Suriyeli devrimciler hem rejim hem de gerici güçlere karşı devrimin bağımsızlığını savunuyor. Bu yönde iki tarafın da terörüne maruz kalan devrimciler son gelişmelerde iki savaşçısını yitirdi.
40 yıllık bir işçinin gözünden öncesi ve sonrası ile 1 Mayıs!
1 Mayıs öncesi: Her 1 Mayıs yaklaştığında bir tedirginlik başlar; nasıl gideceğiz, işyerinden izin verecekler mi, bir sıkıntı, bir bilinmezlik alıp başını gider…
Türkiye’den Yunanistan’a, İDP’den OKDE’ye dayanışma mesajı
Aşağıda Mayıs ayında gerçekleşecek Avrupa Parlamentosu seçimlerine “Avrodan çıkış, Avrupa Birliği’nden kopuş” şiarıyla girecek olan OKDE’ye (Enternasyonalist Komünistlerin Örgütü) İDP Girişimi adına gönderilen dayanışma mesajını sizlerle paylaşıyoruz.
Karadolap’ta solun ortak adayı olarak seçilen Ali Binici ile söyleşi
30 Mart yerel seçimlerinde Eyüp’e bağlı Karadolap Mahallesi’nde bizim de İDP Girişimi olarak destek verdiğimiz solun ortak adayı Ali Binici muhtar seçildi. Kendisiyle kampanya süreci, mahallenin sorunları ve bugünden sonra mahallede neler yapılması gerektiği üzerine kısa bir röportaj gerçekleştirdik. Diğer pek çok muhtarlıktan farklı olarak mahallenin tüm sorunlarını kurulmakta olan mahalle meclisi ile ele almayı ve ancak bu şekilde çözüm üretilebileceğini savunan Ali Binici ile röportajımız:
Yoğurtçu Parkı’nda bir Forum
Geçen Cumartesi Yoğurtçu parkında ne oldu?
26 Nisan’da Yoğurtçu Parkı öfke, umut ve mücadele dolu seslerle yankılandı. 1 Mayıs’ta alanlarda mücadelelerini dile getirmesi engellenince insanlar dertlerini, direnişlerini parkta anlattılar.
Karşı Gazetesi işçileri patrona karşı direnişte!
Karşı Gazetesi’nde çalışan işçiler 13 Nisan günü gazetenin kapandığı haberini aldılar ve muhabirinden genel yayın yönetmenine, temizlik işçisinden şoförüne kadar tüm gazete emekçileri tam 22 gündür direnişteler. Karşı gazetesi binasında 13 Nisan’dan bu yana işgal eylemini sürdüren işçiler, direnişlerinin sadece bir alacak mücadelesi değil, gazetecilik mesleğinin itibarını tekrar kazanmasını amaçlayan onur mücadelesi olduğunu söylediler.
Karşı gazetesinin direnen emekçilerinden Burak Öz sorularımızı yanıtladı.
Ankara’da 1 Mayıs
İşçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’nin pek çok yerinde kutlandı. İstanbul’da hükümet tarafından gösterilen yerlerde 1 Mayıs’ı kutlamayı reddeden işçi ve emekçiler Taksim için direndiler. Ankara’da ise Sıhhiye ve Tandoğan meydanlarında kutlamalar yapılırken, Kızılay’a çıkmaya çalışan gruplara karşı polis artık klasikleşmiş biçimde sert müdahalelerde bulundu.
1 Mayıs: Tüm baskı ve engellemelere rağmen on binler alanlardaydı!
İşçi sınıfının uluslarası birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ta ülke çapında yüz binlerce emekçi alanlara çıkarken, AKP hükümetinin Taksim ve Kızılay Meydanlarını emekçilere kapatması sonucunda onlarca kişi yaralandı ve yüzlerce kişi gözaltına alındı.
Yoğurtçu Parkı’nda İşçi Forumu geçekleşti
26 Nisan günü Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda çok sayıda işçi örgütü ve direnişçinin katılımıyla bir işçi forumu gerçekleştirildi. Farklı sektörlerden işçiler tarafından kürsünün kullanıldığı ve sınıfın temel sorunlarının, örgütlenmenin önündeki engellere dair yaklaşımların sunulduğu forum müzik dinletisiyle sona erdi.
Basın emekçileri patron baskılarına karşı mücadelede
Özellikle sosyal bilimler alanından öğrencilerin pek çoğunun hayalidir halka gerçekleri aktarmaya çalışan bir araştırmacı gazeteci olmak. Ya da en azından bu alan “özel sektörün dayattığı yabancılaşmadan uzak, gerçekten bir şey ürettiğin nadir alanlardan biri” diye düşünülür. Bir şekilde bir basın-yayın kuruluşuna başını sokanlar, kısa zamanda basının düşündüklerinden ne kadar farklı bir ortamı olduğunu görürler.
Yeni Akit’in provokasyonu karşısında, DİP yalnız değildir!
Yeni Akit adlı gazete görünümlü provakasyon yuvası, 21 Nisan 2014 tarihli sayısında açıkça Devrimci İşçi Partisi’ni hedef gösteren bir “habere” imza atarak, Başbakanın toplumsal gösterilere ve göstericilere “esnaf müdahalesini” talep ettiği şu günlerde işçi sınıfının düşmanı yüzünü bir kez daha açık etmektedir.
İç savaş rejimine doğru!
Zulmünü “ebedi bir mağduriyet” söylemi üzerinden sürdüren Başbakan’ın sık sık 1950-1960 döneminin başbakanı Adnan Menderes’in adını anması boş yere değil. Bir “demokrat” olarak Menderes’e yapılanlar mâlum; Başbakan’a sorarsanız aynısı kendisine de yapılmak isteniyor. Ancak yağma yok! Bu defa ne kendisi, ne de “milleti” böyle bir vesayet tertibine asla izin vermeyecek. Zaten rahmetliyi deviren üniformalı güç, politik anlamda kıpırdayamaz hale getirilmiş durumda. Geriye ebedi şeytan CHP (cehâpe) ve uluslararası şeytani güçler (mesela devletler-lobiler cephesi olarak emperyalizm) kalıyor ki, onu da sandıkta her daim tecelli eden milli irade yoluyla püskürtmek o kadar zor değil.
İDP Girişimi Eyüp İlçe Bürosu açıldı
İşçi Demokrasisi Partisi Girişimi olarak Eyüp İlçe Bürosu’nun kurulması kapsamında Alibeyköy Karadolap Mahallesi’nde parti lokalinin açılışını gerçekleştirdik.
1915: Medz Yeğern veya her şey vatan için!
Nisan, bizim memlekette, eğer daha beter bir durum yoksa geleneksel olarak “soykırım” tartışmalarıyla geçer. Bütün gözler ve kulaklar bir ay boyunca ABD Kongresi’nden gelecek habere kilitlenir. 24 Nisan, Ermenilerin “Medz Yeğern” (Büyük Felâket) olarak adlandırdıkları insan kıyımının sembolik yıldönümüdür. Muhtemelen bu yılı da atlatırız, ancak önümüzdeki yıl, yani 1915 kıyımının yüzüncü yılı Türk milliyetçiliği ve devlet ricalimiz açısından zor bir yıl olacağa benzer…
Aslında her tarihsel olay, bugünü anlaşılır kıldığı, bugüne ilişkin dersler içerdiği veya bugün işe yaradığı kadarıyla tartışılır, bu nedenle bir anlamda “araçsallaşır”; Ermeni sorununda olduğu gibi.
Greif: İşçilerin birliği ve mücadelesi elbet zorbalığa pabuç bırakmayacaktır!
Greif fabrikası işçileri 25 Şubat tarihinde toplu iş sözleşmesi sürecinde yaşanan tıkanma ve belirsizliğin ardından çalıştıkları fabrikayı işgal ettiler. Yaklaşık 2 aydır süren fabrika işgali sırasında işçiler seslerini duyurabilmek için hem sendikaları hem de kamuoyu nezdinde birçok girişimde bulundular. Bununla birlikte, gerçekleştirdikleri direnişe ve tüm çabalarına rağmen işçiler taleplerini karşılayacak bir anlaşma zemini bulamadılar. Bu nedenle fabrikalarında 7/24 direnişte olan ve son olarak Boğaziçi köprüsü üzerinde de bir eylem gerçekleştiren işçiler direniş ve işgale devam ettiler.
Seçimler ve bir kez daha Türkiye solu ve HDP üzerine
Gezi sürecinin ardından Türkiye solundaki sağa kayış yerel seçim sürecinde ve sonrasında da ivmesini korumakta.
Bir yandan CHP’nin MHP tabanına yönelik adaylar çıkarması ve AKP’nin çöküşü ile gündeme gelen, bir bütün olarak devletin organlarının çöküşü ihtimaline karşı “devletçi” bir yaklaşıma soyunması, Türkiye solunu hızla CHP’den boşalan yere, ulusalcı söyleme itti. AKP’nin kötülüğünü salt emperyalizme indirgeyen sol, CHP’nin oy ekmeğinden bir ısırık almaya çabalarken, esasında on yıllardır süregelen ulusalcılaşma evrimini daha bir adım öteye taşımış oldu. Her ne kadar Türkiye solunun oylarında ciddi bir değişiklik yaşanmamış olsa da, Gezi sonrası ve seçim süreci ile beraber Türkiye solu kendi kimliğini ulusalcılığa kıstırarak işçi sınıfının belirleyici olduğu bir politikadan bir kez daha sağa saptı.
Ukrayna ve burjuva demokrasisinin sınırı
2008 dünya kapitalist krizinin tetiklediği bir dizi devrimci ayaklanma ve halk isyanı gündelik hayatımızın bir parçası haline gelmiş durumda. Dünyanın hemen her bölgesinde kitlesel grevler örgütleniyor, hükümet binaları ve kamusal alanlar seferberlik halindeki kitleler tarafından işgal ediliyor, hükümetler devriliyor. Doğal olarak, her ülke kendine özgü iç dinamikleri barındırıyor ve kitlelerin öfkesini sokağa taşıran onlarca farklı sebep sayılabilir. Ancak, seferberliklere esas kitlesel karakterini kazandıran ve bu seferberliklerin kesişim noktasını işaretleyenin “siyasal demokrasi” talebi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Burjuvazi, kitlelerin enerjisini soğurabilmek için demokratik gericilik politikalarından başlayarak, karşıdevrimci Bonapartist darbelerden (Mısır), faşist/paramiliter çetelere (Yunanistan,Ukrayna) ve süreğen iç savaşlara (Suriye) kadar her türlü askeri, ekonomik ve politik aracı denemekten/ kullanmaktan geri durmuyor. Deniyor; çünkü çoğu zaman kitleler tarafından gafil avlanıyor. Kullanıyor; çünkü çıkarları için iktidarını korumak zorunda…
Olan olmuştur, olacak olan da olmuştur(*) – Seçimler üzerine
Seçimler, her ne kadar sayımlarda oluşan rezillikler hala devam ediyor olsa da AKP’nin yüzde 43,5 oranında oy almasıyla sonuçlandı.
Neredeyse Eylül ayından beri Gezi ayaklanmasına katılan insanlar arasında yoğun olarak gündeme girmiş bulunan bu seçim sonuçlarının en azından yoğun bir moral bozukluğuna yol açtığını görüyor, gözlemliyoruz. Bu seçim bu sebeple geçmiştekilerden çok daha önemli oldu. Farklı bileşenler bu seçimden “mahalli idareleri” seçmek dışında beklentilere girmişler idi. TÜSİAD ve bir kısım burjuva medya en azından AKP’nin bir tokat yemesini bekliyordu. Gezi ayaklanmasının çoğu bileşeni, AKP kaynaklı “yeni tür faşizm” tehlikesinin, AKP’nin seçimi kaybetmesi ile duracağını ve bunun AKP’nin dağılmasına neden olacağını düşünüyor, Cemaat grubu da AKP’nin seçim kaybetmesinin kendi gruplarının gücünü göstermesi ve muhtemel yaşanacak kapışma öncesi elinin güçlenmesine neden olacağını görüyordu. Sonuçlar ve bunun ilk okunması AKP’nin beklenen kaybının söz konusu olmadığını ortaya çıkarınca durumun bütün bu gruplar açısından da bir kafa karışıklığına ve demoralizasyona neden olması da kaçınılmazdı.
Yapılmayan kürtajın parasını ödemek istemiyoruz!
Geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete’de yayımlanan habere göre, “isteğe bağlı” kürtajlar SGK kapsamına girdi. Böylesi bir haber, toplumsal belleği her an “sıfırlamaya” meyilli olan medya tarafından bir zafer olarak kutlandı, artık “parası olana” kürtajın kalktığı, ve kürtajın artık kamusal hizmet olarak sağlandığı yeni bir döneme girildiği şeklinde yansıtıldı. Peki gerçekten kürtaj hizmetinden artık kadınlar yararlanabilecek mi? Kadınların bedenini pazarlık nesnesi haline getiren, aile politikaları üzerinden beslenen AKP hükümeti kürtajı erişilebilir kılmak ister mi?
Ne ilerisi ne radikali, işçi demokrasisi!
İktisadi temellerinden koparılmış bir demokrasi tarifinin günümüz kapitalizm koşullarında sömürü düzenini allayıp pullayıp pazarlamaktan öteye bir anlamı yoktur. Bu demokrasinin adını ister ileri, ister radikal koyun, sonuç değişmez. Dolayısıyla her kim bunu yapıyorsa toplumsal sınıf farklılıklarını örtmeye soyunuyor demektir! Bu nedenle Erdoğan’ın ileri demokrasi tarifiyle Öcalan’ın radikal demokrasi tarifi son tahlilde aynı sonuca; bizatihi özel mülkiyet rejiminden kaynaklanan toplumsal, ekonomik, siyasal eşitsizliklerin özel mülkiyet rejimine dokunmaksızın çözülebileceğine dair hayal tacirliğine, bu yolla kapitalist sistemin restorasyonuna ve sınıfsal sömürünün perdelenmesinin yeni bir versiyonunun piyasaya sunulmasına hizmet etmektedir.
1 Mayıs 2014: Mücadele bitmedi, devam ediyor!
Mart 2014 yerel seçimleri ile birlikte hem iktidar ve sermaye blokundaki parçalanmanın hem de Gezi sürecinin neden ve sonuçlarının sahnesi olduğu bir dönemde 1 Mayıs’a giriyoruz. Muazzam sömürü ve baskının demokratik gericilik siyaseti ile iç içe geçtiği ve bu politikaların 12 yıllık AKP iktidarı şahsında cisimleştiğini söylersek abartmış olmayız. Ancak Gezi ayaklanmasında ve yolsuzluk operasyonlarında aldığı darbe ile çanlar Başbakan için çalıyor. O da, tarihteki benzerleri gibi, “benden sonrası tufan” demekte ısrar ediyor. Toplumu kutuplaştırıp, şiddeti tırmandırma siyasetinin bir sonucu olarak kazandığı seçimleri yıkıcı büyüklükte kayıplar pahasına kazanılan bir zafer olarak nitelendiriyoruz.
Tayvanlı öğrenciler hükümete karşı ayaklandı
Tayvan yaklaşık bir aydır muazzam bir kitlesel öğrenci mücadelesine sahne oluyor. Hükümetin Haziran 2013’te Çin’le imzaladığı ve neoliberal düzenlemeler içeren ticaret anlaşmasını yürürlüğe sokabilmek için ön inceleme olmaksızın Parlamento onayına sunması üzerine sokaklara dökülen Tayvanlı öğrenciler, anlaşmanın iptali talebiyle baskı ve müdahalelere rağmen sokaklardan çekilmeyi reddediyor.
İşçi sigortasız çalışmayı isteyebilir mi?
Bu ay gelen başka sorular da olmakla birlikte, bir okurumuzdan gelen ve yukarıda okuduğunuz mektuba ilişkin birkaç söz etmek gerekmekte (https://www.gazetenisan.net/sinif-mucadelesi/emek-guncesi/2196-asla-ve-asla-sigortasiz-calismayin). Okurumuz, sermaye sınıfı – işçi sınıfı çelişkisini o kadar hayattan, o kadar net ortaya koymuş durumda ki, teorik olarak bir şey söylemeye gerek yok. Ama hukuken açıklanması gereken birkaç nokta var.
Asla ve asla sigortasız çalışmayın!
Bir tekstil atölyesinde yaşanan bir olayı anlatmak istiyorum siz İşçi Cephesi okurlarına. Bu anlatacağım olay hepimize örnek olacak nitelikte.
Bahsedeceğim işçi, bu işyerinde uzun yıllar çalıştı ve işe yaramıyor ya da yeterince verimli değil diye işten kovuldu.
Ergenekon tahliyeleri: İleri demokrasi kendini tüm çıplaklığıyla gösteriyor!
“Demokratikleşiyoruz”, “Devlet içinde mafya yapılanmalarını bertaraf ediyoruz”, diyerek askerî vesayeti kaldırdığını iddia eden bir iktidarın yönetiminde, bugün neredeyse tüm Ergenekon tutukluları ve hükümlüleri serbest.
2007 yılında, ihbar üzerine, bir evin çatısında el bombalarının bulunmasıyla başlayan Ergenekon operasyonu, bunca yılın ardından tüm yalınlığıyla rejimin kırmızı çizgilerini bir kez daha gösterdi.
AKP karşıtlığı, ama nasıl?
17 Aralık tarihinde başlayan yolsuzluk operasyonu ile beraber, Gezi sürecine dek iktidar blokunda kendini tanımlayan veya bu blok içerisinde olmasa da onunla “içli dışlı” olan birçok kişi ve kurum, politik pozisyonlarını yeniden düzenleme uğraşı içerisine girdiler.
Batan bir gemide yol almak istemeyen bu odakların, Haziran Ayaklanması’nın ardından 17 Aralık operasyonunun patlak vermesini siyasal bağlamda kendi lehlerine çevirme ihtiyacı, daha doğrusu zorunluluğu, üretimin mevcut kapitalist karakteri üzerinde yükselen varlıklarının geleceği açısından hayati bir önem taşıyordu. Bu hayati önem taşıyan olgu, “sahte AKP karşıtlığı” hattında kristalize oldu.
Mısır: 529 siyasi tutukluya verilen idam cezasını kabul etmiyoruz!
Mısır’da Müslüman Kardeşler örgütü davasını sürdüren mahkeme 24 Mart’ta 529 siyasi aktivistin idamla cezalandırılmasına ilişkin akıl dışı bir karar aldı.
Askeri yönetim tarafından yönlendirilen ve “yıldırım hızıyla” gerçekleşen duruşma süreci sonunda mahkeme, Mısır’ın modern tarihinde ve son zamanlarda tüm dünya çapında rastlanabilecek en ağır cezaya imza attı. Baskı yalnızca Müslüman Kardeşler (MK) örgütüne karşı değil: onlarca solcu aktivist de askeri yönetim tarafından yargılanıyor.
Kendine başka bir halk bulmak!
Bu defa Ukrayna “karıştı!” Ardından Kırım’ın Rus çoğunluğu bir referandumla “ana vatan” ile birleşme kararı aldı. Bundan sonrası elbette Rusya ile Batı arasında geçici veya nispeten kalıcı bir uzlaşmaya varılana kadar muhtemelen giderek kızışacak diplomatik, siyasi, ekonomik bir çekişme süreci; tabii bölgenin geneli açısından ortaya çıkabilecek çeşitli uluslararası durumları, krizleri, kısa, orta ve uzun dönemli askeri ihtimalleri de hesap dışı tutmamak şartıyla…
Panrico işçisi yalnız değildir!
Barselona’da bulunan ve unlu mamuller üreten Panrico işletmesinin 250 işçisi, ücret kesintilerine ve toplu tensikatlara karşı başlattıkları mücadelelerinin 5. ayında, grev hakkı ihallerinin durdurulması ve mücadele taleplerinin karşılanması için bir uluslararası dayanışma çağrısında bulundular. 20 Mart günü dünyanın pek çok noktasında, İspanya elçilikleri ve konsoloslukları önünde Panrico işçileriyle dayanışma eylemleri düzenlendi. İstanbul’da da, İşçi Demokrasisi Partisi Girişimi Panrico işçileriyle dayanışmak adına İspanya konsolosluğu önünde bir basın açıklamasında bulundu. Aşağıda, dayanışma eyleminde okunan basın açıklamasını paylaşıyoruz.
Suriye devriminin 3. yıldönümünde Halkın Kurtuluşu Birliği’nin kuruluşu
Suriye devrimi 3. yılını geride bırakırken, Suriye Devrimci Solu “Halkın Kurtuluşu Birliği” isimi silahlı oluşumun kuruluşunu deklare etti. Aşağıda Suriye Devrimci Solu’nun bu birliğin kuruluşunu ilan eden bildirisini yayınlıyoruz.
Değerli yoldaşlar,
Demokrasi, adalet ve özgürlük savaşçıları,
Berkin yüzbinlerin omuzlarında yıldızlara uğurlandı
Gezi direnişi sırasında polisin attığı gaz fişeğinin başına isabet etmesiyle yoğun bakımı alınan Berkin Elvan günler sonra, verdiği yaşam mücadelesine yenik düştü. Cenazesi ise iktidarın kindar ve riyakar tutumuna verilen en güzel cevaptı. Ve 16 kiloluk beden, hükümetin onuru karşısında o kadar ağırdı ki, onu yüzbinler taşıdı.
Berkin ışıklar içinde uyu!
Gezi isyanı sırasında evinden ekmek almak için çıkan Berkin Elvan polisin attığı gaz fişeği ile başından ağır şekilde yaralandı. 269 gün boyunca komada kaldı, birçok ameliyat geçirdi, son olarak 44 kilodan 16 kiloya kadar düştü. Bütün hayata tutunma çabasına rağmen Berkin bu sabah 7’de hayatını kaybetti.
HDP’ye yapılan saldırıları kınıyoruz!
Yerel seçimler için çalışmalarını sürdüren Halkların Demokratik Partisi bu çalışmalarını organize ederken birçok faşizan saldırıya maruz kaldı ve kalıyor. Giresun, Zonguldak, Aksaray, Urla saldırılarının ardına bu sefer de Fethiye eklendi.
Sınıfın birliği, reel politika alanını aşmak zorunda
Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük siyasi krizi ile karşı karşıyayız. 17 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu’nun akabinde, iktidar bloku parçalanmış, devletin tüm kurumları çökmüş; rejim, gücünü kaybetmiş; sistem, politik ve ekonomik dengesini yitirmiş durumda…
Laf değil icraat ekonomisi: AKP’nin “kara deliği”
Yerel seçimler yaklaşırken AKP hükümetinin “lafa değil icraata bakarım” temalı reklamları televizyonlardan reklam panolarına hayatımızın her alanını işgal etmiş durumda. Ortada bir icraat olduğu kesin. Ancak, bu icraatlere ilişkin güvenilir verilere erişmek bile oldukça zor. 17 Aralık operasyonu ve arkasından açıklanan ses kayıtları bu durumun sebebini oldukça iyi gözler önüne seriyor aslında. Banka genel müdürlerinin evinden çıkan milyonlar ya da Bilal Erdoğan’ın eritmeye çalıştığı milyarlarca lira… Küçük bir hesap yapınca ortaya çıkan veriler çarpıcı. Örneğin, sadece Bilal Erdoğan’ın “elinde kalan” 30 milyon Avro ile günde dört bin lira harcayarak altmış beş yıl yaşanabilir. Tüm bu yolsuzluğa konu olduğu sanılan miktar toplam ülke nüfusuna oranlandığında ise kişi başına üç bin lirayı aşkın bir meblağ düşüyor. Yani AKP döneminin ekonomi politikasına bir isim bulmak zorunda olsaydık kolayca “kara delik ekonomisi” diyebilirdik.
Çözüm işçilerin denetimi ve yönetimi!
Cemaat-AKP savaşının bir parçası olarak başlayan 17 Aralık Operasyonu, rejim krizini yeni bir noktaya taşıyarak derinleştirdi. Her geçen gün ortaya çıkan yeni belgelerle birlikte rejim krizinin daha da derinleşmesi kaçınılmaz görünüyor. Rejim içindeki bu derin yarılmanın uzun bir süre daha devam edeceğini öngörebiliriz.
Can ailesi yalnız değildir!
8 Mart’a çok az bir süre kala, oğlu Onur Yaser’in intiharıyla tanıdığımız Hatice Can’ın yaşamına son verdiği haberini aldık. Hatice Can, oğlu Onur Yaser’in karakolda gördüğü işkencenin ardından intiharına sebep olan devlet ve polis şiddetine karşı mücadele veren mücadeleci bir kadın, onurlu bir anneydi. İsmi, çocuklarını devlet şiddetine kurban verilen Berfo Ana’nın, Cumartesi Annelerinin, Roboski Annelerinin yanında anılacak, mücadelesi mücadelemizde yaşayacaktır.
17 Aralık, AKP ve “demokratikleşme”
17 Aralık tarihinde başlayan operasyon, rejimin içindeki çatlakları derinleştirip genişletmekle kalmadı, aynı zamanda hükümetin seçildiği günden bu yana sürdüğü demokrasi makyajını da tümüyle akıttı. Her ne kadar, hükümetin gerçekleştirdiği talanın ve hırsızlığın sadece ufak bir kısmı ifşa edilmiş olsa da, bu ufak kısım dahi iktidarın kendini tanımlarken kullandığı “muhafazakar demokrat” sıfatının ardında yatan ikiyüzlülüğü açıkça ortaya koydu. Farklı bir tarzda ifade etmek gerekirse, malum olan daha belirgin olur oldu.
Kaç Bize Gel 2. yılını kutladı!
Şirketlerinde yapılacak kesintileri önce kaldırılan çay makinası ve çay saatinden anlayanlar, rekabetten ve yalnızlıktan bunalanlar, “prezentabl” olayım derken canı çıkanlar ve servislerde boyunları tutulanlar nam-ı diğer plaza ve büro işçileri, geçtiğimiz Cumartesi 1 Mart 2014 tarihi itibariyle Kaç Bize Gel’in 2. Yılını kutlamak üzere bir araya geldi.
Alibeyköy’de emekçilerle 8 Mart ve yaklaşan yerel seçimleri konuştuk
2 Mart’ta Dünya Emekçi Kadınlar Günü öncesi İDP Girişimi Eyüp İlçe Bürosu’nda “Kadınlar olarak yerel seçimler yaklaşırken mücadele hattımızı tartışıyoruz!” etkinliğini gerçekleştirdik. Etkinliğin başında Arjantin’deki kardeş partimiz Izquierda Socialista’dan (Sosyalist Sol) kadınların 8 Mart için hazırladığı kayıt ve Gezi isyanı sırasında kadınların mücadelesini, isyan süresince en ön saflarda nasıl direndiklerini gösteren bir video gösterimi yapıldı.
Tüm iktidar AKP’ye!
Kimse ağırlık yapıyor diye çölde su taşımaktan vazgeçmez. Aksi hayattan vazgeçmek anlamına gelir. Çeşme başındakinin çöldekini anlaması beklenmez. Siyasal demokrasi çöldeki su gibidir. İhtiyacı olan için önemi hayati; olmayan için talidir. Siyasal demokrasi güçsüzü korur, korumalıdır. Güçlü için siyasal demokrasi ayak bağıdır, olmalıdır. Muhalefet daha çok siyasal demokrasi ister. İktidar daha fazla yasak. Birinin denetim yapabilirliği, diğerinin hesap verirliği ancak böyle dengeye kavuşur.
Alibeyköy yolsuzluğa karşı yürüdü
Devlet krizinin derinleşmesiyle egemenlik mücadelesine giren burjuva çevreler bugüne kadar yaptıkları yolsuzlukların bir bölümünü açığa çıkarmışlardı. Bu yolsuzluğun sadece bir bölümünde ortaya çıkan paralar bile hiçbir emekçinin hayal edemeyeceği miktarlardaydı. Ardından her gün yenisi çıkan kasetlerdeyse rüşvet, para aklama, medya manipülasyonu gibi çeşitli konularda, Erdoğan ve oğlunun da konuştuğu ses kayıtları sızdırılmıştı.
Erkek egemenliğine, sömürüye, şiddete ve cinsel ayrımcılığa hayır demek için 8 Mart’ta alanlara!
8 Mart, kadın işçilerin eşdeğer işe eşit ücret ve daha iyi çalışma koşulları için verdikleri mücadeleyi yaşamlarıyla ödedikleri bir mücadele günüdür. Erkek ve devlet şiddetinin olmadığı bir dünya, daha iyi bir çalışma ve yaşam koşulları bizler için hala hayati önemde. Mücadelesi işyerlerinde, sendikalarda, sokakta, evde, okulda kısacası erkek egemen sistemin var olduğu her yerde her gün sürmekte olan kadınları selamlıyoruz. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü direniş ve mücadele günümüz olarak kutluyoruz.
Bosna’da işçiler sokakta
Enteresan zamanlarda yaşıyoruz, daha on beş yıl öncesinde “şavaşlar, sınıflar ve tarih son buluyor” tezlerinden dünyanın dört bir yanında patlak veren devrimler ve ayaklanmalara şahit olduğumuz günlere geldik. Tarihin son bulması şöyle dursun, tarih belki de hiç bu kadar hızlı akmamıştı.
Venezuela: Hükümet ve patronlar arasındaki anlaşmayı reddediyoruz!
İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (UIT-CI)’in Venezuela seksiyonu Sosyalizm ve Özgürlük Partisi’nin, Venezuela’da geçtiğimiz ay başlayan sokak gösterilerine ve Chavezci Maduro hükümetinin geçtiğimiz günlerde ülkenin en büyük patron örgütleriyle gerçekleştirdiği Barış Konferansı’na ilişkin bildirisi
ÖKM oyuncuları “ses açıyor”
İstanbul Üniversitesi’nde Öğrenci Kültür Merkezi (ÖKM)’ne yönelik tasfiye çalışmaları sürüyor. Ancak ÖKM’den yıllardır beslenen ve kendi ürettiklerini herkesle paylaşan öğrenciler ÖKM’nin kapatılmasına da, üniversitelerinin ticarileştirilmesine de karşı çıkıp bizleri de desteğe çağırıyorlar.
ÖKM’nin tasfiye edilmesini engellemeye yönelik sürdürülen kampanyaların içerisinde bulunan Yiğit Şahin adlı dostumuzla süreçle ilgili bir söyleşi gerçekleştirip, kendisine mücadelelerine nasıl destek olabileceğimizi sorduk.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline hayır!
Rus şovenisti yayılmacı Vladimir Putin yönetimi, Rusya parlamentosundan aldığı “Rus asıllıların korunması amacıyla yurt dışına asker gönderme” yetkisi uyarınca, Kırım’dan başlayarak Ukrayna’yı işgal etmeye girişmiş durumda. İşgalin beşinci gününde Ukrayna topraklarına girmiş olan Rus askeri sayısı 17.500’ün üzerinde. Rus birlikleri Sivastapol’daki Ukrayna donanması ile başta Simferopol, Balaklava olmak üzere en önemli Kırım kentlerindeki hava alanlarını, haberleşme merkezlerini ve askeri garnizonları abluka altında tutuyor, buralardaki Ukrayna askeri personelinin teslim olmasını istiyor. Bazı Ukraynalı komutanlar ve askeri birlikler, Kiev’deki yeni hükümetin “meşru olmadığı” gerekçesiyle saf değiştirip Rus ordusu saflarına katılmış halde. Ama pek çok birlik teslim olmayı red ediyor ve kanlı bir direniş olasılığı henüz gündemden çıkmış değil. Böylesine bir gelişmenin Ukrayna çapında bir iç savaşa yol açmasına ve Rusya’nın, Sovyetler Birliği’nin dağılması üzerine 1991’de bağımsızlığını elde etmiş olan Ukrayna’yı yeniden işgal ve ilhak etmesine ortam sağlayacağı ortada.










































