Bülent Arınç’ın, bir süre önce bir TV kanalında, “Kürtçe ana dilde eğitim olmaz, çünkü Kürtçe medeni bir dil değildir” şeklindeki sözü, en hafif deyimiyle bilgisizlik örneğidir. Üstelik Kürtçenin medeniyet dili olup olmadığına kim karar verecek? Bülent Arınç mı?
KCK tutuklamaları sürüyor
13 Şubat günü dokuz KESK yöneticisi ve üyesi kadının tutuklanması ve yazar Mizgin Müjde Arslan ve görüntü yönetmeni Özay Şahin’in gözaltına alınması süreciyle Hükümet, KCK tutuklamalarına Şubat ayında da hız kaybetmeksizin devam etti.
Onların adaleti bize dar geliyor!
Devletin, hukukun sözcüsü olarak görevlendirdiği mahkemeler , “makbul vatandaş” tanımına uymayan herkese ayrım gözetmeksizin adalet dağıtıyor. Gazetelerimiz, internet sitelerimiz, basılmadan el konulan kitaplarımız bu adaletin izini taşıyor. Zihinlerimiz üniversitelerden aralıksız gelen tutuklama ve gözaltı haberleriyle doldu taştı. Şerzan Kurt’u andıkları gerekçesiyle tutuklanan Ege ve Pamukkale Üniversitesi öğrencileri, henüz hangisi olduğu belirtilmeyen bir örgüte üyelikle suçlanan Kocaeli Üniversitesi öğrencileri, parasız eğitim talebinde bulundukları için tutuklanan Ferhat ve Berna, bir eylem sonrasında polisin eylemin tek sanığı olarak tuttuğu, durakta otobüs bekleyen Cihan ve ayrıca “ÖDP, Sosyalist Parti, SDP, TKP, EHP, ESP gibi yasal partilere, Halkevleri, Temel Haklar Derneği, TAYAD, Koordinasyon, İnisiyatifler vb. yasal dernek ve oluşumlara üye veya taraftar”1 olup gözaltına alınan/tutuklanan öğrenciler, bahsi geçen uzun listenin sadece küçük bir kısmını oluşturuyor. İçeride tutulan arkadaşlarımızın cebir hesabını sayılarla yapmak zor; zira bir kısmının serbest bırakıldığı gün diğer bir kısmı tutuklanıyor. Bu kitlesel devir daimde tutuklananlar ve serbest bırakılanların yanı sıra henüz tutuklanmamış olanlara da, yasalar ve YÖK’ün disiplin yönetmelikleriyle pay biçiliyor.
İkiyüzlü kadın politikalarına hayır!
Bir süre önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, kadın örgütleriyle beraber çalışarak “Ailenin” Korunmasına İlişkin Dair Kanunda bazı düzenlemeler yapacaklarını ilan etmişlerdi. Gerçekten de onlarca kadın örgütü, mevcut kanunun eksikliklerine dair ve şiddete karşı gerçekten çözüm olabilecek önerilerini Bakanlık’a göndermişti. Ancak taslağın son halinde Bakanlık tarafından, kadın örgütlerinin önerisiyle kanuna girmesi amaçlanan pek çok husus kaldırıldı. Hatta var olan yasanın bile gerisine düşülerek taslak aleyhimize çevrilmiş durumda, bu da bizlere Bakanlığın gerçek niyetinin kadını korumak olup olmadığını sorgulatıyor.
Maltepe Belediyesi taşeron işçileri direnişte!
12 Haziran seçimlerinin öncesinde, CHP’li belediyeler birer birer taşeronluk sistemine geçerken CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da meydanlardan dalga geçercesine taşeronluk 21. yüzyılın ayıbıdır ve kaldırılmalıdır diye sesleniyordu. Taşeron uygulamasına geçen CHP’li belediyelerden birisi de Maltepe Belediyesi.
Ulusal birlik değil, sınıfın birliği!
Fransız devrimci Marksist grup Enternasyonalist Sosyalist Grup’un (GSI) Ocak 2012’de yayımlanan 116. sayısının editöryalinin kısaltılarak çevrilmiş halidir.
8 Kasım 2011 tarihinde Strasbourg Üniversitesi’nde bir toplantıya katılan Nicholas Sarkozy şöyle konuştu: “Birçok sıkıntıya ve işsizliğe sebep olan bu krizin ülkemiz için bir şans olduğuna inanıyorum. Daha önce asla kabul edilemez gibi görülen önlemler, artık kabul edilir hale gelmiş durumda.”
Suriye ve Irak sürecinde Kürt sorununda yeni eğilim
Suriye’deki devrimci seferberliğin emperyalizm tarafından ne denli kontrol edilebileceği ve ülkenin yapılanmasının ne şekilde değişeceği hala meçhul. Ortadaki çok sayıda ihtimal içerisinde Suriye’nin toprak bütünlüğünün bozulması ve Suriye Kürtlerinin ayrılması ihtimali (şimdilik çok güçlü bir ihtimal olmasa da) gündemde.
Kaynayan kazanın adı PTT
Kaynayan bir kazan halindeki PTT’de kapağı kaldıran direnişteki PTT işçileri olmuştu. Yolsuzlukların ve hak gasplarını son hız devam ettiği PTT’deki son süreci hayatı boyunca emekten yana tavır koymuş HaberSen’li bir işçi dostumuz ile değerlendirdik. Şimdi kendisi ile yaptığımız röportajı yayınlıyoruz.
Avrupa’da genel greve doğru
“Bir ülkede işçiler neden genel greve çıkar?” sorusuna verilebilecek her türlü yanıtta sıralanabilecek gerekçeler bugün belli başlı Avrupa ülkelerinin hemen hepsinde geçerli. Üç yıl önce dünya kapitalizminin derin krizi patlak verdiğinde, bunun geçici, dönemsel bir bunalım değil, sistemin doğasının ürettiği yapısal bir kriz olduğunu ve ayakta kalabilmek için önce üretici güçler (insan, doğa, teknoloji, hatta sermaye) üzerinde büyük bir tahribata yöneleceğini belirtmiştik. İşte bugün bu saldırının ilk sonuçları yaşanmaya başladı.
Hukuk seminerleri devam ediyor
Ocak ayının son pazar günü ikincisini düzenlediğimiz hukuk semineri Alibeyköy’de gerçekleşti. Alibeyköy’deki işçilerin katılımı ve sorulan sorular sendikal örgütlülükle hiç tanışmamış işçilerin haklarını arama konusunda ne kadar yoksun kaldığını gösterdi. Genellikle iş için doğudan göçen işçilerden, evde çalışan kadınlara, hızla yükselen hizmet sektöründeki taşeronlardan beyaz yakalılara kadar her kesimden işçinin katılımı mevcuttu. Hatta aramızda UPS’de yeni örgütlenmiş işçiler de vardı.
Devlet eliyle dindar nesiller yetiştirmek!
Resmi ideolojinin sağlamlaştırılması ve toplumsal muhalefetin denetim altına alınması için dinden alabildiğine yararlanma ve buna paralel olarak devlet kademelerinde, toplumsal yaşantıda yukarıdan aşağıya denetimli bir İslami politika uygulamaları, devlet eliyle dindar nesiller yetiştirme anlayışı yeni bir şey değil. Bu politikalar milli şef İsmet İnönü döneminde köylerde cenaze namazı kıldıracak imamların bulunmadığından yola çıkılarak imam hatip liseleri ve yüksek İslam enstitüleri kurulmasıyla başladı. “Soğuk Savaş” dönemi devletle dini iyice yakınlaştırdı. İç ve dış komünizm tehlikesine karşı bol keseden din sömürüsü yapılarak komünizmle mücadele derneklerinin dindarlarla dolması sağlandı. Kanlı Pazar ve Sivas’ta olduğu gibi devlet resmi güçlerini bir kenarda tutup kalabalıkları solun ve Alevilerin üstüne saldırttı. Dincilik değil ama dindarlık resmi milli kimliğin tamamlayıcı unsuru oldu. Bu devletçi milliyetçi-muhafazakârlık yorumu 70’lerin ikinci yarısında Aydınlar Ocağı milliyetçi-muhafazakâr Türk ve İslam bileşimini Türk-İslam batı sentezi yaklaşımıyla resmi ideolojinin batıcılığına ve Kemalizm’e bağlamaya çalıştı. İslamcı akım 1970’lerin sonuna dek milliyetçi-muhafazakâr çizgiye güç sağladı. Bu dönemin İslamcılığı anti-komünist seferberliğin hizmetinde etnik-dinsel toplulukları yücelten şoven ve ırkçı damarı güçlü bir akım oldu.
İşten atılan Cerrahpaşa taşeron işçileri direnişe geçti
Hükümetin, sağlık alanında uyguladığı politikalar ve gerçekleştirdiği dönüşümler nedeniyle gittikçe sermayeleşen ve kar kapısına dönen sağlık kurumlarında işçi kıyımları artıyor.
Hrant Dink davası kararı: Cinayeti devlet üstlendi!
Hrant Dink davası sonuçlandı. Mahkeme, Yasin Hayal’e “tasarlayarak öldürmeye azmettirmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Erhan Tuncel’e, Dink cinayetinden değil, Yasin Hayal’in Trabzon’da McDonald’s’a koyduğu bombayı imal etmekten 10 yıl 6 ay hapis cezası verdi; sonra hapis cezasını ve tutuklu kaldığı süreyi göz önüne alarak sanığın tahliyesine hükmetti. Tuncel cezaevinden salıverildi.
HES’e karşı tek ses, katliam durdurulsun! – 3
Tabiatı yok etmek bol sıfırlı bir çeki doldurmanın karşılığı mıdır? Hidroelektrik santrallerin(HES) neden olduğu doğa talanını önlemek için gece, gündüz, kar, kış demeden mücadele edenler suçlu mudur? Rejim, doğanın yok olmasına ve yaşam alanlarının bozulmasına karşı mücadele edenleri teröristlikle suçluyor ve HES inşaatlarının başladığı günden bu yana kadar talana karşı mücadele eden 1024 kişiyi mahkemelerde yargılıyor.
Diyarbakır’da JİTEM kemikleri
Tayip Erdoğan bugün (31.01) partisinin genişletilmiş il başkanları ile yaptığı toplantısında, CHP’yi Kürt sorununa dair eleştirmekteydi. Erdoğan: “‘Aman diyeyim Kürt sorununu çözme!’ diyen bir zihniyetle karşı karşıyayız.” diyerek Kürt sorunundaki sözüm ona demokratlığını yine ifade etti.
“Hayaldi, gerçek oldu”: Sağlıkta prim dönemi başlıyor!
2008 yılında eylemler yaparak protesto ettiğimiz SSGSS yasasının sağlıkta dönüşüm programı bu yıl itibariyle tamamlandı. Böylece, bilinmeyen bir gelecekte zuhur edecekmiş gibi sunulan sağlıkta prim ödeme sistemi 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren uygulamaya girdi. O zaman, sol örgütler, sendikalar ‘felaket tellalleri, bedava yaşama heveslileri, yan gelip yatarken emekli olmak isteyenler’ olarak addedilirken, burjuvazi bir hayalini daha gerçekleştirmiş oldu. Zaten iktidarın ustalıkla hazırlanmış sloganı da bu değil miydi?
Roboski Katliamı’nda hangi noktadayız?
Şırnak Uludere’nin Roboski köyünde 28 Aralık 2011’de yaş ortalaması 18 bile olmayan, yani önemli bir kısmının çocuk olduğu 34 sivil, savaş uçakları ile bombalanarak katledilmişti! Sosyal paylaşım siteleri ve yabancı basın katliamın hemen ardından haberi işlerken ulusal basın yine hükümetten izin çıkana kadar katliam ile ilgili kısa bir haber, basit bir alt yazı dahi geçmeyecekti. Bugün, dede mesleği kaçakçılıktan başka çaresi olmayan insanların katledilişinin ikinci ayındayız. Pekiyi, o günden bugüne katliamın soruşturulması ve suçluların cezalandırılması adına neler yapıldı, hangi noktaya gelindi?
İnşaat – Şantiyede iş güvenliği yok
Merhaba, ben bir inşaat firmasında altı yıldır çalışıyorum. Bu mektubumda, şantiyede iş güvenliği ile ilgili yaşadığımız sorunlardan bahsetmek istiyorum. İnşaat sektöründe, iş kazaları çok olur. Çünkü fazla para harcamamak için patronlar bütün kuralları ihlal eder. Örneğin gerekli kıyafetler verilmez, tuvaletler, yemekhaneler temiz değildir. Sabun bile alınmaz çoğu zaman.
Diktatörlüğe karşı mücadele eden Suriye halkı
Tunuslu devrimcilerin girişimiyle hazırlanan aşağıdaki bildiri, Suriye’de zalim Baas diktatörlüğüne karşı mücadele eden ve bugüne kadar binlerce devrim şehidi veren Suriye halkıyla dayanışmak ve Suriye devrimini desteklemek için uluslararası bir kampanyanın ilk adımı olması umuduyla kaleme alınmıştır. İşçi Cephesi olarak Türkiye’deki bütün devrimci güçlere ve işçi örgütlerine Suriye Devrimi’yle dayanışma ve devrimi destekleyen bir kampanya başlatma çağrısında bulunuyoruz (İC).
Sermayeye değil, emekçilere özgürlük
Güvencesiz, örgütsüz, geleceksiz çalışmak yazgımız değil
“Daha önce de gördüğümüz gibi, şimdiye kadar bütün toplum biçimleri ezen ve ezilen sınıflar arasındaki karşıtlıklar üzerine kurulmuştur. Ne var ki, bir sınıfı ezebilmek için bile, o sınıfa hiç değilse köle hayatını sürdürmesini mümkün kılacak belli koşulları sağlamak gerekir. Serflik döneminde serf kendini komün üyeliğine yükseltebilmişti; küçük burjuva, feodal istibdat altında burjuvalaşmayı başarmıştı. Modern emekçi ise, sanayinin ilerlemesiyle durumunu düzelteceği yerde, aksine kendi sınıfının hayat koşullarının gitgide daha altına düşmektedir; sadakaya muhtaç olacak ölçüde yoksullaşmaktadır ve bu yoksullaşma nüfustan da, servetten de daha hızlı gelişmektedir. İşte burjuvazinin kendi varoluş koşullarını topluma zorla, mutlak bir kanun olarak benimsetmesinin artık mümkün olmadığı, toplumun hakim sınıfı olma yeteneğini kaybettiği burada açıkça ortaya çıkıyor. Burjuvazi hüküm sürebilecek halde değildir; çünkü kölesine köleliği içinde dahi yaşama imkanı sağlayamamaktadır; çünkü kölesi onu besleyeceği yerde, o kölesini beslemek zorunda kalacak kadar kölesinin sefalete sürüklenmesinin önünü alamamaktadır. Toplum artık bu burjuvazinin hakimiyeti altında yaşayamaz; bir başka ifadeyle, burjuvazinin varlığı toplumla artık bağdaşmamaktadır.” K.Marx
Van’da normale dönen ne?
23 Ekim ve 9 Kasım 2011’de Van’da yaşanan depremlerin üzerinden üç aya yakın zaman geçmiş olmasına rağmen bölgedeki sorunlar çözülebilmiş değil. Ne barınma, ne sağlık ne de beslenme ile ilgili sorunlara kalıcı bir çözüm bulunmuş değil.
İş güvencesi ve insanca yaşayacak ücret!
AKP,Kasım 2002’de hükümet olduğunda işsiz sayısı 2 milyon 636 bin ve işsizlik oranı da yüzde 11,4 idi. Hükümetin birinci yılı sonunda, 2003 yılı tamamlandığında işsizlik oranı 10,3 ve işsiz sayısı 2 milyon 396 bin olarak gerçekleşti. Aradan on yıl geçti. En son açıklanan rakamlara göre işsiz sayımız 2 milyon 554 bin ve işsizlik oranı da yüzde 9,1 oldu. Hükümetin ilan ettiği Orta Vadeli Program’a göre de önümüzdeki üç yıl boyunca işsizlik oranı yüzde on civarında olacak. Kısaca AKP ile; az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik. On senede gide gide ancak bir arpa boyu yol gittik…
“Türkiye ihracat rekoru kırdı” ya da “istatistiksel jimnastik “
Hemen her gün televizyonlarda ya da hükümet sözcülerinin dilinde Türkiye’nin adeta şahlanmış bir şekilde kırdığı bir dizi rekor sunuluyor.
Ya büyüme ya da ihracatta rekorlar birbiri ardına kırılıyor. Kimsenin aklına “ya madem bu kadar rekorla ilerliyoruz, her şey iyi güzel de, neden bizim gelirlere, hayat standartlarımıza yansımıyor bu durum?” sorusunun gelmeyeceğini düşünüyor olmalılar. Nitekim her geçen gün daha fazla çalışmasına rağmen, hem borcu hem de ücretlerinin değişim değeri yıllar içinde eriyen insanların da sayısı artıyor. İşsizlik oranları son 30 yılın en yüksek düzeyinde seyrediyor.
Cezaevleri doldu, taştı!
Türkiye adeta cezaevine döndü. Cezaevleri tutuklu ve hükümlülerle dolu. Adeta tuttuklarını cezaevine atıyorlar. Cezaevlerinde kapasitesinin çok üstünde tutuklu ve hükümlü var. Bir örnek vermek gerekirse; Gaziantep cezaevinin kapasitesi 450 iken cezaevinde yatan tutuklu ve hükümlü sayısı 1650, yani kapasitesinin neredeyse dört katı. Aralık 2011 verilerine göre yaklaşık yedi bini siyasi olmak üzere 128 bin kişi cezaevlerinde bulunuyor. Mevcut kapasite ise yaklaşık 117 bin kişi. Halihazırda farklı tip ve özelliklerde tam 370 adet cezaevi mevcut. Hükümet bu yıl 20 adet daha cezaevi yapmayı planlıyor. Bir yandan KCK operasyonları da hız kesmeden devam ediyor. Yargılamalar da uzayıp gidiyor. Tutukluluk sürelerinin uzunluğu nedeniyle cezaevlerinde tutuklu sayısı hükümlü sayısını aşıyor. Tutukluluk infaza dönmüş durumda.
JİTEM, Ergenekon ve İnternet Andıcı
Önce Ahmet Şık ve Nedim Şener, Oda TV Davası kapsamında tutuklandı. Ardından Hrant Dink davası “örgüt yok, cinayet bireysel” kararı verilerek sonuçlandı. Böylece bu davalarla doğrudan bağlı olan Ergenekon davası üzerindeki kara bulutlar daha da yoğunlaşmış oldu. Bu çerçevede Ergenekon davasına bakışta üç farklı görüş olduğu söylenebilir: 1) Ergenekon davası fasa fisodur. Gelişmeler bunu doğrulamaktadır. 2) Dava başlangıç olarak doğrudur ama sulandırılmaya çalışılmaktadır. 3) Davaya konu olan her şey başından sonuna kadar doğrudur…
ABD’nin Irak işgali ardından kalanlar…
ABD, askerlerini Irak’tan tamamen çekti. ABDnin Iraktaki işgali tam 9 yıl sürdü.
Peki, neydi işgalin bahanesi?
Kitle imha silahları yani nükleer silahlar!
Türk-İş Genel Kurulu üzerine
İşçi sınıfının 2012 kaderinin bir etkileyeni, 2011’in son ayında, Türkiye’nin en büyük konfederasyonu olan Türk-İş’in genel kurulu ile belirlenmiş oldu. Türk-İş genel kurulu, mevcut bürokrasinin ve ona karşı gelen Sendikal Güç Birliği Platformu’nun adaylığı ile Aralık ayında gerçekleşti. Pek çok gözlemcinin bugüne değin yaşanan en heyecansız Türk-İş kongresi olarak nitelediği kongre, mevcut bürokrasinin seçimleri 223 oyla kazanışı ile sonuçlandı. Sendikal Güç Birliği ise 127 oy alabilmişti.
Nahuel Moreno’suz 25 yıl!
“Şunu kafamıza iyi yerleştirmeliyiz ki, bizim politikamızın temel hedefi proletaryayı, kendi kaderini tayin etmek, demokratik olmak ve emekçi kitlelerin başında bir devrimle iktidarı almak zorunda olduğuna ikna etmektir”
Dördüncü Enternasyonal’in (DE) İkinci Dünya Savaşı sonrası başlıca liderlerinden, Arjantinli devrimci Nahuel Moreno’yu (24 Nisan 1924 – 25 Ocak 1987) vakitsizce kaybedişimizin üzerinden 25 yıl geçti.
Lucha Internacionalista 8. Konferansı’nı gerçekleştirdi
İşçi Cephesi ile beraber, Uluslararası Birlik Komitesi’nin bir diğer bileşeni olan İspanyol Lucha Internacionalista (LI) partisi 8. Konferansı’nı 17-18 Aralık tarihlerinde Barselona’da başarıyla gerçekleştirdi.
Direne direne kazandılar: UPS’de toplu sözleşme imzalandı!
Bundan 11 ay önce UPS işçileri sendikalı olarak işlerini geri aldıklarında, direniş kazanıldı şimdi sıra toplu sözleşmede demiştik! Şimdilerde 07.01.2012 de ise toplu sözleşme imzalandı.
Metal
Merhaba Arkadaşlar,
Ben metal sektöründe çalışan bir işçiyim. Geçirmiş olduğum iş kazasını ve sonrasını paylaşmak istiyorum sizinle.
İş yerinde aracımıza malları yüklemiştik. Müdür, akşam bizi arayarak beklediğini söyledi ve yanına gittik. Normalde tırdaki mallara biz karışmıyoruz, bunun için özel araçlar var. O gün iş alanımı bırakıp, arkadaşlarımla müdürün çağırdığı yere gitmek zorunda kaldım. Müdür, malları bizim yükleyeceğimizi söyledi.
Tekstil
Merhaba Arkadaşlar,
Tekstil sektöründe çalışıyorum. Bazı günler sabahlıyoruz ve bu mesailer 36 saati buluyor. Haftanın 7 günü ve günde 14 saat çalışıyoruz. 18 yaşındaki bir arkadaşımız geçen hafta 115 saat çalışmıştı mesela. Vücudumuzda rahatsızlıklar oluşmaya başladı! Dün sabahlamak zorunda olduğumuz bu fazla mesailerden rahatsızlığını bireysel olarak patrona ileten bir arkadaşımızı patron işten attı!
On binlerce insan: Faşizme inat kardeşimsin Hrant dedi!
Bugün 19 Ocak..Hrant’ın öldürülmesinin üstünden 5 yıl geçti. On binlerce insan Hrant’ın öldürüldüğü yerde buluştu. Mahkemenin aldığı kararı da eleştirdi. Mahkeme açık delillere rağmen “örgüt yok” dedi.
Can Dündar’ın deyişiyle : “Aynı bildiriye imza atanlardan, başına poşu takanlardan, bir köşede laflayanlardan, evinde kitap yazanlardan kanlı canlı örgütler icat eden yargı, bunca ipucunun “Herşeyi birlikte tezgahlayıp yapmışlar”a kanıt oluşturduğu Dink davasında örgüt bulamadı, öyle mi? Zekamıza hakaret!”
Erkek şiddeti = Devlet şiddeti
Hayatımızın her karesine işlemiş, her gün farklı farklı türlerine maruz kaldığımız ‘şiddet’ kavramı, son zamanlarda karşımıza en çok ‘kadına karşı uygulanan erkek şiddeti’ şeklinde çıkmaya başladı. Türkiye bu şiddet türünü artık tanıyor ve sorguluyor.
Çocuk işçilere dinlenmek yasak!
Sevgili İşçi Cephesi okurları, işyerinden mektuplar sayfasına daha önce de mektuplar yazmıştım. Bir tekstil atölyesinde çalışıyorum. Çalıştığım işyeri yoğun sömürüye açık. İşyerinde çocuk işçiler de çalıştırılıyor. Yaşları 13-17 arası üç çocuk çıraklık yapıyor Aslında pek çıraklık da denmez. Ortadaki her işe yetişmeye çalışıyorlar. Bayram öncesi gece saat 11,12 lere kadar çalışıyorlardı. Şimdi işler çok yoğun değil ama onlar için pek fark etmiyor. Herkes paydos etse de onlar patron gidin diyene kadar çalışmak zorunda kalıyor. Bu yetmez gibi mesai ücreti de yok. Aslında makine bölümüne iki işçi bakması lazım ama bir işçi bakıyor. Öğle yemeklerinde herkes dinlenirken o çalışmaya devam ediyor.
Geçen gün sordum, yemek molasında neden çalışıyorsun diye, ne yapayım abi, yetişemiyorum, iş birikiyor, diye cevap verdi. Kendini suçluyor. Yavaş çalıştığını düşünüyor ama daha önce onun yaptığı işi iki kişiye yaptırıyorlardı yani aslında yavaş çalışmıyor. İş yükü fazlaydı. Ayaklarımın altı ağrıyor, ayakta duracak halim yok deyince ben de kendine haksızlık yapma, otur dinlen, dedim ama laf işitirim korkusuyla çalışmaya devam etti.
Birde öyle durumlar oluyor ki kendilerini yetersiz görüp suçluluk duyuyorlar, çünkü patron öyle bir baskı yapıyor ki çocuklara aslında işe yaramıyorsunuz ama sokaklarda gezmeyin diye çalıştırıyorum havası veriyor. Tabii ki öyle değil gerçekten çok çalışıyor ve çok eziliyorlar. Bir şey söylediğimde ise sanki yorulan ezilen onlar değilmiş gibi patronu savunma durumuna geçiyorlar. Sanırım ezile ezile anlayacaklar patronun onları hayrına çalıştırmadığını…
Türkiye iyiye mi, kötüye mi gidiyor?
İçinde bulunduğumuz süreci nasıl değerlendirmeliyiz? Türkiye iyiye mi, yoksa kötüye mi gitmekte? Karar neye ve kime göre verilecek? Ölçüt ne olacak?
İşçi Cephesi Hukuk Seminerleri Dizisi – 2
Eğitimin genel başlıkları:
– İş ilişkisinin kurulması esnasında sözleşme yapılırken dikkat edilecek hususlar
– İş ilişkisinin kurulması ile sahip olunan haklar
– İş güvencesi
– Alt işveren ilişkileri (Taşeronluk) ve Yaşanan sıkıntılar
– Güvencesiz çalışmaya rağmen sahip olunan haklar
– İşyerinde baskı ve denetim mekanizmaları ve bunlarla mücadele
– Ücret kesme, ücret azaltma
– Çalışma koşulu değişikliği, işyerinin değiştirilmesi, çalışma koşullarının ağırlaşması ve sahip olunan haklar
– Performans değerlendirmesine dayanan baskılar ve mücadele
– Yıldırma politikaları ve mobbingin hukuksal niteliği ve sahip olunan haklar
– Kıdem, ihbar tazminatları, yıllık izin, ücretsiz izin gibi konularda haklara ilişkin bilgilendirmeler
– İş sağlığı ve güvenliği hukukuna ilişkin bilgilendirmeler
Tarih: 22 Ocak 2012
Saat: 13:00
Yer: Erzurum Hınıs Tanır Köyü Kültürel Yardımlaşma Ve Dayanışma Derneği (Karadolap Mh. Çıkrık Sk. No: 27 Alibeyköy/İstanbul )
Biz halka açılıyoruz…
Merhaba arkadaşlar, ben bilişim sektöründe “beyaz yakalı” olarak tabir edilen, aslında son derece güvencesiz, çalışma saatlerinin esnek olduğu, vardiyalı bir işte çalışmaktayım. Teknik destek olarak adlandırılan bölümde çalışan aynı zamanda okuyan bir öğrenciyim. Üniversite ile beraber çalışmak zorunda olduğumdan yaklaşık 4,5 yıldır aynı işi yapıyorum. Oysa ne vaatlerle işe almışlardı… Yok efendim genel müdür yardımcısı da bu bölümden gelmeymiş de, bu bölüm bir nevi okulmuş da, buradan yetişip üst seviye bölüme geçiyormuşsun da, kariyer yapmak istiyorsan burası tam sana göreymiş de… Eğer öyleyse çift diploma sahibi oldum herhalde…
Adalet? Paran varsa!
Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), geçtiğimiz 1 Ekim’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Bu kanunla birlikte Hukuk, Aile, Ticaret, Kadastro, Tüketici, Fikri ve Sınaî Haklar mahkemelerinde açılacak ve görülecek davalarla ilgili giderler de “Gider Avansı” başlığı altında düzenlendi.
Direne direne kazandılar; UPS’de toplu sözleşme imzalandı!
Bundan 11 ay önce UPS işçileri sendikalı olarak işlerini geri aldıklarında, direniş kazanıldı şimdi sıra toplu sözleşmede demiştik! https://www.gazetenisan.net/sinif-mucadelesi/emek-guncesi/1204-ve-ups-iscisi-kazandi-sira-toplu-is-sozlesmesinde
Şimdilerde 07.01.2012’de ise toplu sözleşme imzalandı. Bu sadece Türkiye çapında binlerce işçinin sendikal kazanımı değil, sistemin krizi altında iyice ezilen Türkiye işçi sınıfının da kazanımıdır.
Zam sonrasında asgari ücretli geçen yıldan daha fakir!
Aralık 2011 zammı ile net asgari ücret 658,95 TL’den 701,13 TL’ye çıkmış oldu. Temmuz 2012’de ise 739,79 TL’ye ulaşacak.
Yeter mi? Hayır! TÜFE (Tüketici Fiyatları Endeksi)’deki geçen yılki değişim yüzde 10.45 olarak açıklandı. Yani asgari ücretlinin Ocak ayında aldığı maaşın değerinde, hayat pahalılığı karşısında 65 TL’lik bir düşüş söz konusu oldu. Sonuç olarak yapılan 42,17 TL’lik zam, asgari ücretlinin geçen yıl fiyat artışı karşısında kaybettiği payı dahi karşılayamıyor! Alınan zam fiyat artışları karşısında çoktan erimiş durumda. Dahası 2012 yılında gelecek zamlara karşı da hiçbir koruma söz konusu değil.
Bir Devrimi Tanıyabilmek
1989-91 döneminde “Soğuk Savaş” namıyla da maruf bloklar sisteminin yıkılmasına neden olan Doğu Avrupa’daki kitlesel halk hareketlerinden bu yana sosyalistler pek alışık olmadıkları bir durumla yüz yüzeler. Durum, bir yönüyle esas olarak SSCB’nin, bir dış güç eliyle değil de, ülkeye 1920’li yıllardan başlayarak hâkim olan Stalinci bürokrasinin “iç dönüşümü” yoluyla çözülüp tasfiye edilmesinin ardından ortaya çıktı. Yeni dönemin en tipik özelliği, ideolojik olarak “küreselleşme” adıyla anılan ve mali sermayenin ileri derecede uluslararasılaştığı bir dönemde, ulusal kurtuluş hareketlerinin, bağımsızlık savaşlarının veya yıllanmış diktatörlüklere karşı demokratik hak ve özgürlük mücadelelerinin “uluslararası toplumla”, yani emperyalizm ve özellikle de ABD ile gönüllü veya mecburi, epeyce samimi ilişkiler içinde olması. Böyle bir dünyada, öyle doğrudan “Amerikan uşağı” olmasalar bile kitlelerin ve önderliklerinin, savaştıkları gücün baskı ve direnci oranında “gözü dışarıda” olması, “dış dünyadan” medet umması adeta kaçınılmaz bir durum.
Suriye’de mücadele derinleşiyor, Rejim can çekişiyor
Suriye halkının Baas diktatörlüğüne karşı kahramanca mücadelesi ve rejimin devrimi kanla bastırma çabası, durmaksızın sürüyor. Her gün ölüm haberlerinin geldiği ve son dönemde bu sayının giderek tırmandığı ülkede, Mart ayından bu yana hayatını kaybedenlerin sayısının 5 bini aştığı tahmin ediliyor. Rejimin bütün bastırma girişimlerine karşın, mücadele yeni biçimlere bürünerek yaygınlaşıyor; devrim rejimi yıkma noktasına ulaşamamış olsa da, diktatörlüğün temellerini her geçen gün biraz daha zayıflatıyor.
Üç çocuk ısrarı
Kutsal analık halesi başımızda bir taç misali. Yaşamanın her geçen gün güçleştiği bu ülkede, ‘kendin doğur, kendin bak’ türünden bir üç çocuk söylemi basit bir nüfus politikası olmanın da ötesinde bir anlam ifade ediyor. Başbakan katıldığı düğünlerde yeni çiftlere bilhassa da ‘dişi kuş’lara ‘üç çocuk diyorum’ talimatını verirken, bir yandan da Aile Bakanı Fatma Şahin bu talimatı bilimsel verilerle meşrulaştırma çabasında. Bir kadın bakan düşünün ki, meclisteki bütçe görüşmelerinde elindeki tabloyla bizlere mühendis olduğunu da hatırlatarak -bilimselliğinin göstergesi (!)- “Bu eğri açılıyor, bu eğriyi hane başına kaç çocukla düzeltebiliriz, 65 yaş üstü kişiler yüzde 7 artıyor” demesini nasıl izah edebiliriz? Bunca telaşını, son yirmi yılda genç nüfusun azalması, milletinin yaşlanmasıyla açıklayan; bunun, “muhafazakâr bir erkek anlayışı değil, bilimsel bir politikayı” yansıttığını bizleri ikna etmeye çabalayan bir kadın bakan. Bu kez de vatan için kuluçkaya yatmamız, bedenlerimizi bir makine gibi üç çocuğa programlayarak seferber olmamız bekleniyor: Doğurmak, doğurmak ve doğurmak için.
KESK’in g(ö)revi!
21 Aralık 2011 günü Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve Türk Tabipler Birliği (TBB) öncülüğünde emekçiler, ülke genelinde, son aylarda çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) sağlık sisteminin sermayenin kâr kapısı haline getirilmesine, kamu emekçilerinin her geçen gün güvencesiz çalışmasının yaygınlaştırılmasına karşı bir günlüğüne greve ya da KESK’in tabiriyle “uyarı” grevine çıktı.
“Marx neden haklıydı?”
Dünya ekonomik krizi derinleşerek devam ediyor. Kapitalizm eğer bir ürün olsaydı çoktan raflardan kalkmış, onu üreten fabrika kapanmış olurdu. Kapitalizm eğer bir kişi olsaydı ne arkadaşı olur, ne de herhangi bir işte dikiş tutturabilirdi. Çünkü bunca başarısızlığı, bu kadar karşılıksız bir kibir ve züppeliği kimse kabul etmezdi.
Krizden değil, mücadele etmemekten korkalım!
2011 yılı kötü geçti!
Ekmeğimiz küçüldü.
Özgürlüklerimiz azaldı.
Barış bu yıl da gelmedi.
Demokrasi mi? Bir adım ileri, iki adım geri…
Çalışmak bir haktır! 2012’de birleşik mücadeleye!
Her yılın ilk ayı, sınıf mücadelesini değerlendirmek için oldukça manidar bir aydır. Ocak ayı içerisinde geçmiş dönemin bir bilançosunu çıkarmak kolaydır. Çünkü patronların yeni yıl için sundukları plana bir programla karşı koymayı kolaylaştıracak verilerin arttığı, hafızamızın da tazelendiği bir dönemdir.
Faşizmin Sarmalı Türkçülük İslamcılık
Faşizm ırk, kan, lider gibi değerlerle tanımlanmış bir cemaat mensubu olmayı gerektiren aidiyet hissinin şiddetli bir dirilişidir. Buradaki sorun faşist ruh halinin neden toplumun alt orta sınıflarının bir kesiminde şiddetli bir biçimde doğması, bu kesimleri faşist hareketin saflarına çeken nedenlerin ne olduğudur.






























