Yeni bir yıla Uludere’de “terörist” sanılarak insansız hava uçaklarıyla 35 insanın katledilmesi haberiyle girdik. Orada öldürülenlerin çoğunun yaşları 14-18 arası değişen, harçlığını çıkarmak için çalışan lise öğrencileri olduğunu çok geçmeden öğrendik. Böylelikle, hükümetin muhalif veya Kürt diye yüzlerce öğrenciye dair “terörist” ya da “örgüt üyesi” oldukları gerekçesiyle bazen bir poşuyu, bazense bir ders notunu delil göstererek uyguladığı tutuklama terörü bir katliamla da taçlanmış oldu.
Filistin değil Şırnak, Hama değil Uludere!
Heronların aldığı istihbaratın değerlendirilmesi ile Uludere’de neredeyse nokta atışları ile 35 insan öldürüldü.
Uludere’de 35 insanın F16’larla bombalanarak öldürülmesi tarihte yaşanan diğer katliamlar gibi yerini alacaktır.
Savunmaya Özgürlük Platformu’na destek deklarasyonu
Egemenlik yetkilerini tek elde toplama arzusu iyice ortaya çıkmış olan iktidar, bilindiği gibi 38 meslektaşımızı hiçbir hukuki temele oturtulamaz sudan sebeplerle ve gerekçesiz olarak esir almıştır. Burada bahsi geçen “esir” kavramı bir dil sürçmesi değildir ve durumu tam olarak ifade ettiği için bilinçli kullanılmıştır. İktidarın, erki ele aldığı ilk günden bu güne artan bir şiddette, toplumsal muhalefeti sindirme amacındadır. Bu açıkça görülmektedir ve iktidarın bu noktada başvurduğu en güçlü silah yargı erkidir.
KESK ve TTB alanlardaydı
Türk Tabipler Birliği ve Kamu Emekçiler Sendikası öncülüğünde, sağlık sisteminin şirketleşmesine, güvencesiz çalıştırmaya karşı ve kamuda toplu sözleşme hakkının elde edilmesi için tüm Türkiye’de iş bırakan kamu emekçileri alanlardaydı.
Boğaziçi Üniversitesi’nde Starbucks işgali
Sponsorlu eğitim programları, kariyer günleri, sertifikalı dersler ve özelleşmiş kantinlerle sermayenin üniversiteyi işgaline karşı kendi kamusal alanlarını savunmak üzerine karşı-işgale geçen Boğaziçi Üniversiteli bir okurumuzun sürece dair mektubunu yayınlıyoruz.
Boğaziçili öğrencilerle işgali konuştuk
İki ay önce Boğaziçi Üniversitesi’nde eski ‘Çarşı Kantin’in yerine açılan Starbucks, beş haftadır devam eden protestoların sonuç vermemesi üzerine geçen salı (6 Aralık) günü öğrenciler tarafından işgal edildi. Starbucks’ın bulunduğu Çarşı Kantin, Güney Kampüs’ün elde kalan son makul fiyatlı kantiniydi. Yazın başlatılan inşaatın ardından kantin kapatıldı ve yerine Starbucks açıldı. Bunun ardından toplantı yapmaya başlayan öğrenciler, Starbucks’ı işgal etmeye karar verdi. İşgal hakkında Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) öğrencilerinden Uğur Çalışkan ve Merve Şen ile süreç hakkında konuştuk.
Tutuklu öğrenciler için Taksim’de eylem
Tutuklu öğrencilerle dayanışma inisiyatifi tarafından, üniversite öğretim üyeleri derneği ve Eğitim-Sen’in de destek verdiği, hukuksuz tutuklanan öğrenciler için bugün (06.12.2011) Taksim’de bir eylem düzenlendi.
Economical and political crisis in Europe
In the dictatorship of the “markets”…
In these ultimate weeks we have witnessed two important aspects of the current global economic crisis: Primarily, the crisis of the capitalism is so profound and structural that there is no “technical” solution (namely economical or financial) in the framework itself and the solution has to be political: The bourgeoisie will manage to destroy all the remains of the conquests of the working class or the working class and all those who suffer from capitalist exploitation will unite and abolish capitalism. Secondly following our first statement, the bourgeoise power started to move away from “formal” democracy and it has started aligning itself with Bonapartism. The humiliating dismissal of the two prime ministers Yorgo Papandreu and Silvio Berlusconi and their replacement with the “technocrat” governments is the latest proof of the two tendencies we have explaind above.
Avrupa’da ekonomik ve politik kriz
“Piyasaların” dayatmasının emrinde…
Son haftalar boyunca bir kez daha mevcut dünya ekonomik krizinin iki önemli görüntüsüne şahit olduk; İlk olarak kapitalizmin krizi o denli yapısal ve derin ki mevcut çerçeve içinde teknik düzeyde – salt ekonomik ve finansal tedbirler- çözüm bulunması olanak dışı. Ya işçi sınıfının elinde kazanım namına ne kaldıysa burjuvazi tarafından tarumar edilecek, ya da işçi sınıfı kapitalist sömürüden acı çeken tüm kesimlerle birlikte kapitalizme son verecek. Çözüm bu anlamda son derece politik bir düzleme sıçramış durumda. Kriz sürecinin kazanmış olduğu ikinci görüntü ise, ilkini tamamlamakta, zira burjuva iktidarı her geçen gün “biçimsel” demokrasiden uzaklaşarak Bonapartist eğilimler kazanıyor.
Dünyaya meydan okuyoruz: 35.117’de 12.897!
Bugüne değin dünyadaki bor rezervinin yüzde 67’sine sahip olmakla övünen Türkiye, bir rekoru daha elinde tutuyor. Tüm dünyada terörist olmakla suçlanan kişi sayısı 35.117 iken, dünya nüfüsunun yüzde 1,1’ine denk düşen Türkiye tüm bu sayının 12.897’ine, yani yüzde 37’sine tek başına sahip.
Kapitalizmin sınırları belirginleşiyor!
Peki ya AKP’nin?
Son 40 yıldır katı olan ne varsa çözülmeye başladı. Ekonomik ve jeopolitik durumda radikal çalkantıların yaşandığı bu dönemde hâkimiyetlerini ezeli görenler için gelecek günler endişeyi beraberinde getiriyor.
Sorunlar gittikçe aynılaşır ve yaygınlaşırken, işçi ve emekçi kitleler koşullarının daha fazla sürdürülemez olduğunun, burjuvazi ise artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının farkında; çünkü yalanlanan, üstü kapatılan, ötelenen gerçek artık gün gibi açık: Kapitalizmin en ciddi krizlerinden biriyle karşı karşıyayız, sistem yapısal bir kriz içinde.
Yeterince bedel ödenmedi mi?
Hükümetin bedelli adımının ardından, hem zorunlu askerlik hem de bedellinin getirdiği eşitsiz durum çokça tartışılır oldu.
Anayasanın 72. maddesine göre: “Vatan hizmeti, her Türkün hakkı ve ödevidir. Bu hizmetin Silahlı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir.” denmektedir. Yani “Her Türk asker doğar” tanımlamasının temeli anayasa içerisinde böyle esnek, ancak kaçarı olmayan bir biçimde, hem de “hak” denerek ifadesini bulmaktadır.
Karanlık çökerken
Yayın hayatına yeni başlayan H2O yayınevi, toplumsal hareketler ve siyaset dizisinin ilk kitabı olan Karanlık Çökerken – Bürokrasinin Yükselişi Bolşevizm’in Yenilgisi‘ni Kasım ayı içerisinde bastı. Halil Çelik’in derlediği kitap, 1917 Ekim Devrimi’nin ardından tarihte kurulan ilk işçi devletinin bürokratikleşmesine ve çürümesine karşı Bolşeviklerin verdiği mücadeleyi belgelerinden, mektuplarından ve konuşmalarından yola çıkarak aktarmakta.
Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu: Koşulsuz atama, kadrolu-güvenceli iş
300 bin öğretmenin atama beklediği bir ülkede 11 bin atama yapılıyor, öğretmen ihtiyacı ücretli öğretmenlik ile giderilmeye çalışılıyor, öğretmenler neyi test ettiği belli olmayan KPSS denen bir sınava tabi tutuluyor, Milli Eğitim Bakanı Dinçer kabiliyetlerine göre özel sektörde iş bulsunlar diyor ve sonuç: Eğitimde verimin düşmesi, her geçen gün sayıları artan işsiz öğretmen ordusu ve 27 intihar!
Dünya öğrenci hareketleri: Deneyimler ve talepler
Kuzey Afrika, Latin Amerika, Ortadoğu ve Avrupa coğrafyalarında, derinleşen dünya ekonomik krizinin yol açtığı toplumsal çöküntüye karşı kitle seferberlikleri hız kazanırken, bu seferberlikler içerisinde öğrenci-gençlik hareketinin konumu da oldukça kritik bir yere oturuyor. Öğrenci-gençlik hareketini bu seferberlikler içerisinde yer almaya ya da bizzat kitlelere öncülük etmeye iten, birbirinden ayrı olarak düşünülemeyecek, birbirine sıkı sıkıya bağlı iki temel faktör öne çıkmakta.
Cihan Kırmızıgül davası sürüyor
Gazetemizin önceki sayılarına bakanlar, Cihan Kırmızıgül hakkında yaptığımız haberleri hatırlayacaklardır. Şimdiye kadar, 500 öğrencinin tutukluluğu altında Cihan olayı özelinden, Yargı sürecinin tutukluğunu teşhir etmeye, davalara katılım çağrısı yapmaya ve bu sürecin sona erip Cihan’ın kaybettiklerinin tazmin edilmesini talep etmeye önem verdik.
Türk geçmişiyle yüzleşebilecek mi?
Uzun süredir devlet katında adeta “sürekli kriz” yaşandığından ve son on yılda bu krizin ideolojik içeriği laik/şeriatçı odaklar arasındaki iktidar mücadelesi şeklinde görüldüğü için, içinde yaşanılan krizin nasıl bir boyut ve derinlik kazandığı görülmemiş olunabilir. Özellikle şu son aylar içinde ülke gündeminin başköşesine oturan gelişmeler tarafları, nasıl tarif edilirse edilsin yönetim, egemenlik aygıtları düzeyinde cereyan eden iktidar mücadelesi düzeyini aşmış, Türkiye toplumunun zaten var olan fay hatlarını tetikleyen bir deprem dalgasına dönüşmüştür. Resmi kabullerle, tabularla, ön kabullerle örülmüş egemen ideoloji dünyası toptan ve çok yönlü darbelerle çökecekmişçesine sarsılır hale gelmiştir. Bu yıkım ve çöküş hali şüphesiz en açık ve çarpıcı yönleriyle resmi ideoloji cephesinde ve onun kurumlarında yaşanıyor.
Van depremi ve yine bir rantsal dönüşüm hikayesi
23 Ekim 2011’de Van’da yaşanan depremle 600’ün üzerinde insan hayatını kaybetti. Yaklaşık 20 yıldır yerel yönetimde, 9 yılı aşkın bir süredir de merkezi iktidarda bulunan ve bu süreç boyunca da depremden korunmaya yönelik hiçbir adım atmamış olan başbakan Recep Tayyip Erdoğan deprem sonrası “Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızla bir çalışma içine gireceğiz ve şehirlerimizde kaçak yapı, gecekondu konusunda gerekirse yetkiyi bakanlığımıza alacağız, bu tür binaları değiştirmeyen, yıkmayanların binasını gerekirse biz yıkacağız.” diye bir açıklamada bulundu. Krizleri “teğet geçirten” başbakan şimdi de deprem krizini fırsata dönüştürmeye çalışıyor ve kentsel dönüşüm projesiyle yeniden karşımıza çıkıyor.
Alibeyköy’de kıdem tazminatı etkinliği
İşçi Cephesi gazetesi okurları 13 Kasım Pazar günü neoliberal saldırıların devamı niteliğinde olan, kıdem tazminatı hakkımızın alınması ve yerine getirelecek olan fon ile ilgili tartışmak üzere Alibeyköy’de bir araya geldiler. Etkinliğin ilk kısmında kıdem tazminatının ne olduğu, Türkiye işçi sınıfının hangi mücadeleleri sonucu şimdiki haline geldiği ve bizim için ne anlam ifade ettiği tartışılırken, ikinci kısımda ise fonun bize ne getireceği ve patronlar ile hükümetin bu fonu nasıl pazarladıkları konuşuldu.
Rejimle hesaplaşmadan Dersim Katliamı’nın yarası kapanır mı?
Ve 73 yıldır resmi olarak kabul edilmeyen bu kıyım, hükümetle CHP asında bir polemiğin sonucunda tüm ülkede konuşulur hale geldi. CHP Tunceli milletvekilinin Dersim çıkışı AKP için bir iç siyaset malzemesine dönüştü. Dersim Katliamı’nın arşivlerini açmaktan bahseden Başbakan Erdoğan, gerekirse devlet adına özür bile dileyebileceğini söyleyerek CHP’yi köşeye sıkıştırırken, CHP, tarihiyle yüzleşmekten bir kez daha geri durdu ve iç krizlerine bir yenisini ekledi. Hükümet, bu gündemle muhalefeti sindirirken, Van depremindeki yetersizliğini de kapatmış oldu.
HES’e karşı tek ses, katliam durdurulsun! – 2
Geçtiğimiz günlerde burjuva haber ajansları Trabzon, Solaklı’daki HES inşaatına karşı olan direnişi terör eylemi olarak yansıttı. Ama direnenlerin ne istediğini, doğanın nasıl tahrip edildiğini ya da HES’leri sermayeye peşkeş çeken hükümetten, ya da HES kapasitelerinin %70 daha arttırılması için yapılan gizli çalışmalardan bahsetmediler. HES’lerle ilgili önceki yazılarımızda, HES’lerin nerelere kurulmak istendiğini, göz göre göre ölümüne çalıştırılan emekçilerden ve inşaatların durdurulması için verilen mücadeleden bahsetmiştik.
Bir hurafe: Liberal kapitalizm eşittir demokrasi
“Liberal kapitalizm eşittir demokrasi” hurafesi, kriz gerçeği karşısında bir kez daha alenen iflas ediyor. Bugün İtalya ve Yunanistan’da yaşananlar, kapitalizmin krizinin sadece ekonomik değil, aynı zamanda ve kaçınılmaz olarak toplumsal ve siyasi bir kriz olduğunu da kanıtlıyor. İflas eden, küreselleşme ideolojisinin yaydığı neoliberal hayallerin yanı sıra burjuva demokrasisinin kendisidir.
Yunanistan için; Ne yapmalı?
IMF ve AB’nin, özel bankalara Yunan devlet tahvillerinden yüzde 50 zararı kabul ettirmesiyle birlikte hazırlanan, içinde Yunanistan’a yardım paketi barındıran anlaşmayı Papandreu, kasım başında sürpriz bir kararla referanduma götüreceğini açıklayarak başta Avrupa emperyalizmi olmak üzere tüm Yunan burjuvazisini karşısına aldı. Emperyalizmin Papandreu’yu gözden çıkarmasıyla birlikte, kendi partisinden de muhaliflerin belirmesiyle istifa eden Papandreu’nun ardından hükümet düştü.
Doğanın talanına karşı halkın seferberliği
Bu yazı yazıldığında binlerce insan Gerze’de termik santrale karşı yürüyüş gerçekleştiriyordu. Anadolu Grubu tarafından yapılacak termik santrali istemediklerini ve yaşam alanlarından olmayacaklarını belirten Gerze’li ve muhalif örgütlerden insanlar “ölmek var, dönmek yok!” dediler.
AKP’nin depremle imtihanı ya da araba farına yakalanan tavşan
23 Ekim’de Van’da yaşanan depremin üzerinden iki aya yakın zaman geçti. Ancak Van halkı hâlâ her türlü yoksunlukla, sefaletle başetmeye çalışıyor. İlk ayın sonlarına doğru, Van il merkezinden ve/veya bağlı yerleşim yerlerinden göç edenlerin sayısının 400 bin’i aştığı tahmin ediliyor. Van şehir merkezinin toplam nüfusunun bu sayıdan daha az olduğu düşünüldüğünde oluşan göçün nasıl önemli bir seviyeye ulaştığı görülebilir. Bölgeden aktarılanlar ve bizzat kendi gözlemlerimiz Van’ın adeta hayali kente dönüştüğü yönünde.
AKP’nin kadına yönelik şiddete son balonu!
25 Kasım’da Taksim meydanını dolduran kadınların aklında bir balon kalmış olsa gerek: AKP’nin altına yığdığı polislerle koruduğu ve alanı dolduran yüzlerce kadının gözünde defalarca patlatılmış olan ‘kadına karşı şiddete son’ balonu… Aynı gün hükümet, Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesiyle İlgili Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin altına imza atan ilk ülke oldu. Böylece semboller ve gerçeklik arasındaki mesafe biraz daha derinleşmiş oldu zihnimizde. Kolay değil; bir tarafta koskoca balonumuz ve yeni sözleşmemiz var; diğer tarafta Türkiye’de son yedi yılda yüzde 1400 artan kadın cinayetleri, taciz ve tecavüzdeki yüzde 38 artış, 26000 kadının maruz kaldığı yaralama, saldırı ve tehdit, 78488 kadına yönelik şiddet vakası, günde 138 olay, saatte 6 olay…
Kanun hükmünde kararname rejimi
Türkiye 3 Mayıs 2011 tarihinden beri Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) yönetilmekte. AKP hükümetinin KHK yapma yetkisini parlamentodan aldığı bu tarihten beri, ilk olarak 12 Mart 1971 darbesiyle gündeme gelen ve esas olarak 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle en geniş kapsamına ulaşan “KHK kanunu” bu kez devasa ölçüde bir kullanım alanı kazanmış oldu. AKP hükümeti şu ana dek çıkartılmış 30’a yakın KHK ile bir yandan neoliberal saldırı politikaları önünde engel teşkil edebilecek tüm odakları tek bir mermi ile bertaraf etme kartını kullanıma açarken, diğer yandan da söz konusu demokrasi dışı yöntemi arsızca kullanarak sırtını askeri cunta anayasasına ve ruhuna ne denli yaslamış olduğunu ortaya koyuyor.
Kadın cinayetlerine karşı örgütlü mücadele!
Kadınların sıkıca takip ettiği ve kamuoyuna duyurdukları davalar hiçbir cezai indirim yapılmadan ağırlaştırılmış müebbet cezası ile sonuçlandı. Yani kadınların örgütlü bir biçimde birlikteliği hayati önemde!
Mısır devriminde yeni aşama
Mısır’da kitlelerin 17 Kasım’da başlattıkları yeni bir mücadele dalgasıyla, Mısır Devrimi yeni bir aşamaya girmiş bulunuyor. Yönetimi elinde bulunduran Yüksek Askeri Konsey’in, yeni anayasa tasarısında ordu ve ordu bütçesinin sivil denetime kapalı olması ve yeni anayasada ordunun “Anayasanın koruyucusu” olarak tanımlanmasını talep etmesi, bu sürecin tetikleyicisi oldu.
Odatv davası görülmeye başladı
Ergenekon’un medya ayağı olduğu iddia edilen Odatv’ye ilişkin 11’i tutuklu 14 sanığın yargılandığı dava geçtiğimiz ay görülmeye başlandı. Yalçın Küçük, gazeteciler Soner Yalçın, Ahmet Şık, Nedim Şener, eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı ve Silivri Cezaevi’nde ölen eski MİT’çi Kaşif Kozinoğlu hariç tüm sanıklar, 8 ay sonra ilk kez hâkim karşısına çıktı.
İspanya genel seçimleri
İşçiler Sosyalist Partiye sırt döndü
İki dönemdir iktidarda olan İspanyol Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) 20 Kasım genel seçimlerinde tarihinin en büyük yenilgisini aldı: 2008 seçimlerine oranla yüzde 38 (4,3 milyon) oy ve 59 milletvekilliği yitirdi, 52 ilin ikisi dışında (Barselona ve Sevilla) her yerde birinciliği başka partilere kaptırdı, 17 özerk bölgeden “sosyalizmin kaleleri” ve oy deposu olarak anılanları (Katalonya, Endülüs ve Ekstremadura) sağ partilerin denetimine terk etti. Franco sonrası 34 yıllık dönemin 22 yılını iktidarda geçiren Sosyalistler, aldıkları yüzde 28,7 oy oranıyla 1977’nin bile gerisine düşerek ciddi bir politik krize doğru sürüklendiler.
5 Soruda Kıdem Tazminatı
1. Kıdem tazminatı nedir?
Kıdem tazminatı, en az bir yıllık çalışması olan işçiye veya işçinin vefat etmesi halinde işçinin hak sahiplerine işveren tarafından ödenmesi gereken paradır. Miktarı her geçen tam yıl için 30 günlük ücret tutarıdır.
2. Kıdemin bizler için anlamı ne?
Hükümetin KCK rotası
Kamuoyunda “avukatlara yönelik operasyon”olarak bilinen son dalganın ardından 14 Nisan 2009 tarihinde başlayan KCK operasyonları uyarınca gözaltına alınan kişi sayısı 8 bin dolayına ulaşmış, tutuklanan kişi sayısı ise 4 bin civarına gelmiş bulunuyor.
25 Kasım: “Bağır herkes duysun, erkek şiddeti son bulsun!”
25 Kasım Dünya Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü‘ndeyüzlerce kadın Taksim’de buluşarak “Bağır herkes duysun erkeklerin şiddeti son bulsun!” pankartıyla yürüdü. İstanbul 25 Kasım Kadın Platformu’nun düzenlediği eylem saat 19.30’da Galatasaray Meydanı’nda başladı. Kadınlar, Türkçe ve Kürtçe sloganlar atarak Taksim Meydanı’na yürüdü.
Deprem patrona yaradı
Merhaba, ben çadır üretimi ve kurulumu yapan bir firmada çalışıyorum. Patron kısa bir süre önce işlerin az olmasından kaynaklı işçi çıkarmaktan bahsederken, Van depreminin ardından çadır siparişleri beklenmedik derecede artınca, her şeyi unutup siparişleri yetiştirmek için çırpınmaya başladı. Öyle ki, bize imzalamamız için sundukları “belirsiz süreli iş sözleşmesi” bile şimdilik rafa kalktı.
Tekstil – Canımızın bile kıymeti yok
Merhaba arkadaşlar ben tekstil işçisi bir kadınım. Günde 15 saat çalıştırılıyoruz. Üstelik bunu yaparken, yorulmaya, hasta olmaya bile hakkımız yok. Yine 15 saat çalıştığım ve hastalığım yüzünden izin istediğim günlerin birinde patron bana eve gidince dinlenebileceğimi söyledi. Sanki günden geriye kalan 9 saat, uyumak, iyileşmek ve yeni iş gününe hazırlanmak için yeterli bir zamanmış gibi.
Açlığın dini yoksulluğun vatanı olmaz
Merhaba ben daha önce, birçok farklı işyerinde ve çeşitli sektörlerde çalışmıştım. Bir süre işsiz kaldıktan sonra geçen ay bir tekstil atölyesine ütücü olarak işbaşı yaptım. İşyerinin bodrumda, havasız bir ortamda olması, yoğun çalışma saatleri bir yana dursun sizlere başka bir olaydan bahsetmek istiyorum. İşe ilk başladığım günlerde iki kadın arkadaş arasında şöyle bir diyaloğa tanık oldum.
Gerze’de “Yaşam hakkımızı koruyalım” mitingi gerçekleşti
26 Kasım günü, termik santrale karşı mücadele veren pek çok kurum ve kişi Yeşil Gerze Çevre Platformu’nun düzenlediği ve çağrısını yaptığı “Yaşam hakkımızı koruyalım” mitinginde, Gerze’de buluştu. Sokaklara, meydanlara, insanların yüzlerine, dükkanlara direnişin kokusu sinmişti. Tüm binalarda, dükkanların camlarında termik santral karşıtı pankartlar ve yazılamalar dikkat çekiyordu. Miting beklediğimiz kadar kalabalık olmasa da; Gerze halkı, birçok ilden gelen direniş destekçilerini coşkuyla karşıladı.
Avans isteyenler işten atılıyor
Merhaba, ben büyük bir kilit firmasında çalışıyorum. Fabrikada ortalama 60 kişi çalışıyor. Hem üretim hem montaj yapıyoruz. Çalışanların büyük bir çoğunluğu asgari ücretle çalışıyor. Tabii asgari ücretle çalışıp ay sonunu getirmek çok zor. Bu nedenle ay ortalarında avans istemek zorunda kalıyoruz, fakat patron avans vermemek için para isteyen arkadaşlara “siz benim paramın düşmanı mısınız?” diye çıkışıp, işten çıkartıyor.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü
Evde, sokakta, gözaltında, iş yerinde
Kadına yönelik şiddete hayır!
Adalet Bakanlığı’nın 2010 yılında yaptığı açıklamadan Türkiye’de her gün en az üç kadının babası, kocası, sevgilisi yani tanıdığı erkekler tarafından öldürüldüğünü öğrendik. Buna rağmen, geçen bir yıl boyunca devlet, erkek egemen zihniyeti aşındıracak, kadının beden ve emek sömürüsünün önüne geçecek, kadına yönelik fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddetin hızını kesecek hiçbir önlem almadı. Aksine kadınlardan sorumlu olması gereken bakanlığı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na dönüştürdü. Başbakan ise “en az üç çocuk doğurun” söylemini devam ettirerek, kadınlara kuluçkaya yatmasını emretmeye devam etti!
Genel grev için! Emekçilerden yana bir işçi hükümeti için!
“Biz, Oscar-Grant Meydanı işgalcileri, 2 Kasım 2011 günü Oakland’ı özgürleştirmeyi ve %1’in egemenliğini durdurmayı öneriyoruz. Tüm şehri genel greve ve tüm öğrencileri de ders bırakma eylemine çağırıyoruz. İşe ve okula gitmek yerine hep birlikte hayatı durdurmak için şehrin merkezinde toplanacağız. Bütün bankalar ve büyük şirketler belirtilen günde kapalı olmalıdırlar, yoksa üzerlerine gideceğimizi bilsinler.” (Oakland öfkeliler hareketinin genel grev çağrısından)
Tutuklu öğrencilere özgürlük!
Galatasaray Üniversitesi Endüstri Mühendisliği 3. sınıf öğrencisi Cihan Kırmızıgül, Kağıthane’de bir markete düzenlenen molotoflu saldırıya katıldığı gerekçesiyle durakta otobüs beklerken 20 Şubat 2010 tarihinde polisler tarafından gözaltına alınmıştır.
Des “débris” dans les villes et les provinces
La mort de 24 soldats de l’armée et 7 militants du PKK le 19 octobre 2011, lors des affrontements très violents dans la région de Hakkâri (à l’est de la Turquie), a causé une nouvelle onde de choc dans la vie politique de la Turquie. Alors que les vies perdues nous rappellent la nécessité et l’urgence de la paix, certains politiciens ont utilisé cet événement comme un prétexte pour pouvoir justifier leur volonté de continuer les massacres.
Yunanistan’da rejimin bekçisi; “Komünist” Partisi
IMF, memur maaşlarını ödeyemeyecek durumda olan Yunanistan’a vermek istediği yardımın 8 milyar avroluk dilimi için, işçi ve emekçilere büyük bir saldırı planı barındıran tasarruf (kemer sıkma) paketinin meclisten geçmesini şart koşmuştu. 20 Ekim’de krizin faturasını işçilere ödetmek için toplanan meclisteki tasarruf paketinin oylanması sıralarında, dışarıda 2 gün süren, kitlelerin meydanlara aktığı, fırınların dahi kapalı olduğu genel grev vardı. Grev sırasında gözümüze takılan en önemli şey, meclisi polisle birlikte koruyan Yunanistan Komünist Partisi’ydi (YKP).
94. yılında parti ve devrim
Tarihin bize öğretmeye devam ettiği değişmez gerçek toplumsal rejimlerin ölümsüz olmadığıdır. “Doğan her şey yok edilmeyi hak eder.” Fakat şu ana dek hiçbir egemen sınıf isteyerek ve barışçı yollarla sahneden çekilmemiştir. Ölüm kalım anı geldiğinde akıl hiçbir zaman zorun yerini tutamaz.
Irkçılık, şovenizm ve yoksul çocuklar
Siz İşçi Cephesi okurlarına Kemal Boran ismiyle üç yıldır birçok konuda yazılar yazdım. Bir gün kendi başımdan geçen böyle bir olayı sizlere aktaracağımı hiç düşünmemiştim. Yaşadıklarım tuhaf ve alışılmışın dışındaydı.
Arjantin’de seçimler: Kirchner’in zaferi, Sol Cephe’nin oyları
Arjantin’de gerçekleştirilen iki basamaklı başkanlık seçimlerinin galibi, yüzde 54’lük oy oranına ulaşan eski devlet başkanı Cristina Kirchner oldu. 23 Ekim’de gerçekleştirilen ikinci basamak seçimlerinde, 2007 yılında görevi eşi Nestor Kirchner’den devralan Peronist Cristian Kirchner’in en yakın rakibi “Sosyalist” aday Hermes Binner ise tüm oyların yaklaşık yüzde 17’sini alarak rakibinin çok gerisinde kaldı.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Diyanet işbirliği protokolü imzaladı
Bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden ve ajanslardan derlediği haberlere göre erkekler Temmuz’da 26 kadını öldürdü.
21 kadın tecavüze, dokuz kadın taciz ve cinsel şiddete uğradı. Erkekler 32 kadını yaraladı, üç kadını rehin aldı, bir kadını kaçırdı. Üç çocuk aile içinde istismara uğradı.
Devrimci yayın işlevi üzerine
Politik mücadele, devrimci partinin fabrika, mahalle gibi yerel sorunların yanısıra, bizi kuşatan sistemin işleyişine dair bütünlüklü düşünce ve önerilerine insanları ikna etmek anlamını taşır. Bu nedenle temelde ulusal ve uluslararası gerçekliğe yönelik değerlendirmeler üzerinde yükselir. “Kahrolsun neo liberal saldırı politikaları, %10 zam hemen, politik tutsaklara özgürlük ve tüm destek Arap devrimlerine” türünden talepler bu anlayışın pratikteki karşılıklarıdır. Bu nedenle devrimci partinin bir fabrika ya da iş yerine yönelik talepleri bu organizmanın en genel kavrayış ve önermelerinin yerel sorunlara dair yansımaları anlamını taşıyacaktır.
Yoksulluk sınırı 3000 liraya dayandı!
Türk-İş’in 24 yıldan bu yana her ay açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırının Ekim ayı verilerine göre, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 913, yoksulluk sınırı 2.975 Lira’ya yükseldi. Son zamların karşısında mutfak enflasyonu yıllık yüzde 6.7 artarken son üç aydaki gıda ürünlerinin fiyat artışı yüzde 4.16’yı buldu.
Türkiye’de kriz bahanesiyle maaş zamlarının bir bir atlandığını görecek olursak, patronlar kriz koşullarını kalıcılaştırıp zenginleşmenin yolunu bulmuş görünüyorlar.
Bu verilere göre Türkiye nüfusunun ezici çoğunluğu olarak yoksulluk sınırının altına itiliyoruz. Buna karşılık dünyanın en zenginleri listesine Türkiye’den on yeni isim eklenerek listeye 38 dolar milyarderi girebiliyor! İşte dolar milyarderlerinin sayısındaki artışın tablosu:
Dört Kişilik Ailenin Açlık ve Yoksulluk Sınırı (TL/Ay)
| Ekim 2010 | Aralık 2010 | Eylül 2011 | Ekim 2011 | |
| Yetişkin İşçi | 236 | 238 | 250 | 252 |
| Yetişkin Kadın | 200 | 202 | 209 | 212 |
| 15-19 Yaş | 252 | 255 | 265 | 267 |
| 4-6 Yaş | 172 | 173 | 178 | 181 |
| Açlık Sınırı | 860 | 868 | 902 | 913 |
| Yoksulluk Sınırı | 2802 | 2827 | 2939 | 2975 |

























