Ankara’da yapılan bombalı saldırı ardından sendikaların grev kararıyla eşzamanlı olarak üniversiteler ve liselerde alınan boykot kararı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde boykotun ilk gününün tatil yapılması nedeniyle, bugün yapılan anma ile gerçekleşti. Okul yönetimi pazartesiyi tatil yaparak boykotun önüne geçeceğini düşünmüş olsa da bugün saat 12’de Orta Bahçe’de toplanan öğrenciler ve hocalar “Ders yok Boykot Var”, “İyi Değiliz İyi Olmayın” sloganları atarak sınıfları dolaştıktan sonra tekrar bahçede toplandı. Burada düzenlenen anmadan sonra okulun önüne gelen öğrenciler ve hocalar kapının önünde Eğitim-Sen’in basın açıklamasına katıldı. Ardından Sakarya Meydanı’nda yapılacak anmaya doğru hep birlikte yürüyüşe geçildi, yürüyüş alkışlar ve ıslıklarla gerçekleşti. Sakarya Meydanı’na ise “Ankara’da Düşene Dövüşene Bin Selam”, “Yaşasın Halkların Kardeşliği”, “Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz”, “Katil Devlet Hesap Verecek” sloganları eşliğinde beyaz balonlar gökyüzüne salındı. Ölenlerin isimleri sayıldıktan sonra anma sona erdi.
Siyonizm’in işlediği yeni cinayetler… Filistin halkıyla dayanışma!
Siyonizm’in Filistinlilere karşı saldırılarının 11 gün önce yeniden başlamasının ardından, onlarca Filistinli hayatını kaybetti ve binlercesi yaralandı. İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (UIT-CI) olarak kahramanca direnmeye devam eden Filistin halkıyla acilen dayanışmanın büyütülmesi çağrısında bulunuyoruz.
Ankara katliamı İzmir’de protesto edildi
Ankara’da barış şiarıyla tüm ülkeden gelen canlara karşı düzenlenen saldırı İzmir yerelinde de sendika ve meslek odaları başta olmak üzere tüm emek ve demokrasi kurumlarının çağrısıyla protesto edildi.
Ankara katliamı Alibeyköy Karadolap Mahallesi’nde protesto edildi!
Ankara’da gerçekleşen “Barış, Emek, Demokrasi” mitinginde gerçekleştirilen katliamın siyasi sorumlusu AKP hükümetidir. Şu an itibariyle 95 insan hayatını kaybetmiş olmasına rağmen İçişleri Bakanı herhangi bir güvenlik zaafı olmadığını söyleyebilmektedir. Suruç, Diyarbakır katliamları ve Kürt illerinde iki aydır yaşanan asker-siyasi operasyon ve ablukalar düşünüldüğünde, Ankara’da patlayan bombalarla birlikte ülkenin son derece karanlık bir sürece sürüklendiği görülmektedir. Yaşanan tüm bu katliam ve kaos girişimlerine karşı yerel alanda da sesimizi haykırıyoruz.
Taksim’de katliam protestosu
Taksim’de kitlesel bir katılımla Ankara’da bugün yaşanan katliam protesto edildi.
Saat 18.00’da Tünel’de toplanan kitle İstiklal caddesi üzerinden Galatasaray Meydanı’na kadar yürüyüş gerçekleştirdi. Galatasaray Meydanı’ndaki yaklaşık bir saatlik basın açıklamasının ardından kitle yeniden Tünel’e kadar yürüyüp eylemi sonlandırdı.
Protesto boynunca kitleler AKP ve Erdoğan karşıtı sloganlar atarak, hükümetin istifasını istedi.
Diyarbakır, Suruç, Ankara… Saray’ın ve hükümetin gözetiminde katliamlar sürüyor!
DİSK-KESK-TMMOB-TTB öncülüğünde düzenlenen barış mitingi öncesinde, Ankara Garı’nda patlatılan bombalarla şu ana kadar 86 kişi yaşamını yitirdi, 186 kişinin ise yaralı olduğu ifade ediliyor.
Diyarbakır, Suruç, Ankara… The massacres continue under the government surveillance!
The bomb blasts at the Ankara train station building minutes before the peace rally which was organized by unions DISK-KESK-TMMOB-TTB*, have killed at least 86 people and injured 186, according to officials.
Ankara’da katliam protestosu
10 Ekim’de Ankara’da yapılması planlanan Emek, Demokrasi ve Barış mitingi öncesi düzenlenen bombalı saldırıda yaşamını yitirenler için bugün Ankara Sıhhiye Meydanı’nda bir anma düzenlendi. Anma öncesinde patlama yerine karanfil bırakmak isteyen gruba polis izin vermediği gibi biber gazı ve plastik mermilerle saldırdı. Ufak çaplı yaralanmaların olduğu saldıraya rağmen bir grup karanfil bırakmayı başardı. Ardından trafiği kapatarak yürüyüşe geçen grup Sıhhiye’ye ulaştı.
Saraya ve AKP’ye yeni bir ders vermek için: Oylar HDP’ye!
“Milli irade şampiyonu” Erdoğan ve AKP’nin 7 Haziran genel seçimi ardından ortaya çıkan tabloyu hazmedememesinin sonucu olarak 1 Kasım’da yeniden seçimlere gidiyoruz. Türkiye halkları, boğazına kadar yolsuzluğa, hukuksuzluğa batmış bir siyasal iktidarın her şeye rağmen, her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalma mücadelesiyle karşı karşıya. Erdoğan ve AKP hükümeti, iktidarını sürdürebilmek için anayasal gereklilikleri askıya almak, kendi başlattığı “çözüm süreci”ni buzdolabına koyarak kirli savaş politikalarını hayata geçirmek, bu doğrultuda Kürt illerinde bir tür olağanüstü hal ilan ederek devlet terörü uygulamak, demokratik hak ve özgürlüklere azgınca saldırmak dahil her türlü yöntemi mübah görmektedir.
Eğitim sisteminde kriz derinleşiyor
Türkiye’nin içinde bulunduğu çatışma ve kaos ortamında, işçiler ya savaşta ya iş cinayetlerinde katledilirken, asgarî ücret ve emekli maaşları zamlar karşısında erirken, sokağa çıkma yasakları ve burada saymaya lüzum görmediğimiz, zira hayatımızı doğrudan etkileyen, onlarca anti demokratik uygulama hayata geçirilirken, eğitimde süregelen bir takım değişiklikler ve bunların etkilerinden bahsetmek belki de gündem için hafif kaçacaktır. Fakat eğitim alanına yapılan müdahaleleri incelerken yalnızca değiştirilen her yönetmelikten mağdur olanların sorunlarını değil aynı zamanda değişikliği yapanların kendilerince haklı nedenlerini de dikkate almak gerekir.
Mülteci krizi: Nedenleri, sonuçları ve çözümü
Suriyeliler için neden birkaç metrekareyi geçmeyen botlarla öfkeli dalgaları aşmaya çalışmak, evlerinde oturmaktan daha güvenli? Aylan Kurdi’nin cansız bedeni Bodrum sahillerine vurduğunda herkes bunun trajik bir olay olduğunu kabul etti ancak kimse sorunu bu şekilde ortaya koymadı. Halbuki meselenin trajik olmaktan çok politik bir tarafı var ve asla tartışmaya açılmayan bu taraf yukarıdaki sorunun cevabına işaret ediyor.
Tunus postası
Tunus’ta son bir aydır gündemde yeni bir yasa var: Bin-Ali rejiminin temsilcileri için ekonomik af yasası! Hükümet tarafından Ağustos ayında dile getirilen ancak detayları henüz tam olarak açıklanmayan yasaya karşı ise birçok ilde irili ufaklı protestolar gerçekleşmekte. Protestoların önündeki en büyük engel ise, IŞİD’in ülkedeki saldırıları sonrasında “anti-terör yasası” olarak pazarlanıp uygulamaya sokulan ve yeri geldiğinde her türlü muhalefet hareketini, özellikle de sınıf güçlerini bastırmak için kullanılmasının kimseyi şaşırtmaması gereken olağanüstü hal yasası.
Rejimin savaş politikalarına karşı Kadın Dayanışması: Hemen, şimdi!
Recep Tayyip Erdoğan “çözüm süreci derin dondurucuda” sözleriyle iktidarın alenen inkar ve imha siyasetine döndüğünü beyan etti. Seçimler gitgide yaklaşırken, sokakta AKP Gençlik kolları ve benzerlerince Kürt düşmanı yürüyüşler, eylemlilikler örülmeye başlandı. Cizre’de ve Bismil’de uygulanan savas politikaları yüzünden onlarca çocuk hayatını kaybetti. Sanki bir önceki seçimlerde “Artık anaların gözyaşı dindi. Bu ülkede artık inkar politikaları yoktur.” cümlelerini aynı iktidar söylememiş gibi.
Barajsız seçim, kurucu meclis, demokratik anayasa, işçi-emekçi hükümeti: Siyasal demokrasi için sınıf mücadelesi!
Geçtiğimiz ay gazetemizin aynı başlıklı gündem yazısını şöyle tamamlamıştık: “7 Haziran’da istediği sonucu alamayan Erdoğan’ın Türkiye’yi yeni bir seçime sürüklediği de ortada. Öyleyse çok daha güçlü ve birleşik şekilde sesimizi yükseltelim: Nasıl bir seçim? Barajsız, engelsiz, eşit ve adil bir seçim! Nasıl bir hükümet? Ekonomik ve sosyal güvence ve eşitliği sağlayacak, siyasal demokrasi temin edecek, kalıcı ve onurlu barış diyecek bir işçi-emekçi hükümeti! Nasıl bir meclis? Temel amacı emekten yana demokratik, laik, özgürlükçü, eşitlikçi bir anayasa hazırlamak olan bir kurucu meclis!”
Çar’ın hayaleti Suriye’de
“Şimdi Putin, yine bir dünya savaşından önce, SSCB’nin dağılmasından sonra gerçekten dağılmış olan silah sanayisini, Rus ordusunu ve yeni Rus milliyetçiliğini (…) Kızıl Ordu’nun zaferiyle soslandırarak, Rus halkını tekrar bir araya getirmeyi başarmış gibi gözüküyor. Bu toparlanma açıkçası dünya gezegeninde yaşayan herkes için bir umut…” (İstikrarın Füzeleri, Murat Karadeniz, 17 Eylül 2015, sendika.org)
Kitap tanıtımı: “SSCB’de Komünist Muhalefet – Troçkistler”
“Bugün Dördüncü Enternasyonal’in en güçlü seksiyonu SSCB’dedir.” 1938’deki kuruluşunun ardından Lev Troçki, Dördüncü Enternasyonal üzerine böyle yazıyordu. Troçkizmin tarihi üzerine yazılanlara bakıldığında esas olarak işlenen belli başlı birkaç adet konu bulunabilir: İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransız Troçkizmi, ABD’deki Sosyalist İşçi Partisi, Sri Lanka ayaklanması, Vietnam partisi, Latin Amerika’daki seferberliklere müdahaleler ve Nikaragua devrimi.
AKP: Hayaldi kâbus oldu!
AKP “mucizesi” trajik bir sona doğru hızla ilerliyor. Üstelik peşinden Türkiye’yi de sürükleyerek. Sürekli tekzip edilen kurucu lideri ikbal derdine düştüğünden bu yana, artık bir dil sürçmesiyle karşı karşıya olunmadığı anlaşılmış durumda. Hakiden yeşile geçişin şimdilerde yağmurdan kaçarken doluya tutulma sonucundan ibaret olduğunu tartışan da kalmadı. Demokrasi egemenlerin gardolabı olunca başka sonuç tabii ki olanaklı değildi. Neticede her rejim kendine yakışanı giyer. Gardolap demokrasisi ile ancak bu kadar. 40 derece sıcakta herkese palto giydirmeye yeminli müstakbel başkan adayı karşısında, “biz nerede hata yaptık?” diyen eski şakşakçılar bu pirincin taşını biraz zor ayıklarlar.
Arçelik LG direnişi devam ediyor
Koç Holdinge bağlı Arçelik LG Fabrikası’nda işverenin ve Türk Metal Sendikasının baskılarına karşı sendikal özgürlüklerini kullandıkları gerekçesiyle Temmuz ayında 173 işçi işten çıkarıldı. İşten atılmaya karşı işçiler 3 aydır direnişteler.
Kapitalizmden ve baskı rejiminden kopuş için: Kurucu meclis ve işçi-emekçi hükümeti!
Kirli savaşa ve başkanlık rejimine karşı oylar HDP’ye!
Kapitalizmden ve baskı rejiminden kopuş için: Kurucu meclis ve işçi-emekçi hükümeti!
7 Haziran’da Başkanlık rejimi için gerekli oy çoğunluğunu elde edemeyen Cumhurbaşkanı, koalisyon görüşmelerinde bir türlü anlaşmaya varılamamasını gerekçe göstererek 1 Kasım’da “tekrar seçim” yapılacağını ilan etti. 4 ay ara ile seçim tekrarlamak daha önce Türkiye tarihinde görülmediği gibi, Erdoğan’ın cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ile Türkiye’de rejimin değiştiğini dile getirmesi, Türkiye’de rejimin ne kadar antidemokratik ve kokuşmuş bir öze sahip olduğunu kanıtlıyor.
Şovenizme karşı işçilerin birliği
Suruç katliamından sonra devletin Kürt halkına yönelik baskı ve inkâr politikaları arttı. AKP’nin başını çektiği MHP, BBP gibi ırkçı burjuva partilerin katılımıyla Türkiye’de milliyetçi şoven bir dalga yaratıldı. Bu durum işçi sınıfı içerisinde milliyetçi duyguların kabarmasına neden oldu.
Jeremy Corbyn’in zaferi: Olanaklar ve sınırlar
İngiltere’de İşçi Partisi, Mayıs ayında yapılan seçimlerde büyük bir hezimete uğramış, bu yenilginin ardından Genel Başkan Ed Miliband istifa edince, önderlik boşluğunun doldurulması üzerine tartışmalar gerçekleşmeye başlamıştı. 232 milletvekiline sahip İşçi Partisi içerisinde yönetime muhalif 9 milletvekillik bir “sosyalist” grubun başını çeken Jeremy Corbyn’in önderlik seçimlerinden – hem de oyların %60’ını alıp, parti içi seçimlerin tarihsel rekorunu kırarak – birincilikle çıkması, hem ulusal hem de uluslararası anlamda bir depreme yol açtı.
AKP Petrol-İş yönetiminde
Türkiye’deki en büyük konfederasyon durumunda olan Türk-İş’in petrokimya iş kolundaki sendikası Petrol-İş 5-6 Eylül’de 27. Olağan Genel Kurul’unu gerçekleştirdi. Genel Kurul’dan çıkan en önemli sonuç Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın’ın yerine AKP’ye yakınlığıyla bilinen Ali Ufuk Yaşar’ın seçilmesi oldu. Petrol-İş Sendikası Tüpraş ve Petkim gibi stratejik yerlerde örgütlü bir sendika olmakla kalmayıp Türk-İş içerisinde de en önemli muhalif sendikaların başını çekiyordu.
Birleşik Metal-İş, Renault’da çoğunluğu aldı
OYAK Renault ve Tofaş işçilerinin başını çektiği binlerce Metal işçisi geçtiğimiz Mayıs ayında son yılların en büyük işçi eylemlerinden birine imza atmışlardı. Oyak Renault ve Tofaş’la sınırlı kalmayan Coşkunöz, Mako, Delphi, Türk Traktör, Ford gibi birçok işyerine sıçrayan direnişte metal işçilerinin temel talepleri MESS’le imzalanan sözleşmenin geçersiz sayılarak daha adil bir sözleşmenin imzalanması ve ihanetçi konumundaki Türk Metal-İş Sendikası’nın işyerlerinden çıkartılmasıydı. Yaklaşık 1 ay süren direniş sonucunda ise bürokratik Türk Metal-İş Sendikası kimi işyerlerinden atılmıştı.
For disengagement from capitalism and the repressive regime: Constituent assembly and workers-labourers’ government!
Vote for HDP against the dirty war and the presidential regime!
For disengagement from capitalism and repressive regime: Constituent assembly and workers-labourers’ government!
The President Erdogan, who was unable to receive majority of the votes required for the Presidential regime, declared the re-election to be held on November 1 on account of the fact that there was no compromise in consequence of coalition talks. Repeating an election at intervals of 4 months didn’t happen in the history of Turkey before.
Cecilia Toledo’nun ardından
Geçtiğimiz günlerde uluslararası akımımızın önemli isimlerinden birisi olan, Dördüncü Enternasyonal’in ve kadınların kurtuluş mücadelesinin yılmaz savaşçılarından devrimci Marksist Cecilia Toledo’yu kaybettik. Toledo ömrünü Leninist dünya partisinin inşasına vakfetmiş olan bir özgürlük savaşçısıydı. Cecilia Toledo, Uluslararası İşçi Birliği – Dördüncü Enternasyonal’in (LIT-CI) ve onun Brezilya seksiyonu PSTU’nun önderlerindendi. Aşağıda İşçi Demokrasisi Partisi adına, Toledo yoldaşın kaybı üzerine LIT-CI ve PSTU önderliğine gönderilen mesajı okuyabilirsiniz:
“Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete”
Yazının başlığını önce “Türkiye nereye gidiyor?” gibisinden bir genel ifade biçiminde düşünmüştüm, ama ülkeye giren ilk motorlu taşıtlara binen Osmanlıların türettikleri (neredeyse mazoşist) korku dolu bu deyişleri, mevcut politik duruma daha uygun diye düşündüm. Gerçekten de, Cumhurbaşkanı ve onun etrafında toplanmış AKP kadrolarının ülkeyi yangın yerine döndüren bir felakete sürükledikleri bugünlerde yaygın kabul görüyor.
Syriza dersleri
20 Eylül’de yapılan seçimle birlikte Yunanistan, yeni bir döneme girmiştir. SYRIZA’nın ikinci kez galip çıktığı bu seçim, 25 Ocak seçiminden sadece nicel olarak değil, nitel ve anlam olarak da farklıydı.
Özgecan Aslan davasının ikinci duruşması görüldü
Mersin’in Tarsus ilçesinde katledilen Özgecan Aslan’ın katillerinin yargılandığı davanın ikinci duruşması 9 Eylül tarihinde Tarsus Adliyesi’nde görüldü.
Katiller Ahmet Suphi Altındöken Adana, babası Necmettin Altındöken Antep ve arkadaşı Fatih Gökçe de Osmaniye’deki cezaevinden Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya katıldı.
Yunanistan memur sendikaları konfederasyonu ADEDY liderlerinden Pandelis Vainas ile söyleşi
UIT-CI: Syriza’nın ihanetinden sonra ilk grevi örgütleyen sendikasınız. Sürecinizi aktarabilir misiniz?
Pandelis Vainas: Öncelikle sendikamız referandum sürecinde ne yazık ki açıkça hayır diyemedi. Konfederasyonda 17 kişinin bulunduğu yönetim kurulunda yalnızca 8 kişi açıkça Hayır’dan yana taraf olabildi. Bu durum bizim hızımızı ciddi şekilde yavaşlattı. Yine de devlet sektöründe çalışan işçilerin genel eğilimi açıkça Hayır’dan yanaydı ve de bu doğrultuda pek çok sendika lokali kendi tavrını Hayır olarak deklare edebilmişti. Takip eden süreçte, Syriza’nın teslim oluşu ile birlikte grev oylaması yaptığımızda da benzer zorluklarla karşı karşıya kaldık.
Venezuela: Petrol emekçileri mücadeleci ve bürokrasi karşıtı sendikal liderin işten atılmasına karşı seferber oluyor
Venezuela Petrol İşçileri Birleşik Federasyonu (FUTPV) Disiplin Kurulu üyesi ve Anzoátegui eyaletinde, Petrocedeño-PDVSA’da (Venezuela Petrolleri Anonim Topluluğu -devlet şirketi-) sendikal akım C-CURA (Sınıfçı, Birleşik, Devrimci ve Özerk Akım) yöneticisi Bladimir Carvajal, 15 Eylül günü Ulusal Güvenlik Muhafızları tarafından, petrol işçilerini taşıyan otobüsten aniden ve kabaca indirildi. Çalışma şeflerinden birisi kendisini işyerine giremeyeceği çünkü Çalışma Müfettişliği tarafından işten çıkarılma talebinin değerlendirildiğine dair bilgilendirdi. Polislerin ve ulusal muhafızların mevzilendiği bir ortamda, sendikal yöneticinin işyerine girmesi engellendi.
İşsizler ordusu büyüyor
TÜİK’in Mayıs 2015 için yaptığı araştırmaya göre, işsizlik oranı % 9,3 ile gerçekleşti; bu oran 2 milyon 789 bin kişinin işsiz olduğu anlamına geliyor. Mayıs 2014 verileriyle karşılaştırıldığında, 238 bin kişinin daha işsizler ordusuna katıldığı görülüyor. Tarım dışı işsizlik oranı ise % 11,4 oldu; geçtiğimiz yıl aynı dönemde bu veri % 10,7 civarındaydı. Araştırmada çarpıcı bir başka sonuç ise, son üç yılda resmi işsiz sayısının 801 bin artmış olması. Bu rakam, % 40’lık ciddi bir artışa karşılık geliyor.
“Tarihi Yenilgi”, Kamu Toplu İş Sözleşmesi süreci
Türkiye’de 2,7 milyon kamu emekçisi, 2 milyona yakın da kamu emeklisi ve aileleriyle yaklaşık 10 milyon insanın hayatını etkileyen kamu toplu iş sözleşmesi Memur Sen ve hükümet arasında imzalandı. Toplu iş sözleşmesi sürecine, Memur Sen’nin maaş artışlarında rekor indirimle geri adım atması ve toplu iş sözleşmesinin esas aktörü olması gereken memurların sessizliği damga vurdu.
Alın yazısı değil hükümet politikası!
Hiç hayatınızda rezidans ya da bir gökdelenin giriş katlarının sel suları altında kaldığını ya da bir iş adamının evini su bastığını duydunuz mu? Neden hep bu “yağmur” yoksul emekçi kesimleri üzerine “yağar”? Ege’de batan teknelerin taşıdığı insan cesetleri sahile vururken “bir armatör yatıyla boğuldu” gibi bir şeye rastlayamazsınız. Uzaya çıkalı elli yıldan fazla zaman olmuşken hala “sudan” bir sebeple her yıl muson yağmurlarından dolayı yüzlerce yoksul insanın ölmesi size de garip gelmiyor mu?
Soma davasında ara karar verildi: Tahliye yok, ertelemeye devam
Polisten saldırı
Dava öncesinde, adliye yanındaki parkta stant kuran sendika ve derneklerin temsilcilerine polis saldırdı. 10 gündür dokunulmayan çadırlar ve stantlar polis tarafından söküldü, gözaltına alınmak istenenler oldu.
Lift the blockage on Cizre now! End this dirty war!
After Erdogan and AKP put war politics into action again in order to remain in power at all costs, Cizre has been under blockage by the war units of the Palace for 7 days. Death toll has reached to 20 according to the explanations of the committee which is making investigations in the region with limited opportunities. Any information regarding the current situation and the numbers of the injured, the amount of people with the food and water supply and necessary medication has not been received yet. Even the burials are not allowed in the town and a great violence is imposed by the war units of the Palace. Meanwhile, Prime Minister Davutoglu’s statements like “There is no death in Cizre” (…) “The curfew will continue as long as required” are just apparently appalling providing the current situation in the area.
21. yüzyılda mültecilerin trajedisi
Küçük Aylan’ın bir Türk sahilindeki korkunç fotoğrafı, emperyalist ve kapitalist hükümetlerin gerçek şiddetini sakladığı ancak öngörülebilir bir gerçekliği milyarlarca insanın gözleri önüne serdi: Kapitalist sefaletin ve savaşlarının yıkımını, aynı Suriye’deki gibi. Yalnızca halklarının tepkisiyle Avrupa hükümetleri geçici olarak boyun eğmek zorunda kaldı. Mülteciler neden kaçıyor? Bu trajediye nasıl cevap vermeli?
Antarsiya aktivisti Pantelis Gavriilidis ile söyleşi
İDP: Antarsiya’nın referandum sürecinde ve Syriza’nın teslim oluşu karşısındaki tavrı nedir?
Pantelis Gavriilidis: Antarsiya olarak referandum süresince Hayır kampanyasını yürütenlerdendik. Hayır’ın anlamı Yunanistan kitleleri için artık bir hayat meselesi idi. Ya şantajların altında iyiden iyiye ezilecektik ya da referandumda Hayır diyerek mücadelemizi sürdürecektik. Antarsiya da o dönemde Hayır kampanyasını aktifçe sürdüren bir ekip oldu. Sonrasında ise Syriza’nın ihanetinin netleşmesi bizler için sürpriz olmadığı gibi, mücadelemizin de geri düşmesine sebep olmadı. Evet, tüm şantajlara rağmen kitleler Hayır’ı ciddi bir çoğunlukla cesurca desteklemişti. Şimdi ise Syriza hükümeti bu konuda geri adımlar atarak kitleler için ciddi bir ihanet içerisine girdi.
Cizre’deki ablukayı derhal kaldırın! Kirli savaşa son verin!
İktidarını her ne pahasına olursa olsun korumak için Erdoğan ve AKP’nin savaş politikalarını yeniden devreye sokmasının ardından Cizre, Saray’ın savaş birimleri tarafından 7 gündür abluka altında tutuluyor. Bölgede sınırlı imkanlarla araştırma yapan heyetin açıklamalarına göre sivil ölümlerinin sayısı 20’yi geçmiş durumda. Yaralı sayısı, su, gıda ve ilaç sıkıntısı çeken insanların sayısı ve durumu ile ilişkiliyse herhangi bir veriye halen ulaşılamıyor. Cenazelerin defnedilmesine dahi izin verilmediği kentte, Saray’ın savaş birimleri tarafından büyük bir vahşet uygulanmakta.
Lübnan: “Biz tek, siz hepiniz!”
Lübnan, 21. yüzyılın başlangıcından itibaren sermaye açısından “huzurlu” ve “istikrarlı” bir ortamın oluşamadığı sayısız Ortadoğu ülkesinden birisi. Senelerden beri ülke içi gerilimler ve çatışmalar, Lübnan işçi sınıfına nefes dâhi aldırmıyor. Yönetim krizini aşamayan Lübnan rejiminin karakteri, derin bir bunalımla özdeşleşmiş durumda. Bugün gelinen noktada Lübnan’ın bir cumhurbaşkanı yok ve hükümetin istifası da kitleler nezdinde dile getirilen öncelikli taleplerden birisi.
Karadolap mahalle şenliği gerçekleştirildi
Karadolap Mahallesi’nde 2.Halk Meclisi şenliği gerçekleştirildi. Karadolap Mahalle Muhtarlığı ve Halk Meclisi’nin düzenlediği etkinlik Muhtar Ali Ekber Binici’nin açılış konuşmasıyla başladı.
Halk Meclisi’nin amacının anlatıldığı konuşmada, mahalle sorunlarının çözümü için tek adresin mahalle sakinlerinin örgütlenerek Halk Meclisi’nde birleşmesi olarak gösterildi.
Barış Bloku, imkanlar ve sınırlılıklar
Suriye’ye yönelik bir müdahale ihtimaline karşılık HDP’nin öncülüğünde, başlangıçta CHP’li kimi vekillerin de varlığı ile emek güçleri, sosyalist organizasyonlar ve de sivil toplum kuruluşlarının geniş katılımı ile birlikte Barış Bloku ilan edilmişti. Erdoğan’ın bir iç politika uzantısı olarak sarf ettiği Suriye müdahalesi hayata geçmedi. Silvan katliamından sonra ise Blok’un barış hedefi sınır ötesine değil, sınır içerisine çekildi.
Dağlıca ve Erdoğan: Ya bendensin, ya da…
PKK’nin Dağlıca’daki mayınlı saldırısı zaten yeterince gergin olan politik atmosfere iki temel değişikliği daha eklemiş oldu. Bir yandan PKK bugüne değin deneyimli kadroları ile saldırıya geçmezken önce Dağlıca sonra da Iğdır saldırılarıyla güç gösterisi sahnesine açıkça girdi. İkinci değişiklik ise sokak saldırılarının başlaması oldu. Dağlıca’dan bu yana Hürriyet gazetesi iki kez basılırken, HDP’ye yönelik yüzlerce saldırı gerçekleşti. OHAL uygulamasının ve sivil ölümlerinin sonuçları yeterince ağır değilmiş gibi şimdi de Türkiye işçi sınıfı, yoksul kitleler ve Kürt halkı ikili bir cendere içerisine, hem de olabildiğine kanlı bir biçimde sıkıştırılmış oldu.
İDP yaz kampı gerçekleşti
İşçi Demokrasisi Partisi (İDP) geleneksel yaz kampı bu yıl 13-16 Ağustos tarihlerinde gerçekleşti. Yoğun bir katılıma ev sahipliği yapan kamp tekstil, turizm, hizmet, ofis gibi çeşitli sektörlerden emekçileri, öğrencileri, kadınları bir araya getirdi. 3 gün süren kampta çeşitli konularda atölyeler ve sunumlar yapıldı.
Erdoğan 7 Haziran’ı hazmedemedi, tekrar seçim dedi! İDP diyor ki: Barajsız seçim, kurucu meclis, demokratik anayasa, işçi-emekçi hükümeti!
Erdoğan’a göre; AKP’siz bir Türkiye hatta Ortadoğu düşünülemez. Türkiye’de burjuva parlamenter sistem tıkanmıştır ve Türk tipi başkanlık sistemi kaçınılmaz hale gelmiştir. Türkiye’de toplum ve siyaset, dini muhafazakâr bir temelde yeniden yapılandırılmalıdır. Tüm bunları teminat altına almak ve sürdürülebilir kılmak için ise Sünni, otoriter, burjuva-kapitalist bir devlete ihtiyaç vardır. Üstelik Erdoğan’a göre bunlar tercih olmaktan çıkmış, zorunluluk haline gelmiştir.
Aylan Kurdi ve onun gibi binlerce mültecinin ölümünden Avrupa hükümetleri ve Suriye’deki Esad diktatörlüğü sorumludur!
Bütün dünya, Aylan Kurdi isimli Suriyeli bir çocuğun fotoğrafı karşısında şok oldu. Yalnızca 3 yaşındaki çocuk, annesi ve kardeşi ile birlikte ölmüştü ve aileden tek hayatta kalan babalarıydı. Kobane’den gelen aile, Esad rejiminin vahşetinden, NATO bombardımanlarından ve Suriye ve Kürt halkının mücadelesini yok etmek amacıyla ortaya çıkan karşı-devrimci IŞİD’den kaçıyordu.
Sanifoam işçileri direnişte
Çerkezköy Organiza Sanayi Bölgesi’nde üretim yapan Sanifoam sünger fabrikası 3 işçiyi işten çıkardı. İşyerindeki işçi sağlığı iş güvenliği ihlallerinin düzeltilmesi için BATİS sendikasında örgütlenen ve sendikaya üye oldukları için işten çıkarılan işçiler, işe geri dönene kadar ve insanca iş koşulları sağlanana kadar direniş kararı aldı. Buna karşılık fabrika önünde haklarını almak için çadır kuran işçiler 20 gündür direnişte.
İşçiler çok düşük ücretlerle 12 saat çalıştırılıyor ve iki aydır ek mesai ücretleri ödenmiyor. Fabrikada hiçbir işçi sağlığı ve güvenliği tedbiri alınmıyor. Bundan dolayı işçiler kimyasal gazlara mağruz kalıp çeşitli sağlık problemleri yaşamakta, hatta bir işçi kötü çalışma koşullarından ötürü iki böbreğini kaybetmiş. Performansa dayalı çalışmak zorunda kalan işçiler, iş kazalarında parmaklarını kaybediyorlar. İşyerinde kötü koşullar sebebiyle koku primi verildiğini belirten işçiler, “koku primi değil iş güvenliği istiyoruz” diyerek diğer işçileri örgütlenmeye çağırdı .
İşçiler haklarını alana ve işyerinde işçi sağlığı ve güvenliği sağlanana kadar direnişe devam etmekte kararlı.
İşçilerin talepleri;
● Atılan işçiler geri alınsın, iş güvencesi sağlansın.
● İşyerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınsın.
● İşçi temsilcisi seçilsin, iş güvenliği kurulu aktif hale getirilsin.
● Sendika üyeliği güvence altına alınsın.
● İşyerindeki yasa ihlalleri derhal son bulsun.
● Sendika tarafından iş güvenliği yönünden işyeri denetlensin ve işbirliği ile bütün hak ihlalleri son bulsun.
Çipras’ın istifası Troyka ile anlaşmayı güçlendirmek için yapılmış bir manevradır
Yeni kemer sıkma reçetesini yenilgiye uğratmak için solun ve emekçilerin birleşik bir bloku!
20 Ağustos’ta Aleksis Çipras, Eylül ayının ortalarında yeni bir seçime gidilmesi için, Yunanistan Başbakanı olarak istifa etti. Söz konusu olan, Çipras’ın Troyka’ya (IMF, Avrupa Birliği -AB- ve Avrupa Merkez Bankası -AMB-) teslim olmasının ardından, Syriza içinde patlak veren politik krizi aşmaya dönük bir manevradır.
Sıkıyönetim değil, siyasal demokrasi çözer!
Kürt illerinde süre giden çatışmalar nedeniyle kurulan özel güvenlik bölgelerinin sayısı 100’ü aştı. Devlet, resmi kaynakları aracılığıyla söz konusu bölgelerde; vatandaşların can ve mal güvenliğinin sağlanması, mevcut huzur ile güven ortamının sürdürülmesi, devlet ile milletin her türlü tehdit ve saldırıdan korunmasının amaçlandığı yalanını söyleyedursun, özel güvenlik bölgelerinden Silopi, Silvan, Varto, Şemdinli ve Lice’deki abluka kalktıktan sonra ortaya çıkan yerle bir olmuş kent manzaraları, neler yaşandığını net olarak gösterdi. Sokağa çıkma yasağı uygulanan bu yerleşim birimlerinde internet, telefon ve elektrik kesildi, evler ateşe verildi, kurşunlandı, insanlara “evleri boşaltın” uyarıları yapıldı.
Fiili durumlar: “…Sonra bize döndürüleceksiniz”
Cumhurbaşkanı’nın her şeyine lâf edebiliriz, ancak “dürüstlüğüne” asla demiştik, yanılmadık. Geçenlerde açıkça söyledi, “Beyler, Türkiye 10 Ağustos 2014 tarihinden itibaren milletin doğrudan cumhurbaşkanını seçmesiyle yeni bir duruma girmiştir. Artık ülkede sembolik değil, fiili gücü olan bir cumhurbaşkanı var. İster kabul edilsin ister edilmesin, Türkiye’nin yönetim sistemi bu anlamda değişmiştir. Şimdi yapılması gereken bu fiili durumun hukuki çerçevesinin yeni bir anayasa ile kesinleştirilmesidir.”
Silvan, Varto, Lice, Silopi… İç savaş sürüyor, savaşı emekçi halklar durdurabilir!
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da süre giden çatışmalar nedeniyle kurulan özel güvenlik bölgelerinin sayısı 100’ü aştı. Devlet, resmi kaynakları aracılığıyla söz konusu bölgelerde vatandaşların can ve mal güvenliğinin sağlanması, mevcut huzur ile güven ortamının sürdürülmesi, devlet ile milletin her türlü tehdit ve saldırıdan korunması amaçladığı (!) yalanını söyleyedursun, özel güvenlik bölgelerinden Silopi, Silvan, Varto, Şemdinli, Lice yanıyor; sokağa çıkma yasağı var, çatışmalar sürüyor ve bu ilçelerdeki mahalleler abluka altında.













































