19 Ekim 2011 tarihinde Hakkari bölgesinde çıkan şiddetli çatışmalarda 24 askerin ve 7 gerillanın acı bir biçimde yaşamını yitirmesi, Türkiye siyasetinde yeni bir sarsıntı dalgasına yol açtı. Yitirilen yaşamlar bir yandan barışın aciliyetini ve zorunluluğunu anlatırken, bir yandan da kimi siyasetçiler için tam da anayasa tartışmaları öncesinde katliam naralarının atılabilmesini sağladı.
“Adı, Kadın” sergisinin ardından…
Geçtiğimiz ay Yasemin Aliköleoğlu’nun resimlerini Enternasyonal Yayıncılık’ta ağırlama fırsatı elde ettik. 15 Ekim’de gerçekleştirdiğimiz açılışta, ressamın dostları, resimin afişini gören Beyoğluların katılımları ve İşçi Cephesi’nden dostların ev sahiplikleriyle güzel bir paylaşım yaşadık.
İcetto aramızdaydı!
Geçtiğimiz haziran ayında İşçi Cephesi’nin pikniğinde, “Biz öyle sandık” oyunuyla ağırladığımız İcetto tiyatro topluluğu “Ezilenlerin Tiyatrosu” çalışma teknikleriyle ilk atölye çalışmasını gerçekleştirdi.
Bolivya’da yerli halkın büyük zaferi
Bolivya’da Morales hükümetinin çokuluslu şirketlerle işbirliği içerisinde hayata geçirmeye çalıştığı otoyol projesi, yerli halkın ve emekçilerin büyük seferberlikleri sonucu yenilgiye uğratıldı. Anayasa gereğince, yerli halkların egemenliğindeki TIPNIS diye bilinen milli parktan geçmesi planlanan ve uygulanması halinde buradaki Amazon ormanlarını ve doğal yaşamı büyük ölçüde tahrip edecek proje, bölgenin yerli halkını ayağa kaldırdı ve yerli halkın mücadelesi ülke çapında yoğun bir destek buldu.
Şili: Öğenci eylemlerinden genel greve
Şili’de eğitim alanında reform yapılmasını talep eden öğrenciler mayıs ayından beri sokaklarda. Eylemlerin ilk döneminde kitle sadece üniversite ve lise öğrencileriyle velilerden oluşurken zamanla daha da genişledi ve bu genişlemeye paralel olarak mücadele daha da yaygınlaştı. Örneğin; kötü çalışma koşullarına karşı greve çıkan maden işçileri, güvenceli çalışma talep eden ulaştırma işçileri… Hepsi birlikte öğrencilerle ortak eylemler düzenlediler.
ETA artık “Silahsız Reformist”
ETA (Euskadi ta Askatasuna – Bask Ülkesi ve Özgürlük) Mart 2006’da onuncu “sürekli ateşkesini” ilan ettiğinde, Avrupa kıtasının bu belki de sonuncu silahlı örgütünün “silahlı reformizmden” silahsız olanına geçmeye hazırlandığını belirtmiştik (“Bask Ülkesinde Hangi Sonun Başlangıcı?”; bak.: http://bianet.org/bianet/bianet/77135-bask-ulkesinde-hangi-sonun-baslangici). Bu bir kehanet değil, olguları ve olayları izleyen her aklı başında devrimci Marksistin görebileceği bir gelişmeydi. Nitekim örgüt bu yıl 20 Ekim’de yayımladığı bir deklarasyonla “silahlı faaliyetine nihai olarak son verdiğini” duyurdu. ETA’nın bu noktaya nasıl geldiğini yukarıda andığımız makalede anlattığımızdan burada tekrar ele almayacağız. Sadece Mart 2006 ateşkesi sonrasında ETA ile hükümet arasında gerçekleştirilen görüşmelerin ETA açısından bir sonuç vermediğini; çatışmasızlık halinin 30 Aralık’ta örgütün Barajas (Madrid) havalimanı otoparkına bomba koymasıyla (iki göçmen işçinin ölümüyle sonuçlanmıştı) bozulduğunu ve bunu Sosyalist hükümetin başlattığı şiddetli bir baskı, takip ve tutuklama kampanyasının izlediğini belirtmekle yetinelim. Aradan geçen beş yıl içinde ETA ardı ardına darbeler aldı ve her seferinde yenilediği önderliğini İspanyol ve Fransız hükümetlerine kaptırmaktan kurtulamadı.
Basına ve kamuoyuna
Bu yıl 6 Kasım 1981’de kurulmuş YÖK’ün 30. yılı. 30 yıldır sermaye sınıfı YÖK eliyle üniversitelerde düşünen, sorgulayan, üreten öğrencilere, akademisyenlere, üniversite çalışanlarına saldırmakta, bilimsel olmayan eğitim anlayışıyla gençliğin aklını zehirleyerek, onları bencilleştirmektedir. Üniversitelede neoliberal politikaların uygulanmasını amaçlayan YÖK ve uygulamaları esasında bütünlüklü bir yeniden yapılandırma sürecinin parçasıdır.
Petlas’ta bu gün eylem vardı
Türkiye’de F-16 savaş uçaklarına lastik üreten tek firma olan ve burjuva yayınlarda “Kriz tanımayan firma” olarak anılan Petlas’ta işçiler 2003 senesinde grev kararı almışlardı. Ancak bu süreç karşısında, Bakanlar Kurulunu acil toplamış ve grevin “milli güvenliği bozucu nitelikte” olduğu kararını vererek Petlas’ta grevi yasaklamıştı. İşçilerinin sendikalı olduğu ama sendikalı işçilerin grev hakkının olmadığı Petlas’ta bugün eylem vardı.
Tunus’ta devrimcileri katledenlerin yargılanması için uluslararası kampanya
İşçi Cephesi’nin 09 Ekim Pazar günü, Tunuslu devrimci Hacı Münir ile yapılan telekonferas eşiliğinde gerçekleştirdiği Tunus etkinliğinde, Hacı Münir tüm Türkiye işçi sınıfı örgütlerini Tunus’un Ragep kentinde katledilen beş devrimcinin faillerinin yargılanması ile ilişkili olarak halihazırda süren uluslararası bir kampanyaya davet etti.
Yeni MEB yönetmeliği: “Ekonomik durumunuz iyi olacak, şimdiden rekabet etmeye başlayacaksınız!”
12. sınıf öğrencisi olarak bu sene ilk kez sosyoloji dersi görüyor ve dört sosyoloğun düşünceleri hakkında kısa bilgiler öğreniyoruz. Marx da bu sosyologlar arasında ama ne yazık ki MEB sadece onu: “Her şeyi ekonomiye indirgemiştir.” diye eleştiriyor. Başka hiçbir sosyolog için bir eleştirisi de yok.
Birlikte dur demeliyiz
Merhaba, üniversitede okurken aynı zamanda çalışmak zorunda kalan bir işçi ve öğrenci olarak benim ve iş arkadaşlarımın deneyimlediği süreci sizinle paylaşmak isterim.
Petro kimya – Irkçılığa karşı durmalıyız
Merhaba arkadaşlar, ben petro kimya sektöründe çalışıyorum. Son zamanlarda gelen şehit haberleriyle ülkemizde yükselen ırkçı ve faşist saldırılar ve baskılar var. Birçok işyerinde olduğu gibi şu an çalıştığım işyerinde de etkilerini görüyoruz.
Belirli ve belirsiz iş sözleşmesi nedir?
Çalışma hayatında hangi haklara sahip olduğumuzu, çalıştırıldığımız sözleşme tipine bakarak anlayabiliriz. Bu sözleşmeler bazen belirli bir süre öngörülerek yapılır, çoğu zamansa süresiz şekilde kurulur.
Patron onu evladı gibi seviyormuş
Çalıştığım atölyede kadınlar aralarında konuşuyorlardı. Bir kadın arkadaş kardeşlerinin tekstil atölyesi açtıklarını kendisinin de işten çıkıp kardeşleriyle çalışacağını anlatıyordu. Patronla konuştum çok üzüldü, gözleri doldu, diyor. Seni çok seviyorum evladım gibi görüyorum, demiş.
Metla – İşçinin işçiden başka dostu yok
Malum daha önce de birkaç kez mektuplarımda belirttiğim gibi, bizim fabrikada iş kazaları yoğun yaşanıyor. Bundan iki sene önce de bir arkadaşımız makinada ayar yaparken, büyük bir demirin elinin üzerine düşmesi sonucu, iş kazası geçirdi ve durum ciddiydi. Birkaç operasyon geçirdi fakat doktorlar sürekli sağ elini kullanamayabilir diyorlardı. Patron da kendini kurtarmak adına iş kazası geçiren arkadaşımıza ilk yaklaşımı “Oğlum sakın davacı olma ben gereken neyse yaparım” olmuştu.
Tekstil – Biz işçiler birbirimizin kuyusunu kazarsak, patronlar ne yapar!
Değerli işçi arkadaşlar, benim iş yerimde bir işçi arkadaşım hata yaptı. Diğer arkadaşlar da onu müdüre şikâyet ettiler ve bunu görünce çok üzüldüm.
Burada şunu anladım, işçiler bilinçsiz olunca birbirlerinin kuyusunu kazmaya çalışıyorlar. Hani Kemal Sunal bir filminde şunu söylüyordu; “işçi kardeş, patron kalleş!” Yani işçilerin patrondan daha çok birbirlerine diş bilemeleri çok yanlıştır. Aslında bu durum tam da patronların istediği şeydir, yani işçileri birbirinin kurdu yapmak.
Tekstil – İş yerinde siyasette de patronun yasakları arasında
Tekstil işçisiyim! Çalışma koşullarımız gün geçtikçe zorlaştırılıyor. Güvencesiz çalışma artıyor. Patronlar işsizliği bize karşı koz olarak kullanıyor. İş yerlerinde dayanışma şöyle dursun; konuşmamız, güncel sorunlardan bahsetmemiz bile zor.
Metal – Maksimum gelir, minimum gider
Patron nihayet üçüncü fabrikanın da inşaatına başladı, inşaat son sürat devam ediyor. Tabi daha fazla gelir elde etmek için yapılan bu yeni fabrika, üretime başlayana kadar patron için sadece gider demek. Yani bir patron klasiği olarak, kaz gelen yerden tavuk esirgenmiyor.
Sergi: “Adı, Kadın.”
Kendini 78’in kayıp kuşağı olarak nitelendiren ve zamanın politik havasını ciğerlerine ve eserlerine yansıtan Yasemin Aliköleoğlu; resimlerini Ekim ayı içerisinde İşçi Cephesi‘yle paylaşıyor!
“Bizler beyinlerinin üzerinden tank paleti geçirilmiş; onur ve adalet duyguları işkenceye uğratılmış bir nesiliz. Bizim hayatımız kötü niyetli bir ressamın fırça darbeleriyle çizilmiş bir resim.”
Yetmez, haftada 8 gün çalışılsın!
Türkiye adına Ali Babacan’ın da katıldığı Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) toplantısında dile getirilen Türkiye’nin sözde ekonomik büyümesinden övgülerle bahseden medya, aynı toplantıda sunulan 2011 raporunu “talihsiz” bir biçimde gözden kaçırmışa benziyor. 40 üye ülke arasında yapılan araştırmaya göre;
Ve isyan Amerika’ya sıçradı
Amerika’nın önde gelen finans kuruluşlarının bulunduğu sokak olan Wall Street 17 Eylül’den beri protestolara sahne oluyor. 4 Ekim’den bu yana San Francisco, Seattle, Chicago, Washington DC., Boston ve daha birçok şehre yayılan eylemlerde işgalcilerin talepleri; işsizlik sorununun giderilmesi, yolsuzluğa son verilmesi, sosyal harcamalardaki kesintilerin kalkması olarak sıralanıyor. Polisin baskılarına rağmen işgaller ve gösteriler gün geçtikçe artıyor.
İleri demokrasi mi?
03 Mayıs 2011 tarihli Resmi Gazete’de hükümete Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarma yetkisi verilmesine ilişkin yetki kanunu yayımlandı. 6 ay süreyle çıkarılabilecek olan KHK, yasama organının (meclisin) konu, süre ve gayeyi belirleyen bir yetki kanunu ile verdiği veya doğrudan anayasadan aldığı yetkiye dayanarak hükümetin çıkardığı kanun gücüne sahip kararnamedir. 1972 muhtırasında kullanılan bu düzenleme, 1980 darbesinden sonra iktidara gelen Özal’ın da sıklıkla başvurduğu bir yöntemdi. Özal da o dönemde özellikle kamunun örgüt yapısı ile personel mevzuatını değiştirebilmek için KHK’ları bolca kullandı. Asli görevleri başında Özal’ın yarım bıraktığı işi tamamlamak olan Erdoğan’ın da bu yöntemi seçmesine şaşmamalı!
Cihan Kırmızıgül nerede?
Türkiye üniversitelerinde yeni öğretim yılında yüzün üzerinde öğrenci kampüslerde, amfilerde olmaları gerekirken cezaevlerinde tutukluluk süreçlerinin sonuçlanmasını bekliyor. Bunlardan biri geçen sayıda da bahsettiğimiz Galatasaray Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü 3. sınıf öğrencisi Cihan Kırmızıgül. 20 ayı aşkın süredir, Şubat 2010’da Kâğıthane’deki ‘molotoflama’ olayına katıldığı gerekçesiyle Tekirdağ F Tipi Cezaevi’nde tutuklu.
Bir patron hayali, bir işçi gerçeği
TUİK tarafından yayınlanan, 1923-2009 yıllarını kapsayan “İstatistiksel Göstergeler” raporu ülkemizde sosyal ve ekonomik yapıda meydana gelen değişimi rakamlarla açığa çıkarıyor. Nüfustan işsizliğe, ekonomik büyümeden borçlanmaya kadar çeşitli konularda çıkan veriler, Türkiye’deki toplumsal yapıyı, sınıflar mücadelesini, güncel durumu analiz etme açısından önemli bilgiler içeriyor.
MSF’de bir hayalet dolaştı, devrim hayaleti!
21-25 Eylül tarihleri arasında Diyarbakır’da gerçekleşen Mezopotamya Sosyal Forumu, bir yandan forumların tartışma ile sınırlandırıcı yapısı ile dizginlenirken, bir yandan da Arap devrimleri deneyimi ve KCK operasyonları ile süren sıcak sürecin kamçılayıcı etkisi ile iki uç belirleyen arasında gerçekleşti. Böylece tüm zayıflıkların yanı sıra oldukça önemli deneyimlerin paylaşıldığı bir organizasyon olabildi.
Arjantin Seçimleri: Sol Cephe Krize Devrimci Bir Yanıt Sunuyor!
Arjantin’de 2011 sonunda tamamlanacak iki basamaklı Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 14 Ağustos tarihinde gerçekleştirilen ilk turu, devrimci Troçkist akımların başını çektiği Sol Cephe’nin (Frente de Izquierda y de los Trabajadores / Solun ve Emekçilerin Cephesi) umut verici başarısıyla taçlandı. Ülke genelinde 500 binin üzerinde (yüzde 2,48) oy toplayan Cephe, sadece yüzde 1,5’luk seçim barajını aşmakla kalmadı, aynı zamanda ikinci tur seçimlerinde işçi emekçi yığınların politik referansı olmak gibi önemli bir görevi üstlendi.
Rüzgâr eken her zaman fırtına mı biçer?
Rüzgâr eken fırtına biçer derler…Belli ki AKP hükümeti aynı düşüncede değil! BDP üye ve seçmenlerini gözaltı ile yıldırıp, tutuklamalar ile siyaseten bitirmeye yemin etmiş gibi hareket ediyor. 14 Nisan 2009 – 7 Ekim 2011 arası 2,5 yıllık dönemde 7 bin 748 kişi gözaltına alınmış, 3 bin 895’i tutuklanmış. Temel gerekçe bu kişilerin KCK üye ve/veya sempatizanı olması…
Emekçiler Ankara’da buluştu
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) çağrısıyla gerçekleştirilen “İnsanca yaşamı savunmak için eşit, özgür, demokratik bir Türkiye!” mitingi için emekçiler Ankara’da buluştu. Mitingde sermayenin kölelik saldırılarının yanı sıra füze kalkanı, Kürt halkına yönelik saldırılar ile çevre ve doğa katliamları gündemleri öne çıktı. Şehir dışından emekçilerin Ankara’ya gelmesiyle Ankara Garı önünde toplanıldı.
Kürtler üzerindeki siyasi baskılara karşı emekçi halkların birliği
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AKP’nin grup toplantısında 1 Ekim TBMM açılışı öncesi yaptığı konuşmada Kürtlere PKK’yi ve BDP’yi şikâyet etti ve “Size ne PKK’den ne de BDP’den hayır gelir” demeye getirdi. Başbakan Erdoğan, Kürtlere BDP’den uzak durmalarını, PKK’nin onlara zarar verdiğini söyledi. Kürtlere, “Aklınızı başınıza alın, sizlerin hakkını ben korurum, bana güvenin” dedi.
Suriye’de rejimin etrafındaki çember daralıyor
Suriye’deki devrim süreci altıncı ayını geride bırakırken, seferberlikler ve bu seferberliklere karşı rejimin uyguladığı devlet terörü hız kesmeden sürüyor. Son bir ayda seferberlikler Humus bölgesinde yoğunlaşmış durumda. Suriye ordusunun Humus ve diğer bölgelerde yürüttüğü operasyonlar da devam ediyor. Son bir ay içerisinde Suriye ordusunda firar eden askerlerin sayısının ise arttığı tahmin ediliyor. Suriye ordusuyla, yaklaşık bin kadar firari asker ve silahlı milis arasındaki ilk ciddi çatışma da Humus bölgesindeki, Rastan kentinde gerçekleşti. Fakat orduda firarların artmasına rağmen, kitlesel firarlardan ve ordunun çözülmesinden bahsetmek henüz mümkün değil
Mısır devrimi grevlerle derinleşiyor
Mısır’daki yaygın grev dalgası devrimi genişletip derinleştiriyor. Ağustos ayından itibaren, birbiri ardına çeşitli sektörlerde yüz binlerce işçinin katıldığı grevler gerçekleşmekte. Şubat ayında 30 yıllık diktatör Mübarek’i deviren kitleler, Yüksek Askeri Konsey’in ülkeyi olağanüstü hal yasalarıyla yönetmesine ve grevleri yasadışı ilan etmesine aldırmadan, ekonomik ve demokratik taleplerle mücadeleyi kararlılıkla sürdürüyorlar.
Filistinli tutsaklar itaatsizlik kampanyası başlattıklarını ilan ettiler
Addameer (Vicdan) Tutsaklara Destek ve İnsan Hakları Derneği
Açlık Grevindeki Tutsaklar İle Dayanışmaya Çağırıyor
Ramallah, 27 Eylül 2011 – İsrail hapishanelerinde tutulan Filistinli tutsaklar, son aylarda İsrail Cezaevi İdaresi (İCİ/IPS) tarafından kendilerine uygulanan artan cezalandırıcı tedbirler dizisini protesto için itaatsizlik kampanyasının başladığını ilan ettiler.
İsrail’deki Filistinli tutsaklar açlık grevine başladı
RAMALLAH (Ma’an) Filistin Yönetimi Tutuklu Sorunları Bakanı İssa Karaki (Issa Qaraqe) Salı günü (27 Eylül) İsrail zindanlarındaki Filistinli tutukluların İsrail cezaevi idaresinin muamelesini protesto için açlık grevi başlattıklarını söyledi.
Yunanistan: Dünyanın günah keçisi
2008’de açığa çıkan, içinde bulunduğumuz süreçte artarak devam eden, tarihin en büyük kapitalist krizinin faturası, burjuvazi tarafından başta Avrupa olmak üzere tüm dünya işçi sınıfına kesilmiş bulunmaktadır. Bu fatura kesimi, devletlerin bütçe açıklarını ve borçlarını kapatmak istemesiyle, halkın alım gücünün düşmesi, birçok üründe vergi artırımı, sosyal hakların kısıtlanması ya da tamamen ortadan kaldırılması şeklinde kendini gösteriyor. Bu durum karşısında “The Economist” gibi burjuvazinin sözcüsü ekonomi dergilerinin bile, “içinde bulunduğumuz küresel durumdan korkmamız gerekiyor” diye açıklama yapması durumun vahametini ortaya koyuyor.
Arjantin: Demiryolu işçileri lideri ve sosyalist Ruben “Pollo” Sobrero derhal özgürlüğüne kavuşmalıdır!
30 Ekim sabahı, Arjantin demiryolları sendikası lideri Ruben “Pollo” Sobrero, Sarimento metro hattında Citadel ve Haedostations’ta gerçekleşen “yanan trenler” vakasına dair asılsız bir suçlama ile göz altına alındı. Sobrero, demiryollarının TBA şirketine satılarak özelleştirilmesine karşı verilen mücadelenin bilinen bir savaşçısı, Sarmiento hattı işçileri temsilcisi ve Demiryolu İşçileri Sendikası bürokrasisinin de uslanmaz bir muhalifiydi.
Mezopotamya Sosyal Forumu açılışını yaptı
Bu yıl ikincisi düzenlenen Mezopotomya Sosyal Forumu (MSF) Diyarbakır Darkapı’da başlayan yürüyüş ile açılışını yaptı.
İsrail’e kalkan olan Filistin’e dost olamaz!
Filistin halkının kurtuluşu için İsrail ile ikili ilişkiler kesilsin!
Türkiye’nin İsrail’le ikili ilişkilerini kesmesi, Filistin kurtuluş mücadelesinin desteklenmesi ve bütün Ortadoğu halklarını tehdit eden İsrail saldırganlığının engellenmesi açısından gerekli bir adımdır. Böylesi bir gelişme anti-emperyalist güçlerce desteklenmelidir. Ancak bugünkü gerçeklik, “İsrail ile ilişkileri askıya aldık” yaygarasına rağmen Türkiye-İsrail stratejik ittifakının sürüyor olduğudur. NATO’nun füze kalkanı radar sisteminin Türkiye topraklarına, Malatya’nın Akçadağ ilçesi Kürecik Bucağı’na kurulacak olması bunun en somut delilidir.
Harç zamları: Ne için? Öğrenci hareketi: Nereye?
Üniversitelerde kayıt döneminin başlamasına az bir zaman kala öğrenciler harç zamlarında yüksek artışları öngören bir Bakanlar Kurulu kararıyla karşı karşıya kaldı. 26 Ağustos tarihli toplantıda alınan kararlar doğrultusunda, öğrenciler alltan aldıkları derslerde kredi başına daha yüksek miktarlarda harç ödeyecekler. Biraz daha ayrıntı vermek gerekirse; üçünü kez alınan dersler için o dönemdeki harç tutarının kredi başına düşen kısmı üzerinden yüzde 50 gibi bir artıştan söz edilmekte. Eğer ders dördüncü defa alınıyorsa bu artış yüze 100’e, daha fazlasında ise yüzde 150 ilâ yüzde 300’e kadar yükselmekte.
Cihan’a Özgürlük!
Cihan Kırmızıgül, 20 aydır içeride ve tek suçu puşi takan bir grubun eylemi sırasında olay yerinde bulunmak. 20 aydır tutukluğuna gosterilen sözde deliller ise, o gün kendisinin de puşi takması, cep telefonunda bulunan Kürtçe bayram mesajı ve gizli tanığın başta Cihan’a dair suçlamalarda bulunup sonra tanıklıktan geri çekilmesi.
Türkiye İsrail’e ne kadar karşı?
Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da on yıllardan beri sağlam kayalara benzetilen taşların yerinden oynaması, bölgedeki rejimler haritasının yeniden çizilmesini gündeme getirdi. Emperyalizmin masasında açık duran Arap dünyası dosyasında henüz karşılığı aranmakta olan başlıca soru, bölgedeki devrimci dalganın nasıl denetim altına alınabileceği. Bin Ali, Mübarek, Kaddafi ve yarın muhtemelen Esad’ın olmadığı bir dünyada bölge halklarının İntifada’sı küresel kapitalizmin kanallarına nasıl akıtılabilecek? Devrimci proletaryanın Arap halklara henüz örgütlü bir önderlik sunamadığı bir dönemde ve “koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi denir” misali, Türkiye, daha doğrusu Batı dünyasında “ılımlı İslam” diye betimlenen AKP hükümeti, dünya “kamuoyu oluşturucularının” yıldızı haline gelmeye başladı.
Dolmabahçe mutabakatından bugüne hangi ‘vesayetin’ sonu
Yüksek Askeri Şura’nın oturma düzenindeki değişiklik, başbakanı tek başına otururken gösteren fotoğraflar kamuoyuna “bir demokrasi tablosu” olarak sunuldu. Burjuva Basınının neredeyse bütün kalemleri Başbakan’ın toplantıya tek başına başkanlık etmesini “askeri vesayet rejiminin sonu olarak tanımladı. Bütün liberal ve AKP yandaşı teorisyenler Oturma düzenindeki bu değişimin “demokrasinin zaferi”olduğu ilan ettiler.
Biten mi vardı ki, başlayan olsun!
Silvan saldırısı ve Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) demokratik özerklik programını ilan etmesinin, AKP hükümetinin en azından bir dönem boyunca açıkça dillendirilmekten kaçındığı savaş ve şiddet uygulamasının başlamasına/yoğunlaşmasına vesile olduğu söyleniyor.
Tutuklu öğrencilere özgürlük!
Bugüne kadar gazetemizin gençlik sayfasında, Bologna süreciyle beraber eğitimin hızlı bir biçimde piyasalaşması, barınma, ulaşım, işsizlik gibi sorunlara değindik ve değinmeyi de sürdüreceğiz. Ancak, nispeten “gündem dışı” olmaya zorlanan tutuklu öğrencilerle de dayanışmayı sürdürmenin zorunluluğuna inanıyoruz. Bugün Türkiye’de çeşitli gerekçelerle gözaltında ya da tutuklu olan yüzü aşkın öğrenci bulunmakta. Bunlardan biri, Galatasaray Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü 3. Sınıf öğrencisi Cihan Kırmızıgül. Yaklaşık 20 aydır tutuklu ve Tekirdağ F Tipi Cezaevinde. 20 Şubat 2010 tarihinde Kağıthane’de bir “molotoflama” eylemine katıldığı gerekçesiyle gözaltına alınan Cihan o günden beri yalan ve iftiralar silsilesiyle karşı karşıya.
Şimdi dini bütün kapitalizm zamanı…
Abartmak dikkat çekmenin en etkili yollarından biridir. Kullanım alanı da çok geniştir. Her zaman mı böyleydi? Belki evet, belki hayır! Kesin olan günümüzde yaygın olarak böyle olduğu…
Pekiyi, nedir abartmak? Kısaca gerçekte öyle olmayan birşeyi öyleymiş gibi göstermek diyebiliriz. Bir nevi göz boyamak, kandırmak…
2011 Mezopotamya sosyal forumu gerçekleşiyor
2009’dan beri gerçekleşen Mezopotamya Sosyal Forumu bu yıl, 20-25 Eylül tarihlerinde Diyarbakır’da gerçekleşecek.
İspanya’da parti okulu
Uluslararası Birlik Komitesi birleşeni Lucha Internacionalista (Enternasyonalist Mücadele), geleneksel parti okulu etkinliğini geçtiğimiz ay içerisinde gerçekleştirdi. Okulun bu yılki konusu Avrupa ekonomik kriziydi. Krizin tarihsel kökenleri, Avrupa birliğinin sınırları, Avrupa’da sınıf mücadelesinin olanakları ve parti inşası konuları dört gün boyunca tartışıldı.
Mihri Belli ve “Yiğidin Kalesine Sığınmak”
Sosyalist hareketin önemli liderlerinden biri olan Mihri Belli, 16 Ağustos 2011’de solunum yetersizliği nedeniyle hayata veda etti. Teorisi ve eylemiyle devrimci kuşaklara yön veren kadrolardan biridir Belli. “Yiğidin kalesine sığınmak” deyimi onun mücadele anlayışının da kısa bir özetidir. Eşi Sevim Belli, anılarını yazdığı kitabında (Boşuna mı Çiğnedik, Sevim Belli, Belge Yayınları), Mihri Belli’nin bu cümleyi yoldaşlarına sorguda moral vermek ve sessiz kalmalarını sağlamak için kullandığını söyler. Belli’nin hayatı böylesine direngen, kararlı ve aynı zamanda diğer militanlar için moral vericidir. Bu nedenle de cenazesi çok sayıda farklı siyasi çevreyi de bir araya getirmiştir.
12 Eylül’e karşı mücadelemiz bitmedi
12 Eylül askeri darbesi, kuşkusuz, bu toplumun emekçi kitleleri nezdinde politik, ekonomik ve toplumsal bir kırılmadır. Darbeyi, yalnızca faşizan bir askeri yönetimin toplumsal muhalefeti fiziksel olarak imha etmesini değil; neoliberal ekonomik yapılanmanın temellerinin atıldığı, işçi sınıfı örgütlülüğünün tasfiye edildiği, bir kuşağın zihinsel kodlarına biat ve korku tohumunun ekildiği politik bir karşı devrimci eylem olarak kavramak gerekir.
Bir kez daha ittifaklar, cepheler ve devrimci partinin inşası üzerine
Türkiye sosyalist hareketi uzun yıllardır bir kriz içerisinde. Sosyalist çevrelerin, güncel politikayı etkileyecek gücünün olmayışı “güçlü bir parti kurmanın yeni yolları nelerdir?” sorusunu sorduruyor. Referandum sürecinde Türkiye sosyalist hareketinin etkisizliği ve bu dönemde oluşmaya başlayan ittifaklar, aynı soruyu yeniden gündeme getirdi. Ancak yeniden gündeme gelen bu soruna, yeni cevaplar değil de her kriz anında tekrarlanan o meşhur cevap ile yaklaşılmaya devam ediliyor.
Kaddafi Trablus’u kaybetti; sıra Esad, Salih ve diğerlerinde!
Libya’da 42 yıl süren Kaddafi diktatörlüğü, 6 aylık bir iç savaşın ardından tarihe gömüldü. Öncelikle, bu kanlı rejimin silahlanan Libya halkı tarafından yıkılışı, Libya halkı ve Arap devrimci süreci adına bir zaferdir ve Arap devrimci süreci adına ileri doğru atılmış bir adım anlamına gelmektedir. Ne var ki, NATO güçlerinin gelişmelere müdahalesi ve Ulusal Geçiş Konseyi üzerindeki kontrolü, isyan hareketinin eski rejimi topyekûn imha etmesi ve devrimi nihai zafere ulaştırması adına aşması gereken temel bir engele dönüşmüş durumdadır.


























