaya ve AB kriterleri çerçevesinde mali hedefleri tutturabilmeye çalışarak Yunanistan’ın taahhüt ettiği bütün yükümlülüklere saygı gösterecek.” Daha sonra, 20 Ocak’ta İngiliz Financial Times gazetesine “Syriza liderliğinde kurulacak hükümet, Yunanistan’ın AB’ye borcunu kapatmak için bütçe konularında daha önce verdiği sözlerin tümünü yerine getirecek” açıklamasında bulunarak bu sözlerini onayladı. Ayrıca, ne yazık ki, Syriza 2012’deki önerisini terk ederek, özelleştirilmiş işletmelerin yeniden kamulaştırılmalarından vazgeçti: “Devletin likidite eksikliğinden dolayı yeniden kamulaştırma mümkün olmayacak” (Çipras’ın hükümet ekibinden Yannis Varoufakis).

Syriza’dan beklenti içindeki pek çok yoldaş bize abarttığımızı, yeni hükümete “zaman verilmesi” gerektiğini veya bunların “taktiksel açıklamalar” olduğunu söyleyebilir. Fakat maalesef, bu tip uzlaşma ve patronlarla anlaşma arayışlarına dayalı projeler başarısızlığını kanıtlamıştır. Şimdi Syriza hükümet kurabilmek için küçük bir sağcı partiyle (Seçimlerde 6. sırada olan Bağımsız Yunanlar) anlaşıyor. Hâlihazırda, Syriza ile aynı argümanları kullanmış olan Latin Amerika’daki hükümetlerin deneyimine sahibiz. Brezilya’daki İşçi Partisi (PT) ve Lula, Bolivya’daki MAS (Sosyalizme Doğru Hareket) ve Evo Morales ya da Venezuela’daki Chavizm, bu bağlamdaki örnekleri oluşturuyor. Bu ülkelerde hakiki antikapitalist önlemler alınmadı ve Lula-PT örneğinde, doğrudan IMF ile anlaşıldı ve işçilerin değişim beklentilerine ihanet edildi. 15 yıl önce Chavizm’in büyük beklentilerle iktidara geldiği Venezuela’da, ülke gıda yokluğu, işten atmalar ve Latin Amerika’nın en yüksek enflasyonu ile büyük bir kriz içinde. Bu nedenle işçi sınıfının bu hükümetlerden bağımsız kalması, kendi örgütlenmeleriyle, meclisleriyle mücadelenin öncüsü olması ve bu süreçlerde yeni bir devrimci sosyalist önderliğin oluşumuna katkı sağlaması gerekliliklerini tekrar vurguluyoruz.

Bu yolda Yunan işçilerine, gençliğine, Syriza tabanına, onun en mücadeleci kesimlerine, seferberlikleri yoluyla, Çipras ve Syriza hükümetinden borçlanma ve yağma üzerine kurulu ekonomik modelden kopmalarını, Troyka’dan ve AB’den kopmalarını ve borç ödemeyi durdurmalarını talep etmesi çağrısında bulunuyoruz. Ve hükümetten, diğerleri arasında, bankaların kamulaştırılması ve özelleştirilmiş işletmelerin ve mülklerin yeniden devletleştirilmesi gibi krizden çıkışı sağlayacak hakiki önlemleri kapsayan bir acil eylem planı hazırlanması talep edilmelidir. Ancak bu sayede ücretlerin ve emekli maaşlarının yükseltilmesi, eğitim ve sağlık hakkının iyileştirilmesi için gerekli para elde edilebilir.

İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (UIT-CI)

27 Ocak 2015

“Taşeron, Güvencesiz, Esnek Çalışmaya Son!” etkinliği gerçekleştirildi

0

Son dönemlerde büyük bir ivme ile artış gösteren esnek, güvencesiz ve taşeron çalışma üzerine, İDP Girişimi tarafından ” Taşeron, Güvencesiz, Esnek Çalışmaya Son ! ” başlığıyla, 1 Şubat Pazar günü İDP Eyüp ilçe bürosunda bir panel gerçekleştirildi. Panel; MESS’in 3 yılı kapsayan sözleşme ve düşük zam dayatmasına karşı grev kararı alan fakat geçtiğimiz günlerde Bakanlar Kurulu tarafından ” milli güvenliği tehdit ettiği ” gerekçesiyle grevleri yasaklanan metal işçilerinin onurlu mücadelesinin selamlanması ile başladı. Ardından katılımcıların konuşmalarıyla devam etti.

Arjantin’den metal grevine destek!

0

Arjantin’de mücadeleci sendikal hattın ülke çapında simgesi olan Buenos Aires-Sarmiento hattı demiryolu işçileri, metal grevi için bir destek mesajı gönderdi. Demiryolu İşçileri Sendikası Sarmiento Şubesi Genel Sekreteri Ruben “Pollo” Sobrero, aynı zamanda UIT-CI seksiyonu, kardeş partimiz Sosyalist Sol üyesidir.

Türkiye’nin grevdeki metal işçilerine:

Binlerce metal işçisi tarafından başlatılan ve Türkiye’nin çeşitli bölgelerindeki onlarca fabrikayı kapsayan grevin haberini almış bulunuyoruz ve mücadelenizle koşulsuz dayanışmamızı ifade ediyoruz.

Aynı zamanda, hükümetin baskıcı tehditlerinin de söz konusu olduğunu biliyoruz. Grev ve protesto hakkınızı sınırlamaya veya yasaklamaya dönük bütün girişimleri reddediyoruz. Bizler de Arjantin’de hükümetin protestoları yasadışı hale getirme girişimleriyle karşı karşıyayız.

İşçilerin mücadelesinin tüm dünyada bir ve aynı mücadele olduğunun bilincindeyiz.

Sizlere en içten, kardeşçe selamlarımızı iletiyoruz. Bilmenizi istiyoruz ki, sonuna dek sizlerle beraberiz.

Ruben “Pollo” Sobrero,

Demiryolu İşçileri Sendikası, Büyük Buenos Aires Batı Yakası Seksiyonu, Sarmiento Şubesi Genel Sekreteri

Metal işçisine AKP-MESS darbesi ancak mücadelenin ilerletilmesiyle durdurulabilir!

0

AKP hükümeti işçi düşmanı yüzünü bir kez daha tüm çıplaklığıyla göstererek, Bakanlar Kurulu kararıyla metal işçilerinin grevini yasakladı. Grev yasaklandığı sırada, 4 metal patronu MESS’ten ayrılarak Birleşik Metal-İş’le toplu sözleşme masasına oturmayı kabul etmiş, 15 bin metal işçisi MESS boyunduruğunu bu kez kırmak için grev mücadelesi etrafında kenetlenmiş durumdaydı. AKP hükümeti, böylesi kritik bir aşamada “milli güvenliği tehdit ettiği” gerekçesiyle grev yasağı getirerek, grev sürecine hayati bir müdahalede bulundu ve gerçekte patronların hükümeti olduğunu, “milli güvenliğin” ise, sermayenin güvenliğinden başka bir şey olmadığı bir kez daha ortaya koydu.

Metal işçisi kazanacak!

0

MESS’in üç yıllık sözleşme ve düşük zam dayatmasına karşı 15 bin metal işçisi grevde. Metal işçisi, bu adımı patronların saldırıları altında geçen yılların yarattığı öfke birikimiyle atıyor. MESS’in dayattığı sözleşme, sermayenin daha fazla kar için tüm işçilere yönelttiği düşük ücret baskısının bir parçası. Patronlar bir yandan da üç yıllık sözleşmeyi masaya koyarak hem arzuladıkları ucuz işgücünü süreklileştirmek hem de işçilerin toplu sözleşme silahını boşa düşürmek istiyorlar. Doğrusu, ay sonunu zor getiren, sendikal hakları her geçen gün daha da törpülenen bizlerin geri adım aracak yeri kalmadı. MESS saldırıları karşısında yılmayacağız, teslim olmayacağız!

Metalde grev süreci hangi fabrikalarda başlıyor?

0

Birleşik Metal-İş Sendikası 29 Ocak tarihinde başlayacak metal grevi ile ilgili olarak aşağıdaki bildiriyi sosyal medya hesaplarından paylaşıyor. Grevin yaşanacağı fabrikaların adreslerini de barındıran bildiriyi okuyucularımızla paylaşıyoruz.

Kobane zaferi Taksim’de coşkuyla kutlandı

0

Birkaç ay önce “Kobane bugün yarın düşecek” diyen Erdoğan’a inat, Kobane artık özgür. Dünya IŞİD katillerinin arkalarına bakmadan kaçmalarına tanıklık etti. YPG ve YPJ gerillalarının Peşmerge destekli mücadelesi ile 134. gününde zafere ulaşılmış durumda.

Sermaye eğitimi ve işçileşen öğrenciler

0

Üniversite eğitimi, kapitalizmin dönemsel ihtiyaçları doğrultusunda yeniden şekillendirilen, toplumsal ilişkileri yeniden üreten bir özelliğe sahip. Kapitalist sistemin devamlılığını sağlamak adına, öğrencilere eğitim hayatları boyunca, egemen ideoloji ve üretim ilişkileri benimsetilmeye çalışıldı. Dolayısıyla üniversiteler geçmişten günümüze çeşitli dönüşümler geçirdi. Örnek olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kurulduğu yıllardaki üniversite sistemi “elit, burjuva vatandaş” yaratma üzerine kuruluydu. Amaç resmi ideolojiyi benimseyen ve bu ideolojinin yaygınlaştırılmasına katkıda bulunan örnek vatandaşlar yetiştirmekti. İlerleyen dönemlerde üniversite “entelektüel, aydın” bireyler yetiştirmeye devam etti, “bilim için bilgi üretme” anlayışıyla hareket etti.

SYRIZA umut olabilir mi?

0

Beklenen oldu ve SYRIZA iktidarda. İki milletvekili ile tek başına iktidarı kaçıran parti, Bağımsız Helenler Partisi (ANEL) ile koalisyon hükümeti kuracak. SYRIZA ve benzeri partilerin neoliberal kemer sıkma ve sömürü politikalarının en çok ve vahşice uygulanan Güney Avrupa ülkelerinde güçlenmesi tesadüf değil. Peki bu partiler Avrupa emekçilerinin radikal değişim talebini ne kadar gerçekleştirebilir?

Artvin’de HES’e karşı mücadele

0

Artvin Yusufeli Sarıgöl Dereleri’nde yapılmaya çalışılan HES’e karşı “Artvin Yusufeli Sarıgöl Dereleri HES Karşıtı Platformu” kuruldu. Daha önce hakkında durdurma kararı verilen projeye yaptığı itirazı kabul edilen şirket iş makineleriyle Sarıgöl’e girmiş durumda. Yılbaşı tatilini fırsat bilen platform üyeleri eylem için Artvin’in yolunu tuttular. Genciyle yaşlısıyla inşaat alanını eylem alanına çevirdiler. Uzunca bir süre alanda bekleyen köylüler basın açıklamalarını okudular.

Ali İsmail’e atılan son tekmeyi unutma!

0

Ali İsmail Korkmaz; Gezi direnişinde 79 ilde sokağa inen 2.5 milyondan biriydi, birimizdi. 15 günde 150.000 adet gaz bombası atıldığı, 3.000 ton kimyasal su sıkıldığını sonradan İçişleri Bakanlığı kendisi açıkladı. Ali İsmail 2 Haziran 2013 gecesi polis teröründen kaçarken polis ve sivillerin de arasında olduğu bir grup tarafından katledildi.

Dink cinayetinin beşinci duruşması bugün görüldü

0

Hrant Dink cinayetinin beşinci duruşması bugün 23 Ocak Cuma günü saat 14.00’da Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde görüldü.

Cizre’deki devlet terörünün ve ölümlerin sorumlusu AKP hükümetidir!

0

Cizre’de 27 Aralık’ta başlayan olayların ardından bugüne dek, 4’ü çocuk 7 kişi hayatını kaybetti. AKP hükümeti olayları “provokasyon” şeklinde niteleyerek ve infazların sorumluluğunu “paralel yapı”nın üzerine yıkmaya çalışarak, Cizre’de uyguladığı devlet terörünün ve cinayetlerin esas sorumlusu olduğu gerçeğinin üzerini örtmeye çalışmaktadır.

Hem ‘kariyer’, hem de kreş istiyoruz!

0

“Anneler, annelik kariyerinin dışında bir başka kariyeri merkeze almamaları gerekir” diye buyurmuş, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu! ‘2015 yılının ilk bebeğini ziyaret’ maksatlı gittiği hastanede, hükümetin kadın düşmanı cümlelerine bir yenisini eklemiş.

Çözüm siyaseti: Kobane, Cizre ve süreç

0

2014 yılı Hükümet ile Kürt siyasi önderliği arasındaki müzakere sürecinin önemli ölçüde hız kazandığı bir yıl oldu. Selahattin Demirtaş geçtiğimiz günlerde Hükümet ile PKK arasındaki müzakerelerin Ocak ayı içerisinde başlayacağını ifade etti. KCK Yürütme Konseyi Üyesi Murat Karayılan ise Mart ayında PKK’nin silahlı mücadeleye son vereceğini söyledi.

Binler Hrant için sokaktaydı

0

Hrant Dink’in katledilmesinin üzerinden 8 yıl, Ermeni Soykırımı’nın ise üzerinden tam 100 yıl geçti. 19 Ocak’ta yine binlerce kişi, Taksim’den Hrant’ın vurulduğu yer olan Agos gazetesine doğru yürüyüp adalet taleplerini yinelediler. Yürüyüş boyunca “Katil devlet hesap verecek”, “Faşizme inat kardeşimsin Hrant”, “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz” sloganları atıldı.