Sitemizde, Devrimci Komünist Birlik’in (Belçika) Kızıl adlı sitesinde Suriye Devrimci Sol Akımı üyesi Joseph Daser ile Suriye’deki güncel duruma ilişkin yapılan röportajın bir bölümüne yer veriyoruz.
Rusya’da sosyalist devrimin zaferi
Rusya’da Çarlığın yıkılıp yerine işçi ve köylü sovyetlerinin iktidarının kurulması üzerinden neredeyse bir asır geçti. Bolşevik Parti, işçilerin ve köylülüğün seferberliği üzerinden yükselerek iktidara gelmeyi başarmıştı. Tarihteki ilk muzaffer sosyalist devrim üzerine tartışma, belirleyici önemini korumaya devam ediyor. Ekim Devrimi’nin 96. yıldönümünde, Mercedes Petit’nin Sosyalist -Arjantin- gazetesinde yayımlanan yazısını paylaşıyoruz.
AKP’nin kadın istihdamı paketini kabul etmiyoruz!
AKP’nin “kadınlara müjde” başlığıyla sunduğu Kadın İstihdam Paketi kadınlara esnek, güvencesiz ve evden çalışmayı teşvik eden yasa tasarılarından ibaret. Sendikalar, kadın örgütleri, feminist örgütler ve siyasi partilerden oluşan Kadın Emeği Platformu, kadınlara yönelik bu tarihsel saldırıya karşı örgütlenmek üzere bir araya geldi. Platform 2 Kasım’da “AKP’nin kadın istihdam paketi kime müjde?” başlığıyla gerçekleştirdiği forumun ardından 7 Kasım’da TMMOB’da düzenlenen bir basın açıklamasıyla taleplerini açıkladı. Platformun sonuç bildirgesini sizlerle paylaşıyoruz.
Alibeyköylü emekçiler haklarını öğreniyor
Geçtiğimiz pazar günü Alibeyköy Karadolap Mahallesi’nde, İşçi Cephesi okurları ile yeni bir hukuk semineri gerçekleştirdik. Her sektörden emekçinin katıldığı seminerde sunumu iş hukukunda uzman bir avukat arkadaşımız yaptı. Seminerin konusu ise, işten atılma durumunda neler yapabileceğimiz ve de kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin gibi haklarımızı ne şekilde alabileceğimizdi. İşçilerin aktif katılımının olduğu sunum daha çok deneyim aktarımları ve soru-cevap şeklinde geçti.
Yanıyoruz hele…
Konumuz: genç işsizlik. İsmi tanıdık geliyor fakat çoğu zaman öneminin farkına varamıyoruz. Oysa ki Yunanistan’da %54, İspanya’da %52, İtalya’da %40’a dayanan genç işsizlik oranları – yani bir ülkede iş bulamayan 15-24 yaş yaşları arasındaki gençlerin oranı- hükümetleri ve patronları bile korkutmuş durumda.
6 Kasım’da YÖK’e karşı öğrenciler alanlardaydı
Hepimizin bildiği gibi 6 Kasım YÖK’ün kuruluş yıldönümü ve öğrencilerin YÖK’e karşı gelenekselleşmiş protesto günüdür. Geçtiğimiz 6 Kasım’da çeşitli üniversitelerde öğrenciler YÖK’e karşı eylemler yaptılar, öğrenciler arasında hiçbir meşruluğu olmayan bu kurumu protesto ettiler. Akdeniz Üniversitesi’nde eylem yapan öğrenciler Rektörlüğe yürümek isteyince özel güvenlik görevlilerinin saldırısına uğradı ve 5 öğrenci gözaltına alındı. Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Dekanlığına giren protestocu öğrencilere, polis biber gazıyla saldırdıktan sonra 11 öğrenciyi gözaltına aldı. Mersin Üniversitesi öğrencileri Çiftlikköy Kampüsü Meslek Yüksek Okulu önünde toplanarak, “Sermaye defol üniversiteler bizimdir”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Öğrenciyiz haklıyız kazanacağız” sloganları eşliğinde Cumhuriyet Alanı’na kadar yürüdü. Çukurova Üniversitesi’nde Başbakan’ın öğrenci evleri hakkındaki son açıklamalarına karşı kadın ve erkek öğrenciler yan yana oturarak eylem yaptılar. Uludağ Üniversitesi’nde ise öğrenciler Başbakan’ın son açıklamalarını temsili nikâh ile protesto ettiler.
Devletin Alevi açılımı; Namazında niyazında Alevilik…
2009’da yapılan çalıştaylarla başlayan Alevi açılımı, AKP hükümetinin bütün dertlerinin sorumlusunun yine bizzat Aleviler olduğunu bulmasıyla bir acayip olarak kapandı. Alevilerin dertlerini dinlemek, hatta çözmek iddiası ile yapılan bu açılım süreci, ironik bir şekilde topu yine Alevilere attı. “Alevilerin daha kendi arasında kimin temsil yetkisi var onu belirleyemedikleri”, ya da “Alevilerin arasında neredeyse Marksizm’e kadar savunan var” gibi yine bir tür “değnekçilikle” Alevilere ancak belli bir Alevilik yorumunun devlet katında makbul olduğunu söylemekten başka yeni bir şey çıkmadı, bu açılım paketinin içinden.
AKP hattrick peşinde ama…
İlki Mart 2014’de olmak üzere önümüzdeki 1,5 yıl içinde üç seçim sandığı kurulacak. AKP bu üç seçimi de kazanarak hatrick yapmanın peşinde. Araştırma şirketlerinin çoğunluğu AKP’nin bu emeline yakın olduğu yönünde anketler yayınlıyor. Bu anketlere göre AKP kabaca her iki seçmenden birinin oyunu bir kez daha almaya aday gösteriliyor. Gerçekten böyle mi? AKP son on bir yıldır olduğu gibi bu seçimlerde de yine tüm rakiplerini mağlup edebilecek mi? 12 Eylül 2010 anayasa referandumunda olduğu gibi bir “yetmez ama evet” hayalini daha kamçılayabilecek mi? Mevcut ekonomik, sosyal ve politik tablo bu kez bunun hiç de kolay olmadığını gösteriyor. Akan demokrasi makyajıyla giderek bir korku filmi karakterine bürünen Başbakan Erdoğan aksini iddia etse de Türkiye Mart 2014 yerel seçimleri öncesi sorunların çoğaldığı ve keskinleştiği yol ayrımı bir tabloyla karşı karşıya.
HDP’nin kuruluşu
Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kongresi 27 Ekim günü Ankara’da Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu’nda yoğun bir katılım ile gerçekleşti. Öncelikle HDP’nin içerisinde yer alan tüm mücadeleci dostlarımıza selamlarımızı sunar ve başarılar dileriz.
İzmir’de Gezi tutsaklarına tahliye
2 Kasım Cuma günü İzmir’de, Gezi direnişine destek eylemlerinde yer aldıkları için tutuklanan 7 direnişçi ilk duruşmada tahliye edildi.
Arjantin’de Sol Cephe’nin tarihi zaferi
Arjantin’de genel seçimlerin ikinci ayağı 27 Ekim 2013 tarihinde ufuk açıcı bir sonuçla tamamlandı. İşçilerin ve Solun Cephesi (FIT) Ağustos ayındaki ilk basamak seçimlerde elde ettiği 900 binlik oy oranını yüzde 30 düzeyinde aşarak, ülke tarihinin en büyük seçim zaferine imza attı.
İşçi ve öğrenci mücadeleleri ortaklaşırken
Son senelerde gençlik hareketinin sokaklara döktüğü enerjinin karakteri, öğrencilerin mücadelesinin değişen dinamikleri üzerine çok şey anlatıyor. Özellikle geçmiş yıllarda Fransa’da emeklilik yasasıyla, Kanada’da harçlara zam ile ve Şili’de de neoliberal eğitim reformlarıyla mobilize olmaya itilen gençlik, yeni dönemin başlangıcında bu örneklerle kol kola girecek bir direnişler silsilesi daha sunuyor. Zira İspanya’da ve Şili’de süren seferberliklerin yanı sıra, neoliberal zenofobik yaptırımlara karşı sokağa dökülen Fransalı liseliler ile geleceklerinin çalınmasını onaylamayıp on binlerce işçiyle ortak bir hat ören İtalyalı öğrenciler bu sürecin önemlice bir parçasını oluşturuyorlar. Bütün bu örneklerde taleplerin ve sloganların, emekçi sınıfların isteklerinin örgütlenmiş ifadeleriyle uyum içerisinde oluşu, öğrenci hareketinin son 30 sene içerisinde değişen dinamiklerini aydınlatır nitelikte.
Asrın saldırı projelerini durdurabilmek için…
Seçimler yaklaşırken, yitirdiği meşruiyeti geri kazanmak için çırpınan AKP, “demokratikleşme” paketi safsatasının ardından, şimdi de “asrın projeleri”yle göz boyama peşinde. AKP’nin görkemli açılışlarla reklamını yaptığı projelerin niteliği epey tartışma götürür fakat; 11 yıllık iktidarında bir asra bedel saldırı projelerini hayata geçirdiği tartışılmaz bir gerçek. Hatırlatalım, 10 yılda TC tarihindeki tüm özelleştirmelerin yaklaşık yüzde 90’ını gerçekleştiren bir hükümetten; taşeron işçi sayısının 4 kat artarak 1,5 milyonu aştığı, iş cinayetlerinde 10 binden fazla işçinin hayatını kaybettiği bir dönemden söz ediyoruz.
Kadıköy’de eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü mitingi
Alevi derneklerin çağrısıyla Kadıköy’de on binlerce kişinin katıldığı “eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü” mitingi gerçekleşti. Boğa heykelinde buluşan kitle yolu kapatarak rıhtımdaki miting alanına doğru yürüdü. Göstericilere karşı TOMA ve çevik kuvvetlerle alanda hazır bulunan polis mitinge müdahale etmedi.
İlk AVM grevinden zafer: “Bu Daha Başlangıç!”
DİSK’e bağlı Sosyal-İş’te örgütlenen işçilerin başlattığı ve Türkiye’nin ilk AVM grevi olan Leroy Merlin grevi kazanımla sonuçlandı. Bursa ve Ankara’da direnen işçiler temel taleplerinin karşılandığı toplu iş sözleşmesinin (TİS) imzalanmasının ardından 3 Ekim’de başlatılan grev, 18 Ekim’de zaferle sonlandırıldı.
Kazova: Üreten güçler toplumsal engelleri yıkarken
Kapitalist üretim tarzının barındırdığı çelişkili dinamik söz konusu olduğunda, eski Amerikan Tarım Bakanı Butz’un bir muhabirle yaptığı röportajdan o meşhur pasaj gelebilir akıllara. Zira muhabir Butz’a, herkesin haftada bir hamburger daha az yemesiyle, dünyadaki kıtlığın çözülüp çözülemeyeceğini sorar. Butz ise, kendisini asıl endişelendirenin düşük sığır fiyatları olduğunu, bununla başa çıkabilmek için de haftada bir hamburger daha fazla yemeyi düşündüğünü söyler.
AKP’nin ODTÜ ısrarı
Ankara Büyükşehir Belediyesi, bayram tatili sırasında okulun boş olmasından faydalanarak, Eskişehir-Konya yolu bağlantısını sağlayacak ve bir bölümü de ODTÜ arazisinden, 100. Yıl ve Çiğdem mahallelerinden geçen yolun inşaatına henüz mahkeme süreci devam ederken, okul yönetiminden izin almaksızın bir gece baskınıyla hız vermiştir. 1 gecede 3000’den fazla ağacı keserken bunlardan çok küçük bir kısmını göstermelik olarak taşımıştır. Ankara Belediyesi’nin bu yolda bu kadar ısrarcı olmasının ve devletin tüm gücünü seferber edip, çevre illerden araçlar getirerek, büyük bir polis gücünü yığarak, gece baskınları yaparak yangından mal kaçırır gibi yolun inşaatına girişmesinin ve bu yola karşı gösterilen tepkiye şiddetle karşı çıkmasının üç temel nedeni var.
ABD’de borç krizi
Sonunda şimdilik de olsa bütçe ve borç krizi bir uzlaşmayla aşıldı. “Kapanan” hükümet, bir süredir yerine getiremediği kamu hizmetlerini en azından Şubat 2014’e kadar sürdürecek; sonrası yeniden pazarlığa bağlı görünüyor.
İmralı’da sancılı süreç
Geçtiğimiz günlerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan İmralı görüşmeleri için kararı biz veririz demiş ve eklemişti: “Kimsenin rota çizme yetkisi yoktur. Yeri gelir gönderir, yeri gelir göndermeyiz. Herkes haddini bilecek.”
Dersim Aksa işçileri direnerek kazandı
Dersim’de özelleştirme sonucu bölgedeki elektrik dağıtımını üstlenen Aksa, işçilerin maaşlarında ciddi gasplara girişmiş ve işçilerin çalışma koşullarını ağırlaştırmıştı. Bunun üzerine işçiler greve çıkmıştı. Grev süresince gerek idare gerek grev kırıcılar devreye sokularak işçilerin iradesi sınandı. Grevi kırmak adına şirket İbrahim Atan adındaki bir işçiyi göz göre göre ölüme göndermekten çekinmedi. İşçiler buna grevi daha da büyüterek yanıt verdiler. Bingöl ve Elazığ’daki enerji işçileri de grevdeki işçilere destek için iş bıraktı.
Öğle yemeği mesai saatinden sayılmaz
Okurumuz Kamil Gülen: “Bir işyerinde haftanın 5 günü 08:00 – 17:00 cumartesi günleri 08:00-13:00 arası çalışıyorum. Bildiğim kadarıyla haftalık 45 saat çalıştırabilir işveren beni. Fazlası mesaidir. Ama işveren fazla mesai alacağım olmadığını söylüyor, doğru mu?” diye sormuş.
Devlet, yargı ve erkek şiddetine karşı kadın dayanışması!
25 Kasım, erkek egemen kapitalist sisteme, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, erkek şiddetine, devlet ve yargı şiddetine, savaşa, ırkçılığa ve kadınları, kadın haklarını yok sayan sistemlere karşı mücadelemizi hep beraber yükselttiğimiz gündür.
Türk diplomasisi saf mı değiştiriyor?
19. yüzyıl savaş kuramcısı Von Clausewitz’in, savaşların politikanın bir uzantısı olduğuna ilişkin belirlemesini, ülkelerin “barışçıl” dış politikalarının da egemen sınıfların sınırötesi projelerinin bir yansıması olduğu biçiminde okuyabiliriz. Buna karşılık, savaşlar ülkelerin tarihinde politikanın son derece sıkışmış patlamalı hali iken, diplomasi çok daha uzun evrelere yayılan kesintisiz bir faaliyettir. Bir devletin egemen sınıflarca belirlenmiş, uzun sürelerce sınanmış, kurumsal yapısına işlemiş dış politika çizgisi, dünyada ya da o ülkenin jeostratejik bölgesinde köklü değişikler ya da bizzat ülkenin iç politikasında radikal bir rejim dönüşümü olmadığı sürece sürekliliğini korur. Diplomatik manevraları ne hemen strateji değişikliği olarak görmeli, ne de dış politikayı polisiye roman entrikalarıyla izah etmeye çalışmalıyız.
Naciye Güllüoğlu’nu kaybettik
Dostumuz, kardeşimiz, yoldaşımız Naciye Güllüoğlu’nu beklenmedik bir kalp kriziyle kaybettik.
AKP tipi istikrar
İstikrar, Başbakan Erdoğan’ın övünürken de bahane üretirken de kullandığı kilit bir kavram. Erdoğan AKP hükümetinin on bir yıllık icraat tablosunu itinayla istikrar kavramı üzerinden anlatmayı tercih ediyor. Yetinmiyor aynı zamanda istikrarı korunması gereken yasaklar (statüko) için de bir gerekçe kaynağı olarak kullanıyor. Erdoğan’ın yüzde onluk seçim barajını siyasi istikrar bozulur gerekçesiyle defalarca reddettiğini biliyoruz. Anadilde eğitimin reddi, TMK’nın ısrarla muhafaza edilmesi, Polis Vazife ve Salahiyeti Kanunu’nun varlığı, Özel Yetkili Mahkemelerden bir türlü vazgeçilememesi gibi birçok örnek de, siyasi istikrar adına, Erdoğan ve AKP hükümeti tarafından savunuluyor. Mezarda emeklilik yasası ekonomik istikrar adına uygulamaya sokuldu. Kıdem tazminatına ekonomik istikrar adına el konulmak isteniyor. Esnek ve güvencesiz çalışma ülke ekonomisinin istikrarı gerekçesiyle hayata geçirildi. Malum, en az üç çocuk da yine gelecekteki ekonomik istikrar adına talep edilmekte. Kısacası istikrar her derde deva bir açıklama olarak sahneye sürülüyor.
Darphane işçileri direnerek kazandılar
Yaklaşık üç ay önce başlamış bulunan Darphane işçilerinin grevi, 13 Eylül tarihinde birçok kazanımla ve birkaç uzlaşmayla sona erdi. Türk-İş’e bağlı Basın-İş üyesi 257 işçi, toplu sözleşmede işverenle anlaşmaya varamayarak 25 senelik sessizliklerini bozmuş ve altın, madeni para, nüfus cüzdanı, ehliyet, pasaport ve benzerlerinin üretildiği sektörlerinde üretim sürecini durdurma kararını uygulamaya geçirmişlerdi.
İşverenin iki ay sigortasız çalıştırma hakkı var mı?
09.11.2011 – 07.05.2013 arasında, ilk iki ayı sigortasız olarak bir işyerinde çalıştırıldım. 07.05.2013 günü, işten çıkarıldığımı söylediler. Kıdem tazminatına hak kazandım mı, bir de ilk iki ay sigortasız çalıştırma hakları varmış, doğru mu?
Eğitim A.Ş.
Hükümetin eğitim sistemine yaptığı neoliberal saldırılar bitmek bilmiyor. Ödediğimiz onca vergiye karşılık nitelikli parasız eğitimi sağlaması gereken hükümet, tam tersine eğitimi nasıl ticarileştireceğine, şirketleri ve sermayeyi eğitim kurumlarına nasıl sokacağına kafa yoruyor. Bunun bedeli de hakkımız olan nitelikli parasız eğitimin gasp edilmesi oluyor.
AKP burjuvaziyi önderlik krizine sürüklüyor!
Turgut Özal’ın alamet-i farikası burjuvazinin önderlik krizine güçlü bir yanıt oluşturma potansiyelinde saklıydı. Bu yanıt dört temel noktaya dayanmaktaydı: Neoliberal bir program; tek başına hükümet olabilecek seçmen desteği; toplumsal ve siyasal açıdan sürdürülebilirlik ve dış destek. Bu potansiyel bütün sonuçlarına istenen seviyede ulaşamadı ama Recep Tayyip Erdoğan’a bayrağı devretmek için gerekli zemini sağladı. Burjuva parlamenter sistem Özal ile Erdoğan arasında 1970’li yıllara benzer istikrarsızlıklar yaşadı. En önemli sorun kitlelerin burjuva parlamenter işlerliğe giderek daha derin bir güvensizlik beslemesiydi. Burjuva politikacı toplumsal algıda hırsızdan farksız bir konuma sahipti. Burjuvazi Özal ile başlayan ve Erdoğan ile kurumsallaşan şekilde işte bu ayaklar altına düşen önderlik krizini ve sistemin işlerliğini göreceli olarak çözme imkanına kavuştu. Bu sayede tüm alanlarda burjuvazinin öncelik, çıkar ve ihtiyaçları temelinde değişimler gerçekleşebildi. Siyasi iktidarın Kürt sorunu gibi tarihsel bir dizi sorunun burjuva çözümüne girişebilmiş olması yine bu sayede mümkün olabildi. Kuşkusuz dünya konjonktürünün görece uygunluğu, ABD ve AB’nin dış destekleri sayesinde!
Yunanistan Avrupa’nın neresine düşer?
Almanya’da Angela Merkel’i üçüncü kez iktidara getiren seçimler boyunca yapılan analizlerin birçoğunun merkezinde Yunanistan’ın kesinti paketlerine devam edip etmeyeceği yer alıyordu. Pekiyi, Almanya’da hükümeti belirleyecek seçimlerin ardından adeta bir iç politika unsuru gibi Yunanistan’daki ekonomi politikalarının ele alınması ne anlama geliyor? Çok açık, bu durum, krizin aşılmak bir yana giderek kangrene dönüştüğü ve bankaları kurtarmak adına yıkım politikalarını Avrupa işçi sınıfına dayatan “güçlü iktidarların ve ekonomilerin” dahi kaderinin pamuk ipliğine bağlı olduğu gösteriyor.
Meksika’da öğretmenlerin hedefinde neoliberalizm var
Eğitimde uygulamaya sokulan neoliberal reformlara karşı yükselen seferberliklerin yarattığı politik krizler, süreçler ilerledikçe derinleşmeye devam ediyor. Şili, Kanada ve Fransa gibi ülkelerin isimleriyle sembolleşmiş bulunan eğitim protestolarına, bu sefer Meksika da katıldı.
Kıdem tazminatına yeni bir soygun planı geliyor!
Ekonomik mucizesi emek karşıtı neoliberal bir planın uygulanmasına dayanan AKP hükümeti, sıcak para musluklarının kesilmeye başlamasıyla, ajandasındaki saldırı paketlerini tek tek ortaya çıkarmaya başladı.
Paket, demokratikleşme ve Kürtler
Bu ülkede demokratikleşme deyince akla Kürt halkı ve taleplerinin gelmemesinden daha abes bir şey olabilir mi? Faili meçhuller, baskılar, zorla yerinden etmeler, adını koymakta yıllar boyu tereddüt edilen bir gerçeğe sorun demekte bile zorlananlar… “Kürt sorunu yoktur, Kürt kardeşlerimin sorunları vardır” ile başlayan zoraki bir kabullenmeden sonra adına açılım, çözüm, paket diyerek ambalajlanan -artık “q,w,x” harflerini de kullanarak yeni isimler türetebilirsiniz- bir aldatmacayla daha karşı karşıyayız.
“Demokratikleşme” paketi: AKP’nin ustalık güldürüsü!
AKP hükümeti yaşadığı derin meşruiyet krizini yeni kozmetik müdahalelerle aşma çabasında. İçeride Gezi isyanına dışarıda Arap devrimlerine toslayan, yarattığı ekonomik balon patlamanın arifesinde olan AKP hükümeti, son olarak da Kürt hareketiyle yürüttüğü “çözüm sürecini” bir çıkmaza soktu. Bütün bu sorunlardan çıkış yolunun formülünü ise hükümet, 11 yıllık iktidarı boyunca alanında ustalaştığı yeni bir “Ali Cengiz oyunu”nda buldu: “Demokratikleşme” paketi!
Bestek, demokratîkbûn û Kurd
Li vî wlatî dema qala denokratîkbûnê tê kirin gelê Kurd û daxwazên wan nehatina bîrê ji vê tiştek eletewştir heye? Kuştin, zext, mişextî kirin, ji rastiyekê re ku di nav lê kirinê de bi salane dûdil bûn di gotina pirsgirêkê de yên zor lê tê… Bi gotinên “Pirsgirêka Kurd nîne, pirsgirêka vrayên min ên Kurd heye” em bi xapandinek din re ku wek vekirin, çareserî, bestek bi navkirinê tê ambalaj kirin -êdî bi tîpên “q, x, w” hûn dikarin navên nû zêde bikin- rû bi rû ne.
Kadın İstihdamı Paketi: Müjde mi, kara haber mi?
Aile Bakanlığı tarafından müjdeyle açıklanan, Ankaralı sanayiciler tarafından ise “Kadınlar artık zor iş bulur” olarak değerlendirilen kadın istihdam paketi Kasım ayında TBMM gündeminde olacak. Çalışma Bakanı Faruk Çelik için bu paket, öncelikle “genç nüfus ve sağlıklı aile kurumunun devamlılığı” demek. Fatma Şahin ise, bu pakette “işletmelere yük getiren hiçbir tedbire yer vermedik, konu açısından endişe edilecek bir durum yok” diyerek patronları rahatlatıyor. Genç nüfus, güçlü aile, patronlar derken kadınların adını anan pek yok.
Bana musahibini(*) söyle sana kim olduğunu söyleyeyim!
Ankara Tuzluçayır mahallesinde hükümetin binbir ruhsat kolaylığı ile imara açtığı Cami-Cemevi projesi, Alevilerin günlerce-gecelerce süren başkaldırılarına neden oldu. Yoğun bir Alevi nüfusa sahip Tuzluçayır ve Mamak bölgesinde polis ile şiddetli çatışmalar yaşandı. Polis terörü, İstanbul Beşiktaş’ta olduğu gibi tüm mahalleyi cezalandırma haline dönüşerek, evlerin içine gaz bombaları atıldı, insanlar plastik mermiler ile yaralandı. Buna karşılık, direnen mahallede bir adım geri çekilme olmadığı gibi, sokak sokak kurulan barikatlara genç-yaşlı-çocuk yüzlerce insanın terinin akmasının önü açıldı.
Tiyatrofobi’den yeni oyun: Aile Mezarlığı
“Emre üç ay önce babasını kaybetmiştir. Babasının kaybı ile içine kapanan ve insanlarla ilişkisini kesen Emre için en yakın arkadaşları Fırat ve Görkem bir çilingir sofrası kurar. Emre’nin ilk kez kendi duygularıyla yüzleşmek istemesi üç arkadaş arasında derin bir hesaplaşma başlatır. Gerçek ve kurgunun, seyirci ve oyuncunun birbirine karıştığı uzun bir gece. Fırat’ın evinde bu geceye sadece tanık olmak, yahut bu gecenin bir parçası olmak elinizde. Yıkılan dördüncü duvarın enkazına gömüyoruz babaları.”
Merkel’in “ustalık” dönemi
22 Eylül’de yapılan 2013 Almanya Federal Seçimleri, Merkel’in liderliğini yaptığı Hristiyan Birlik Partisi’nin (CDU) mutlak zaferiyle sonuçlandı. Muhafazakar demokrat CDU, oylarını %33’ten %42’ye yükselterek üç kez üst üste hükümeti kurma görevini aldı.
Beşiktaş Çarşı sadece bir taraftar grubu değildir!
Simon Kuper’in de dediği gibi “Futbol asla sadece futbol değildir.”
Futbolun toplum ve politika üzerindeki etkisi tartışılmaz bir gerçek. Bunun en yakın örneğini İstanbul’daki Gezi Parkı eylemlerinde gördük.
Kazova defilesi: İşgal et! Diren! Üret!
Kazova işçileri, Somuncu Ailesi’nin Ali Cengiz oyunları ile makineleri çalıp, tahrip etmesine fabrikayı işgal ederek cevap vermişti. Türkiye sınıf mücadelesi için oldukça önemli olan bu direnişi bir adım daha ileri götüren Kazova işçileri, Ağustos ayında üretime başladı.
İzmir Gündoğdu İskele Forumu: ‘Direnişi büyütmek için yan yana geliyoruz!’
20 Haziran’da direniş çadırlarının dağıtılmasından beri düzenli olarak Alsancak İskele’de toplanan ve Alsancak’taki yerel halkın ve çalışanların sorunlarını gündemine almaya çalışan Gündoğdu İskele Forumu, ‘Direnişi büyütmek için yan yana geliyoruz!’ sloganıyla 25 Eylül’de Alsancak’ta yeni bir etkinlik gerçekleştirdi.
Gezi tutsaklarına özgürlük!
İzmir’de Gezi Tutsakları Aileleri, dün 8. kez bir araya geldiler. Konak YKM önünde buluşan yaklaşık 40 kişilik protestocular, buradan Konak Saat Kulesi’ne doğru yürüyüşe geçti.
Kazova: “Patronsuz üretim devam ediyor; herkes mutlu, herkes çalışmak istiyor.”
İşçi Cephesi: Direnişiniz nasıl başladı?
Kazova’dan bir işçi: Bizim direnişimiz ilk önce 4 aylık maaşımızı, kıdem ve tazminat haklarımızı almak için patrona talepte bulunmamızla başladı ve patron bizi muhatap almadı. Biz haklarımızı istedik; yani burada herhangi bir hırsızlık yapmadık, ama fabrikada bizi muhatap alan hiç kimse yoktu. Biz 31 Ocak’ta fabrikaya geldiğimizde hepimiz 1 haftalık izine çıkartıldık. Bunun öncesinde fabrikada iş vardı, ama para verilmiyordu, Cumartesi, pazar da mesai yapıyorduk. Sonra bir gün işe geldik, duvar çekilmiş fabrikaya; bunun neden yapıldığını sorduk. Umut Somuncu bize “Ben babamla anlaşamıyorum, biz burayı böleceğiz. Babam sürekli ihracat çalışıyor, ben ihracat çalışmak istemiyorum. Ben kendi piyasama çalışmak istiyorum. Kendim yapıp, kendim satacağım.” dedi. On bir arkadaşımız öbür tarafa geçti. Bu olaydan sonra bir ay daha çalıştık. Daha sonra 1 Şubat’ta bir hafta izne çıkartıldık. Geri geldiğimizde fabrikada patron yoktu. Hiç kimse yoktu, muhatabımız yoktu; bir avukat vardı sadece.
Suriye ve askeri müdahale. Sol hareketin sorumluluğu
Emperyalist müdahaleye hayır! Tabii ki, kapitalizmin büyük dünya jandarması hiçbir zaman halkları savunmak ve onların özgürlük mücadelelerine yardım etmek için askeri müdahalede bulunmamıştır, bulunmayacaktır da. Ama aldanmaya yer bırakmayalım, bizim, emperyalist müdahaleye rejim katliamlarına devam edebilsin diye karşı çıkanlarla, hangi halkın baskıya ve yoksulluğa karşı ayaklanabileceğine (Tunus ya da Mısır) hangilerinin ise ayaklanamayacağına (Libya ya da Suriye) karar verme hakkının kendilerinde olduğunu sananlarla hiçbir ortak yanımız yoktur. Biz daha ilk günden itibaren devrimin yanında olduk ve hep öyle olacağız.
Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi sessiz sedasız kapatıldı
Taksim Meydanı’nı yayalaştırma, Tarlabaşı’nı dönüştürme, Cihangir Parkı’na sosyal tesis, Galataport derken, hükümetin Beyoğlu’nu “soylulaştırma” projelerine son olarak Taksim İlkyardım adıyla bilinen Taksim Eğitim ve Araştırma Hastahanesi’nin “yenilenme” adı altında kapatılması eklendi.
Kadıköy’de polis saldırısı
Geçtiğimiz Cumartesi akşamından beri Kadıköy’de giderek artan sayıda kitleler hükümetin politikalarına ve baskılarına karşı yürüyüş yapıyorlar. Suriye’ye emperyalist müdahale, cami-cemevi projesi, Taksim’e yapılan polis saldırıları, Ahmet Atakan’ın katledilişi gibi birçok nedenden dolayı son beş gündür Kadıköy’deki protesto yürüyüşlerinin ardı arkası kesilmiyor. Eylemciler zaman zaman ana caddenin trafiğini keserek boğa heykelinden vapur iskelesine kadar yürüyor (buradan eylemcilerin bir kısmı Taksim’e uğurlanıyor), zaman zaman Bahariye Caddesi’nden geçerek bütün Kadıköy’ü sokak sokak dolaşıyor.
Kadıköy halkı Tuzluçayır için yürüdü
Mamak Tuzluçayır’da geçtiğimiz gün temeli atılan cami-cemevi projesi, Aleviler tarafından yoğun tepki topladı. Tuzluçayır meydanına yürüyüşe geçen Mamak halkına polis TOMA, biber gazı ve plastik mermiyle saldırdı. Çatışmalar bütün gün boyunca devam etti.
Taksim’den ODTÜ’ye mücadele sürüyor
ODTÜ arazisinden geçirilmesi planlanan ve 100. Yıl ile Çiğdem Mahallelerini ikiye bölüp rant alanı haline getirecek olan yola karşı sürdürülen direnişin fitillediği mücadele ateşi yurt genelinde etkisini sürdürmeye devam ediyor.
Kadıköy’den ODTÜ’ye selam
ODTÜ, 100. Yıl mahallesi ve Çiğdem mahallesi günlerdir hükümet tarafından yapılması planlanan yol nedeniyle karışmış durumda. Mahalle halkı ve öğrenciler yapılıp yapılmamasında hiçbir söz hakkına sahip olmadıkları ve yaşam alanlarını yıkacak olan bu yola karşı günlerdir direniş içerisindeler. Bu direnişi kırmak ve ağaçların kesilip yolun yapılmasına devam etmek için bugün (6 Eylül) polis direnişçilerin çadırlarına aynı Gezi Parkı’nda olduğu gibi bir sabah baskını yaptı. Baskın sırasında direnişçilere TOMA ve biber gazı ile müdahale edildi. 14 kişi gözaltına alındı.





































