Sinop-Gerze’de, Anadolu Grubu adlı şirketin izinsizce başlattığı Termik santral inşasına köylülerin doğadan yana verdiği kararlı tepki jandarma ve polisin insafsız saldırısı ile karşılaştı. Ancak bu baskı köylülerin bu onurlu direnişi engelleyemedi.
Bir bayram hatırası
1984 yılında ülkesinden (Filistin) uzaklarda dünyaya gelen, yaşamının büyük bölümünü Filistin davasına adamış ve tıp öğrenimi gördüğü süreçte Türkiye’de geçirdiği 6 yıl içerisinde de Filistin davasından kopmayan ve Türkiye’de, gazetemiz İşçi Cephesi’nin de bir bileşeni olduğu Filistin için İsrail’e Boykot grubunun kurucu faaliyetini yürüten dostumuz Nicola Alsa’afin şu anda Ürdün’de yaşamakta ve mücadelesini orada sürdürmekte. Kendisinin Boykot grubu için hazırladığı “Bir bayram hatırası” başlıklı mektubunu sizlerle paylaşıyoruz.
Tekstil – Tek yol birlik ve mücadele!
Merhaba ben otuz beş kişilik bir atölyede çalışıyorum. Benimle birlikte çalışan arkadaşların ekonomik durumları hiç iyi değil; özelikle kiracılar için… Bizim işyerinde yemek ve servis yok. Yemek ve yol parası da almıyoruz, kendi cebimizden karşılıyoruz. Bu da çok büyük sorun oluyor.
Emekçi halklar kardeştir!
AKP hükümetinin Kürt siyasi hareketi ve müttefikleri üzerindeki baskı ve yıldırma politikaları devam ediyor. Bu baskılar güncel olarak 12 Haziran genel seçimleri öncesinde başladı. Seçimlerin ardından da artarak devam etti.
Asker-polis devletinden polis-asker devletine!
AKP, “eski düzen” güçlerini, her şeye nüfuz eden çözündürücü bir sıvı misali çözmeye ve ardından istediği kalıba dökerek yeniden şekillendirmeye devam ediyor. Adeta kendi suretinde bir dünya yaratıyor. Hegemonyanın el değiştirmesi böyle bir şey olsa gerek…
PTT işçileri direniş çadırlarını kaldırıyor
Yaklaşık 8 ay önce keyfi bir şekilde işten atılan ve bunun üzerine taşeronlaşmaya karşı direnişe başlayan PTT işçileri, dün yaptıkları basın açıklamasında eylemlerini bitirdiklerini açıkladılar.
Unutmayacağız! Affetmeyeceğiz!
Genel yayın yönetmenliğini yaptığı Agos gazetesinin önünde, 19 Ocak 2007’de katledilen Hrant Dink ile ilgili davanın 19. Duruşması bugün görülüyor. Duruşmadan önce, kendilerini “Hrant’ın arkadaşları” olarak adlandıran bir grup Dolmabahçe’de, “Unutmuyacağız” ve “Affetmeyeceğiz” yazılı pankartların arkasında toplanarak Beşiktaş Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş sırasında; “Hrant! Unutmayacağız!” , “Hrant! Affetmeyeceğiz!”, “Faşistler vuruyor, AKP koruyor” , “Faşizme inat, kardeşimsin Hrant”, “Hrant için, adalet için” gibi sloganlar atan yaklaşık 150 kişilik grup, alkışlarla Beşiktaş Meydanı’nda bekleyen grupla birleşti. Burada yapılan basın açıklamasında Metin Eray, Dink’in katledelişinin üstünden 4 yıl geçtiğini hatırlatarak, “Ogün Samast ceza alınca ‘işte adalet’ diyenler, bu işi tezgahlayan ağabeylerinin peşini bırakacağımızı düşünmüş olmalılar. Yanılıyorlar.” diye konuştu.
Sınıf Bilinci Nedir?
1. Sınıf bilinci kavramını, belirli bir programatik çerçeveyle tanımlanmış bir bilinç düzeyi olarak değil, proletaryanın, kendini ayrı bir toplumsal sınıf olarak kavramaya başlamasından, iktidarın devrimci fethi ve sosyalizmin dünya ölçeğinde kurulması düşüncesine kadar farklı düzeyleri kapsayan bir çerçeve olarak tanımlamak gerekir. Dolayısıyla, sınıf bilinci, zaman ve mekan içinde tariflenmek zorunda olan bir kavramdır.
Yurttan ve cihandan kriz manzaraları
Önceleri ufak bir yol kazası dediler, ardından türbülans serbest piyasa ekonomisinin doğal salınımları olarak adlandırıldı. Çıkış mümkündü yalnız, acı reçetenin tadına bakmak gerekiyordu ve neoliberal reformlar kararlı bir biçimde, sızlanmadan uygulanmalıydı.
Yaptılar, yapıyorlar… 61. Hükümet Programı da ekmeğimizden ve özgürlüğümüzden alıyor
Yaptıklarını yapacaklarına teminat gösteren Başbakan Erdoğan, 61. Hükümet Programı’nı da “yaptık, yapıyoruz, yapacağız” sözleriyle geçtiğimiz günlerde ilan etti. Bu ilanın hemen ardından emekçilerin elinde kalan son kazanımlardan biri olan kıdem tazminatının fona dönüştürülmek üzere kaldırılacağı gündemimize yerleşti. Başbakan doğruyu söylemişti, yaptıkları yapacaklarının garantisiydi. Üstelik de bu ustalık döneminde…
Katliamlara rağmen Suriye’de devrim büyüyor!
Suriye’de seferberliklerin başlamasından bu yana yaklaşık 4 ay geçti. Bu zaman zarfında, ayaklanmayı bastırabilmek için Baas rejimi, ağır bir devlet terörü uygulamasına rağmen devrimci sürecin yayılmasını engelleyemedi. 4 aylık süreçte, binlerce kişi devlet tarafından katledildi, on binlerce kişi tutuklandı ve bir o kadar kişi de işkenceden geçirildi.
Mısır’da “ikinci devrim” sesleri
Mısır’da Mübarek rejimini deviren kitleler, “ikinci devrim” sloganlarıyla yeniden meydanlarda. Mübarek’in devrilmesinin ardından Yüksek Askeri Konsey’in iktidarı gasp etmesiyle, kitlesel seferberlikler, tedirgin bir bekleyiş içerisinde geri çekilmişti. Fakat geçen zaman içerisinde, “hiçbir şeyin değişmediğini” gören kitleler, devrime sahip çıkmak için yeniden meydanları doldurmaya, eylemleri yaygınlaştırmaya başladı.
Ustalık döneminin ilk icraatı: Kıdem tazminatının kaldırılması
12 Haziran seçimlerinin ardından AKP hükümeti neoliberal saldırılarına kaldığı yerden devam ediyor. Patronların omzundan büyük bir yükü daha kaldırmaya, Türkiye işçi sınıfının ise kazanılmış en önemli haklarından birini daha almaya hazırlanıyor; kıdem tazminatını.
İşçi Cephesi pikniğinin ardından
Geleneksel olarak her yıl gerçekleştirdiğimiz pikniğimiz için Temmuz ayının ilk hafta sonu bir araya geldik. Gün boyunca devam eden pikniğimizde bizleri yalnız bırakmayan sınıf kardeşlerimizle, ailelerimizle ve dostlarımızla hem eğlendik hem de birliğimizi güçlendirmek için sohbetler ettik, dertlerimizi dinledik.
Blok ve Çatı Partisi üzerine
12 Haziran seçimlerinin ardından Yüksek Seçim Kurulu hiç vakit kaybetmeden Blok vekili Hatip Dicle için veto kararı verdi. Bunun ardından, CHP’nin göstermelik şovunu saymazsak parlamentonun yaşadığı en büyük kriz Blok vekillerinin meclisi boykot etmeleri oldu. Meclisin tatile girmesi, operasyonların başlaması ve çatışmaların sürmesi ile beraber bu sorun halen çözülebilmiş durumda değil.
Durmak yok, talana devam!
Karadeniz, çevresi ve doğal yapısı açısından Türkiye’de ayrı bir öneme sahiptir. Ülkemizin her köşesi gerçekten bir cennet! Fakat patronların HES (Hidro Elektrik Santralleri) projeleri ile bu cennet doğayı, çıkarları uğruna acımadan yok etmeyi kafasına taktığını görüyoruz. Lakin, emekçi halklar da onlara pabuç bırakmamaya kararlı.
Direnişlerden notlar
Bilindiği üzere Ocak ayında, Samsun Gazi Devlet Hastanesi‘nde işten atılan Dev Sağlık-İş Sendikası üyeleri, işe geri alınmaları talebiyle hastane önünde direniş başlatmıştı. İşe dönmek için 176 gündür direnen 2 işçiye, 4 Temmuz günü işten atılan üç işçi daha katıldı. 21 Temmuz günü, DİSK, Türk-İş ve KESK’e bağlı sendikaların ve demokratik kitle örgütlerinin Samsun şube başkanları ve yöneticileri ile birlikte hastane bahçesinde yapacağı basın açıklamasına hastane yönetiminin talimatıyla Özel Güvenlik Birimi (ÖGB) saldırısı gerçekleşti. İşçiler bu saldırıya rağmen alanı terk etmedi ve basın açıklamasını gerçekleştirdiler. 5 taşeron işçinin yürüttüğü direniş, Gazi Devlet Hastanesi bahçesinde devam ediyor.
Türk-İş’te genel kurul öncesi “Güç Birliği”
Ülkenin en büyük sendikal konfederasyonu olan Türk-İş’te on muhalif sendika; Basın-İş, Belediye-İş, Deri-İş, Hava-İş, Kristal-İş, Petrol-İş, Tek Gıda-İş, Tez-Koop-İş, TGS ve TÜMTİS ortak bir basın açıklaması yayınlayıp, demokratik, mücadeleci ve güçlü yeni bir sendikal hareket için “Güç Birliği” oluşturduklarını duyurdu. Fakat işçi denetimi ve yönetiminin olmadığı, haliyle sendikal bürokrasinin hakim olduğu Türk-İş bünyesinde, yıllardır kendine yer bulabilen sendika yöneticilerinin, Türk-İş genel kuruluna birkaç ay kala böyle bir girişimde bulunmaları şüphe uyandırmaktadır.
Katlinin 71. yılında Troçki daha da güncel
“Avrupa’yı birleştirmek için her şeyden önce iktidarı sizin elinizden çekip almak gerekir”
Avrupa derin bir ekonomik ve politik krizle sarsılıyor. Başta Yunanistan, Portekiz ve İrlanda olmak üzere pek çok devlet devasa dış borçlarını ödeyemeyecek durumda. İspanya, İtalya ve Belçika’nın hazine bonoları mali spekülasyon dünyasında alıcı bulamamanın eşiğinde. Sırada İngiltere var. Burjuvazi şaşkın, işin içinden nasıl çıkacağını bilemiyor; yaptığı tek şey proletaryaya ve emekçi halkın haklarına ve kazanımlarına saldırmak. Avrupa’nın Düyun-u Umumiye’sini oluşturan Almanya ve Fransa, borçlu ülkelerin başlıca kreditörleri olan kendi bankalarını korumanın ve kurtarmanın derdinde, birbirleriyle çekişiyorlar. Bu arada kitleler alanları dolduruyorlar, bankalara, hükümetlere karşı isyan ediyorlar. Avrupa Birliği, ekonomik ve politik bir bütün olmadığını, ulusal burjuvazilerin çekişme ve mücadele alanına dönüştüğünü, dağılmanın eşiğinde sürüklendiğini belli ediyor.
Büyük Kadın Yürüyüşü gerçekleşti
İşçi Cephesi’nin de destekleyicisi olduğu Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun organize ettiği Büyük Kadın Yürüyüşü, 24 Temmuz saat 14.00’te Tünel Meydanı’nda başladı. Kadın kortejinin en önünde, 19 Temmuz gecesi baba evinde diz çöktürülüp, göğsüne ve karnına tabancayla ateş edilerek öldürülen Ceylan Soysal’ın fotoğrafı yer aldı. Kortejde ayrıca kadın cinayetlerini temsilen siyah renkli kumaşa sarınan bir tabut, kadınlar tarafından taşındı. İkinci tabutu ise, Şefkat-Der sığınma evinde yaşayan, fiili olarak ölüm tehdidi altındaki kadınlar taşıdı; kadınlar kanlı beyaz kefene sarılmıştı ve yüzlerinde öldürülen Ayşe Paşalı’nın maskesi vardı.
Metal – Eğitim şart ama kime?
Kısa bir süredir fabrikamızda, Milli Eğitim Bakanlığı’nca gönderilen iki öğretmen tarafından İşkolu ve İş Güvenliği ile ilgili eğitim verilmeye başlandı. Yaklaşık 40-45 gün sürecek bu eğitimlerin ardından, sınav yapılacak ve sınavda başarılı olanlar sertifika almaya hak kazanacaklarmış. Evet, ilk bakışta iyi bir uygulama gibi gözüküyor, ama derslere girince işin teknik kısmından ziyade asıl amaç anlaşılıyor.
Avrupa’da kriz ve grevler: “Çanlar kimin için çalıyor?”
Küresel mali krizin 2008’de patlak vermesiyle Avrupa’daki birçok ülke, yaşanan durgunluğu (resesyon) borçlanarak atlatmaya çalıştı. Krizi yaratan borç zinciri, yaşanan krizi ertelemenin bir aracı haline gelince, bu durum daha büyük sarsıntılara kapı araladı. Şu an Euro bölgesinde ülke ülke yayılan bunalım Türkiye’nin de bu süreçle alarm veriyor olması, borçlanma ve vurgunculuğa (spekülasyon) dayalı ülke ekonomilerinin içine girdiği fasit dairenin trajik bir yansıması. Ülkelerin iflas eşiğine geldiği şu günlerde Avrupalı emekçiler, hükümetlerin kemer sıkma politikalarına grev ve protestolarla tepki gösteriyor.
“Hasta Adam” Avrupa
19. yüzyılda Avrupa’nın “hasta adamı” Osmanlı İmparatorluğu idi. Batıda hızla gelişen kapitalizm karşısında onunla rekabet ederek ayakta kalabilecek bir üretim kapasitesi ve çağdaş sanayi geliştiremeyen Saltanat, devasa askeri, bürokratik ve dinsel aygıtını besleyebilmek için sürekli iç ve dış bankerlere -tefeci demek daha doğru olur- borçlanmış, borçlarını ödeyemez hale gelince Avrupalı emperyalistlerin denetimindeki Düyun-u Umumiye’ye teslim olmuş ve sonuçta yıkılıp dağılmaya mahkûm edilmişti. Hasta adamın bu can çekişmesi ve topraklarını parça parça emperyalizme yitirmesi sırasında Yunan halkı da hak ettiği özgürlüğü ve bağımsızlığı kazanmaya başlamış, I. Dünya Savaşı sonrasında da bugüne değin uzanan devlet yapısına ulaşmıştı. Aradan 150 yıl geçti ve bugün Yunanistan Avrupa’nın “hasta adamı” durumunda, üstelik tüm “avro” kıtasını kendisiyle birlikte ekonomik felakete sürüklemekle tehdit ediyor.
Kıdem Tazminatının Kaldırılmasına, Esnek-Güvencesiz Çalışmaya Karşı Birleşik Mücadeleye!
3 Kasım 2002’deki seçimlerden beri her sandık sürecinden güçlenerek çıkan AKP, küresel ekonomik krizle beraber sertleşen neoliberal saldırı dalgasının Türkiye’deki ayağını yürütme görevini itinayla yerine getirmeye devam ediyor. Bu amaçla “ustalık döneminin” ilk icraatları da, tıpkı daha önceki dönemlerde gördüğümüz gibi, doğrudan işçi sınıfının kazanılmış haklarına saldırı biçiminde ortaya çıkıyor. Kıdem tazminatının kaldırılması ve esnek çalışma ile ilgili yasa taslakları; işçi sınıfının, yaklaştığı neredeyse herkes tarafından kabul edilen küresel ekonomik krizin “ikinci dibi” öncesi, burjuvazinin elini güçlendirmeye yönelik saldırılara maruz kalmaya devam edeceğinin de en açık göstergesi.
Sıradan faşizm; “Orman değiliz artık milli parkız!”
Bir fotoğraf. Zeytinburnu’ndan. Malum Silvan’ın ardından memleket hudutları dahilinde hassasiyet tavan yaptı. Gerekçenin beklenmendiği, ihtiyaç hasıl olduğu an hemen oracıkta icat edildiği zamanlardan geçiyoruz. İşte fotoğraf bu nümayişlerden birinden bir enstantane.
Tekstil – Parça başı çalışma sistemi çözüm değil!
Tekstil atölyelerinde çalışanlar bilirler. Parça başı çalışma sistemi 12 Haziran seçimlerinden sonra işyerlerimizde daha fazla uygulanmaya başlandı. Bu sisteme göre işçiler yemek ve yol masraflarını kendi ceplerinden karşılıyorlar ve sigortasız çalışmalarına rağmen tüm sosyal haklarından mahrum oluyorlar.
Kadına yönelik şiddet için bahane bitmiyor!
Küçükken yaşadığım köyde hatırladığım bir kadın var. Tel örgülerle ve ağaçlarla çevrili bir evde yaşıyordu. Kocasının kıskançlığı yüzünden evden çıkamıyordu ve bizden su istiyordu. O zamanlar bunun nedenini anlamazdım. Şimdi erkek egemen kapitalist sistem içinde kadınların sosyal hayattan koparılmışlığını, aile ve koca baskısı yüzünden yaşadıklarını ve sırf kadın oldukları için iki kez sömürüldüklerini düşününce, Medine’nin yalnız olmadığını biliyorum.
Mücadelemiz kararlılıkla sürüyor
İşçi Cephesi bürosunu ziyaret eden PTT direnişçisi arkadaşlar, Ankara’da yaşadıkları eylem ve gözaltı sürecini okurlarımıza iletmek istediler.
Yaşadıklarını onların ağzından aktarıyoruz;
Silvan: Acıların son bulması için…
Yeni Şafak yazarı Resul Tosun, Silvan olayından hareketle esas sorunu Özel Harekât birimlerinin sıcak çatışma bölgelerinden çekilmiş olmasına bağlıyor (Yeni Şafak, 20 Temmuz 2011). Nitekim Tosun yazısında 1990’lı yıllarda bu yöntemin “terörü” bitirdiğini iddia ediyor. Oysa bu ve benzeri yöntemlerin bir işe yaramadığı, hatta tam tersi sonuçlar doğurduğu ve daha da ötesi bizzat bu önermenin kendisinin mevcut sorunu tarihsel olarak doğurup büyüttüğü ve sürekli güncel kıldığı çoktan doğrulanmış durumda. Bugün Silvan üzerine konuşuluyor olması da bu gerçeği göstermekte. Ve Silvan, resmi kayıtlara göre 42 bini aşan insan kaybının üzerine eklenen, faili meçhullerle 60 bine ulaşan 27 yıllık korkunç bir insani bilançonun kahredici bir parçası sadece. Lakin Resul Tosun’un yazısına esas değinme nedenimiz bu değil; yazısının muradını da ifade eden şu son satırı: “…unutmayalım ki ülkemizde polis ne kadar güçlü olursa demokrasimiz de o kadar güçlü olacaktır.” Bir bakıma yabancısı olmadığımız bir düşünce bu; ama her seferinde sindirmek için yine de biraz soluklanmak gerekiyor…
Kürt sorunu: “Bizim Büyük Çaresizliğimiz”
“Her şeyin geçip gittiğine, yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi? Anılarımızı avuç dolusu su gibi her sabah yüzümüze çapmanın işe yaramayacağına kim inandırabilir? Tanıklarla, kanıtlarla, uygun adım yürümek için ikide bir ayak değiştirme imkânı veren gerçeklerle ne kadar üstümüze gelseler, boşuna! İnanmayız. ‘Geçen bir şey yok!’ diye bağırırız. ‘Her şey tam şimdi yaşanıyor!'” Barış Bıçakçı nefis romanı Bizim Büyük Çaresizliğimiz‘e bu anıt sözlerle başlıyor. Kuşkusuz Bıçakçı romanında bizlere bir başka hikâye anlatıyor. Lakin bu sözler, içinden geçtiğimiz süreçte bizlerin halet-i ruhiyesini anlatmaya öylesine denk geliyor ki, kayıtsız kalamıyoruz: “Geçen bir şey yok! Her şey tam şimdi yaşanıyor!”
Düzen Değiştiren Görülmemiş Bir Şey!
Seçimler yapıldı. Beklendiği üzere AKP kazandı. Üstelik beklenenden birkaç puan daha fazla oy alarak ve bugüne kadar aldığı oylardan daha fazlasını kazanarak yüzde 50’ye ulaştı. Oy oranını epeyce bir artırması, ancak seçimleri kaybetmesi beklenen CHP’nin de beklenenden birkaç puan az oy alarak yüzde 26’da kalması en azından ilk anlarda hayret ve dehşet duygusuna yol açtı! Oysa en azından normal şartlarda, üçüncü seçiminde AKP’nin biraz oy kaybetmesi gerekiyordu, 2009 yerel seçimlerinde olduğu gibi.
Direnişteki taşeron PTT işçileri işlerini geri istiyor!
PTT yönetimince hiçbir hakları ödenmeden keyfi bir şekilde işlerine son verilen taşeron PTT işçileri, direnişlerinin 183. gününde Sirkeci’ deki PTT Bölge Müdürlüğü önüne çadır kurup oturma eylemine başladı.
Şair, Yazar Ve Ressam Hulki Aktunç Vefat Etti
Şair, yazar ve ressam Hulki Aktunç, 29 Haziran (2011) tarihinde 62 yaşında hayata gözlerini yumdu. Türk edebiyatında Kemal Tahir geleneğinin önemli isimlerinden olan, geleneksel anlatı öğelerini çağdaş edebiyatın olanaklarıyla bütünleştiren Aktunç’un kuşkusuz en büyük eseri, alanında tek sayılabilecek Büyük Argo Sözlüğü’ydü. 5237 maddebaşı, 7290 tanım, 3960 tanık cümleden oluşan Büyük Argo Sözlüğü, eşsiz bir “argo antolojisi” niteliği taşımakta idi.
Direnişteki Kampana Deri işçileri ile röportaj
Tuzla Organize Sanayi Bölgesinde Deri İş Sendikası’na üye oldukları için işten çıkarılan Kampana Deri işçileri 101. günde fabrika önünde direnişlerini sürdürüyorlar. 100 günü geride bırakan işçilerin sendikayla birlikte düzenledikleri eylemde İşçi Cephesi olarak yanlarındaydık. İşten ilk atılan direnişçi işçiyle yaptığımız röportajı okurlarımızla paylaşıyoruz:
Trans Onur Yürüyüşü yapıldı
Bu yıl ikincisi düzenlenen Trans Onur Yürüyüşü binlerce kişinin katılımıyla İstiklal Caddesi’nde gerçekleşti. Yürüyüş boyunca “dünya yerinden oynar, translar özgür olsa”, “baskın şiddet ahlaksa biz ahlaksızız”, “kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiç birimiz”, “aşk, aşk, hürriyet. Uzak olsun nefret”, “transfobik polise hayır” sloganları atıldı.
Trans Onur Yürüyüşü: “Öldürülenler kardeşin, durma, çık sokağa!”
Bu yıl ikincisi düzenlenen Trans Onur Yürüyüşü, lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel (LGBTT) bireylere yönelik baskı, şiddet ve ayrımcılığa dikkat çekmek, “birlik ve dayanışma”yı güçlendirmek için barıştan yana olan herkesi sokağa çağırıyor. “Trans Cinayetleri Politiktir!” şiarıyla yapılacak yürüyüş, “Nefrete inat yaşasın hayat demek için; gasp edilen onurumuzu, sokakları geri almak için; transeksüel düşmanlığını ve trans cinayetlerini durdurmak için” tüm LGBT örgütlerin katılımıyla gerçekleşecek.
Saybolt grevi 6 gün sonunda bitti
Geçen ay gazetemizde haber yaptığımız Saybolt grevi olumlu bir biçimde bitti. Saybolt çalışanları limanlara gelen petrol gemilerinden numune alıyorlar, laboratuvarlara gelen numuneleri inceleyerek rapor ediyorlar. Burası hayli az nufuslu (70 kusur kisilik) ve çok dağınık, standartlara uymayan farklı bir işyeri sendika açısından. Gebze’de, Mersin’de, Aliağa’da, Haremidere’de yani tankerlerin akaryakıt dolumu-boşaltımı yaptığı yerlerde ölçüm yapan çoğu vasıflı elemanlardan olusan bir üye profili var ve yeni üye oldular.
490 Mutlu Akü işçisi örgütlendi, kazandı!
Tuzla – Tepe Ören mevkiinde faaliyet gösteren, Petrol-İş üyesi 490 işçinin çalıştığı Mutlu Akü ve Malzemeleri San. A.Ş’ de 24 mayıs sabah saat 08:00’de başlayan ve 5 saat süren grev, Mutlu Akü işvereni ile yapılan görüşmelerden sonra anlaşmayla sonuçlandı.
Petro Kimya – İşten Atmalar Başladı
Merhaba arkadaşlar, ben petro kimya sektöründe çalışan bir işçiyim. Daha önceki mektuplarımda da belirttiğim gibi birlik ve örgütlülüğün ne kadar önemli olduğunu her gün biraz daha iyi anlıyorum çünkü, patronların biz işçiler özerindeki baskılar gittikçe artıyor. Bizleri daha ucuz ve zor şartlar altında çalıştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Nasılsa onlara yandaşlık eden devlet var, istediklerini yasalaştırıp kendi istediklerini rahat bir şekilde uyguluyorlar.
Çevre felaketi, iktidar ve özelleştirmeler
Sermaye gün geçmiyor ki, kâr uğruna doğal kaynaklara saldırmasın, insanları yerinden etmesin ya da yüzlerce yıl sürecek kirlenmeye sebep olmasın. Binlerce yıllık tarihiyle Anadolu, bir avuç insanla beraber malesef yaşama savaşı veriyor.
Peter Norman’ın hayatı ve protestosu
Yanda duran fotoğraf 1968 Meksika Olimpiyatları’nın akla kazınan manzarası olmuştu. Birincilik ve üçüncülük derecelerini kazanmış iki siyahi atletin ırkçılığı deri eldivenleri ile protesto edişi, on yıllar boyunca pek çok devrimci ve ırkçılık karşıtına ilham olacaktı.
Yatay havuç, dikey sopa
İşçi Cephesi gazetesi olarak, 12 eylül 2010’da gerçekleşen referandumda, mevcut değişikliklerin rejimin demokratikleşmesini sağlamak bir yana, 12 Eylül askeri darbesi anayasasını takviye edeceğini ve rejimin baskıcı karakterinde bir değişim yapmayacağını ifade etmiş ve darbe anayasasının makyajlanmasına “hayır” demiştik.
Seçim sonuçları üzerine
Seçmenin yüzde 87’sinin sandığa gittiği 2011 Genel Seçim sonuçları mecliste kazandığı 326 milletvekilliği ile AKP’yi yeniden birinci parti ilan etti. Onu sırasıyla 135 ve 53 milletvekilliği ile CHP ve MHP izliyor. Diğer partilerin hiçbiri yüzde 10 barajını geçemezken, hepsinin toplam oyları yüzde 5’e bile ulaşmadı. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu ise 36 bağımsız adayını baraj engelini aşarak meclise göndermeyi başardı.
Seçimler Kadıköy’de kutlandı
Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku, İstanbul Kadıköy İskele Meydanı’nda binlerce kişiyle seçim zaferini kutladı. Kutlamaya İstanbul 1. bölge milletvekili Sebahat Tuncel, İstanbul 3. bölge vekili Abdullah Levent Tüzel de katıldı. Saat 17:00’de başlayan kutlamalara Blok bileşeni grup ve partiler katıldı.
Tekstil – Mesai hırsızlığı
Merhaba arkadaşlar, ben tekstil sektöründe çalışan bir işçiyim. Çalıştığım işyerinde başımdan geçen bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum. Beş aydır bu işyerinde çalışıyorum ve beş aylık süreçte maaşlarımızı hiç tam ve zamanında alamadık. Her zamanki bahaneler, ya işler ödemeye girmedi ya da para alınacak firma, ödemede bizi geriye attı. Oysa ki, hepsi bizi kandırmak için uydurdukları yalanlar! Her hafta ödeme alıp kendi borçlarını ödüyorlar, bize gelince ise para yok! Patronların umurlarında mı ki işçinin kirası, son ödeme tarihi geçmiş faturası, borcu, mutfak alışverişi… Hiçbirini önemsemiyor patronlar. Elimize koyuyor 3-5 kuruş, ay başında hepsini kapatırsınız diyorlar.
Büro – Evleneceklere uyarılar
Merhaba arkadaşlar, ben büro çalışanı bir işsizim. En son çalıştığım işyerinde esnek çalışma koşulları, ücretlerin geç ve parçalar halinde yatırılmasından dolayı ocak ayında işten ayrıldım. Bu süreçten sonra farklı bir işyerinde 2 aya yakın çalıştım. Bu işyerinde de fazla çalıştırma ve servis sıkıntısından dolayı işten ayrıldım. 2,5 aydır işsizim, bu sürede farklı birçok iş başvurusunda bulundum ve dayatılmak istenen hep aynı şeyler esnek çalıştırma, düşük ücretler vs…
Bir öğrenci deneyiminden notlar
Merhaba,
Ben, İstanbul’daki bir lisenin son sınıf öğrencisiyim. Okulumuz kısıtlı teneffüs saatleri nedeniyle okul içerisindeki öğrenci tartışmalarına kapalı bir yer, ancak küçük arkadaş grupları içerisinde bu sorunlar tartışılır, baş ağrıtır sonra da unutulup giderdi.
Yeni YÖK reformu
Geçtiğimiz ayın sonunda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün himayesinde, Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) tarafından “Yükseköğretim Kongresi: Yönelişler ve Sorunlar” konulu kongre düzenlenmişti. Kongreye davet edilmeyen öğrenciler ve hocalar “Nasıl bir üniversite istiyoruz?” başlıklı dosyalarını sunmak ve toplantıyı protesto etmek amacıyla toplanınca, Dolmabahçe’de polisin tazyikli su ve biber gazı bombardımanına maruz kalmışlardı.
Seçimler, Kürdistan: Sonuçlar ve olasılıklar
Seçim süreci geride kaldı. AKP, aldığı oyla, ekonomik krize ve ulusal soruna rağmen Türkiye’de bir yönetim krizinin yaşanmadığını gösterdi diyebiliriz. Öte taraftan da Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku altında birleşik bir mücadele örneği veren Kürt halkı ve sosyalistler, meclise 36 milletvekili göndererek anti-demokratik seçim barajına rağmen önemli bir başarı elde ettiler. Bu noktada vurgulanması gereken, özellikle Kürdistan’da bağımsız oylarının geçen seçimlere göre yüksek bir artış göstermesi. Birkaç örnekle somutlamak adına; Diyarbakır’da 2007 seçimlerinde yüzde 47 olan oylar 2011 seçimlerinde yüzde 62’ye, Hakkari’de yüzde 56’dan 82’ye, Mardin’de ise yüzde 39’dan 61’e yükselerek azımsanamayacak bir ivme kazandı.
Son bir ayın grev, direniş ve mücadele güncesi
Sağlık emekçileri
Sağlık emekçileri Bursa ve İstanbul’da haklarını arıyor. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde taşerona karşı mücadele yürüten Devrimci Sağlık-İş 9 Haziranda iş bıraktı. Sendika, mahkemece verilen “taşeron sağlık işçileri hastanenin asıl işçileridir” kararını esas alan bir mutabakat imzalamak istiyor. Hastane yönetimine 16 Hazirana kadar zaman tanındı.



































