Tahir Elçi’nin bir politik cinayete kurban gitmesi, aynı zamanda, 1 Kasım’la birlikte iktidar yönlü baskı ve şiddetin son bulacağı, çözüm sürecinin yeniden başlayacağı, demokratik alanın biraz olsun rahatlayacağı beklentilerinin de yerle bir olması anlamına gelmektedir. Yüzde 49,5 oyla iktidarını perçinleyen RTE/AKP’nin; siyasete özgürlük, topluma huzur, ekonomiye istikrar, sorunlara çözüm getirmek bir yana “ya biat ya tasfiye” çizgisinin her alanda sonuna kadar devam ettiriceğini göstermektedir.
Can Dündar ve Erdem Gül serbest bırakılsın!Can Dündar ve Erdem Gül serbest bırakılsın!
Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve gazetenin Ankara temsilcisi Erdem Gül, 29 Mayıs 2015’te “MİT TIR’larında DAİŞ ve El Nusra çetelerine silah taşındığı” yönünde “İşte Erdoğan’ın yok dediği silahlar” manşetiyle yayımladıkları haber neticesinde “casusluk yapmak, “devletin sırlarını ifşa etmek” gerekçesiyle tutuklandı.
Suriye Üzerindeki Şeytan Üçgeni: ABD-Rusya-Türkiye
Suriye üzerinde operasyonlarına devam eden karşıdevrim cephesi içindeki ayrılıklar, Türkiye’nin Rus SU-24 bombardıman uçağını düşürmesiyle birlikte savaş esintilerinin hissedildiği kritik bir aşamaya girdi. Bu ayrılıklar daha Suriye devriminin patlak verdiği andan beri vardı. Rusya, kendisinin Akdeniz’e açılmasını olanaklı kılan Esad diktatörlüğünü ayakta tutmaya çalışırken, ABD emperyalizmi bölge egemenliğini sağlayacak olan (Bonapartist rejimin başlıca kurumlarını koruyarak) yeni bir yönetimin kurulması için uğraşıyordu. Lübnan Hizbullahı’nın tüm çabasına karşın Şam’daki yönetimin sallanmaya başladığı bir anda Rusya’nın askeri müdahalelerle Esad’ın yardımına koşması, ayrılıkların derinleşmesinin ilk adımı oldu. Ama IŞİD’in Paris’te gerçekleştirdiği vahşi saldırı sonrasında Fransa devlet başkanı Hollande’ın “İslami teröre karşı uluslararası cephe” kurulmasına yönelik girişimleri, gerginliğin askeri bir boyut kazanmasının zeminini hazırladı.
IŞİD’in Tunus’taki saldırısını kınıyoruz! Hükümetin Olağanüstü Hal uygulamalarını reddediyoruz!
Tunus’ta 18 Mart tarihinde başkentte, Bardo Müzesi’nde, ve 26 Haziran’da Susa’da gerçekleştirdiği katliamların ardından, IŞİD 24 Kasım’da yeni bir saldırı daha gerçekleştirdi. Başkentin en işlek yerlerinden, şehir merkezinde yer alan Mohammed V. Caddesinde, devrik lider Bin-Ali’nin partisi olan Anayasal Demokratik Parti (RCD) merkezinin önünde, cumhurbaşkanlığı muhafızlarını taşıyan otobüse yönelik gerçekleşen canlı bomba saldırısının ardından, hepsi cumhurbaşkanı muhafızı olmak üzere 12 kişi hayatını kaybetti, 20 kişi ise yaralandı.
25 Kasım etkinliğimiz gerçekleşti
‘’Katliamların gölgesinde kadınların devlet şiddeti ile mücadelesi devam ediyor’’ adlı etkinliğimizi gerçekleştirdik. Etkinlik Arjantin’den kız kardeşlerimizin selamlama videosu ile başladı. Erkek şiddetinin yanı sıra neoliberal saldırıların yeni sözcüsü olan AKP hükümetinin uyguladığı politikaları gündeme aldık.
Barbarlık döngüsü ya da “Kara Üçleme”
Gazetemizde daha önceden de Fransız yazar Leo Mallet’nin “Kara Üçleme: Hayat Berbat, Güneş Bize Haram, Ecel Terleri” adlı romanına gönderme yapmıştık, takip edenler hatırlar. Kitaba gönderme yapılan ilk yazı, 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri arasında Türkiye’deki politik durum ile ilgiliydi.[1] Bu sefer ise konu IŞİD, Suriye, emperyalizm… Bu kadar kısa bir zaman aralığında Leo Mallet’yi yeniden anmak tabii ki tesadüf değil. Keza zamane dünyasının barındırdığı türlü “berbatlıklar” günden güne katmerleniyor.
Katliamların gölgesinde kadınların devlet şiddeti ile mücadelesi devam ediyor
3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerde en yüksek oy oranını alarak tek başına iktidara gelen AKP hükümeti, neoliberal politikaların yeni sözcüsü olarak, geçtiğimiz 12 yıl boyunca uyguladığı politikalarla kadınların her türlü sosyal ve demokratik haklarına karşı saldırılarını istikrarla sürdürdü. Gezi sürecinden bu yana rejimin sertleşmesiyle birlikte artan baskıdan kadınlar da nasibini aldı. Öyle ki yapılan araştırmalara göre 2002 yılından bu yana 5.406 kadın öldürüldü, cinayetlerin 700’e yakını ise son 3 yıl içerisinde gerçekleşti. Katliam olarak nitelendirilebilecek olan verilerin yanında pek çok kadın; bizzat erkek egemen kapitalist devletin uyguladığı politikaların yarattığı ‘’ elverişli ‘’koşullar neticesinde cinsel, fiziksel, ekonomik ve psikolojik şiddete maruz kaldı, yapılan kanlı saldırılar sonucunda yaşamını yitirdi. Dolayısıyla bilanço yalnız 5.406 kadınla sınırlı değil.
Metal direnişinden bir kesit: Arçelik LG direnişi
Koç Holdinge bağlı Arçelik LG Fabrikasında patronun ve Türk Metal Sendikasının baskılarına karşı sendikal özgürlüklerini kullandıkları gerekçesiyle Temmuz ayında 173 işçi işten çıkarıldı.
İşçiler, patronun mobbing baskısının durdurulması, ücretlerin iyileştirilmesi ve Türk Metal Sendikasından ayrılma talepleriyle üretimi durdurdular . Buna karşı TOMA ve çevik kuvvet ile fabrikadan çıkarıldılar. 5 Temmuz itibari ile fabrika önünde çadır eylemine başladılar.
IŞİD’in Paris’teki terörist saldırılarını kınıyoruz!
Fransa’nın başkenti Paris’te 14 Kasım gecesi bir dizi saldırı gerçekleşti. Saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısı 150’ye yaklaşmış durumda. Terörist saldırılar bir konser salonundaki veya futbol stadyumundaki insanları ayrım gözetmeksizin öldürmeyi hedefleyerek, savunmasız kitlelere yönelik olarak yapıldı. Canice gerçekleştirilen, menfur ve kabul edilemez bir eylemle karşı karşıyayız.
Olağanüstü hale hayır! Demokratik özgürlükler ve laikliğin mezar kazıcılarına karşı işçilerin birliği!
Paris’te IŞİD’in gerçekleştirdiği saldırıların ardından, İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (UIT-CI) Fransa Seksiyonu Enternasyonalist Sosyalist Grup (GSI)’un yayımladığı bildiri:
13 Kasım’ı 14 Kasım’a bağlayan gece, Paris ve Saint-Denis’de, onlarca kişinin yaşamını yitirmesine ve onlarcasının da çoğunluğu ağır olmak üzere yaralanmasına yol açan birden fazla eş zamanlı saldırı gerçekleştirildi. Yüzlerce aile kedere boğuldu.
Silvan’a saldırı 11. gününde!
Diyarbakır’ın Silvan ilçesindeki Tekel, Konak ve Mescit isimli üç mahalleye uygulanan sokağa çıkma yasağı 11. gününe girdi. Yasaklı bölgede elektrik, su ve gıda gibi yaşamsal ihtiyaçlara son derecede kısıtlı bir erişimin olduğu ifade ediliyor.
Bölgeye düzenlenmekte olan askeri baskı, savaş ortamında bir düzenli orduya karşı kullanılan araçlarla sürdürülüyor. Ordugah falan değil, yalnızca üç adet mahalleden ibaret olan bölge tank, top ve hava araçları ile bombardıman altında tutuluyor.
Arjantin seçimleri: İşçi seçeneği güçleniyor
Arjantin halkı 25 Ekim 2015 tarihinde sandık başına gitti. Bir yandan ağır borç yükü altında ezilen, diğer yandan ekonomik krize paralel olarak kabaran bir işçi muhalefetiyle beliren seçimler, hem burjuvazinin yönetememe krizinin derinleştiğini göstermesi bakımından hem de işçi sınıfının ulusal bir merkezi seçeneğe sahip olduğunun tescillenmesi bakımından çifte önem taşıdı.
7 Haziran’dan 1 Kasım’a 700 ölü! 1 Kasım: Korku ve umutsuzluğun zaferi!
AKP’nin 1 Kasım “zaferi”; yalan, ölüm ve gözyaşı üzerine yükseldi. Her aşamada tehdit, baskı, korkutma ve çaresiz bırakma mekanizmaları işletildi. Ellerini bağlayıp dövdüğü kişiye “ama teke tek dövüştük” demek ne ise 1 Kasım’ın eşit ve adil şartlarda gerçekleştiğini söylemek de odur. Bu arsız ve pişkin adalet ve eşitlik anlayışının “demokrasi” olarak kabul görmesi mümkün değildir. 7 Haziran’ı “milli irade” saymayıp, “olmadı, tekrar” diyen zihniyetin şimdi, 1 Kasım’ı herkesin kabul etmesini beklemesi, demokrasinin değil antidemokratik tablonun bir yansımasıdır. Herkes biliyor ki, AKP tek başına iktidar olana dek seçimler -bir şekilde- “tekrar” etmeye devam edecekti ya da “başka” mekanizmalar devreye girecekti. Tam da bu nedenle RTE, gelecekte 7 Haziran benzeri bir sonuçla karşılaşmamak için mutlak şekilde başkanlık sistemini egemen kılmaya çalışacaktır. 7 Haziran’dan 1 Kasım’a yaşananlar, başkanlık sistemi tesis edilene dek yaşanacakların da bir özeti olarak görülmelidir.
700 dead from June 7 to November 1! November 1: Victory of fear and hopelessness!
November 1 “victory” of AKP was built on lies, death and tears. Mechanisms of threatening, oppression, intimidation and leaving helpless were used. Suggesting that November 1 election was under equal and fair terms is like beating someone hands tied and saying “we fought one-on-one”. It is not possible to accept this impudent and indecent sense of justice and equality as “democracy”. The mentality which didn’t consider June 7 as “national will” and repeated the election now expects everybody to accept November 1.
Yusuf Yerkel kimdir? Genç yeteneğin ızdırap dolu ibretlik hikayesi
Seçim gecesi ajanslara küçük bir haber düştü. Yusuf Yerkel 1 yıl 3 ay sonra ilk defa tweet atmıştı. Haber niteliğinde bir olay! Ama bu kadar küçük bir haber olması her şeyden önce kendisine yapılmış bir haksızlıktı.
Kimdir Yusuf Yerkel?
Yeni Türkiye’nin umut vaadeden parlak çocuğu. Cemaate yakınlığıyla bilinen Fatih Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi okumuş, sağ kesimin gözdelerinden İngiltere’nin Exeter Üniversitesi’nde yüksek lisans yapmış. Neden gözde diyoruz? Çünkü pek çok tanıdık isim de zamanında Exeter’in koridorlarında soluk almış: Abdullah Gül, Fehmi Koru, Şükrü Karatepe (üçü de Milli Kültür Vakfı’nın bursuyla), Ekmeleddin İhsanoğlu, Mehmet Şimşek, Hüseyin Aslan… Ve tabii ki Yusuf Yerkel. Exeter Üniversitesi yabancı öğrenci sıkıntısı çekmez muhtemelen, ama gerekirse reklam sloganı şimdiden belli: “Türkiye’de kariyer basamaklarında emin adımlarla yükselme yolu Exeter amfilerinden geçer; Exeter, gelin siyasete bizimle atılın.”
Nitekim çok zaman geçmeden Başbakanlık Müşaviri oldu genç Yerkel. AKP’nin halihazırda iktidarda oluşu, abilerinin yıllarca dişleriyle, tırnaklarıyla geldikleri basamaklara hoppidi hoppidi zıplayarak sıçramasını sağladı. Artık Başbakan Özel Kalem Müdür Yardımcısıydı.
Bir insanı insan yapan aldığı eğitim değil şüphesiz. İnsani yönünü de tartıya koymalı. Kendisini tanıdığı kuvvetle muhtemel bir Ekşi Sözlük yazarı, Yerkel hakkında şöyle yazmış 2013’te: “On parmağında on marifet lafının vücut bulmuş hali. Çok iyi futbol oynar, çok iyi basketbol oynar, çok iyi tenis oynar, çok iyi yüzer, çok iyi Almanca ve İngilizce konuşur. Bana göre bunlardan çok daha önemlisi, genç yaşına rağmen geldiği makamın havasına kendini kaptırıp insanlara yüksekten bakmaması. Allah yolunu açık etsin, haktan ve adaletten ayırmasın.”
Asabi çocuk Yusuf
Ağırbaşlı ve alçakgönüllü genç Yerkel, tarih Mayıs 2014’ü gösterdiğinde bu kez bize dikbaşlı ve hırçın yönünü gösterdi. 301 işçinin öldüğü Soma cinayetinin ardından Başbakanın peşi sıra konvoya takılarak gittiği Manisa’da, adeta şut çeker gibi gerinerek ‘kendini bilmez bir protestocuya’ vurdu da vurdu. Öyle ya, konvoydaki araçlardan birine tekme atmıştı protestocu. Sonuç olarak sert vuruşlarıyla futbola olan ilgisi ve yeteneğini burada da ispatladı genç Yerkel. Uluslararası ilişkiler, halka yakından ilişkiler, futbol, hentbol… Çok becerikli bizim oğlan çok…
Adını bilmese de bir futbol topu gibi vurduğu kişi de bir madenciydi aslında. Ama ne önemi vardı ki? Gazeteler kendi reklamını yapmıştı zaten. Yerde yatan madencinin adını bile hatırlamayacaktı kimse. Öyle de oldu, bugün haberimizin konusu madenci değil, Yusuf Yerkel. Madencinin adını bilen?
Asıl meselemize dönelim… Bağrı demir gibi sert yerde yatan işçi, genç Yerkel’in sağ ayağını çok incitmişti. Premier Lig’lere layık narin ayaklar maalesef hasar gördü. Fiziksel durumu ağırdı, 7 gün iş göremez raporu aldı… O yerde yatan madeciden bunun hesabı sorulmalıydı. Hem tekme atılan arabanın, hem de narin ayakların hatırına, “kamu malına” zarar vermekten 548 lira para cezası verildi madenciye.
Ama kötülük peşini bırakmıyordu genç Yerkel’in. Bir yanda sosyal medyada üstüne gelenler, öbür yanda durumunun ciddiyetini anlamayan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç… “Tekmeyi savunamam. Yerde yatan biri neden tekmelenir? Rapor olayı ise trajikomik” demişti onun için. En çok bu sözler zedelemişti onu besbelli. En güvendiği yerden eleştiri yemek ağırına gitmişti. Bir süre susmak istedi sadece. Olmadı, 21 Mayıs 2014’te Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel, Başbakan Özel Kalem Müdür Yardımcılığı görevinden alındı. Hayatı altüst oldu.
“Gün olur, alır başımı giderim… Matbaadan yeni çıkmış pasaportun kokusuyla”
Oysa neşeli, sosyal, Twitter’la da epey haşır neşir biriydi. Politik gündeme ilişkin paylaşımlar yapardı estikçe. Parasını basan IŞİD, sonunda pasaport da bastırmıştı. “Bu da İŞİD’in pasaportuymuş.” diye aktardı Yerkel heyecanla, 12 Ağustos 2014’te. Bu, onun son tweetiydi. Sonrası haberimize konu olacak kadar uzun, 1 yıl üç aylık bir sessizlik. Ne yapsaydı, gıcır gıcır pasaportunu alıp gitse miydi buralardan acaba?
Ve tarih 1 Kasım 2015’i gösterdiğinde, genç yetenek sahalara geri döndü ‘hamdolsun’. Evet, aynen böyle dedi bir gece vakti: “Hamdolsun”. Ak Parti’nin tek başına iktidarı kazanmasından olsa gerek. Ya da pasaporta ihtiyacı kalmadığından. Her neyse, sebebi mühim değil. Onun eşsiz futbol kabiliyetini özlemiştik gerçekten de. Güzel voleler, eşsiz salvolar bizi bekler. Vur be demek geliyor içimizden, vur be Yusuf, çak bi’ vole! Zaten Twitter’da mesleğini hâlâ silmemişsin, kimbilir belki geri dönersin. Haydi eski müşavirlik görevine!
O gün neler olmuştu?
Soma Belediyesi’nde basın toplantısı düzenleyen Erdoğan, çıkışta da vatandaşlara hitaben bir konuşma yaptı. Erdoğan’ın konuşması sırasında bir grup, “Hükümet istifa, Erdoğan istifa” sloganları attı. Başbakan Erdoğan da gerginleşen ortamda protestocularla tartıştı, birine “Sen bu ülkenin Başbakanı’na yuh çekersen tokatı yersin” dedi. Sonra sinirlenerek arabasına binip uzaklaştı. Konvoy hareket ettikten sonra Yerkel de en arkadaki aracına binmek üzere hareketlendi. Bu sırada madenci Erdal Kocabıyık koruma araçlarından birine tekme attı. Bu hareket üzerine özel harekat polisleri işçiyi yere yatırdı. O sırada arabasına binmek üzere olan Yerkel, Kocabıyık’a 3-4 kez tekme attı. Yerkel daha sonra bir koruma aracına binerek Başbakan Erdoğan’ın konvoyuna katıldı.
10 Ekim’e nasıl gelindi?
10 Ekim Cumartesi günü saat 10.04’te barış ve demokrasi talebiyle Ankara Tren Garı’ndan Sıhhiye Meydanı’na yürümek üzere toplanan binlerce kişi IŞİD’li iki canlı bombanın hain saldırısının hedefi oldu. Bu saldırı sonucunda 103 kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi yaralandı.
Eniştem beni niye öptü?
Dört yıl boyunca aralıklı gelen göç dalgalarıyla şu an Türkiye’deki Suriyeli mülteci sayısı iki buçuk milyona yaklaştı. Ürdün, Lübnan ve Türkiye gibi çevre ülkelerde barınamayan bir kısım mültecinin daha iyi bir hayat umuduyla Avrupa’ya göç etmeye başlamasıyla dünyada görünür hale geldiler. İşte o zaman Avrupa için bu durum bir “soruna” dönüştü.
Türkiye’nin en büyük bakır madeni Çayeli Bakır İşletmeleri greve çıktı

Seçimler arkada kalıyor, döviz fiyatları fırlıyor, dış politika çöküyor ve her gün katliamlar yaşanıyor. Bu karamsar tabloda en parlak umut ışığımızı oluşturan özne ise işçi sınıfı. Senenin başında ilk önce metal sektöründeki tamamen yasal -fakat buna rağmen yasaklanmış- grevlerle, daha sonra sendika (Türk Metal) bürokrasisine isyan eden fiili grevlerle hem burjuvaziyi hem hükümeti kara kara düşündüren işçiler bu sefer Cumhurbaşkanı’nı kendi öz memleketinden vuruyor.
Dünya karşıdevrim cephesinden Esad’ı ve rejimini kurtarmak için yeni hamleler
Rusya’nın 30 Eylül’den itibaren Suriye’yi doğrudan bombalamaya başlamasının ardından, Viyana’da başlayan “politik çözüm” görüşmeleriyle birlikte, Rusya, ABD, İsrail, AB ve bölge güçlerinin Suriye halkının mücadelesini boğazlama çabaları yeni bir aşamaya geçmiş durumda. Bir yandan Rusya’nın “IŞİD’e karşı mücadele” adı altında isyancı güçleri ve sivilleri bombalayarak ABD, AB ve bölge hükümetlerini “Esad’lı çözümün” kabülü için diplomatik görüşmelerde bulunmaya çağırması, diğer yandan mülteci krizinin basıncı altındaki AB ülkelerinin “Esad’lı da olsa” bir an önce “politik çözüm”e varılması yönündeki dileklerinin sonucunda; Viyana’da önce 23 Ekim’de ABD, Rusya, Türkiye ve Suudi Arabistan dışişleri bakanlarının katıldığı, bir hafta sonra ise İran, AB ve Körfez ülkelerinin de eklenmesiyle toplam 17 ülkenin dışişleri bakanının katıldığı toplantılar gerçekleşti.
Soma davasında 4. duruşma
13 Mayıs 2014 tarihinde 301 maden işçisi kardeşimizin ölümü ile sonuçlanan işçi katliamının 4. duruşması Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Katliamdan sağ kurtulan işçilerin tanık sıfatı ile ifadeleri ve BMW’li tekniker olmak üzere duruşmada kamuoyuna yansıyan ve dikkat çeken iki olay gerçekleşti. Sonda söyleyeceğimizi baştan söyleyelim, duruşmadan yine bir karar çıkmadı, Mahkeme Heyeti davayı 15 Aralık 2015 saat 09.00’a erteledi.
Seçimden sonra: Uruguay’a mı kaçalım, yoksa..!
Kamuoyu araştırmalarına göre 1 Kasım seçimlerinin sonuçları aşağı yukarı 7 Haziran’la aynı olacaktı. Olmadı. AKP 2011 seçimlerindeki gibi yüzde 49 küsura ulaştı; tabii, herkes şaşırdı. Şaşırmakta da haklıydı. Bir kere, bugüne kadarki en sakin, hatta en cansız seçim kampanyasını yaşanmıştı. Bu durum sadece görünürlüğü itibariyle değil, siyasi kalitesi ve içeriği ile de geçerliydi. 7 Haziran kampanyasının canlılığından ve heyecanından eser yoktu bu defa. Herkes AKP’nin, önceki seçim sonuçlarıyla da kanıtlanmış “gerileme devri”ne girdiği fikrini kanıksamıştı.
Hangi “istikrar”?
AKP’nin baskı ve korkutmaya dayalı seçim politikası, dayattığı kaos ya da “istikrar” ikileminden ikinci seçeneğin kendisine dört milyonun üzerinde ek oy kazandırmasıyla birlikte belirli bir başarıya ulaştı. Şimdi bütün kesimler, özellikle de derhal AKP’yi kutlayan işverenler dünyası, ondan “ekonomiye odaklanmış” istikrar beklentisine girmiş durumdalar. Ve de hemen taleplerini sıraladılar: Cari açığı azaltacak, istihdamı teşvik edecek, yatırımları yeniden başlatacak, işgücü piyasasını düzenleyecek ve rekabet gücünü artıracak “yapısal reformların” bir an önce hayata geçirilmesi.
Kadınlar, hijyenik pedler ve tamponlara ödedikleri vergilerin kaldırılması için örgütleniyor
İngiltere’de meclis, Avrupa Toplulukları Komisyonu’na konuyla ilgili önerge götürmeye hazırlanırken, dünyanın çeşitli yerlerinde kadınlar, regl döneminde kullanmak zorunda kaldıkları hijyenik ped, tampon ve tutucular (adet kanamasını içinde tutan kaplar) gibi ürünler için alınan vergi payına itiraz ediyor. Sosyal medyada #taxetampon (tampon vergisi) etiketi altına yazılan paylaşımlar gitgide yayılıyor. Avustralya’dan Malezya’ya uğrayıp Kanada’ya kadar ulaşan kampanya dahilinde birçok kadının katıldığı imza kampanyaları büyük ilgi görüyor.
Felaketten önce
Bir önceki yazımda Türkiye ve benzeri bağımlı, yarı sömürge ülkelerde sermaye birikimi süreçlerinin yarattığı sorunların ve krizlerin toplumsal sınıflar ve onların kesimleri arasındaki mesafelerin büyümesine yol açtığını; bunun da rejimler düzeyinde Bonapartizme doğru sürekli bir baskı yarattığını, kapitalist düzenin bekasını garanti altına alabilmek için sınıfların üzerine yükselen baskıcı yönetimlere gereksinim doğurduğunu anlatmaya çalışmıştım. Türkiye’de bu tip krizler sık sık yaşandı ve o dönemde ülkedeki en güçlü Bonapartist kurum olan ordu “üç buçuk” kez rejimi süngü darbeleriyle kurtardı. Şimdi ise bu rolü RTE üstleniyor.
Ankara katliamının ardından…
Ankara’daki Barış Mitingi’ne yönelik korkunç terör eyleminin, başta “fiili başkanlığını” ilan etmiş Cumhurbaşkanı olmak üzere bütün iktidar güçleri tarafından izleri karıştırma, gözbağcılık, hedef şaşırtma, soruşturmaya gizlilik, yayın yasağı vb. yollarla anlaşılamaz hale getirilmek istenmesine bakarak kesin bir devlet bağlantısından söz edebiliriz. Görünen o ki, mesele öyle teşvikle, en azından yol vermekle, görmezden gelmekle falan sınırlı değil. Belli ki arada çok daha “organik” bağlar var! Yani artık, devletin IŞİD’le, Suriye meselesi üzerinden kurduğu, cümlenin malûmu olan ilişkilerin varlığı, iktidardakiler tarafından da bir kez daha ve kesinlikle doğrulanmış durumda.
Dicle Deli defnedildi
Ankara’da DİSK,KESK,TMMOB veTTB’nin örgütlediği Barış Mitingi’nde katledilen İşçi Mücadele Derneği üyesi 17 yaşındaki Dicle Deli bugün Fatih Silivrikapı Mezarlığı’nda defnedildi. Kitle Saat 12:00’den itibaren Silivrikapı Camii’nde toplanmaya başladı. Cenaze namazına kadar geçen süre içerisinde sloganlarla Devlete ve Saray’a olan öfke dile getirildi. “Katil devlet hesap verecek”, “Kadınların öfkesi katilleri boğacak”, “Jin, Jiyan, Azadi” sloganları sıklıkla atıldı. Kılınan cenaze namazının ardından Dicle’nin tabutu kadınların omzunda yükseldi. 2000 kişilik kitle ağıtlarla ve sloganlarla omuzlarında Dicle’yi mezarına taşıdılar.
Ankara katliamı üniversitelerde protesto ediliyor
10 Ekim’de Ankara’da gerçekleşecek olan Emek, Demokrasi ve Barış mitinginin başladığı dakikalarda iki canlı bombanın patlamasıyla yaşanan katliamda yaşamını yitirenleri anmak ve katliamı unutmadıklarını, yasta ve isyanda olduklarını haykırmak için 12-13 Ekim’de Türkiye’deki birçok üniversitede öğrenciler-öğretim elemanları ve üniversite görevlileri bir araya geldi. Bu duraklardan birisi de Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’ydi. Yaklaşık 40 kişilik öğrenci grubu Cinnah Yerleşkesi Hukuk Fakültesi önünde oturma eylemi gerçekleştirdi ve katliamda yaşamını kaybeden Yıldırım Beyazıt 1. sınıf öğrencisi Ümit Seylan anıldı. Oturma eylemi sonlandıktan sonra diğer öğrencilerin de katıldığı alkış protestosuyla grup yürüyüşe geçti. “Katiller Halka Hesap Verecek”, “Saraya İnat Barış Hemen Şimdi”, “Faşizme Karşı Omuz Omuza”, “Unutmayacağız” ve “Biji Bratiya Gelan” sloganları atılarak Kuğulu Park’a yüründü. Parkta bildiri metni okundu ve “Ankara Barış Şehitlerini Unutmayın! YBÜ Öğrencileri” yazılı pankart hazırlanarak parka asıldı. Yaşanılan acıları paylaşmak ve birlikte mücadele etme yollarını konuşmak üzere bir forum gerçekleştikten sonra grup dağıldı.
ODTÜ’de boykot
10 Ekim günü Ankara’da düzenlenmesi planlanan “Emek Barış Demokrasi” mitingi öncesinde gerçekleşen katliam sonrasında sendikaların aldığı grev kararı ile birlikte birçok üniversitede olduğu gibi Ortadoğu Teknik Üniversitesi akademisyen ve öğrencileri de 12-13 Ekim’de grev ile eş zamanlı bir boykot çağrısı yaptı. Grev ve boykotun ilk gününde öğrenciler hazırlık binası önünde toplanarak yürüyüşe başladı.
Ankara DTCF’de boykot
Ankara’da yapılan bombalı saldırı ardından sendikaların grev kararıyla eşzamanlı olarak üniversiteler ve liselerde alınan boykot kararı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde boykotun ilk gününün tatil yapılması nedeniyle, bugün yapılan anma ile gerçekleşti. Okul yönetimi pazartesiyi tatil yaparak boykotun önüne geçeceğini düşünmüş olsa da bugün saat 12’de Orta Bahçe’de toplanan öğrenciler ve hocalar “Ders yok Boykot Var”, “İyi Değiliz İyi Olmayın” sloganları atarak sınıfları dolaştıktan sonra tekrar bahçede toplandı. Burada düzenlenen anmadan sonra okulun önüne gelen öğrenciler ve hocalar kapının önünde Eğitim-Sen’in basın açıklamasına katıldı. Ardından Sakarya Meydanı’nda yapılacak anmaya doğru hep birlikte yürüyüşe geçildi, yürüyüş alkışlar ve ıslıklarla gerçekleşti. Sakarya Meydanı’na ise “Ankara’da Düşene Dövüşene Bin Selam”, “Yaşasın Halkların Kardeşliği”, “Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz”, “Katil Devlet Hesap Verecek” sloganları eşliğinde beyaz balonlar gökyüzüne salındı. Ölenlerin isimleri sayıldıktan sonra anma sona erdi.
Siyonizm’in işlediği yeni cinayetler… Filistin halkıyla dayanışma!
Siyonizm’in Filistinlilere karşı saldırılarının 11 gün önce yeniden başlamasının ardından, onlarca Filistinli hayatını kaybetti ve binlercesi yaralandı. İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (UIT-CI) olarak kahramanca direnmeye devam eden Filistin halkıyla acilen dayanışmanın büyütülmesi çağrısında bulunuyoruz.
Ankara katliamı İzmir’de protesto edildi
Ankara’da barış şiarıyla tüm ülkeden gelen canlara karşı düzenlenen saldırı İzmir yerelinde de sendika ve meslek odaları başta olmak üzere tüm emek ve demokrasi kurumlarının çağrısıyla protesto edildi.
Ankara katliamı Alibeyköy Karadolap Mahallesi’nde protesto edildi!
Ankara’da gerçekleşen “Barış, Emek, Demokrasi” mitinginde gerçekleştirilen katliamın siyasi sorumlusu AKP hükümetidir. Şu an itibariyle 95 insan hayatını kaybetmiş olmasına rağmen İçişleri Bakanı herhangi bir güvenlik zaafı olmadığını söyleyebilmektedir. Suruç, Diyarbakır katliamları ve Kürt illerinde iki aydır yaşanan asker-siyasi operasyon ve ablukalar düşünüldüğünde, Ankara’da patlayan bombalarla birlikte ülkenin son derece karanlık bir sürece sürüklendiği görülmektedir. Yaşanan tüm bu katliam ve kaos girişimlerine karşı yerel alanda da sesimizi haykırıyoruz.
Taksim’de katliam protestosu
Taksim’de kitlesel bir katılımla Ankara’da bugün yaşanan katliam protesto edildi.
Saat 18.00’da Tünel’de toplanan kitle İstiklal caddesi üzerinden Galatasaray Meydanı’na kadar yürüyüş gerçekleştirdi. Galatasaray Meydanı’ndaki yaklaşık bir saatlik basın açıklamasının ardından kitle yeniden Tünel’e kadar yürüyüp eylemi sonlandırdı.
Protesto boynunca kitleler AKP ve Erdoğan karşıtı sloganlar atarak, hükümetin istifasını istedi.
Diyarbakır, Suruç, Ankara… Saray’ın ve hükümetin gözetiminde katliamlar sürüyor!
DİSK-KESK-TMMOB-TTB öncülüğünde düzenlenen barış mitingi öncesinde, Ankara Garı’nda patlatılan bombalarla şu ana kadar 86 kişi yaşamını yitirdi, 186 kişinin ise yaralı olduğu ifade ediliyor.
Diyarbakır, Suruç, Ankara… The massacres continue under the government surveillance!
The bomb blasts at the Ankara train station building minutes before the peace rally which was organized by unions DISK-KESK-TMMOB-TTB*, have killed at least 86 people and injured 186, according to officials.
Ankara’da katliam protestosu
10 Ekim’de Ankara’da yapılması planlanan Emek, Demokrasi ve Barış mitingi öncesi düzenlenen bombalı saldırıda yaşamını yitirenler için bugün Ankara Sıhhiye Meydanı’nda bir anma düzenlendi. Anma öncesinde patlama yerine karanfil bırakmak isteyen gruba polis izin vermediği gibi biber gazı ve plastik mermilerle saldırdı. Ufak çaplı yaralanmaların olduğu saldıraya rağmen bir grup karanfil bırakmayı başardı. Ardından trafiği kapatarak yürüyüşe geçen grup Sıhhiye’ye ulaştı.
Saraya ve AKP’ye yeni bir ders vermek için: Oylar HDP’ye!
“Milli irade şampiyonu” Erdoğan ve AKP’nin 7 Haziran genel seçimi ardından ortaya çıkan tabloyu hazmedememesinin sonucu olarak 1 Kasım’da yeniden seçimlere gidiyoruz. Türkiye halkları, boğazına kadar yolsuzluğa, hukuksuzluğa batmış bir siyasal iktidarın her şeye rağmen, her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalma mücadelesiyle karşı karşıya. Erdoğan ve AKP hükümeti, iktidarını sürdürebilmek için anayasal gereklilikleri askıya almak, kendi başlattığı “çözüm süreci”ni buzdolabına koyarak kirli savaş politikalarını hayata geçirmek, bu doğrultuda Kürt illerinde bir tür olağanüstü hal ilan ederek devlet terörü uygulamak, demokratik hak ve özgürlüklere azgınca saldırmak dahil her türlü yöntemi mübah görmektedir.
Eğitim sisteminde kriz derinleşiyor
Türkiye’nin içinde bulunduğu çatışma ve kaos ortamında, işçiler ya savaşta ya iş cinayetlerinde katledilirken, asgarî ücret ve emekli maaşları zamlar karşısında erirken, sokağa çıkma yasakları ve burada saymaya lüzum görmediğimiz, zira hayatımızı doğrudan etkileyen, onlarca anti demokratik uygulama hayata geçirilirken, eğitimde süregelen bir takım değişiklikler ve bunların etkilerinden bahsetmek belki de gündem için hafif kaçacaktır. Fakat eğitim alanına yapılan müdahaleleri incelerken yalnızca değiştirilen her yönetmelikten mağdur olanların sorunlarını değil aynı zamanda değişikliği yapanların kendilerince haklı nedenlerini de dikkate almak gerekir.
Mülteci krizi: Nedenleri, sonuçları ve çözümü
Suriyeliler için neden birkaç metrekareyi geçmeyen botlarla öfkeli dalgaları aşmaya çalışmak, evlerinde oturmaktan daha güvenli? Aylan Kurdi’nin cansız bedeni Bodrum sahillerine vurduğunda herkes bunun trajik bir olay olduğunu kabul etti ancak kimse sorunu bu şekilde ortaya koymadı. Halbuki meselenin trajik olmaktan çok politik bir tarafı var ve asla tartışmaya açılmayan bu taraf yukarıdaki sorunun cevabına işaret ediyor.
Tunus postası
Tunus’ta son bir aydır gündemde yeni bir yasa var: Bin-Ali rejiminin temsilcileri için ekonomik af yasası! Hükümet tarafından Ağustos ayında dile getirilen ancak detayları henüz tam olarak açıklanmayan yasaya karşı ise birçok ilde irili ufaklı protestolar gerçekleşmekte. Protestoların önündeki en büyük engel ise, IŞİD’in ülkedeki saldırıları sonrasında “anti-terör yasası” olarak pazarlanıp uygulamaya sokulan ve yeri geldiğinde her türlü muhalefet hareketini, özellikle de sınıf güçlerini bastırmak için kullanılmasının kimseyi şaşırtmaması gereken olağanüstü hal yasası.
Rejimin savaş politikalarına karşı Kadın Dayanışması: Hemen, şimdi!
Recep Tayyip Erdoğan “çözüm süreci derin dondurucuda” sözleriyle iktidarın alenen inkar ve imha siyasetine döndüğünü beyan etti. Seçimler gitgide yaklaşırken, sokakta AKP Gençlik kolları ve benzerlerince Kürt düşmanı yürüyüşler, eylemlilikler örülmeye başlandı. Cizre’de ve Bismil’de uygulanan savas politikaları yüzünden onlarca çocuk hayatını kaybetti. Sanki bir önceki seçimlerde “Artık anaların gözyaşı dindi. Bu ülkede artık inkar politikaları yoktur.” cümlelerini aynı iktidar söylememiş gibi.
Barajsız seçim, kurucu meclis, demokratik anayasa, işçi-emekçi hükümeti: Siyasal demokrasi için sınıf mücadelesi!
Geçtiğimiz ay gazetemizin aynı başlıklı gündem yazısını şöyle tamamlamıştık: “7 Haziran’da istediği sonucu alamayan Erdoğan’ın Türkiye’yi yeni bir seçime sürüklediği de ortada. Öyleyse çok daha güçlü ve birleşik şekilde sesimizi yükseltelim: Nasıl bir seçim? Barajsız, engelsiz, eşit ve adil bir seçim! Nasıl bir hükümet? Ekonomik ve sosyal güvence ve eşitliği sağlayacak, siyasal demokrasi temin edecek, kalıcı ve onurlu barış diyecek bir işçi-emekçi hükümeti! Nasıl bir meclis? Temel amacı emekten yana demokratik, laik, özgürlükçü, eşitlikçi bir anayasa hazırlamak olan bir kurucu meclis!”
Çar’ın hayaleti Suriye’de
“Şimdi Putin, yine bir dünya savaşından önce, SSCB’nin dağılmasından sonra gerçekten dağılmış olan silah sanayisini, Rus ordusunu ve yeni Rus milliyetçiliğini (…) Kızıl Ordu’nun zaferiyle soslandırarak, Rus halkını tekrar bir araya getirmeyi başarmış gibi gözüküyor. Bu toparlanma açıkçası dünya gezegeninde yaşayan herkes için bir umut…” (İstikrarın Füzeleri, Murat Karadeniz, 17 Eylül 2015, sendika.org)
Kitap tanıtımı: “SSCB’de Komünist Muhalefet – Troçkistler”
“Bugün Dördüncü Enternasyonal’in en güçlü seksiyonu SSCB’dedir.” 1938’deki kuruluşunun ardından Lev Troçki, Dördüncü Enternasyonal üzerine böyle yazıyordu. Troçkizmin tarihi üzerine yazılanlara bakıldığında esas olarak işlenen belli başlı birkaç adet konu bulunabilir: İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransız Troçkizmi, ABD’deki Sosyalist İşçi Partisi, Sri Lanka ayaklanması, Vietnam partisi, Latin Amerika’daki seferberliklere müdahaleler ve Nikaragua devrimi.
AKP: Hayaldi kâbus oldu!
AKP “mucizesi” trajik bir sona doğru hızla ilerliyor. Üstelik peşinden Türkiye’yi de sürükleyerek. Sürekli tekzip edilen kurucu lideri ikbal derdine düştüğünden bu yana, artık bir dil sürçmesiyle karşı karşıya olunmadığı anlaşılmış durumda. Hakiden yeşile geçişin şimdilerde yağmurdan kaçarken doluya tutulma sonucundan ibaret olduğunu tartışan da kalmadı. Demokrasi egemenlerin gardolabı olunca başka sonuç tabii ki olanaklı değildi. Neticede her rejim kendine yakışanı giyer. Gardolap demokrasisi ile ancak bu kadar. 40 derece sıcakta herkese palto giydirmeye yeminli müstakbel başkan adayı karşısında, “biz nerede hata yaptık?” diyen eski şakşakçılar bu pirincin taşını biraz zor ayıklarlar.
Arçelik LG direnişi devam ediyor
Koç Holdinge bağlı Arçelik LG Fabrikası’nda işverenin ve Türk Metal Sendikasının baskılarına karşı sendikal özgürlüklerini kullandıkları gerekçesiyle Temmuz ayında 173 işçi işten çıkarıldı. İşten atılmaya karşı işçiler 3 aydır direnişteler.
Kapitalizmden ve baskı rejiminden kopuş için: Kurucu meclis ve işçi-emekçi hükümeti!
Kirli savaşa ve başkanlık rejimine karşı oylar HDP’ye!
Kapitalizmden ve baskı rejiminden kopuş için: Kurucu meclis ve işçi-emekçi hükümeti!
7 Haziran’da Başkanlık rejimi için gerekli oy çoğunluğunu elde edemeyen Cumhurbaşkanı, koalisyon görüşmelerinde bir türlü anlaşmaya varılamamasını gerekçe göstererek 1 Kasım’da “tekrar seçim” yapılacağını ilan etti. 4 ay ara ile seçim tekrarlamak daha önce Türkiye tarihinde görülmediği gibi, Erdoğan’ın cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ile Türkiye’de rejimin değiştiğini dile getirmesi, Türkiye’de rejimin ne kadar antidemokratik ve kokuşmuş bir öze sahip olduğunu kanıtlıyor.
Şovenizme karşı işçilerin birliği
Suruç katliamından sonra devletin Kürt halkına yönelik baskı ve inkâr politikaları arttı. AKP’nin başını çektiği MHP, BBP gibi ırkçı burjuva partilerin katılımıyla Türkiye’de milliyetçi şoven bir dalga yaratıldı. Bu durum işçi sınıfı içerisinde milliyetçi duyguların kabarmasına neden oldu.
Jeremy Corbyn’in zaferi: Olanaklar ve sınırlar
İngiltere’de İşçi Partisi, Mayıs ayında yapılan seçimlerde büyük bir hezimete uğramış, bu yenilginin ardından Genel Başkan Ed Miliband istifa edince, önderlik boşluğunun doldurulması üzerine tartışmalar gerçekleşmeye başlamıştı. 232 milletvekiline sahip İşçi Partisi içerisinde yönetime muhalif 9 milletvekillik bir “sosyalist” grubun başını çeken Jeremy Corbyn’in önderlik seçimlerinden – hem de oyların %60’ını alıp, parti içi seçimlerin tarihsel rekorunu kırarak – birincilikle çıkması, hem ulusal hem de uluslararası anlamda bir depreme yol açtı.
AKP Petrol-İş yönetiminde
Türkiye’deki en büyük konfederasyon durumunda olan Türk-İş’in petrokimya iş kolundaki sendikası Petrol-İş 5-6 Eylül’de 27. Olağan Genel Kurul’unu gerçekleştirdi. Genel Kurul’dan çıkan en önemli sonuç Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın’ın yerine AKP’ye yakınlığıyla bilinen Ali Ufuk Yaşar’ın seçilmesi oldu. Petrol-İş Sendikası Tüpraş ve Petkim gibi stratejik yerlerde örgütlü bir sendika olmakla kalmayıp Türk-İş içerisinde de en önemli muhalif sendikaların başını çekiyordu.












































